

The Queen's Gambit — Season 1 Episode 2
Words & meanings
485 words
CEFR level
tıbbi
In scenehastalık veya yaralanmanın tedavisi ile ilgili olan
She needs medical help
Tıbbi yardıma ihtiyacı var
dolar
In sceneABD ve bazı diğer ülkelerin temel para birimi
I have ten dollars
On dolarım var
dolar
ABD ve bazı ülkelerde kullanılan para birimi
He has ten dollars in his pocket
Cebinde on dolar var
kapatmak
In scenebir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
bitirmek
bir süreci sonlandırmak
We will close the meeting soon
Toplantıyı yakında bitireceğiz
yakın
kısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
başında
kontrol veya güç sahibi bir konumda olmak
She is on top of the project
Projenin başında o var
üzerinde
bir şeyden daha yüksek bir konumda olma
The cat is on top of the car
Kedi arabanın üzerinde
düşünmek
In scenebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
fikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
fikir
In scenebir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
fikir
In scenezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
şampiyona
In sceneen iyi oyuncuyu veya takımı belirlemek için yapılan yarışma
They won the world championship
Dünya şampiyonasını kazandılar
birkaç
In sceneikiden fazla fakat çok olmayan
I have several books
Birkaç kitabım var
sistem
In scenebirbiriyle bağlantılı parçalar veya prosedürler bütünü
The school has a new system
Okulun yeni bir sistemi var
vücut sistemi
insan vücudu ve işleyişi
Her immune system is very strong
Bağışıklık sistemi çok güçlü
sistem
bir şeyi yapma yöntemi
We need a better system to organize our files
Dosyalarımızı düzenlemek için daha iyi bir sisteme ihtiyacımız var
yenmek
In scenebirini veya bir şeyi mağlup etmek
They beat the champion
Şampiyonu yendiler
vuruş
In scenemüzikteki ritim birimi veya kalp atışı
Follow the beat
Ritmi takip et
devriye bölgesi
bir polisin veya görevlinin düzenli olarak dolaştığı bölge
The officer walked his beat every evening
Memur her akşam devriye bölgesinde yürürdü
stand-up
sahnede tek başına yapılan komedi
I love stand up comedy
Stand-up komediyi severim
ekmek
planlanan bir buluşmaya gelmemek
She stood me up
Beni ekti
ayağa kalkmak
ayaklarının üzerine kalkmak
Please stand up
Lütfen ayağa kalkın
ayağa kalkmak
ayaklarının üzerinde dik durmak
Please stand up when the teacher enters
Öğretmen içeri girdiğinde lütfen ayağa kalkın
buluşmaya gelmemek
planlanan bir buluşmaya gitmemek
He stood me up on our date
Randevumuza gelmedi
dürüst
ahlaklı ve doğru davranış sergilemek
He is a stand up guy
O dürüst bir adamdır
sürmek
In scenebelirli bir süre boyunca devam etmek
The movie lasts two hours
Film iki saat sürüyor
son
In scenediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
In sceneşu andan hemen önce olan
I saw her last week
Onu geçen hafta gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
masraf
In scenebir şey için harcanan para
The travel expense was high
Seyahat masrafı yüksekti
bahse girmek
In scenebir şeyden çok emin olmak
I bet he is late
Bahse girerim geç kalmıştır
kesinlikle
evet demek veya güçlü bir şekilde onaylamak için kullanılır
Want to go? Bet
Gitmek ister misin? Tabii ki
bahis oynamak
bir oyun veya yarış için para riske atmak
He bet on the red car
Kırmızı arabaya bahis oynadı
bahse girmek
bir sonuç üzerine para yatırmak
I bet ten dollars on the game
Maça on dolar yatırdım
satranç takımı
satranç oynamak için kullanılan parça seti
He bought a new chess set
O yeni bir satranç takımı aldı
yirmi
In sceneon dokuzdan sonra gelen sayı
I have twenty apples
Yirmi elmam var
yirmi
on dokuzdan sonra gelen sayı
I have twenty dollars
Yirmi dolarım var
iz
In scenebasınçla bir yüzeyde bırakılan iz
There is a fingerprint on the glass
Camda bir parmak izi var
yazdırmak
bir makine kullanarak kağıda yazı veya resim çıkarmak
I need to print this document
Bu belgeyi yazdırmam gerekiyor
dükkan
bir şeyler satın aldığınız yer
She works at the print
O dükkanda çalışıyor
yazı
basılı doküman veya ürün üzerindeki kelimeler
The print in this book is very small
Bu kitaptaki yazı çok küçük
ayarlamak
In scenebir şeyin gerçekleşmesi için hazırlık yapmak
I need to arrange a meeting
Bir toplantı ayarlamam gerekiyor
düzenlemek
şeyleri düzenli bir sıraya koymak
Please arrange the chairs
Lütfen sandalyeleri düzenle
ayarlamak
bir şeyi planlamak veya hazırlamak
I will arrange a meeting for tomorrow
Yarın için bir toplantı ayarlayacağım
ilk
In scenezaman veya sıra bakımından diğerlerinden önce gelen
This is my first car
Bu benim ilk arabam
boyut
In scenenesnelerin fiziksel büyüklüğü
The size of the box is small
Kutunun boyutu küçük
boyut
bir şeyin kapladığı fiziksel alan
The size of the room is small
Odanın boyutu küçük
beden
bir nesnenin standart ölçüsü
I need a smaller size
Daha küçük bir bedene ihtiyacım var
beden
giysiler için kullanılan ölçü
Do you have this shirt in my size
Bu gömleğin benim bedenim var mı
ponpon kız
In scenespor etkinliklerinde tezahüratı yöneten kişi
She is a cheerleader at her school
O, okulunun ponpon kızlarından biri
tanışmak
bir kişi veya durumla daha yakından tanışmaya başlamak
I want to get acquainted with the new system
Yeni sistemle tanışmak istiyorum
aşina olmak
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
You should get acquainted with the rules
Kurallara aşina olmalısın
tanışmak
biriyle ilk kez bir araya gelmek
It is a pleasure to get acquainted with you
Sizinle tanıştığıma memnun oldum
kazanmak
In scenebir yarışmada birinci olmak
We want to win the game
Oyunu kazanmak istiyoruz
kazanmak
birinin desteğini veya sevgisini elde etmek
She tried to win his trust
Onun güvenini kazanmaya çalıştı
bahis oynamak
bir oyun veya yarış üzerine para riske etmek
I will win on that horse
O ata bahis oynayacağım
standart
her zamanki veya normal seçenek
This is the win choice
Bu standart seçim
çalışmak
In scenedoğru veya beklendiği gibi işlemek
The elevator does not work
Asansör çalışmıyor
eser
emekle üretilen şey, özellikle sanat eseri
This is a great work of art
Bu harika bir sanat eseridir
iş
çaba gerektiren faaliyet
I have a lot of work to do
Yapacak çok işim var
çalışmak
bir işi veya görevi yerine getirmek
He works in an office
O bir ofiste çalışıyor
benziyor
görünüş olarak benzer olmak
He looks like his father
Babasına benziyor
gibi görünüyor
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
dönmek
dikkatini veya sözünü birine yöneltmek
She turned to the audience and began to speak
İzleyicilere döndü ve konuşmaya başladı
dönüşmek
bir durumdan farklı bir duruma geçmek
Water turns to ice
Su buza dönüşür
kanal değiştirmek
başka bir kanala veya istasyona geçiş yapmak
Please turn to the news channel
Lütfen haber kanalına geç
çağ
In scenebelirli özelliklerle tanınan zaman dilimi
We live in the digital age
Dijital çağda yaşıyoruz
yaş
In scenebir kişinin yaşadığı süre
Age is just a number
Yaş sadece bir sayıdır
yaşlanmak
daha yaşlı hale gelmek
Everyone ages
Herkes yaşlanır
egzersiz
In scenesağlıklı veya güçlü kalmak için yapılan fiziksel aktivite
I do exercise every morning
Her sabah egzersiz yaparım
alıştırma
In scenebir beceriyi öğrenmek veya geliştirmek için yapılan etkinlik
This is a grammar exercise
Bu bir dil bilgisi alıştırmasıdır
kullanmak
bir hakka sahip olduğunu belirtmek veya o hakkı kullanmak
You can exercise your right to vote
Oy verme hakkınızı kullanabilirsiniz
başka
In scenefarklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka
belirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
iyi olur
In scenebir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
daha iyi
daha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
yanlış
In scenedoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
uygun olmayan veya iyi bir eşleşme sağlamayan
This is the wrong key for the door
Bu kapı için yanlış anahtar
üzmek
In scenebirini çok üzgün veya umutsuz hissettirmek
The news depressed him
Haber onu üzdü
depresyona sokmak
birini çok üzgün veya umutsuz hissettirmek
This news depresses me
Bu haber beni depresyona sokuyor
gerektirmek
In scenebir şeyin olması için gerekli olmak
This job requires a lot of patience
Bu iş çok sabır gerektiriyor
gerektirmek
bir şeyin zorunlu olduğunu belirtmek
This job requires experience
Bu iş tecrübe gerektiriyor
turta
In scenehamurla kaplanmış tatlı veya tuzlu yemek
I love apple pie
Elmalı turtayı severim
tanesi
In sceneher bir tanesi için
The apples are fifty cents apiece
Elmalar tanesi elli cent
ped
In scenekonfor veya destek için kullanılan yumuşak ve düz nesne
Use a shoulder pad
Omuz pedi kullan
mekan
birinin yaşadığı yer, genellikle gayriresmi kullanılır
Let's go back to my pad
Benim mekana geri dönelim
not defteri
yazmak için kullanılan bir grup kağıt sayfası
I wrote it on a pad
Onu bir not defterine yazdım
şişirmek
bir şeyin miktarını fazladan ekleyerek artırmak
He tried to pad the invoice
Faturayı şişirmeye çalıştı
yazmak
In scenebir yüzeye harfler veya kelimeler oluşturmak
Write your name here
Adınızı buraya yazın
yazmak
In scenemektup veya e-posta göndermek
I will write to you soon
Yakında sana yazacağım
yazmak
kitap, makale veya başka bir metin oluşturmak
She writes a book
O bir kitap yazıyor
çek yazmak
bankaya para ödemesi için verilen yazılı belge
I need to write a check for the rent
Kira için bir çek yazmam gerekiyor
sanmak
In scenebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
varsaymak
bir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
ahlaki
In scenedoğru ve yanlış davranışlarla ilgili
It is a moral issue
Bu ahlaki bir mesele
ahlak dersi
bir olaydan çıkarılan ders veya öğüt
The moral of the story is to be honest
Hikayeden çıkarılacak ders dürüst olmaktır
biraz
In sceneaz miktarda
The room is a trifle cold
Oda biraz soğuk
trifle
kek meyve ve kremayla yapılan soğuk bir tatlı
I love eating trifle
Trifle yemeyi seviyorum
hafife almak
birini veya bir şeyi ciddiye almadan davranmak
Do not trifle with my feelings
Duygularımı hafife alma
birleştirmek
In sceneparçaları birbirine bağlamak
Join the two pieces of wood
İki tahta parçasını birleştirin
katılmak
In scenebir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
eşlik etmek
birinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
evlendirmek
evlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
not
In scenekısa yazı
I left a note for you
Senin için bir not bıraktım
fark etmek
bir şeye dikkat etmek
Please note the date
Lütfen tarihe dikkat edin
nota
parfümlerdeki belirgin koku
The perfume has a floral note
Parfümün çiçeksi bir notası var
nota
müzikte tek bir ses veya bunu temsil eden işaret
She played a high note on the piano
Piyanoda tiz bir nota çaldı
otel
In sceneseyahat ederken konaklamak için para ödenen yer
I booked a hotel room
Bir otel odası ayırttım
otel
seyahat edenlerin kaldığı yer
The hotel is near the beach
Otel plajın yakınında
otel
gezginlerin kalabileceği ve uyuyabileceği yer
We stayed at a small hotel
Küçük bir otelde kaldık
kitap
In sceneyazılı sayfaların ciltlenmiş hali
I read a book
Bir kitap okudum
rezervasyon yapmak
bir şeyi önceden ayırmak
I want to book a room
Bir oda ayırtmak istiyorum
kural kitabı
kuralların veya prosedürlerin bulunduğu resmi döküman
They followed the book exactly
Tam olarak kural kitabına uydular
görüş
bir kişinin kendine has bakış açısı veya değerlendirmesi
In my book this is a mistake
Benim görüşüme göre bu bir hata
tepe
In scenebir şeyin en yüksek kısmı
The crown of the hill is rocky
Tepenin zirvesi kayalıktır
taç
kral veya kraliçenin taktığı süslü başlık
The king wears a golden crown
Kral altın bir taç takıyor
birinci ilan etmek
bir yarışın kazananı olarak seçilmek
The athlete was crowned the winner of the race
Atlet yarışın kazananı ilan edildi
kola
In scenetatlı ve gazlı bir içecek
I would like a coke, please
Bir kola istiyorum, lütfen
kokain
toz halinde yasa dışı güçlü bir uyarıcı madde
He was arrested for possession of coke
Kokain bulundurduğu için tutuklandı
orijinal
In scenebir şeyin ilk veya başlangıç hali
This is the original version
Bu orijinal versiyon
özgün
yeni ve yaratıcı bir şekilde farklı
His ideas are very original
Fikirleri çok özgün
asıl
bir şeyin ilk hali veya versiyonu
This is the original painting
Bu asıl tablo
başlangıçtaki
başlangıçta olan
The original plan was better
Başlangıçtaki plan daha iyiydi
etkilemek
birinin üzerinde etkili olmak
The medicine is starting to work on him
İlaç onun üzerinde etkisini göstermeye başladı
üzerinde çalışmak
bir şeye zaman ve emek harcamak
I need to work on my English
İngilizcem üzerinde çalışmam gerekiyor
üzerinde çalışmak
bir şey üzerinde emek harcamak
I am working on a new project
Yeni bir proje üzerinde çalışıyorum
tedavi etmek
tıbbi bakım sağlamak
The doctors are working on the patient
Doktorlar hastayı tedavi ediyor
alışmak
yeni bir ortama uyum sağlayıp rahat hissetmek
I have finally settled in at my new home
Yeni evime sonunda alıştım
durdurmak
In scenebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
durdurmak
bir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the fire
Yangını durdurmalıyız
işaret
In scenebilgi veren sembol veya uyarı
A red flag is a sign of danger
Kırmızı bayrak tehlike işaretidir
imzalamak
bir belgeye ismini yazmak
Please sign the contract
Lütfen sözleşmeyi imzalayın
sözleşme imzalatmak
birini bir gruba veya kuruma dahil etmek için belgeye imza attırmak
The club decided to sign the talented player
Kulüp yetenekli oyuncu ile sözleşme imzalamaya karar verdi
lezzetli
In scenetadı çok güzel olan
This cake is delicious
Bu kek lezzetli
bir gün
tek bir günü kapsayan
I will stay there for one day
Orada bir gün kalacağım
bir gün
gelecekteki belirsiz bir zamanda
One day I will visit Japan
Bir gün Japonya'yı ziyaret edeceğim
bir gün
gelecekte belli olmayan bir zaman
I will visit Japan one day
Bir gün Japonya'yı ziyaret edeceğim
bir günlük
sadece bir gün süren
This was a one day trip
Bu bir günlük bir geziydi
cehennem
In sceneöfke veya vurgu belirtmek için kullanılır
Go to hell
Cehenneme git
cehennem
ölümden sonraki azap yeri
I don't believe in hell
Cehenneme inanmam
cehennem
büyük acı veya sefalet hali
Life was hell for him
Hayatı onun için cehennem gibiydi
beceri
pratik bilgi veya yetenek
He has the know-how to fix the car
Arabayı tamir edecek becerisi var
bulmak
In scenebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
yaş grubu
belirli bir yaş aralığı
This product is for the 18-25 age group
Bu ürün 18-25 yaş grubu içindir
şans
In sceneiyi veya kötü şeylerin gerçekleşmesine neden olan güç
Luck can change quickly
Şans hızla değişebilir
şans
In scenetesadüfen gerçekleşen iyi şeyler
I had some good luck
Biraz şansım vardı
şans eseri bulmak
iyi bir talih sonucu bir şeye sahip olmak
He lucked into this amazing job
O şans eseri bu harika işi buldu
neredeyse hiç
In scenehemen hemen hiç
There was scarcely anyone there
Orada neredeyse hiç kimse yoktu
yerleştirmek
In sceneeşyaları bir kabın içine doldurmak
Pack the boxes
Kutuları doldur
paket
In scenebir şeyin içinde bulunduğu küçük kap
I bought a pack of gum
Bir paket sakız aldım
sürü
bir arada bulunan canlılar grubu
A pack of dogs
Bir köpek sürüsü
yumruk atmak
bir şeye kuvvetle vurmak
He packs a hard punch
O çok sert yumruk atar
dergi
In scenemakaleler ve resimler içeren periyodik yayın
I read a fashion magazine
Bir moda dergisi okudum
şarjör
ateşli silahlarda mermilerin tutulduğu hazne
He put a new magazine into his gun
Silahına yeni bir şarjör taktı
yumuşak davranmak
sert veya katı davranmamak
Please go easy on him
Lütfen ona karşı yumuşak davran
kıyafetler
In scenevücuda giyilen şeyler
I like my new clothes
Yeni kıyafetlerimi seviyorum
ıslak
su veya başka bir sıvı ile kaplanmış
The clothes are wet
Kıyafetler ıslak
zihinsel
In scenezihinle veya düşüncelerle ilgili olan
It is a mental process
Bu zihinsel bir süreçtir
deli
normal bir şekilde düşünmeyen
He acts mental today
Bugün deli gibi davranıyor
bahane
In scenebir hatayı açıklamak için sunulan neden
He has a good excuse
Geçerli bir bahanesi var
affetmek
In scenebirini bağışlamak veya ayrılmasına izin vermek
Please excuse me
Lütfen beni affedin
bağışlamak
bir hatayı hoş görmek
Please excuse my lateness
Lütfen gecikmemi bağışlayın
üzgün
In scenepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
öğrenmek
In sceneçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
oynamaya devam etmek
bir etkinliği kesintisiz olarak sürdürmek
They will play through the storm
Fırtınaya rağmen oynamaya devam edecekler
aldı
In scenebir şeyi edinmek veya almak
She got a letter
Bir mektup aldı
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
rahatsız etti
birini rahatsız etmek
The noise got to me
Gürültü beni rahatsız etti
ilaç
In scenehastalıkları iyileştirmek için kullanılan madde
Take your medicine every day
İlacını her gün al
tıp
hastalıkların ve yaralanmaların tedavisiyle ilgilenen bilim
He studies medicine at university
Üniversitede tıp okuyor
ilaç
hastalığı tedavi etmek için kullanılan madde
I take medicine for my headache
Baş ağrım için ilaç alıyorum
aritmetik
In scenesayılarla yapılan temel işlemler
He is good at arithmetic
O aritmetikte çok iyidir
ek
In sceneolağan veya gerekli olandan daha fazla
I need extra time
Ek zamana ihtiyacım var
figüran
film veya şovda görünen ancak konuşma rolü olmayan kişi
He worked as an extra in the movie
Filmde figüran olarak çalıştı
aşırı
yüksek derecede veya abartılı bir şekilde
Her outfit is so extra
Kıyafeti çok abartılı
yenmek
In scenebir yarışma veya kavgada birini mağlup etmek
Our team defeated them
Takımımız onları yendi
yenilgi
bir oyun veya yarışmayı kazanamama durumu
He accepted his defeat
Yenilgisini kabul etti
boşa çıkarmak
bir şeyin yararlı veya etkili olmasını engellemek
This error defeats the purpose of the experiment
Bu hata deneyin amacını boşa çıkarıyor
yenilmek
bir yarışma veya kavgada rakibine karşı kaybetmek
The team was defeated in the game
Takım oyunda yenildi
değer
In scenebir şeyin ne kadar yararlı veya önemli olduğu
This ring has great value
Bu yüzüğün büyük bir değeri var
değer vermek
bir şeyi önemli bulmak
I value your friendship
Arkadaşlığına değer veriyorum
hay aksi
In sceneŞaşkınlık veya hafif bir rahatsızlık ifade etmek için kullanılan ünlem
What the heck was that
Hay aksi o da neydi öyle
cehennem
çok kötü veya can sıkıcı bir durum
Go to heck
Cehenneme git
yahu
şaşkınlık veya kızgınlık belirtmek için kullanılır
What the heck happened
Ne oldu yahu
bayrak
In scenebir ülkeyi veya grubu simgeleyen kumaş parçası
The flag waves in the wind
Bayrak rüzgarda dalgalanıyor
işaret etmek
dikkat çekmek için bir şeyi sallamak
He flagged the taxi
Taksiye işaret etti
işaretlemek
bir şeyi dikkat çekmesi için belirlemek
I will flag this email
Bu e-postayı işaretleyeceğim
bayrak
bir konumu veya noktayı belirtmek için bir yüzeye tutturulan küçük parça
I put a flag on the map to mark the spot
Noktayı belirtmek için haritaya bir bayrak koydum
tam burada
tam olarak bu noktada veya yerde
I will wait for you right here
Seni tam burada bekleyeceğim
vakit
In scenebelirli bir deneyim veya yaşam tarzı
We had a great time
Harika vakit geçirdik
an
In scenebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
zaman
olayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
lanet olsun
In sceneöfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
önemsemek
bir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
çok
büyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
son
In scenesonunda olan veya gerçekleşen
This is the final chapter
Bu son bölümdür
final
bir dersin sonunda yapılan sınav
I have a final tomorrow
Yarın bir final sınavım var
kesin
değiştirilemez olan
This is my final decision
Bu benim kesin kararım