

Modern Family — Season 11 Episode 13
Words & meanings
498 words
CEFR level
tabii ki
onaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
Soru
In sceneBilgi edinmek için sorulan cümle
He asked me a difficult question
Bana zor bir soru sordu
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
sorgulamak
birine resmi olarak soru sormak
The police questioned the suspect
Polis şüpheliyi sorguladı
o zamandan beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have lived here ever since I was a child
Çocukluğumdan beri burada yaşıyorum
otel
In sceneseyahat ederken konaklamak için para ödenen yer
I booked a hotel room
Bir otel odası ayırttım
otel
seyahat edenlerin kaldığı yer
The hotel is near the beach
Otel plajın yakınında
otel
gezginlerin kalabileceği ve uyuyabileceği yer
We stayed at a small hotel
Küçük bir otelde kaldık
eş
In scenebir kimsenin evli olduğu kişi
Who is your spouse?
Eşiniz kim?
eş
koca veya karı
He lives with his spouse.
Eşiyle birlikte yaşıyor.
yapmak
bir şeylerle meşgul olmak
What did you get up to last weekend?
Geçen hafta sonu neler yaptın?
değiştirmek
In scenebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
değiştirmek
eski bir şeyi alıp yerine yenisini koymak
I need to change my shirt
Gömleğimi değiştirmem gerekiyor
ön bilgi
dikkat etmesi için verilen kısa bilgi
Give me a heads up
Bana önceden haber ver
dikkat
tetikte olmak için yapılan uyarı
Heads up! The ball is coming
Dikkat! Top geliyor
önceden haber
bir durum hakkında önceden verilen kısa uyarı veya bilgi
I wanted to give you a heads up about the deadline
Seni son teslim tarihi konusunda önceden uyarmak istedim
önceden haber
birine bir şey hakkında önceden bilgi vermek
I gave him a heads up about the deadline
Ona son tarih hakkında önceden haber verdim
rüşvet vermek
In scenebirinin haksız şekilde davranmasını sağlamak için bir şey vermek
He tried to bribe the judge
Hakime rüşvet vermeye çalıştı
rüşvet vermek
bir iyilik karşılığında gizlice para vermek
It is illegal to bribe a police officer
Bir polis memuruna rüşvet vermek yasa dışıdır
etrafında
In scenebir şeyin her yanını çevreleyen
We sat around the table
Masanın etrafında oturduk
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
civarında
bir şeye yakın bir alanda
Is there a bank around here
Buralarda bir banka var mı
tersine
bir şeyi başka bir yöne çevirmek
Please turn around
Lütfen arkana dön
u harfi
In scenealfabenin yirmi birinci harfi
U is a vowel
U bir sesli harftir
gizlilik
In scenebir şeyin gizli tutulma durumu
The doctor must maintain patient confidentiality
Doktor, hasta gizliliğini korumalıdır
kadeh kaldırmak
In scenebirini onurlandırmak için içki içmek
Let's make a toast
Hadi kadeh kaldıralım
kızartmak
ekmeği ısıtarak rengini kahverengiye döndürmek
I toast the bread
Ekmeği kızartırım
kızarmış ekmek
ısı ile rengi kahverengiye dönmüş ekmek
I eat toast for breakfast
Kahvaltıda kızarmış ekmek yerim
bitmiş
başarısız veya kurtarılamaz bir durumda olan
If we lose this game we are toast
Eğer bu maçı kaybedersek bittik demektir
iyi
In sceneyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ince
kalın olmayan
The pen has a fine tip
Kalemin ince bir ucu var
tamam
karşıdakinin anladığından emin olmak veya konuşmada duraksamak için kullanılan sözcük
Fine I will be there at five
Tamam saat beşte orada olacağım
öğrenmek
bir şeyi öğrenmek veya keşfetmek
I will find out the answer
Cevabı öğreneceğim
tarif etmek
In scenebir şeyin nasıl olduğunu anlatmak
Can you describe your house?
Evini tarif edebilir misin?
tarif etmek
birinin veya bir şeyin nasıl olduğunu anlatmak
Can you describe him
Onu tarif edebilir misin
tarif etmek
bir şeyin neye benzediğini söylemek
Can you describe your house
Evini tarif edebilir misin
betimlemek
bir şeyi ayrıntılarıyla anlatmak
The author describes the scene well
Yazar manzarayı güzel betimliyor
müşteri
In scenebir hizmet için ödeme yapan kişi
The lawyer met with his client
Avukat müşterisiyle buluştu
durdurmak
In scenebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
durdurmak
bir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the fire
Yangını durdurmalıyız
kubbe
In sceneyuvarlak çatı veya tavan
The church has a gold dome
Kilisenin altın bir kubbesi var
kafa
beyni içeren vücudun üst kısmı
He touched his dome
Kafasına dokundu
gerçek
In scenehakiki ve doğru olan
This is real gold
Bu gerçek altın
çekici
cinsel olarak çekici olan
She is real
O çekici
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
hoşça kal
In sceneİspanyolca veda kelimesi
He said adis to his friends
Arkadaşlarına hoşça kal dedi
yerleştirmek
In sceneeşyaları bir kabın içine doldurmak
Pack the boxes
Kutuları doldur
sürü
bir arada bulunan canlılar grubu
A pack of dogs
Bir köpek sürüsü
yumruk atmak
bir şeye kuvvetle vurmak
He packs a hard punch
O çok sert yumruk atar
paket
bir şeyin içinde bulunduğu küçük kap
I bought a pack of gum
Bir paket sakız aldım
manzara
In scenebir yerden görülen görüntü
This hotel has a great view
Bu otelin harika bir manzarası var
izlemek
bir şeyi görmek veya seyretmek
I want to view the photo
Fotoğrafı görmek istiyorum
görüş
bir konu hakkındaki düşünce
What is your view on this
Bu konudaki görüşün nedir
program
bir televizyon programı
The view was very funny
Program çok komikti
numara çevirmek
In scenebir telefon numarasını tuşlayarak aramak
Dial the number now
Şimdi numarayı çevir
ayarlamak
bir düğmeyi çevirerek ayar değiştirmek
Dial the temperature down
Sıcaklığı düşür
emlak
insanların alıp sattığı arazi ve binalar
He works in real estate
O emlak sektöründe çalışıyor
sıyrılmak
bir sorumluluktan veya işten kurtulmak
I want to get out of this meeting
Bu toplantıdan sıyrılmak istiyorum
çıkmak
bir yerden veya araçtan ayrılmak
Get out of the car
Arabadan çık
elde etmek
birinden veya bir şeyden fayda veya bilgi almak
What did you get out of the course
Kurstan ne elde ettin
çıkarmak
bir şeyi bir şeyin içinden almak
Please get the book out of the bag
Lütfen kitabı çantadan çıkar
çıkmak
bir yerden veya araçtan dışarı gitmek
Please get out of the car
Lütfen arabadan çık
elde etmek
bir şeyi başka bir kaynaktan oluşturmak
We get electricity out of coal
Kömürden elektrik elde ederiz
cazibesiz
cinsel açıdan çekici olmayan
That outfit is quite unsexy
O kıyafet oldukça cazibesiz
tam olarak
In scenekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
can atmak
In scenebir şeyi yapmayı çok istemek
I am dying to see you
Seni görmek için can atıyorum
ölmek üzere
ölüme çok yakın olmak
The plant is dying
Bitki ölmek üzere
merhaba
In sceneselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
parıltı
In sceneyumuşak ve sabit bir ışık
The lamp gives a soft glow
Lamba yumuşak bir parıltı yayıyor
yanlış anlamak
In scenebir şeyi yanlış şekilde anlamak
I think you misunderstand me
Sanırım beni yanlış anlıyorsun
yanlış anlamak
bir ifadeyi hatalı yorumlamak
Please do not misunderstand me
Lütfen beni yanlış anlamayın
yanlış yorumlamak
bir şeyi yanlış şekilde kavramak
You misunderstand the situation
Durumu yanlış anlıyorsun
yanlış anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavrayamamak
I misunderstood the question
Soruyu yanlış anladım
yukarı
In scenedaha yüksek bir konuma doğru
Look up
Yukarı bak
var olmak
bir şeye katılmaya hazır olmak
Are you up for a game
Bir oyuna var mısın
var
bir şeye katılmaya istekli veya hevesli
Are you up for it
Buna var mısın
beklemek
In scenebir şey olana kadar bir yerde durmak
I will wait here for you
Seni burada bekleyeceğim
aramak
birini telefonla aramak
I will wait you at eight
Seni sekizde arayacağım
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
benlik
In scenebirinin aslında olduğu kişi
He is trying to find his true self
O gerçek benliğini bulmaya çalışıyor
benlik
bir kişinin kendi varlığı
She discovered her true self
Kendi gerçek benliğini keşfetti
kendi
kişinin bireysel kimliği
You must love yourself
Kendini sevmelisin
inek
In scenebir konuyla aşırı ilgilenen kimse
He is a computer nerd
O bir bilgisayar ineği
tutkun
belli bir konuya çok ilgi duyan kişi
He is a movie nerd
O bir film tutkunu
inek
derslere veya teknik konulara aşırı odaklanan kişi
He is a math nerd
O bir matematik ineği
ineklik yapmak
sosyal açıdan garip görülecek kadar çok ders çalışmak
He is nerding out on his science project
Bilim projesi üzerinde ineklik yapıyor
hantal
In sceneboyut veya şekil olarak büyük ve ağır
The package is too bulky
Paket çok hantal
ilham vermek
In scenebirine yeni bir fikir veya yaratıcılık hissi vermek
Her story inspires me
Onun hikayesi bana ilham veriyor
ilham vermek
birini bir şey yapmaya heveslendirmek
Her teacher inspired her to write
Öğretmeni ona yazması için ilham verdi
keşfetmek
In scenebir yer hakkında bilgi edinmek için orayı gezmek veya incelemek
We want to explore the city
Şehri keşfetmek istiyoruz
keşfetmek
In scenebir yeri öğrenmek için gezmek
They want to explore the island
Adayı keşfetmek istiyorlar
incelemek
bir şeyi dikkatlice gözden geçirmek
We need to explore this idea further
Bu fikri daha fazla incelememiz gerekiyor
keşfetmek
bir yeri öğrenmek için seyahat etmek
They want to explore the forest
Ormanı keşfetmek istiyorlar
ele almak
bir konuyu değerlendirmek
We must look at this plan
Bu planı ele almalıyız
bakmak
gözleri bir yöne çevirmek
Please look at me
Lütfen bana bak
seyretmek
bir şeyi dikkatle izlemek
They look at the stars
Yıldızları seyrediyorlar
incelemek
detaylıca gözlemlemek
I looked at the painting
Resim tablosunu inceledim
çevirmek
In scenebir şeyin anlamını başka sözcüklerle açıklamak
Can you translate this sentence
Bu cümleyi çevirebilir misin
çevirmek
bir dildeki sözcükleri başka bir dile aktarmak
Please translate this letter for me
Lütfen bu mektubu benim için çevir
tercüme etmek
bir metni farklı bir dile dönüştürmek
He needs to translate the report
Raporu tercüme etmesi gerekiyor
çevirmek
bir dilden başka bir dile kelimeleri aktarmak
Please translate this document into Turkish
Lütfen bu belgeyi Türkçeye çevirin
sevinç
In scenebüyük bir mutluluk duygusu
Her face was full of joy
Yüzü sevinç doluydu
tahmin etmek
In scenekesin bilgi olmadan bir fikir yürütmek
Can you guess my age?
Yaşımı tahmin edebilir misin?
tahmin etmek
emin olmadan bir şeyin doğru olduğunu söylemek
Can you guess the answer
Cevabı tahmin edebilir misin
sanmak
bir durum hakkında kesin kanıt olmadan fikir oluşturmak
I guess it will rain
Sanırım yağmur yağacak
tahmin
emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz bir fikir
It was just a guess
Sadece bir tahmindi
yani
söylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
duymak
In scenebir bilgi edinmek
I heard the news
Haberi duydum
duymak
In scenekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
dökmek
In scenebir sıvıyı bir kaptan akıtmak
Please pour me some water
Lütfen bana biraz su dök
dökmek
bir sıvıyı kaptan başka bir yere boşaltmak
Please pour the water into the glass
Lütfen suyu bardağa dök
dökmek
bir şeyi bir yere boşaltmak
Please pour the water into the glass
Lütfen suyu bardağa dök
bardaktan boşalırcasına yağmak
çok şiddetli yağmur yağması
It is pouring outside today
Bugün dışarıda bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyor
dayanma sınırı
bir durumun artık sürdürülemeyecek kadar zorlaştığı an
He was pushed to his breaking point
Dayanma sınırına zorlanmıştı
frank
In sceneFransa ve bazı diğer ülkelerde kullanılan para birimi
He paid in francs
Frank ile ödeme yaptı
Franklar
Galya'yı fethedip Frank İmparatorluğu'nu kuran Cermen halkı
The Franks were a significant Germanic people
Franklar önemli bir Cermen halkıydı
aşırı tepki vermek
In scenebir şeye gereğinden fazla tepki göstermek
Don't overreact to the news
Haberlere aşırı tepki verme
somut hali
In scenebir kavramın veya kalitenin en mükemmel örneği
She is the embodiment of kindness
O nezaketin somut halidir
buluşmak
In scenebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
benzemek
bir şeye benzer olmak
His words meet his actions
Sözleri davranışlarına benziyor
karşılamak
bir gereksinimi yerine getirmek
We must meet the requirements
Gereksinimleri karşılamalıyız
buluşma
insanların bir araya geldiği etkinlik
They organized a school meet
Okul için bir buluşma düzenlediler
yazık
In sceneüzücü veya pişmanlık verici durum
It is a shame that you cannot come
Gelemeyecek olman ne yazık
utanç
yanlış bir şey yaptığınızda hissedilen acı verici duygu
He felt a deep sense of shame
Derin bir utanç hissetti
ayıplamak
birinin yaptığı bir davranış yüzünden onu kötü hissettirmek
They shamed him for lying
Yalan söylediği için onu ayıpladılar
utandırmak
birinin kendini mahcup veya aptal hissetmesine yol açmak
He shamed her in front of everyone
Herkesin önünde onu utandırdı
asalet
In sceneşık ve zarif bir nitelik
She has a lot of class
O çok asildir
ders
bir grup öğrenci için düzenlenen bir dizi ders veya toplantı
I have an English class today
Bugün İngilizce dersim var
sınıf
birlikte eğitim gören öğrenci grubu
My class is very friendly
Sınıfım çok cana yakın
şıklaştırmak
bir şeyi daha iyi veya zarif bir hale getirmek
We need to class up this living room
Bu oturma odasını şıklaştırmamız gerekiyor
önce
In sceneşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
şimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
tutkulu
In scenegüçlü duygular sergileyen
She is passionate about art
O, sanata karşı tutkuludur
raf
In sceneeşyaları tutmak için kullanılan çerçeve veya raf
Put the shoes on the rack
Ayakkabıları rafa koy
göğüsler
bir kadının vücudunun üst ön kısmı
She has a large rack
Büyük göğüsleri var
zorlamak
zihinsel veya fiziksel stres yaratmak
I rack my brain to remember
Hatırlamak için beynimi zorluyorum
sevgilim
sevilen birine hitap etmek için kullanılan Fransızca ifade
He called her mon cheri
Ona mon cheri diye seslendi
atkı
In sceneboyna takılan kumaş parçası
I wear a scarf in winter
Kışın atkı takarım
biri
In scenebilinmeyen bir kişi
I need somebody to help me
Bana yardım edecek birine ihtiyacım var
birisi
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir kişi
Somebody is at the door
Kapıda biri var
önemli biri
önemli veya yüksek statüye sahip kimse
She acts like she is really somebody
Gerçekten önemli biriymiş gibi davranıyor
ziyaret etmek
In scenebir yere belirli bir süre kalmak için gitmek
I will visit my grandmother tomorrow
Yarın büyükannemi ziyaret edeceğim
ziyaret etmek
birini görmeye gitmek ve onunla vakit geçirmek
I will visit my grandmother
Babaannemi ziyaret edeceğim
musallat olmak
birine kötü bir durum veya sıkıntı vermek
The sickness visited the small town
Hastalık küçük kasabaya musallat oldu
hmm
In scenedüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Mmm, I am not sure
Hmm, emin değilim
mmm
yemek yerken alınan keyfi belirten ses
Mmm, this cake is delicious
Mmm, bu kek çok lezzetli
gururlu
In scenebir başkasının başarısıyla mutlu olmak
I am proud of you
Seninle gurur duyuyorum
gururlu
In scenekendi başarılarından tatmin olmak
He is proud of his work
İşiyle gurur duyuyor
gururlu
memnuniyet ve kıvanç gösteren
She has a proud expression
Gururlu bir ifadesi var
veda
In sceneveda etmek için kullanılan söz
He bade his friends adieu
Arkadaşlarına veda etti
affedersiniz
özür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
ilkel
In scenebasit ve gelişmemiş
They lived in primitive huts
İlkel kulübelerde yaşadılar
vakit geçirmek
In scenebir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
zaman harcamak
In scenebir iş için zaman ayırmak
Don't spend too much time on this
Buna çok fazla zaman harcama
harcamak
bir şey satın almak için para vermek
I spend too much money
Çok fazla para harcıyorum
harcamak
bir şeyi satın almak için para kullanmak
I spend all my money on books
Tüm paramı kitaplara harcıyorum
üçüncü
In scenebir seride ikinciden sonra gelen
He is the third person in line
Sıradaki üçüncü kişi o
üçüncü
ikinciden sonra gelen
March is the third month
Mart üçüncü aydır
hata
In sceneyanlış veya hatalı olan şey
I made a mistake
Bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi başka bir şeyle karıştırmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
hata yapmak
bir şey hakkında yanlış yapmak
I made a mistake on my test
Sınavımda bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi olduğundan farklı sanmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
teşekkür
In sceneminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
üç
In sceneüç sayısı
I have three apples
Üç elmam var
tekrar
In scenebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
bak
In scenedikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
In sceneşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
bir an
In sceneçok kısa bir süre
Give me a minute
Bana bir dakika ver
dakika
60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
aman
In scenebıkkınlık veya yalvarma durumunda kullanılır
Oh, please stop it
Ah, lütfen dur artık
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
anlaşıldı
telsiz mesajını almak ve kavramak
Please the transmission
İletiyi anladım
en azından
bir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en az
belirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
doğru
In scenegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
tamam
anlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
tamam
In sceneonaylamak veya bir şeyin yolunda olduğunu belirtmek için kullanılır
Alright, I will go
Tamam, gideceğim
fikir
In scenezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
karanlık
In sceneışığın olmadığı durum
The room is very dark
Oda çok karanlık
koyu
açık olmayan renk
He has dark hair
Onun koyu renk saçları var
karamsar
mutsuz veya umutsuz
He had a dark thought
Karamsar bir düşüncesi vardı
karanlık
çoğunluk tarafından bilinmeyen veya görülmeyen
They have a dark past
Onların karanlık bir geçmişi var
uyumak
In scenegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor