

Modern Family — Season 11 Episode 1
Words & meanings
570 words
CEFR level
kusursuz
In scenehiçbir hatası veya kusuru olmayan
This diamond is perfect
Bu elmas kusursuz
mükemmel
bir amaç için tam olarak uygun olan
It is a perfect day for a walk
Yürüyüş için mükemmel bir gün
mükemmelleştirmek
bir şeyi kusursuz hale getirmek
She wants to perfect her skills
Becerilerini mükemmelleştirmek istiyor
tam puan
okul çalışması için verilen en yüksek not
She got a perfect on her history exam
Tarih sınavından tam puan aldı
yaratıcı
In sceneyeni şeyler veya fikirler üretme yeteneği olan
She is a very creative artist
O çok yaratıcı bir sanatçıdır
çaldı
In scenebaşkasına ait bir şeyi izinsiz almak
He stole my phone
Telefonumu çaldı
varsaymak
In scenebir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
sanmak
In scenebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
öğrenci
In scenebir okulda eğitim gören kişi
I am a student
Ben bir öğrenciyim
ılık
In sceneorta derecede sıcak
The weather is warm today
Bugün hava ılık
sıcakkanlı
nazik ve ilgili
She is a warm person
O sıcakkanlı bir insandır
ısıtmak
bir şeyi sıcak hale getirmek
I need to warm the milk
Sütü ısıtmam gerekiyor
ilçe
In scenebir şehrin veya ülkenin bir bölümü
He lives in this district
O bu ilçede yaşıyor
rahatsız olmak
In scenebir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
zihin
kişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
dikkat etmek
bir şeye odaklanmak veya özen göstermek
Please mind your step on the stairs
Lütfen merdivenlerde adımına dikkat et
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
esaret
In scenebağlanarak özgürlüğün kısıtlanması durumu
He lived in bondage
Esaret altında yaşadı
Kölelik
herhangi bir ücret almadan çalışmaya zorlanma durumu
They lived in bondage for many years
Uzun yıllar kölelik içinde yaşadılar
dil
In scenefikirleri ifade etmek için kullanılan kelime sistemi
I am learning a new language
Yeni bir dil öğreniyorum
üretim
In scenebir şeyi yapma veya yaratma eylemi
The factory increased its production
Fabrika üretimini artırdı
yapım
hazırlanan tiyatro oyunu veya film gibi performanslar
This is a high-quality production
Bu yüksek kaliteli bir yapım
macera
In scenealışılmadık ve heyecan verici bir deneyim veya etkinlik
We had a great adventure in the mountains
Dağlarda harika bir macera yaşadık
ileri
In sceneön tarafa veya geleceğe doğru
Step forward
İleri adım at
girişken
kaba görünebilecek kadar kendinden emin
He was too forward
Fazla girişkendi
forvet
sporlarda hücum oyuncusu pozisyonu
He plays as a forward
Forvet olarak oynuyor
iletmek
bir şeyi başka bir kişiye veya yere göndermek
Please forward the email
Lütfen e-postayı iletin
ses
In scenekonuşurken veya şarkı söylerken çıkan ses
He has a deep voice
Onun derin bir sesi var
dile getirmek
düşünce veya duyguları söylemek
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
yazmak
In scenebir yüzeye harfler veya kelimeler oluşturmak
Write your name here
Adınızı buraya yazın
yazmak
kitap, makale veya başka bir metin oluşturmak
She writes a book
O bir kitap yazıyor
yazmak
mektup veya e-posta göndermek
I will write to you soon
Yakında sana yazacağım
çek yazmak
bankaya para ödemesi için verilen yazılı belge
I need to write a check for the rent
Kira için bir çek yazmam gerekiyor
asılı durmak
In scenebir şeyin yukarıdan bir yere tutturulmuş olması
The painting hangs on the wall
Tablo duvarda asılı duruyor
asmak
birini iple idam etmek
They decided to hang the criminal
Suçluyu asmaya karar verdiler
takılmak
birileriyle boş vakit geçirmek
I like to hang with my friends
Arkadaşlarımla takılmayı seviyorum
Lanet olsun
In sceneöfke veya şaşkınlık belirten hafif bir ifade
Dang, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
bacak
In sceneyürümek için kullanılan vücut bölümü
My leg hurts
Bacağım ağrıyor
etap
uzun bir yolculuğun veya etkinliğin bir bölümü
This is the final leg of the trip
Bu yolculuğun son etabı
karşı olmak
birine veya bir şeye karşı olumsuz duygular beslemek
I have nothing against him
Ona karşı bir şeyim yok
parça
In scenebir şeyin bir bölümü
This is a part of the car
Bu arabanın bir parçası
rol
In scenefilm veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bölge
bir ülkenin veya yerin belirli bir kesimi
He travels to many parts of the world
Dünyanın birçok bölgesini geziyor
rol yapmak
In scenebir filmde veya oyunda rol üstlenmek
He plays a doctor in the movie
Filmde bir doktoru canlandırıyor
oynamak
In sceneeğlenmek için bir şeyler yapmak
The children play in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
çalmak
bir cihazdan veya enstrümandan müzik sesi çıkarmak
Can you play a song
Bir şarkı çalabilir misin
oynamak
bir durumu belirli bir şekilde yönetmek
You should play it safe
Garanti oynamalısın
aşırı tepki vermek
In scenebir şeye gereğinden fazla tepki göstermek
Don't overreact to the news
Haberlere aşırı tepki verme
oyuncu
In scenetiyatro veya sinemada rol alan kimse
The thespian delivered a great performance
Oyuncu harika bir performans sergiledi
utandırıcı
In scenerahatsızlık veya utanç veren
It was an awkward moment
Utandırıcı bir andı
huzursuz
bir durumda kendini gergin veya tuhaf hissetme
I felt awkward at the party
Partide kendimi huzursuz hissettim
fırsat
In sceneuygun bir zaman veya durum
This is a great opportunity
Bu harika bir fırsat
fırsat
bir şeyi yapabilme imkanı sağlayan iyi durum
This job is a great opportunity
Bu iş harika bir fırsat
helikopter
In scenedöner kanatları olan uçan bir araç
The helicopter landed on the roof
Helikopter çatıda iniş yaptı
duymak
In scenekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
bir bilgi edinmek
I heard the news
Haberi duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
kalmak
In scenebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
konaklama
bir yerde geçirilen süre
Enjoy your stay
Konaklamanızın tadını çıkarın
durdurmak
bir şeyin bir süreliğine gerçekleşmesini engellemek
The court decided to stay the proceedings
Mahkeme davayı durdurmaya karar verdi
izin vermek
In scenebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hadi
bir öneride bulunmak için kullanılan ifade
Let us go home
Hadi eve gidelim
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
alt kat
In scenebinanın mevcut katının altındaki kat
He is downstairs
O alt katta
güçlü
In scenebüyük bir güce veya kuvvete sahip olan
He is a strong man
O güçlü bir adamdır
keskin
tadı veya etkisi yoğun olan
The coffee has a strong taste
Kahvenin keskin bir tadı var
ikna edici
insanları inandırmada çok etkili olan
She made a strong argument
Güçlü bir argüman sundu
güçlü
yüksek beceri veya yeteneğe sahip olma
She is a strong candidate for the job
O iş için güçlü bir aday
yok
In sceneartık burada olmayan veya ölmüş
The money is gone
Para bitti
hale gelmiş
bir duruma veya koşula dönüşmüş
He has gone mad
Çıldırdı
gitmiş
bir yerden başka bir yere gitmiş
She has gone home
Eve gitti
durum
In scenebelirli bir durum veya örnek
In this case, we must wait
Bu durumda beklemeliyiz
kılıf
eşyaları saklamak veya taşımak için kullanılan kutu veya çanta
He put the phone in its case
Telefonu kılıfına koydu
gözlemek
bir yeri veya kişiyi dikkatle incelemek
The thief cased the bank
Hırsız bankayı gözledi
dava
mahkemede görülen hukuki mesele
The judge dismissed the case
Hakim davayı reddetti
avukat
In scenehukuksal konularda müvekkillerini temsil eden kişi
He is a successful attorney
O başarılı bir avukat
konuşmak
biriyle konuşmak
I need to speak to you
Seninle konuşmam gerekiyor
mücadele etmek
In scenezorlukların üstesinden gelmeye çalışmak
He struggled against the illness
Hastalığa karşı mücadele etti
zorluk
bir sorun veya güçlük içeren durum
Learning to read was a struggle for him
Okumayı öğrenmek onun için bir zorluktu
zorlanmak
bir şeyi yaparken güçlük çekmek
Many students struggle with grammar
Birçok öğrenci dilbilgisinde zorlanıyor
mücadele etmek
bir amaç için büyük çaba sarf etmek
They struggled to finish the work on time
İşi zamanında bitirmek için mücadele ettiler
istemek
In scenebir şeyi yapmayı dilemek
I wanna go home
Eve gitmek istiyorum
istemek
bir şeye sahip olmayı dilemek
I wanna drink
Bir şeyler içmek istiyorum
tamam
In scenekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
In sceneiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
In scenebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
geçen gün
birkaç gün önce
I saw him the other day
Onu geçen gün gördüm
koleksiyon
In scenebir araya getirilmiş nesneler grubu
He has a large stamp collection
Onun büyük bir pul koleksiyonu var
koleksiyon
bir kişinin bir araya getirdiği nesneler grubu
He has a large stamp collection
Onun büyük bir pul koleksiyonu var
teslim alma
sipariş edilen bir şeyi alma işlemi
You can come for the collection of your order
Siparişinizi teslim almak için gelebilirsiniz
bağırsak
In sceneyiyeceklerin sindirildiği vücut bölümü
The gut is important
Bağırsak önemlidir
içini boşaltmak
bir şeyin iç kısımlarını çıkarmak
He gutted the fish
Balığın içini boşalttı
sezgi
derin bir içsel his
Trust your gut
Sezgilerine güven
yıkmak
birini duygusal olarak çok üzmek veya sarsmak
The news of his departure really gutted her
Gidiş haberi onu gerçekten yıktı
göz
In scenegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
bir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
yatak
In sceneuyumak için kullanılan mobilya
This bed is comfortable
Bu yatak çok rahat
gidip getirmek
In scenebir şeyi gidip geri getirmek
Can you fetch the ball?
Topu getirir misin?
etmek
belirli bir fiyata satılmak
This antique will fetch a high price
Bu antika yüksek bir fiyata satılacak
versiyon
In scenebir şeyin belirli bir biçimi
This is the new version of the book
Bu, kitabın yeni versiyonu
bulmak
In scenebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
In scenebiri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
iğne
In sceneeşyaları bir arada tutmak için kullanılan ince metal parça
She used a pin
Bir iğne kullandı
şifre
bir şeye erişmek için kullanılan gizli numara
Enter your pin
Şifrenizi girin
suç atmak
birini bir şeyden sorumlu tutmak
They tried to pin the crime on him
Suçu onun üzerine atmaya çalıştılar
labut
bowling oyununda devrilmesi gereken nesne
He knocked down all the pins
Tüm labutları devirdi
arkadaş grubu
In scenebirlikte vakit geçiren insan grubu
The whole gang is here
Tüm grup burada
kullanıcı
In scenebir şeyi kullanan kişi
The user is logged in
Kullanıcı giriş yaptı
anlamak
In scenebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
ne demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
ayrılmak
In scenebir yerden aniden ayrılmak
This party is boring, let's bounce
Bu parti sıkıcı, hadi gidelim
zıplamak
In scenehızlıca yukarı aşağı hareket etmek
The children bounce with joy
Çocuklar sevinçle zıplıyor
fikir alışverişi yapmak
birileriyle fikirleri tartışmak
Can I bounce some ideas off you?
Bazı fikirlerimi seninle paylaşabilir miyim?
geri dönmek
bir şey kabul edilmediği için geri gönderilmesi
The email bounced because the address was wrong
E-posta adresi yanlış olduğu için geri döndü
normalde
In sceneolağan şekilde
I normally wake up at 7 AM
Normalde sabah 7'de uyanırım
gelincik
In sceneparlak kırmızı veya turuncu renkli yabani bir çiçek
The field is full of red poppies
Tarla kırmızı gelinciklerle dolu
burada
bir yerin dışında veya uzağında
It is very cold out here
Burada hava çok soğuk
uykulu
In sceneuyuma ihtiyacı hisseden
I feel sleepy
Uykulu hissediyorum
inmek
daha düşük bir yere hareket etmek
Please come down from the ladder
Lütfen merdivenden in
bağlı olmak
bir şeyin sonucunun başka bir etkene dayanması
The result comes down to one vote
Sonuç tek bir oya bağlı
yağmak
yağmurun gökten yere düşmesi
The rain is coming down hard
Yağmur şiddetli yağıyor
nötrino
In sceneelektriksel yükü olmayan küçük parçacık
Neutrinos pass through matter
Nötrinolar maddelerin içinden geçer
nötrino
elektriksel yükü olmayan atomaltı parçacık
This neutrino is very small
Bu nötrino çok küçüktür
-den beri
In scenegeçmiş bir zamandan beri
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
için
bir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
yer fıstığı
In sceneyeraltında yetişen yenebilir bir tür kuruyemiş
He is eating some peanuts
O biraz yer fıstığı yiyor
yaşamak
bir yerde ikamet etmek
I live in London
Londra'da yaşıyorum
yatılı
biriyle aynı evde yaşayan
They have a live-in nanny
Yatılı bir bakıcıları var
gitmek
In scenebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school
Okula giderim
çalışmak
işlemek veya faaliyet göstermek
This watch doesn't go
Bu saat çalışmıyor
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to start my diet tomorrow
Yarın diyetime başlamaya niyetliyim
gitmek
bir durumun veya sürecin belirli bir şekilde ilerlemesi
The party went well
Parti iyi gitti
ev
In sceneyaşanılan yer
I am going home
Eve gidiyorum
vücut
In scenebir canlının fiziksel yapısı
Exercise is good for your body
Egzersiz vücuduna iyi gelir
kurul
bir organizasyonun parçası olan grup
The governing body meets today
Yönetim kurulu bugün toplanıyor
nesne
fiziksel bir varlık
This metal body reflects light
Bu metal nesne ışığı yansıtır
kişi
bir insan
There was a body on the floor
Yerde yatan bir kişi vardı
içecek
In sceneiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
In scenevücuda sıvı almak
I drink water
Su içerim
içki içmek
alkollü içecek tüketmek
He does not drink
O içki içmez
yeniden çekmek
In scenebir sahneyi veya filmi tekrar kayda almak
They had to reshoot the final scene
Son sahneyi yeniden çekmek zorunda kaldılar
devreye girmek
etkisini göstermeye başlamak
The medicine will kick in soon
İlaç yakında etkisini gösterecek
tekmeleyerek açmak
bir şeyi tekmeleyerek zorla açmak
The police kicked in the door
Polis kapıyı tekmeleyerek açtı
katkıda bulunmak
para veya yardım vermek
We all kicked in ten dollars
Hepimiz onar dolar verdik
sertleşmek
In scenekatılaşmak veya sert hale gelmek
The cement will harden quickly
Çimento hızla sertleşecek
tekrar yayın
In scenedaha önce yayınlanmış bir televizyon programının yeniden yayınlanması
I watched a rerun of the show
Programın tekrarını izledim
birisi
In scenebilinmeyen veya belirtilmemiş bir kişi
Somebody is at the door
Kapıda biri var
biri
bilinmeyen bir kişi
I need somebody to help me
Bana yardım edecek birine ihtiyacım var
önemli biri
önemli veya yüksek statüye sahip kimse
She acts like she is really somebody
Gerçekten önemli biriymiş gibi davranıyor
biraz
küçük bir miktar veya derece
I am a little bit tired
Biraz yorgunum
içeride
In scenebir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içinde
bir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
içinde
bir nesnenin veya yerin içi
The cat is inside the box
Kedi kutunun içinde
kale
In scenesavunma amacıyla kullanılan güçlü bina
The soldiers stayed in the fort
Askerler kalede kaldı
rozet
In scenekim olduğunuzu göstermek için taktığınız küçük bir işaret
He wears a name badge
O, bir isim rozeti takıyor
beklemek
In scenebir şey olana kadar bir yerde durmak
I will wait here for you
Seni burada bekleyeceğim
aramak
birini telefonla aramak
I will wait you at eight
Seni sekizde arayacağım
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
eskiden yapmak
geçmişte düzenli olarak yapılan ama artık yapılmayan eylemler için kullanılır
I used to swim every day
Eskiden her gün yüzerdim
alışkın
bir durumu önceden deneyimlediği için ona aşina olma
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım
konuşma
In scenefikir veya bilgilerin sözlü olarak paylaşılması
We had a long talk
Uzun bir konuşma yaptık
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşabilmek
konuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
konuşma
sözlü olarak ifade edilen düşünceler
The talk was very interesting
Konuşma çok ilginçti
madıkça
In scenebaşka bir durum olmadıkça
I won't go unless you come
Sen gelmedikçe gitmeyeceğim
-medikçe
bir şeyin gerçekleşmesinin başka bir durumun olmamasına bağlı olduğunu belirtir
You cannot pass unless you study hard
Çok çalışmadıkça geçemezsin
küçümseyerek konuşmak
birine kendisini daha önemsiz hissettirecek şekilde konuşmak
Don't talk down to me
Bana küçümseyerek konuşma
koymak
In scenebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
parmak
In sceneelin beş uzun kısmından her biri
I have a ring on my finger
Parmağımda bir yüzük var
suçlamak
In scenebirini bir suçtan sorumlu tutmak
She fingered him as the thief
Onu hırsız olarak o suçladı