

Modern Family — Season 9 Episode 22
Words & meanings
695 words
CEFR level
önem
In sceneönem veya değer
It does not matter
Önemli değil
konu
tartışılan konu veya durum
This is a private matter
Bu özel bir konudur
madde
evrendeki fiziksel şeyler
All matter has mass
Tüm maddelerin kütlesi vardır
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
teşekkür ederim
minnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
bir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
oda spreyi
havanın güzel kokmasını sağlayan ürün
He sprayed air freshener in the room
Odaya oda spreyi sıktı
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
ilham vermek
In scenebirine yeni bir fikir veya yaratıcılık hissi vermek
Her story inspires me
Onun hikayesi bana ilham veriyor
ilham vermek
birini bir şey yapmaya heveslendirmek
Her teacher inspired her to write
Öğretmeni ona yazması için ilham verdi
göz gezdirmek
In scenebir şeye hızlıca bakmak
I scanned the newspaper
Gazeteye göz gezdirdim
tarama
In scenetıbbi bir durumu kontrol etmek için yapılan işlem
The doctor ordered a brain scan
Doktor bir beyin taraması istedi
incelemek
bir şeyi dikkatlice gözden geçirmek
He scanned the document for errors
Belgeyi hatalar için inceledi
tarama
vücudun içini gösteren tıbbi bir görüntü
The doctor checked the brain scan
Doktor beyin taramasını kontrol etti
gölge
In sceneışığın engellenmesiyle oluşan karanlık alan
The tree casts a long shadow
Ağaç uzun bir gölge oluşturur
far
göz kapaklarına sürülen renkli toz makyaj malzemesi
She is wearing blue eye shadow
Mavi göz farı sürüyor
takip etmek
birinin yaptığı işi öğrenmek için onu yakından izlemek
I will shadow the manager to learn the job
İşi öğrenmek için müdürü takip edeceğim
endişeli
In scenehuzursuz veya kaygılı hissetmek
I am worried about the exam
Sınav hakkında endişeliyim
göndermek
bir şeyi birden fazla kişiye göndermek
The company will send out the invitations today
Şirket davetiyeleri bugün gönderecek
yaş
In scenebir kişinin yaşadığı süre
Age is just a number
Yaş sadece bir sayıdır
çağ
belirli özelliklerle tanınan zaman dilimi
We live in the digital age
Dijital çağda yaşıyoruz
yaşlanmak
daha yaşlı hale gelmek
Everyone ages
Herkes yaşlanır
birleşmek
In sceneiki veya daha fazla şeyin bir araya gelip tek bir şey olması
The two companies decided to merge
İki şirket birleşmeye karar verdi
üvey oğul
In sceneeşin önceki ilişkisinden olan oğlu
He has a great relationship with his stepson
Üvey oğluyla harika bir ilişkisi var
yedek
In scenebaşkasının yerine geçen kişi
He is an alternate for the team
O, takım için bir yedek
alternatif
her zamankinden farklı olan
We took an alternate route home
Eve alternatif bir yoldan gittik
sırayla yapmak
bir işi dönüşümlü olarak gerçekleştirmek
They alternate between running and walking
Koşu ve yürüyüşü sırayla yapıyorlar
biliyorsun
dinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
aman
In scenebıkkınlık veya yalvarma durumunda kullanılır
Oh, please stop it
Ah, lütfen dur artık
memnun etmek
In scenebirini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
anlaşıldı
telsiz mesajını almak ve kavramak
Please the transmission
İletiyi anladım
pelerin
In sceneomuzların üzerine giyilen bir giysi
The superhero wears a red cape
Süper kahraman kırmızı bir pelerin takıyor
burun
denize doğru uzanan dar kara parçası
The ship sailed around the cape
Gemi burnun etrafından dolaştı
bir an
In sceneçok kısa bir süre
Give me a minute
Bana bir dakika ver
dakika
60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
başa çıkabilmek
bir işi başkalarıyla aynı seviyede yapabilmek
She can hold her own in any conversation
Her türlü sohbette başa çıkabiliyor
ayakta kalabilmek
bir yarışta rakiplerle aynı seviyede kalabilmek
The team managed to hold its own against the champions
Takım şampiyonlara karşı ayakta kalmayı başardı
ironik
In scenebeklentilerin aksine olan
It is ironic that the fire station burned down
İtfaiye istasyonunun yanması ironik
dans etmek
In scenemüziğe göre vücudunu hareket ettirmek
They dance together
Birlikte dans ederler
dans partisi
insanların dans ettiği sosyal etkinlik
We went to the dance last night
Dün gece dans partisine gittik
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
The station dance is Alpha
İstasyonun ismi Alfa
getirmek
In scenebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
açmak
bir konudan bahsetmeye başlamak
Do not bring up the problem
Problemi açma
bir araya getirmek
ayrı parçaları birleştirip tek bir bütün oluşturmak
We need to bring these parts together
Bu parçaları bir araya getirmemiz gerekiyor
kısa mesaj
In scenetelefondan gönderilen yazılı ileti
I sent him a text
Ona bir kısa mesaj gönderdim
mesaj atmak
telefondan yazılı mesaj göndermek
I will text you
Sana mesaj atacağım
metin
yazılı veya basılı kelimeler
Read the text carefully
Metni dikkatle oku
koyu
In sceneaçık olmayan renk
He has dark hair
Onun koyu renk saçları var
karanlık
ışığın olmadığı durum
The room is very dark
Oda çok karanlık
karamsar
mutsuz veya umutsuz
He had a dark thought
Karamsar bir düşüncesi vardı
karanlık
çoğunluk tarafından bilinmeyen veya görülmeyen
They have a dark past
Onların karanlık bir geçmişi var
yıllık
In sceneyılda bir kez olan
We have an annual meeting
Yıllık bir toplantımız var
engellemek
In scenebir şeyin hareket etmesini önlemek
The fallen tree blocks the road
Devrilmiş ağaç yolu engelliyor
kütle
bir şeyin büyük katı parçası
He used a block of ice
Bir buz kütlesi kullandı
blok
iki kavşak arasındaki sokak bölümü
Walk one block and turn left
Bir blok yürüyün ve sola dönün
kütük
infaz için kullanılan ahşap platform
The prisoner knelt on the block
Mahkum kütüğün önünde diz çöktü
herkes
In scenetüm insanlar
Everybody is here
Herkes burada
herkes
her bir kişi
Everybody likes pizza
Herkes pizzayı sever
kesinlikle
In sceneşüphe olmadan veya kesin olarak
I will certainly help you
Sana kesinlikle yardım edeceğim
satın almak
bir şeyi para vererek edinmek
I paid for the new house
Yeni evin parasını ödedim
bedelini ödemek
bir hatanın veya zararın karşılığını vermek
He will pay for his lies
Yalanlarının bedelini ödeyecek
parasını ödemek
bir şey için ücret vermek
I will pay for the coffee
Kahvenin parasını ödeyeceğim
ödemek
bir borcu veya faturayı kapatmak için para vermek
I will pay for the dinner
Akşam yemeğini ben ödeyeceğim
eşlik etmek
biriyle beraber bir yere gitmek
Do you want to come with me
Benimle gelmek ister misin
beraberinde gelmek
bir şeyle beraber sunulmak
The phone comes with a charger
Telefon şarj cihazıyla birlikte gelir
gizli
In scenebaşkaları tarafından bilinmeyen
I have a secret plan
Gizli bir planım var
sır
başkalarından saklanan şey
Can you keep a secret?
Bir sır tutabilir misin?
gizli bilgi
gizli tutulan bilgi
The secret was revealed
Gizli bilgi açığa çıktı
sır
başkalarına söylemediğiniz bilgi
I have a secret to tell you
Sana söyleyecek bir sırrım var
soda
In sceneşekerli gazlı içecek
I want a soda
Bir soda istiyorum
gazlı içecek
tatlı ve köpüklü içecek
I bought a cold soda at the store
Mağazadan soğuk bir gazlı içecek aldım
devasa
In sceneaşırı derecede büyük
Look at that giant tree
Şu devasa ağaca bak
dev gibi
In sceneçok iri veya uzun boylu kişi
He is a giant of a man
O dev gibi bir adam
dev
çok büyük hayali varlık
The giant is very strong
Dev çok güçlüdür
kesip geçmek
bir şeyi keserek veya zorlayarak içinden geçmek
The knife cut through the rope
Bıçak halatı kesip geçti
dikkafalı
In scenekendi fikrinde direten
He is too pigheaded to listen to advice
Tavsiyeyi dinlemeyecek kadar dikkafalı
mahkeme
In sceneyasal davaların görüldüğü yer
He must appear in court
Mahkemeye çıkmak zorunda
saha
belirli sporların oynandığı alan
They are playing on the tennis court
Tenis kortunda oynuyorlar
kur yapmak
birine romantik amaçla yaklaşmak
He is trying to court her
Ona kur yapmaya çalışıyor
saray
kral veya imparatorun ailesiyle yaşadığı ve çalıştığı yer
The queen lives at the court
Kraliçe sarayda yaşıyor
herhangi biri
In sceneherhangi bir kişi
Can anyone help me?
Bana yardım edebilecek biri var mı?
inek
In scenebir konuyla aşırı ilgilenen kimse
He is a computer nerd
O bir bilgisayar ineği
tutkun
belli bir konuya çok ilgi duyan kişi
He is a movie nerd
O bir film tutkunu
inek
derslere veya teknik konulara aşırı odaklanan kişi
He is a math nerd
O bir matematik ineği
ineklik yapmak
sosyal açıdan garip görülecek kadar çok ders çalışmak
He is nerding out on his science project
Bilim projesi üzerinde ineklik yapıyor
sürme
In scenebir taşıtı kontrol etmek ve hareket ettirmek
I am driving a car
Araba sürüyorum
zorlamak
birini bir şeyi yapmaya veya belli bir şekilde hissetmeye itmek
He is driving me crazy
Beni deli ediyor
kazandırmak
bir işletmenin para kazanmasını sağlamak
This strategy is driving profit
Bu strateji kâr sağlıyor
planlayıcı
In sceneetkinlikler için planlar yapan kişi
She is a wedding planner
O bir düğün planlayıcısı
ajanda
randevuları ve planları not etmek için kullanılan defter
I write my schedule in my planner
Programımı ajandama yazıyorum
tabii ki
onaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
emin
In sceneşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
kararsız
bir şey hakkında kesinliği olmayan
He is sure about the plan
Plan hakkında kararsız
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
harika iş çıkarmak
bir şeyi çok başarılı bir şekilde yapmak
You crushed the interview
Mülakatta harika iş çıkardın
yelek
In scenegömlek üzerine giyilen kolsuz giysi
He wore a black vest
Siyah bir yelek giydi
yetki vermek
birine resmi bir güç veya hak tanımak
The power is vested in the president
Yetki başkana verilmiştir
açıkça
In scenekolayca görülebilen veya anlaşılabilen bir şekilde
He is obviously lying
Açıkça yalan söylüyor
korkutmak
In scenebirini korkutmak
Don't scare me
Beni korkutma
korku
In sceneani korku hissi
It was a big scare
Büyük bir korkuydu
olmak
In scenemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
doğmuş
In scenedünyaya gelmiş olan
I was born in Istanbul
İstanbul'da doğdum
doğmuş
dünyaya gelmiş
He was born last year
O geçen yıl doğdu
kazanmak
In sceneçalışarak para veya ödül elde etmek
He earns a good salary
İyi bir maaş kazanıyor
en iyi
In sceneen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
değil mi
In scenekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
In scenekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
aynı
In scenefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
iki
In scene2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
dehşet verici
In scenekorku veya şok yaratan
It was a gruesome crime
Dehşet verici bir suçtu
göndermek
In scenebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
bir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
eyeliner
In scenegöz çevresine sürülen renkli kalem veya sıvı makyaj malzemesi
She is wearing black eyeliner
Siyah eyeliner sürdü
lafı açılmışken
konuşulan konuyla ilgili bir şeye değinmek
I'm going to the store. Speaking of which, do we need milk?
Markete gidiyorum. Lafı açılmışken, süte ihtiyacımız var mı?
yeri gelmişken
konuyla ilişkili yeni bir konudan bahsetmeye başlarken kullanılır
Speaking of which, did you see the news today?
Yeri gelmişken, bugün haberleri gördün mü?
-den beri
In scenegeçmiş bir zamandan beri
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
için
bir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
uzanmak
In scenekolunu bir şeye erişmek için uzatmak
Can you reach that book
Şu kitaba uzanabilir misin
ulaşmak
bir yere varmak veya erişmek
We reached the hotel at midnight
Otele gece yarısı ulaştık
ulaşmak
biriyle iletişim kurmak
I cannot reach him by phone
Ona telefonla ulaşamıyorum
etkilemek
birinin duygularına ulaşmak
His words reach me
Sözleri beni etkiliyor
araba yolculuğu
araba ile yapılan uzun yolculuk
We are planning a road trip
Bir araba yolculuğu planlıyoruz
yolculuk
araçla yapılan uzun gezi
The road trip was long
Yolculuk uzundu
araba yolculuğuna çıkmak
araba ile uzun bir seyahate çıkmak
I want to road trip across Europe
Avrupa boyunca araba yolculuğuna çıkmak istiyorum
güvenilir
In scenegüvenilebilen veya bel bağlanabilen
He has a trusty old car
Onun güvenilir eski bir arabası var
sık sık
In scenebirçok kez veya düzenli olarak
I often visit my grandmother
Büyükannemi sık sık ziyaret ederim
yeniden başlatmak
In scenebir bilgisayarı veya sistemi tekrar çalışır duruma getirmek
Please reboot your computer to fix the error
Hatayı düzeltmek için lütfen bilgisayarınızı yeniden başlatın
birisi
In scenebilinmeyen veya belirtilmemiş bir kişi
Somebody is at the door
Kapıda biri var
biri
bilinmeyen bir kişi
I need somebody to help me
Bana yardım edecek birine ihtiyacım var
önemli biri
önemli veya yüksek statüye sahip kimse
She acts like she is really somebody
Gerçekten önemli biriymiş gibi davranıyor
çözmek
bir problemi çözmek veya bir şeyi anlamak
I need to figure out this puzzle
Bu bulmacayı çözmem gerekiyor
anlamak
düşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure out how this works
Bunun nasıl çalıştığını anlayamıyorum
çalışma masası
In sceneyazı yazmak veya çalışmak için kullanılan düz yüzeyli mobilya
The book is on the desk
Kitap masanın üzerinde
masa
üstünde yazı yazılan veya çalışılan mobilya
Please put the book on the desk
Lütfen kitabı masanın üstüne koy
servis
haber kuruluşlarında belirli bir konudan sorumlu birim
She works on the sports desk
O spor servisinde çalışıyor
el sallamak
In sceneselamlaşmak veya vedalaşmak için elini hareket ettirmek
Wave hello to your grandmother
Büyükannene el salla
dalga
suyun veya havanın üzerindeki hareketli çıkıntı
The waves are very big today
Bugün dalgalar çok büyük
dalga
bir şeyin popülaritesinde veya etkinliğinde görülen ani artış
There is a new wave of interest in jazz
Caz müziğine karşı yeni bir ilgi dalgası var
dış yüzey
In scenebir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıdan
In scenebir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
dışarıda
bina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
ikram etmek
In scenebirine bir şeyi alma şansı vermek
He offered me some water
Bana biraz su ikram etti
teklif etmek
In scenebirinin kabul etmesi veya reddetmesi için bir şey sunmak
They offered him a new job
Ona yeni bir iş teklif ettiler
teklif
In scenebir şeyin yapılması veya verilmesi yönündeki öneri
He accepted the job offer
İş teklifini kabul etti
sunmak
birine bir şey vermek veya uzatmak
He offered his hand to her
Elini ona uzattı
önemli
In scenebüyük anlamı veya değeri olan
Education is important
Eğitim önemlidir
uyumsuz
In scenebaşkalarına ayak uyduramayan kişi
He felt like a misfit at school
Okulda kendini uyumsuz biri gibi hissediyordu
peşinden gitmek
In scenebirinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
uymak
In scenetalimatlara veya kurallara göre hareket etmek
Please follow the instructions
Lütfen talimatlara uyun
takip etmek
bir şeyi düzenli olarak izlemek veya okumak
I follow the news every day
Her gün haberleri takip ediyorum
anlamak
söylenen bir şeyi kavrayabilmek
I do not follow you
Sizi anlamıyorum
alçak
In scenekötü veya dürüst olmayan şekilde davranan kişi
He is a complete scoundrel
O tam bir alçak
yola çıkmak
bir yolculuğa başlamak veya ayrılmak
It is time to hit the road
Yola çıkma vakti geldi
rahat
In sceneendişesiz ve huzurlu hissetmek
I feel comfortable here
Burada rahat hissediyorum
konforlu
In scenerahatlık veren ve ağrı hissettirmeyen
This bed is very comfortable
Bu yatak çok konforlu
başka bir yerde
In scenefarklı bir yerde
The book is elsewhere
Kitap başka bir yerde
davranmak
In scenebelli bir şekilde hareket etmek
He behaved strangely
Garip davrandı
uslu durmak
terbiyeli davranmak
Please behave yourself
Lütfen uslu dur
iyi davranmak
doğru kabul edilen kurallara göre hareket etmek
You must behave while you are at school
Okuldayken iyi davranmalısın
yetişkin
In scenetamamen büyümüş kişi
He is an adult now
O artık bir yetişkin
yetişkin
tam olarak büyümüş kişi
He is an adult
O bir yetişkin
yetişkin
tam olarak büyümüş insan
She is an adult now
O artık bir yetişkin
müzakere etmek
In sceneanlaşmaya varmak amacıyla karşılıklı konuşmak
They need to negotiate the price
Fiyatı müzakere etmeleri gerekiyor
müzakere etmek
bir anlaşmaya varmak için görüşmek
They are negotiating a new contract
Yeni bir sözleşme için müzakere ediyorlar
yönetmek
In scenebir şeyi yönetmekten sorumlu olmak
She directs the movie
Filmi yönetiyor
doğrudan
arada hiçbir şey olmadan
This is a direct flight
Bu doğrudan bir uçuş
doğrudan
bir şeyin yapılması için verilen komut
He gave a direct order
Doğrudan bir emir verdi
açık sözlü
nazik olmaya çalışmadan tam olarak düşündüğünü söyleyen
She is very direct with her feedback
Geri bildirimlerinde çok açık sözlüdür
zırh
In scenesavaşta giyilen metal koruyucu giysi
The knight wore heavy armor
Şövalye ağır bir zırh giydi
zırhlamak
savunma amacıyla sert bir katmanla kaplamak
The soldiers armored the vehicle
Askerler aracı zırhladı