Avatar: The Last Airbender — 1. Sezon Bölüm 6
Kelimeler ve anlamları
378 kelime
Seviye
atmak
Sahnedebir şeyi hafifçe fırlatmak
He tossed the keys to me
Anahtarları bana attı
harmanlamak
malzemeleri hafifçe karıştırmak
Toss the salad with the dressing
Salatayı sosla harmanlayın
altüst etmek
bir yeri dağıtarak iyice aramak
The police tossed the room for evidence
Polis kanıt için odayı altüst etti
dönüp durmak
uykuda huzursuzca bir taraftan diğer tarafa dönmek
I tossed and turned all night
Bütün gece yatakta dönüp durdum
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
aramak
birini ya da bir şeyi bulmaya çalışmak
I looked for my keys
Anahtarlarımı aradım
borçlu olmak
Sahnedebirine para veya bir şey verme zorunluluğu
I owe you ten dollars
Sana on dolar borçluyum
dayandırmak
bir şeyi bir nedene bağlamak
He owes his success to hard work
Başarısını çok çalışmaya dayandırıyor
yakın
Sahnedekısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
kapatmak
bir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
kuşatmak
etrafını sarıp yakalamak
The police close on the suspect
Polis şüphelinin etrafını sarar
açmak
Sahnedekapalı bir şeyi açık hale getirmek
Open up the window
Pencereyi aç
kendini açmak
duygu ve düşüncelerini paylaşmak
She is starting to open up
Kendini açmaya başlıyor
iş yeri açmak
yeni bir dükkan veya şirket kurmak
They plan to open up a new cafe
Yeni bir kafe açmayı planlıyorlar
içini dökmek
duygu veya düşünceleri hakkında konuşmak
You can open up to me
Bana içini dökebilirsin
sorun
Sahnedebaşa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
yine de
Sahnedebuna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
rağmen
bir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
başlamak
Sahnedebir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsatı olmak
bir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
kalmak
Sahnedediğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
sol
sağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
ayrılmak
bir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
bırakmak
bir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
yakalamak
Sahnedebirinin kaçmasını önlemek
The police caught the thief
Polis hırsızı yakaladı
yakalanmak
bir duruma maruz kalmak
I got caught in the rain
Yağmura yakalandım
yakaladı
hareket halindeki bir nesneyi elinle tutup durdurmak
He caught the ball
Topu yakaladı
yakalanmış
kaçamama durumunda olmak
The thief was caught by the police
Hırsız polis tarafından yakalandı
bütün
Sahnedebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
kabul etmek
Sahnedesunulan bir şeyi almak
I will take it
Onu kabul edeceğim
başa çıkmak
bir sorunla veya durumla mücadele etmek
Can you take it
Bununla başa çıkabilir misin
almak
bir şeyi tutup yanına götürmek
Take it with you
Onu yanına al
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
ruh
Sahnedebir kişinin zihninin veya duygularının niteliği
He has a team spirit
Takım ruhuna sahip
ruh
bir insanın fiziksel olmayan kısmı
The human spirit is strong
İnsan ruhu güçlüdür
kaçırmak
birini veya bir şeyi gizlice başka yere götürmek
The spy was spirited away
Casus gizlice kaçırıldı
alkollü içki
güçlü bir alkollü içecek türü
He ordered a strong spirit
Sert bir alkollü içki sipariş etti
ciddiyetle
Sahnedeiçtenlikle veya ciddi bir tavırla
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
ciddi bir şekilde
çok ağır veya aşırı bir durumda
He was seriously injured in the accident
Kazada ciddi bir şekilde yaralandı
gerçekten
sahiden ve şaka yapmadan
I seriously want to help
Gerçekten yardım etmek istiyorum
ne dersin
Sahnedebir öneride bulunmak için kullanılır
What do you say to a movie?
Bir filme ne dersin?
önemsiz biri
Sahnedeönemsiz veya rahatsız edici kişi
He is just a pipsqueak
O sadece önemsiz biri
başarısız olmak
Sahnedebaşarısız olmak
He failed the test
Sınavda başarısız oldu
bozulmak
bir şeyin düzgün çalışmayı bırakması
The engine failed during the trip
Motor yolculuk sırasında bozuldu
sadece
Sahnedesadece veya kolay bir şekilde
I simply wanted to help
Sadece yardım etmek istedim
kesinlikle
bir ifadeyi vurgulamak için kullanılır
It is simply amazing
Bu kesinlikle harika
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
büyütmek
bir çocuğa yetişkin olana kadar bakmak
They brought up three children
Üç çocuk büyüttüler
toprak bükücü
Sahnedezihniyle toprağı kontrol edebilen kişi
Toph is a powerful earthbender
Toph güçlü bir toprak bükücüdür
havalandırmak
Sahnedebir yere taze hava girmesini sağlamak
You should ventilate the room daily
Odayı her gün havalandırmalısın
sistem
Sahnedebirbiriyle bağlantılı parçalar veya prosedürler bütünü
The school has a new system
Okulun yeni bir sistemi var
vücut sistemi
insan vücudu ve işleyişi
Her immune system is very strong
Bağışıklık sistemi çok güçlü
sistem
bir şeyi yapma yöntemi
We need a better system to organize our files
Dosyalarımızı düzenlemek için daha iyi bir sisteme ihtiyacımız var
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
kocaman kulaklı
Sahnedeçok büyük kulakları olan
That giant eared creature is very cute
O kocaman kulaklı yaratık çok şirin
tehlikeli
Sahnedezarar verme olasılığı olan
This road is dangerous
Bu yol tehlikeli
başlangıçta
Sahnedebaşlangıçta
At first, I didn't like it
Başlangıçta onu sevmedim
teşekkür ederim
Sahnedeminnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan nazik ifade
I want to say thank you
Sana teşekkür ederim demek istiyorum
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
hatırlatmak
Sahnedebirine bir şeyi hatırlamasını sağlamak
Please remind me to call him
Lütfen ona telefon etmemi hatırlat
karıştırmak
Sahnedebirini veya bir şeyi başka bir şeyle karıştırmak
I often confuse the twins
İkizleri sık sık karıştırırım
yanıltmak
birini yanlış düşünmeye sevk etmek
The false information confused the witnesses
Yanlış bilgi tanıkları yanılttı
kafasını karıştırmak
birinin zihnini bulandırmak
The complicated instructions confused the students
Karmaşık talimatlar öğrencilerin kafasını karıştırdı
kafasını karıştırmak
birinin bir şeyi net bir şekilde anlamasını zorlaştırmak
These directions confuse me
Bu yol tarifleri kafamı karıştırıyor
korumak
Sahnedegüvenliği sağlamak için gözetlemek
The dog guards the house
Köpek evi korur
koruma
Sahnedebir yeri veya kişileri koruyan kişi
The guard is at the door
Koruma kapıda duruyor
tetikte olma
tehlikeden kaçınmak için dikkatli olma durumu
You must keep your guard up
Tetikte olmalısın
yaşamını sürdürmek
Sahnedeyaşamaya devam etmek
Plants cannot survive without water
Bitkiler susuz yaşayamaz
hayatta kalmak
başka biri öldükten sonra yaşamaya devam etmek
He survived his wife by ten years
Eşinden on yıl daha fazla yaşadı
hayatta kalmak
zor bir durumdan sonra var olmaya devam etmek
They survived the earthquake
Depremden sağ kurtuldular
küçük kız
Sahnedegenç bir kız çocuk
The little girl is playing
Küçük kız oyun oynuyor
-den beri
Sahnedegeçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
için
bir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
kaza
Sahnedebeklenmedik ve zararlı olay
It was a car accident
Bu bir araba kazasıydı
kaza
planlanmadan meydana gelen olay
It was just an accident
Bu sadece bir kazaydı
istila etmek
Sahnedeaskeri güçle bir yere zorla girmek
The army plans to invade the country
Ordu ülkeyi istila etmeyi planlıyor
ihlal etmek
istenmeyen bir şekilde birinin alanına girmek
Please do not invade my personal space
Lütfen kişisel alanımı ihlal etme
yanılsama
Sahnedegerçekte olmayan ama öyle görünen şey
It was just an optical illusion
Bu sadece optik bir yanılsamaydı
geri dönmek
Sahnedebir yere veya bir aktiviteye tekrar gitmek
I will get back to work
İşe geri döneceğim
geri almak
kaybedilen bir şeyi yeniden elde etmek
I want to get back my book
Kitabımı geri almak istiyorum
öcünü almak
birine yaptığı kötülüğe karşılık zarar vermek
He wanted to get back at her
Ondan öcünü almak istedi
yatak
Sahnedeyerin altında doğal olarak bulunan madde tabakası
This area has a rich coal deposit
Bu bölgede zengin bir kömür yatağı var
kapora
önceden ödenen para
I paid a deposit for the house
Ev için kapora ödedim
bırakmak
bir şeyi belirli bir yere koymak
Please deposit your bags here
Lütfen çantalarınızı buraya bırakın
haberdar olmak
Sahnedebir şeyin varlığından haberdar olmak
I know of a good doctor in town
Kasabada iyi bir doktor olduğunu biliyorum
yıl
Sahnede12 ay veya 365 gün süren takvim dönemi
This year is 2024
Bu yıl 2024
yıl
365 günlük zaman dilimi
It lasted five years
Beş yıl sürdü
büyük
Sahnedeboyut veya miktar olarak çok olan
She has a large family
Onun büyük bir ailesi var
binlik
bin Amerikan dolarını ifade eden argo terim
He won five large in the game
Oyunda beş bin dolar kazandı
kullanmak
Sahnedebir şeyi bir amaca ulaşmak için yararlanmak
She uses a computer for her work
O işi için bir bilgisayar kullanır
kullanır
bir aleti veya aracı işlevsel kılmak
She uses a pen to write
O yazmak için bir kalem kullanır
beceri
Sahnedebir şeyi iyi yapabilme yeteneği
Reading is an important skill
Okuma önemli bir beceridir
gölge
Sahnedegüneşten korunan serin alan
Let's sit in the shade
Hadi gölgede oturalım
güneş gözlüğü
gözleri güneşten koruyan koyu renkli gözlükler
I need my shades
Güneş gözlüklerime ihtiyacım var
ton
bir rengin belirli bir derecesi
She chose a lighter shade of blue
Mavinin daha açık bir tonunu seçti
azıcık
küçük bir miktar
It is a shade larger than the other one
Diğerinden azıcık daha büyük
hata
Sahnedeyanlış veya hatalı olan şey
I made a mistake
Bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi olduğundan farklı sanmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
bükme
Sahnedebir nesnenin şeklini değiştirmek
She is bending the wire
O teli büküyor
esnetmek
kuralları tam olarak uygulamayıp hafifçe değiştirmek
He is bending the rules
Kuralları esnetiyor
bükme yeteneği
özel bir güç veya yetenek
He has the gift of bending
O bükme yeteneğine sahip
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
iyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
daha sıcak
Sahnedebiraz daha yüksek sıcaklıkta
The weather is warmer today
Bugün hava daha sıcak
ısıtıcı
bir şeyi sıcak tutmaya yarayan cihaz
This food warmer keeps the soup hot
Yemek ısıtıcısı çorbayı sıcak tutar
daha sıcak
sıcaklığı daha yüksek olan
The weather is warmer today
Hava bugün daha sıcak
hayran olmak
Sahnedebirine veya bir şeye saygı duymak ve onu beğenmek
I admire your courage
Cesaretine hayranım
hayran olmak
birini veya bir şeyi beğenerek takdir etmek
I admire her courage
Onun cesaretine hayranım
göndermek
Sahnedebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
bir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
göndermek
bir şeyi veya birini bir yere ulaştırmak amacıyla yola çıkarmak
Please send the letter to my house
Lütfen mektubu evime gönder
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
tercih etmek
Sahnedebir şeyi diğerine karşı daha çok istemek
I prefer tea to coffee
Çayı kahveye tercih ederim
saman
Sahnedehayvanlar için yiyecek olarak kullanılan kurutulmuş ot
The cows eat hay
İnekler saman yer
tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
nazik
dost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
geri almak
Sahnededaha önce verdiğin veya izin verdiğin bir şeyi geri almak
I want to take back the money I lent him
Ona borç verdiğim parayı geri almak istiyorum
geri götürmek
bir şeyi eski yerine geri götürmek
I need to take back these books to the library
Bu kitapları kütüphaneye geri götürmem gerekiyor
geçmişe götürmek
birine eski bir zamanı hatırlatmak
This song takes me back to my childhood
Bu şarkı beni çocukluğuma götürüyor
tekrar kabul etmek
birisiyle ayrıldıktan sonra ilişkiye yeniden başlamak
She decided to take him back
Onu tekrar kabul etmeye karar verdi
geri alma
söylenen ya da yapılan bir şeyi geri çekme eylemi
That offer is a take-back
O teklif bir geri almadır
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
haline gelmek
değişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
görgü kuralları
Sahnedetoplum içindeki nazik davranışlar
He has good manners
Onun görgü kuralları iyidir
tavırlar
bir şeyin yapılış şekli veya tarzı
I don't like his manners
Onun tavırlarını sevmiyorum
rahatsız olmak
Sahnedebir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
zihin
kişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
zorlamak
Sahnedebirini bir eyleme mecbur bırakmak
They forced him to leave
Onu gitmeye zorladılar
kuvvet
polis veya asker gibi insanlardan oluşan grup
He joined the police force
Polis kuvvetine katıldı
zorlamak
bir şeyi hareket ettirmek için fiziksel güç kullanmak
He forced the door open
Kapıyı açmak için zorladı
kuvvet
fiziksel dayanıklılık veya bedensel güç
He pushed the door with force
Kapıyı kuvvetle itti
gelmek
Sahnedebir yere ait olmak veya orada doğmuş olmak
I come from Turkey
Ben Türkiye'den geliyorum
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
olmak
gerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
adlandırmak
Sahnedebirine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
havaya yükselmek
Sahnedehavada destek almadan durmak veya yükselmek
The magician made the table levitate
Sihirbaz masayı havaya yükseltti
kader
Sahnedegelecekte olması beklenen olaylar
It was fate that we met
Tanışmamız kaderdi
hediye
Sahnedebirine ücretsiz olarak verilen şey
This is a gift for you
Bu senin için bir hediye
yetenek
bir şeyi iyi yapma konusundaki doğal kabiliyet
She has a gift for music
Onun müzik konusunda bir yeteneği var
hediye etmek
birine bir şeyi karşılıksız vermek
She decided to gift the book to her friend
Kitabı arkadaşına hediye etmeye karar verdi
yetki
bir şeyi kararlaştırma veya verme hakkı
She has the gift to make final decisions
Nihai kararları verme yetkisi var
bırakmak
Sahnedebir şeyi yapmayı bırakmak
I want to give up smoking
Sigarayı bırakmak istiyorum
işten çıkarmak
birini bir işi bırakmaya veya bir yerden ayrılmaya zorlamak
The company had to give up some staff
Şirket bazı personeli işten çıkarmak zorunda kaldı
ücreti ödenmiş
Sahnedeyapılan iş karşılığında para verilmiş
She is a paid worker
O ücretli bir çalışan
satın aldı
bir şeyi edinmek
He paid for the car
Arabayı satın aldı
dikkat etti
birine veya bir şeye yoğunlaşma eylemi
He paid attention to the lesson
O derse dikkat etti
aptal
Sahnedeaptal veya hoş olmayan bir kimse
He acted like a complete cretin
Tam bir aptal gibi davrandı
kaya
Sahnedeçok büyük taş
The boulder blocked the road
Kaya yolu kapattı
vazgeçmek
Sahnededenemeyi bırakmak veya teslim olmak
Don't give up on your dreams
Hayallerinden vazgeçme
ümidini kesmek
birinin gelişeceğine veya bir şeyin başarılı olacağına dair umudunu yitirmek
Do not give up on your dreams
Hayallerinden ümidini kesme
vazgeçmemek
birini desteklemeye devam etmek ve ona yardım etmekten vazgeçmemek
I will not give up on my friend
Arkadaşımdan vazgeçmeyeceğim
affedersiniz
Sahnedeözür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
pardon
duyulmayan veya anlaşılmayan bir şeyi tekrar ettirmek için kullanılan ifade
Excuse me could you say that again
Pardon bunu tekrar söyleyebilir misiniz
hiç kimse
Sahnedehiçbir kişi
No one is home
Evde kimse yok
hiç kimse
hiçbir kişi
No one knows the answer
Cevabı hiç kimse bilmiyor
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
kasırga
Sahnedeçok güçlü rüzgarları olan şiddetli fırtına
The hurricane hit the coast
Kasırga kıyıya vurdu
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
sırt
insan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
bilerek
Sahnedeplanlı veya amaçlı olarak yapılan
He did it intentionally
Bunu bilerek yaptı