

Modern Family — Season 11 Episode 9
Words & meanings
594 words
CEFR level
yaşamak
In scenehayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
canlı
çalışan veya aktif olan
The show is live
Program canlı
yaşamak
belli bir hayat sürmek veya deneyimlemek
He lives a happy life
O mutlu bir hayat yaşıyor
yaşamak
bir yerde ikamet etmek
I live in Ankara
Ankara'da yaşıyorum
-e yönelmek
bir yere doğru gitmek
Let's head for the station
Hadi istasyona doğru gidelim
yatkınlık
bir alandaki doğal yetenek veya beceri
He has a head for numbers
Sayılara karşı doğal bir yatkınlığı var
mahvetmek
In scenebir şeyi artık kullanılamayacak kadar bozmak
The rain ruined my clothes
Yağmur kıyafetlerimi mahvetti
harabe
yok olmuş bir yapının kalıntıları
We visited the ancient ruins
Eski harabeleri ziyaret ettik
tamam
In scenekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
In sceneiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
köpekler
In sceneyaygın dört ayaklı evcil hayvan
I love dogs
Köpekleri severim
köpekler
havlayan dört ayaklı evcil hayvanlar
Dogs are very playful animals
Köpekler çok oyuncu hayvanlardır
köpekler
evcil olarak beslenen dört bacaklı canlılar
We have two dogs at home
Evde iki köpeğimiz var
köpekler
havlayan ve evlerde bakılan hayvanlar
Dogs can be trained easily
Köpekler kolayca eğitilebilir
uyumak
gözler kapalı şekilde dinlenmek
It is time to go to sleep
Uyuma vakti geldi
yani
söylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
neşeli
In scenemutlu ve coşkulu olan
They were very merry
Çok neşeliydiler
neşeli
In scenemutluluk ve sevinç dolu
Everyone was in a merry mood
Herkes neşeli bir ruh halindeydi
keyifli
mutluluk verici ve eğlenceli
We had a merry time at the party
Partide keyifli vakit geçirdik
ironik
In scenebeklentilerin aksine olan
It is ironic that the fire station burned down
İtfaiye istasyonunun yanması ironik
kazanmak
In sceneçalışarak para veya ödül elde etmek
He earns a good salary
İyi bir maaş kazanıyor
suçlamak
In scenebirinin yanlış bir şey yaptığını söylemek
Do not accuse him without proof
Kanıt olmadan onu suçlama
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
gerilme
In scenebir nesne üzerine uygulanan kuvvet
The bridge cannot take too much stress
Köprü çok fazla gerilmeye dayanamaz
stres
endişeli veya baskı altında hissetme durumu
Work causes me a lot of stress
İş bana çok stres yaşatıyor
vurgulamak
bir şeye özel önem vermek
I want to stress this point
Bu noktayı vurgulamak istiyorum
stres
endişe veya baskı duygusu
I feel a lot of stress at work
İşte çok stres hissediyorum
durmak
In scenebir yerde veya konumda bulunmak
The house stands on a hill
Ev bir tepenin üzerinde duruyor
tezgah
eşyaların satıldığı küçük yapı
I bought an apple from the fruit stand
Meyve tezgahından bir elma aldım
katlanmak
bir şeye tahammül etmek
I cannot stand this noise
Bu gürültüye katlanamıyorum
tutum
bir konu hakkındaki kesin görüş veya tavır
They took a firm stand on the issue
Bu konuda kesin bir tutum sergilediler
buhar çekmek
In scenecihazdan çıkan buharı içine çekmek
He likes to vape
O buhar çekmeyi seviyor
elektronik sigara
sıvı ısıtarak buhar üreten cihaz
This vape is rechargeable
Bu elektronik sigara şarj edilebilir
elektronik sigara kullanmak
elektronik sigara ile içim yapmak
Many people vape now
Pek çok insan artık elektronik sigara kullanıyor
oldukça
In sceneorta derecede
This task is pretty hard
Bu görev oldukça zor
güzel
bakıldığında hoş görünen
She is a pretty girl
O güzel bir kız
güzel
göze hoş gelen
She is wearing a pretty dress
Çok güzel bir elbise giyiyor
aptal
In sceneçok akılsız veya zeki olmayan kişi
Do not act like an imbecile
Aptal gibi davranma
güçlü
In scenebüyük bir güce veya kuvvete sahip olan
He is a strong man
O güçlü bir adamdır
keskin
tadı veya etkisi yoğun olan
The coffee has a strong taste
Kahvenin keskin bir tadı var
ikna edici
insanları inandırmada çok etkili olan
She made a strong argument
Güçlü bir argüman sundu
güçlü
yüksek beceri veya yeteneğe sahip olma
She is a strong candidate for the job
O iş için güçlü bir aday
gayrimenkul danışmanı
In scenemülk alım satım işlemlerinde aracılık eden uzman
Our realtor found a buyer for the building
Gayrimenkul danışmanımız bina için bir alıcı buldu
emlakçı
mülk alım satımına yardımcı olan kişi
The realtor showed us the house
Emlakçı bize evi gösterdi
emlakçı
insanların ev alıp satmasına yardımcı olan kişi
The realtor helped us buy our first house
Emlakçı ilk evimizi almamıza yardımcı oldu
lanet olsun
In sceneöfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
çok
In scenebüyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
önemsemek
bir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
hayal kırıklığına uğratmak
birini hayal kırıklığına uğratmak
I promise I won't let you down
Söz veriyorum seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
indirmek
bir şeyi aşağı doğru salmak veya bırakmak
Please let down the rope
Lütfen ipi aşağı sal
riskli
In scenetehlike veya risk içeren
It is a risky decision
Bu riskli bir karar
ciddiyetle
In sceneiçtenlikle veya ciddi bir tavırla
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
ciddi bir şekilde
çok ağır veya aşırı bir durumda
He was seriously injured in the accident
Kazada ciddi bir şekilde yaralandı
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
güvenilmez
In scenegüven vermeyen ya da dürüst olmayan
The man had a shifty look
Adamın güven vermeyen bir bakışı vardı
endişeli
In scenehuzursuz veya kaygılı hissetmek
I am worried about the exam
Sınav hakkında endişeliyim
baba
baba için kullanılan gayriresmi bir kelime
My old man is home
Babam evde
yaşlı adam
yaşlı bir erkek için kullanılan kelime
The old man is sitting
Yaşlı adam oturuyor
yaşlı adam
yaşı ilerlemiş erkek
The old man sat on the bench
Yaşlı adam bankta oturdu
mülakat
In scenesoru sormak için yapılan resmi görüşme
I have a job interview tomorrow
Yarın bir iş mülakatım var
mülakat yapmak
In sceneresmi bir görüşmede birine sorular sormak
They will interview the candidates today
Adaylarla bugün mülakat yapacaklar
geri dönmek
bir yere veya bir aktiviteye tekrar dönmek
I need to get back to work
İşe geri dönmem gerekiyor
fiyasko
In scenetam bir başarısızlık veya felaket
The party was a complete fiasco
Parti tam bir fiyaskoydu
ihanet
In scenebirine sadık kalmama eylemi
His disloyalty destroyed their friendship
Onun ihaneti dostluklarını yok etti
sadakatsizlik
In scenesadık olmama durumu
She could not forgive his disloyalty
Onun sadakatsizliğini affedemedi
bank
In sceneiki veya daha fazla kişinin oturabileceği uzun koltuk
He sat on the park bench
Park bankına oturdu
bench press yapmak
bir bank üzerinde ağırlık kaldırmak
He likes to bench at the gym
O spor salonunda bench press yapmayı seviyor
yedek bırakmak
bir sporcuyu maçta oynatmayıp kenara almak
The coach decided to bench the star player
Antrenör yıldız oyuncuyu yedek bırakmaya karar verdi
dışarı çıkmak
bir yerden ayrılmak veya görünür olmak
He came out of the house
Evden dışarı çıktı
-den çıkmak
bir şeyin içinden gelmek
The cat came out of the box
Kedi kutudan çıktı
sonuçlanmak
bir durumun veya girişimin belli bir şekilde neticelenmesi
Nothing good came out of the meeting
Toplantıdan iyi bir sonuç çıkmadı
dışarı çıkmak
bir yerin içinden dış kısmına hareket etmek
He came out of the room
O odadan dışarı çıktı
yalanlamak
In scenebir şeyin doğru olmadığını söylemek
He denied the rumors
Söylentileri yalanladı
reddetmek
bir şeyi kabul etmemek veya izin vermemek
She was denied access
Erişimi reddedildi
reddetmek
birinden gelen bir isteği kabul etmemek
The manager denied my request for time off
Müdür izin talebimi reddetti
inkar etmek
bir şeyin doğru olmadığını veya yapmadığını söylemek
He denies breaking the vase
O vazoyu kırdığını inkar ediyor
sorun
In scenebir problem veya zorluk
He is having some trouble
Bazı sorunlar yaşıyor
zahmet vermek
endişe veya kaygıya neden olmak
I do not want to trouble you
Seni zahmete sokmak istemiyorum
rahatsız etmek
birini küçük bir sorunla veya ek işle uğraştırmak
Sorry to trouble you
Sizi rahatsız ettiğim için özür dilerim
sorun
yaşanılan bir güçlük veya mesele
They had some trouble with the car
Arabayla ilgili bazı sorunlar yaşadılar
yol açmak
In scenebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
In scenebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
dürüstçe
In scenedoğru ve samimi bir şekilde
Please answer honestly
Lütfen dürüstçe cevap ver
derin
In sceneçok güçlü veya ciddi
He felt a profound sense of sadness
Derin bir üzüntü hissetti
gözlük
In scenegörmek için kullanılan çerçeveli lensler
I wear glasses for reading
Okumak için gözlük takıyorum
otobüs
In scenebüyük bir toplu taşıma aracı
I take the bus to work
İşe otobüsle giderim
otobüsle götürmek
birini otobüs kullanarak bir yere taşımak
They bus students to school
Öğrencileri okula otobüsle götürüyorlar
kapmak
In scenebir şeyi elinle hızla almak
She reached out to grab the bag
Çantayı kapmak için uzandı
çevrelemek
bir şeyi her taraftan sarmak
The walls grab the garden
Duvarlar bahçeyi çevreliyor
zevksiz
In scenekalitesiz veya rüküş olan
The romantic movie was too cheesy
Romantik film çok zevksizdi
peynirli
içinde veya üzerinde bolca peynir olan
This pizza is very cheesy
Bu pizza çok peynirli
kovuşturmak
In scenebirine karşı yasal işlem başlatmak
The state decided to prosecute him
Devlet onu kovuşturmaya karar verdi
dava açmak
birini mahkemede resmi olarak suçlamak
They will prosecute him for the crime
Onu bu suçtan dolayı dava edecekler
herhangi biri
In sceneherhangi bir kişi
Can anyone help me?
Bana yardım edebilecek biri var mı?
ışıltı
In scenebir yüzeyden yansıyan yumuşak parlaklık
The silk dress had a beautiful sheen
İpek elbisenin güzel bir ışıltısı vardı
hazırlamak
In scenekendini veya bir şeyi hazır hale getirmek
I need to prepare for the exam
Sınava hazırlanmam gerekiyor
hazırlamak
bir şeyi kullanım için hazır hale getirmek
Please prepare the room for the guests
Lütfen odayı misafirler için hazırlayın
hazırlamak
yiyecekleri yenmeye hazır hale getirmek
She is preparing dinner for us
O bizim için akşam yemeği hazırlıyor
mesaj
birine gönderilen bilgi
Please send me a message
Lütfen bana bir mesaj gönder
valiz
In sceneseyahat ederken kıyafet taşımak için kullanılan büyük çanta
I packed my suitcase
Valizimi hazırladım
gönderdi
In scenebir şeyi bir yere yollamak
I sent an email
Bir e-posta gönderdim
gönderdi
bir şeyi bir yere gitmesi için yola çıkarmak
I sent a letter to my friend
Arkadaşıma bir mektup gönderdim
bütün
In scenebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
dört bir yanda
her yerde veya çok sayıda
People were shouting left and right
İnsanlar dört bir yanda bağırıyordu
etkilemek
In scenebir kişi veya şey üzerinde etki bırakmak
The weather affects my mood
Hava durumu ruh halimi etkiler
takınmak
bir duyguyu veya tavrı davranış yoluyla göstermek
He affected a look of surprise
Şaşkın bir ifade takındı
üstesinden gelmek
zorluklara rağmen başarılı olmak
She managed to rise above the criticism
Eleştirilerin üstesinden gelmeyi başardı
çökmek
In scenebir yüzeyin altına veya içine inmek
The sun began to sink
Güneş batmaya başladı
lavabo
yıkama için kullanılan kap
Wash your hands in the sink
Ellerini lavaboda yıka
batmak
bir girişimin başarısızlığa uğraması
His new company started to sink
Yeni şirketi batmaya başladı
endişeli
In scenehuzursuz veya kaygılı olma durumu
He is worried about his health
Sağlığı konusunda endişeli
endişe
bir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelendirmek
birini huzursuz veya mutsuz etmek
His bad grades worry his parents
Kötü notları ailesini endişelendiriyor
endişelenmek
huzursuz veya kaygılı hissetmek
I worry about my upcoming test
Yaklaşan sınavım hakkında endişeleniyorum
deh
In sceneatı hızlandırmak için kullanılan ses
Hyah! Go faster!
Deh! Daha hızlı git!
tek başıma
yanında kimse olmadan veya yardım almadan
I live on my own
Tek başıma yaşıyorum
çözmek
In scenebir sorunun cevabını bulmak
I can solve this math problem
Bu matematik problemini çözebilirim
çözmek
bir şeyin cevabını bulmak
I can solve this puzzle
Bu bulmacayı çözebilirim
çözmek
bir soruna çözüm bulmak
They solved the problem
Sorunu çözdüler
kesinlikle
In scenehiçbir şüphe olmadan
I will definitely come
Kesinlikle geleceğim
reçete
In scenedoktorun ilaç yazdığı belge
I need a prescription for this medicine
Bu ilaç için bir reçeteye ihtiyacım var
bak
In scenedikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
In sceneşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
şeyler
In scenegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
eşyalar
kişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
her ne olursa olsun
In sceneher ne olursa olsun
Do whatever you want
Ne istersen onu yap
neyse
önemsemediğini belirtmek için kullanılır
Whatever, I don't care
Neyse, umurumda değil
herhangi bir şey
belirli olmayan bir şey
You can eat whatever you want
İstediğin herhangi bir şeyi yiyebilirsin
ne olursa olsun
sonucun fark etmediğini ifade eder
I will stay whatever happens
Ne olursa olsun kalacağım
başka
In scenebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
farklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
kasvetli
In sceneciddi hüzünlü veya karanlık ruh hali
The funeral had a somber atmosphere
Cenaze kasvetli bir havaya sahipti
iyi
In scenenazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
hoş
In scenekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
hiç kimse
hiçbir kişi
No one is home
Evde kimse yok
hiç kimse
hiçbir kişi
No one knows the answer
Cevabı hiç kimse bilmiyor
gücenme
In scenebirini kızdıran veya üzen durum
No offense intended
Seni gücendirmek istemedim
suç
yasa dışı bir eylem
It was a serious offense
Bu ciddi bir suçtu
saldırı
birine veya bir şeye saldırma eylemi
The army prepared a strong offense
Ordu güçlü bir saldırı hazırladı
şikayet etmek
In scenebir durumdan memnuniyetsizliğini dile getirmek
I want to complain about the service
Servis hakkında şikayet etmek istiyorum
mö
In scenebir ineğin çıkardığı ses
The cow says moo
İnek mö der
-de/-da çalışmak
bir yerde işe sahip olmak
I work at a hospital
Bir hastanede çalışıyorum
üzerinde çalışmak
bir şeyi geliştirmek için çaba sarf etmek
You need to work at your tennis skills
Tenis becerilerin üzerinde çalışman gerekiyor
bilge
In scenetecrübe bilgi ve doğru karar verme yetisi olan
She is a very wise woman
O çok bilge bir kadındır
haberdar etmek
birine bilgi vermek
I will wise her up on the plan
Onu plan hakkında haberdar edeceğim
açısından
belirli bir konuyla ilgili olarak
Things are looking up career-wise
Kariyer açısından işler yolunda gidiyor
bilge
çok bilgili ve doğru kararlar veren kişi
The wise old man gave us advice
Bilge yaşlı adam bize tavsiye verdi
beyefendi
In scenebir erkeğe hitap ederken kullanılan nazik terim
This gentleman is waiting
Bu beyefendi bekliyor
beyefendi
nazik ve görgülü erkek
He is a real gentleman
O gerçek bir beyefendi
gelmek
In scenebir yere ulaşma
The train is coming
Tren geliyor
gelecek
yakın zamanda olacak olan
The coming weeks will be busy
Gelecek haftalar yoğun geçecek
sır
In scenebaşkalarından saklanan şey
Can you keep a secret?
Bir sır tutabilir misin?
gizli
başkaları tarafından bilinmeyen
I have a secret plan
Gizli bir planım var
gizli bilgi
gizli tutulan bilgi
The secret was revealed
Gizli bilgi açığa çıktı
sır
başkalarına söylemediğiniz bilgi
I have a secret to tell you
Sana söyleyecek bir sırrım var
fikir
In scenekişisel görüş veya yargı
What is your opinion?
Senin fikrin nedir?
görüş
bir konu hakkındaki kişisel düşünce veya yargı
What is your opinion on this topic
Bu konu hakkındaki görüşün nedir
kadın düşkünü
In scenekadınlara karşı hoş olmayan cinsel davranışlar sergileyen erkek
She avoids that lecher
O kadın düşkünü adamdan uzak duruyor
tohum
In scenebitkiyi oluşturan küçük kısım
Plant the seed in the soil
Tohumu toprağa ek
seribaşı
spor müsabakalarındaki sıralama konumu
He is the first seed in the tournament
Turnuvanın birinci seribaşı o
seribaşı yapmak
bir spor turnuvasında yarışmacıların başlangıç sıralamasını düzenlemek
They seeded the top players in the tournament
Turnuvadaki en iyi oyuncuları seribaşı yaptılar
işaret
In scenebilgi veren sembol veya uyarı
A red flag is a sign of danger
Kırmızı bayrak tehlike işaretidir
imzalamak
bir belgeye ismini yazmak
Please sign the contract
Lütfen sözleşmeyi imzalayın
sözleşme imzalatmak
birini bir gruba veya kuruma dahil etmek için belgeye imza attırmak
The club decided to sign the talented player
Kulüp yetenekli oyuncu ile sözleşme imzalamaya karar verdi
oturmak
In scenekalçayı bir yere yaslayarak dinlenmek
Please sit on the chair
Lütfen sandalyeye oturun
uymak
kabul edilebilir olmak
That decision doesn't sit well with me
Bu karar bana pek uymadı
yer almak
belirli bir yerde bulunmak
The house sits on a hill
Ev bir tepenin üzerinde yer alıyor
oturmak
vücudunu oturma pozisyonuna getirmek
Please sit in this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
araçta
In scenegemi, uçak veya tren gibi bir taşıtın içinde olmak
All passengers are now aboard
Tüm yolcular şu an araçta