Avatar: The Last Airbender — 2. Sezon Bölüm 6
Kelimeler ve anlamları
305 kelime
Seviye
ders
Sahnedeeğitim veya öğretim oturumu
I have an English lesson
İngilizce dersim var
ders
bir olaydan çıkarılan öğüt veya hayat tecrübesi
This was a hard lesson
Bu zor bir dersti
kıvrak ayaklı
Sahnededans ederken veya yürürken çok çevik olan insanlar için kullanılan eğlenceli bir takma ad
He is such a twinkle toes
O çok kıvrak ayaklı biri
başlamak
Sahnedebir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
fırsatı olmak
Sahnedebir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
ayaklar
Sahnedevücudun üzerinde durulan kısımları
My feet are cold
Ayaklarım soğuk
fit
12 inç değerindeki uzunluk ölçü birimi
The wall is ten feet high
Duvar on fit yüksekliğinde
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
bir yerde
Sahnedebelirlenmemiş veya bilinmeyen bir yer
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yere bıraktım
inmek
Sahnedeaşağıya doğru hareket etmek
The elevator is going down
Asansör aşağı iniyor
azalmak
miktar veya boyut olarak daha az hale gelmek
The prices went down
Fiyatlar düştü
hapse girmek
hapse gönderilmek veya tutuklanmak
The thief will go down for five years
Hırsız beş yıl hapse girecek
meydana gelmek
bir olayın gerçekleşmesi veya vuku bulması
Tell me what went down last night
Dün gece ne meydana geldiğini anlat bana
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
Sahnedeiki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
seni
Sahnedesen kelimesinin eski dilde kullanılan biçimi
I love thee
Seni seviyorum
korumak
Sahnedegüvenliği sağlamak için gözetlemek
The dog guards the house
Köpek evi korur
koruma
Sahnedebir yeri veya kişileri koruyan kişi
The guard is at the door
Koruma kapıda duruyor
tetikte olma
tehlikeden kaçınmak için dikkatli olma durumu
You must keep your guard up
Tetikte olmalısın
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
sürmek
Sahnedebir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
son
diğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
geçen
şimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
zor
Sahnedekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
alkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
sert
yumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sert
birine kaba veya katı davranan
The coach was hard on the team
Koç takıma karşı sert davrandı
dinleyin
Sahnededikkatle dinlemek
Listen up, everyone!
Herkes dinlesin!
sorun
Sahnedebaşa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
her nerede
Sahnedeherhangi bir yerde veya durumda
You can sit wherever you like
İstediğiniz her yere oturabilirsiniz
-e kadar
Sahnedebelli bir sınıra veya miktara kadar
It can take up to ten days
On güne kadar sürebilir
yapmak
bir aktiviteyle meşgul olmak
What are you up to
Ne yapıyorsun
-e kadar
belirli bir yere kadar
He walked up to the door
Kapıya kadar yürüdü
gücü yetmek
bir şeyi yapabilmek için gereken enerjiye sahip olmak
I am not up to going out today
Bugün dışarı çıkmaya gücüm yetmiyor
e kadar
belirli bir sınıra kadar olan
The room holds up to ten people
Oda on kişiye kadar insan alabiliyor
sorumluluk
bir kişinin seçim yapma görevi
The choice is up to you
Seçim senin sorumluluğunda
bağlı
birinin tercihine veya kararına göre hareket etmek
It is up to you
Bu sana bağlı
kadar
bir miktarın ulaşabileceği en üst sınır
Up to five people can sit here
Buraya beş kişiye kadar oturabilir
peşinde
bir işle meşgul olmak
What have you been up to lately
Son zamanlarda neler peşindesin
bir şeyler çevirmek
gizlice bir şeyler planlamak veya yapmak
What are you up to today
Bugün ne işler çeviriyorsun
en fazla
belirli bir üst sınıra kadar olan miktarda
Up to ten people can come
En fazla on kişi gelebilir
olmadan
Sahnedebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
parasını ödemek
Sahnedebir şeyin karşılığında para vermek
I will pay for the coffee
Kahvenin parasını ben ödeyeceğim
bedel ödemek
geçmişteki bir eylemin kötü sonuçlarına katlanmak
You will pay for what you did
Yaptıklarının bedelini ödeyeceksin
parasını ödemek
bir şey karşılığında para vermek
I paid for the ticket
Biletin parasını ödedim
rakip
Sahnedeyarışılan veya mücadele edilen kişi
He defeated his opponent
Rakibini yendi
birisi
Sahnedebilinmeyen veya belirtilmemiş bir kişi
Somebody is at the door
Kapıda biri var
önemli biri
önemli veya yüksek statüye sahip kimse
She acts like she is really somebody
Gerçekten önemli biriymiş gibi davranıyor
büyülü
Sahnedesihirle ilgili veya sihirli güçleri olan
It was a magic moment
Büyülü bir andı
sihirbazlık
illüzyon yapma sanatı
He knows some magic
O biraz sihirbazlık biliyor
sihirli güç
imkansız şeyleri yapabilme gücü
The ring has magic
Yüzüğün sihirli gücü var
esas
Sahnedebir şeyin en önemli kısmı olan
He has a basic knowledge of the topic
Konu hakkında esas bir bilgiye sahip
temel
karmaşık veya ileri düzeyde olmayan
It is a basic idea
Bu temel bir fikir
rahatlama
Sahnedeendişe veya acının azalmasıyla hissedilen rahatlık
I felt a great sense of relief
Büyük bir rahatlama hissettim
yardım
zor durumdaki insanlara sağlanan destek
They sent food relief to the area
Bölgeye gıda yardımı gönderdiler
sorumlu olmak
Sahnedeotorite sahibi birine karşı hesap vermek zorunda olmak
I answer to the manager
Müdürden sorumluyum
çözüm
bir sorunu gidermenin yolu
This is the answer to the problem
Bu sorunun çözümüdür
cevap vermek
bir çağrıya veya talebe karşılık vermek
He answered to the request
Talebe cevap verdi
cevap vermek
bir soruya veya soruna karşılık vermek
She did not answer to his question
O onun sorusuna cevap vermedi
hesap vermek
birinin denetiminde olmak veya ona karşı sorumlu olmak
I answer to the manager
Müdüre hesap veririm
cevap
bir şeye verilen karşılık
This is the answer to your question
Bu senin sorunun cevabı
korkmuş
Sahnedekorkuya kapılmış
He was scared of the dark
Karanlıktan korkuyordu
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
yükselmek
Sahnedeyukarı doğru hareket etmek
The sun rises in the east
Güneş doğudan yükselir
artmak
miktar veya değerce çoğalmak
Prices rise every year
Fiyatlar her yıl artar
tepki
birinin verdiği öfkeli veya duygusal yanıt
He tried to get a rise out of me
Benden tepki almaya çalıştı
ayaklanmak
bir yönetime veya hükümdara karşı savaşmaya başlamak
The people decided to rise against the king
Halk krala karşı ayaklanmaya karar verdi
kaçırmak
Sahnedebirini zorla ve yasa dışı bir şekilde alıp götürmek
The criminals tried to kidnap the businessman
Suçlular iş adamını kaçırmaya çalıştı
sembol
Sahnedebaşka bir şeyi temsil eden nesne veya işaret
The dove is a symbol of peace
Güvercin barışın bir sembolüdür
dayanıklı
Sahnedeçok güçlü veya cesur olan
He is a tough man
O dayanıklı bir adamdır
zor
yapılması veya baş edilmesi kolay olmayan
This is a tough question
Bu zor bir soru
kötü şans
kötü bir durumu önemsemediklerini belirtmek için kullanılır
Tough luck for you
Senin için kötü şans
sert
insanlara karşı zorlayıcı veya katı olan
The teacher is very tough
Öğretmen çok sert
tamam
Sahnedeonaylamak veya bir şeyin yolunda olduğunu belirtmek için kullanılır
Alright, I will go
Tamam, gideceğim
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
memnun etmek
Sahnedebirini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
-e rağmen
Sahnedesöylenen bir şeye rağmen şaşırtıcı bir durumu belirtmek için kullanılır
Even though it was raining, we went for a walk
Yağmur yağmasına rağmen yürüyüşe çıktık
olmasına rağmen
bir durumun olmasına karşın
I went out even though it was raining
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktım
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
dönüşmek
bir şeyden başka bir şeye geçmek
Water will become ice
Su buza dönüşecek
affedersiniz
Sahnedeözür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
pardon
duyulmayan veya anlaşılmayan bir şeyi tekrar ettirmek için kullanılan ifade
Excuse me could you say that again
Pardon bunu tekrar söyleyebilir misiniz
başa çıkmak
Sahnedebir durumla veya sorunla ilgilenmek
I can handle this problem
Bu sorunla başa çıkabilirim
takma ad
kimlik belirlemek için kullanılan isim veya lakap
What is your Twitter handle
Twitter kullanıcı adın nedir
uzatmak
bir şeyi elden ele teslim etmek
Handle the book to your friend
Kitabı arkadaşına uzat
kulp
bir nesneyi tutmaya veya taşımaya yarayan kısım
Please hold the handle of the door
Lütfen kapının kulpunu tut
durup beklemek
Sahnedebirinin yetişmesi için durup beklemek
Wait up for me
Benim için durup bekle
uyumayıp beklemek
birini beklemek için yatmamak
Don't wait up for me tonight
Bu gece beni bekleme
durup beklemek
birinin yetişmesi için hareketi durdurmak
Please wait up for me
Lütfen durup beni bekle
yavaşlayıp beklemek
birinin yetişmesi için hızı azaltmak
Wait up I cannot walk that fast
Yavaşlayıp bekle o kadar hızlı yürüyemiyorum
pahalı
Sahnedeçok para tutan
This car is very expensive
Bu araba çok pahalı
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
beklemek
bir şeyin olacağını ummak ya da tahmin etmek
You are looking for trouble
Bela arıyorsun
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
ortaya çıkmak
Sahnedebeklenmedik bir durumun oluşması
A problem came up
Bir sorun çıktı
gündeme gelmek
bir konunun konuşulmaya başlanması
This topic will come up in the meeting
Bu konu toplantıda gündeme gelecek
yukarı çıkmak
yüksek bir yere doğru hareket etmek
Come up and see my room
Yukarı gel ve odamı gör
yetişmek
bir yerde büyüme süreci
She came up in a small town
O küçük bir kasabada yetişti
yaklaşmak
birine veya bir şeye doğru ilerlemek
A stranger came up to me
Bir yabancı bana yaklaştı
ortaya çıkmak
meydana gelmek veya görünmek
A problem came up at work
İş yerinde bir sorun ortaya çıktı
yukarı çıkmak
daha yüksek bir konuma hareket etmek
I came up the stairs to my office
Ofisime doğru merdivenlerden yukarı çıktım
bahsi geçmek
konuşulmak veya tartışılmak
Your name came up in our meeting
Toplantımızda isminizin bahsi geçti
yaklaşmak
yakın zamanda gerçekleşecek olmak
The exam date is coming up soon
Sınav tarihi yaklaşıyor
yaklaşmak
yakın gelecekte olacak olmak
Christmas is coming up fast
Noel hızla yaklaşıyor
meydana gelmek
olmak veya gerçekleşmek
Many questions came up during the event
Etkinlik sırasında birçok soru meydana geldi
yükselmek
daha üst bir konuma veya duruma gelmek
She came up in the company quickly
Şirkette hızlıca yükseldi
turnuva
Sahnedebir dizi oyun veya yarışmadan oluşan müsabaka
He won the tennis tournament
Tenis turnuvasını kazandı
uçma
Sahnedehavada hareket etme
Birds are flying in the sky
Kuşlar gökyüzünde uçuyor
dalgalandırmak
bir şeyi havada hareket ettirerek göstermek
They are flying the flag
Bayrağı dalgalandırıyorlar
uçuş
bir hava aracıyla seyahat etme aktivitesi
I enjoy flying to other countries
Diğer ülkelere uçmaktan keyif alıyorum
uçan
havada kanatlarıyla hareket eden
The bird is flying in the sky
Kuş gökyüzünde uçuyor
korku
Sahnedeani korku hissi
It was a big scare
Büyük bir korkuydu
korkutmak
birini korkutmak
Don't scare me
Beni korkutma
davranmak
Sahnedebirine karşı belirli bir şekilde hareket etmek
She treats everyone with kindness
Herkese nezaketle davranır
ödül
haz veren şey
This chocolate is a special treat
Bu çikolata özel bir ödül
ısmarlamak
birinin yiyecek veya içecek masrafını karşılamak
I will treat you to lunch today
Bugün öğle yemeğini ben ısmarlayacağım
tedavi etmek
bir hastaya tıbbi bakım uygulamak
The doctor will treat the patient
Doktor hastayı tedavi edecek
aferin
Sahnedeövgü veya teşvik amacıyla kullanılan bir ifade
You won the race! Way to go!
Yarışı kazandın! Aferin!
izlenecek yol
bir şeyi yapmak için seçilen yöntem veya tercih
This strategy is the best way to go
Bu strateji izlenecek en iyi yoldur
erkeksi
Sahnedegeleneksel olarak erkeklerle ilişkilendirilen özelliklere sahip olan
He has a manly voice
Erkeksi bir sesi var
sunmak
Sahnedebirine bir şey vermek veya teklif etmek
She presented him with a gift
Ona bir hediye sundu
şimdiki zaman
şu an gerçekleşmekte olan zaman
Focus on the present
Şimdiki zamana odaklan
ortaya çıkarmak
bir şeyin olmasına neden olmak
This situation presents a problem
Bu durum bir sorun ortaya çıkarıyor
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
kural
Sahnedebir kılavuz veya yasa
Follow the rules
Kurallara uyun
yönetmek
bir şey üzerinde güce sahip olmak
The king rules the land
Kral ülkeyi yönetiyor
harika olmak
en iyi veya baskın olmak
This song rules
Bu şarkı harika
hüküm vermek
bir yasal davada resmi karar vermek
The judge will rule on the case
Yargıç dava hakkında hüküm verecek
yönetmek
bir ülke veya bölge üzerinde resmi yetkiye sahip olmak
The king used to rule the country
Kral eskiden ülkeyi yönetirdi
kural
ne yapmanız veya yapmamanız gerektiğini söyleyen ifade
You must follow the school rules
Okul kurallarına uymalısın
adet
olayların olağan veya normal durumu
Working late is the rule here
Burada geç çalışmak bir adettir
ilke
bir şeyin nasıl yapıldığını anlatan genel ifade
It is a fundamental rule of science
Bu bilimin temel bir ilkesidir
düzenleme
ne yapabileceğiniz hakkında resmi talimat
New safety rules were introduced
Yeni güvenlik düzenlemeleri getirildi
kural
bir yargıç veya yetkili tarafından alınan resmi karar
The judge made a strict rule
Yargıç katı bir kural koydu
karakter
Sahnedebir insanı tanımlayan özellikler bütünü
He has a strong character
Güçlü bir karakteri var
karakter
hikaye, film veya oyundaki kişi
He is my favorite character
O benim en sevdiğim karakter
karakter
yazı sisteminde kullanılan harf veya simge
This password requires eight characters
Bu şifre sekiz karakter gerektiriyor
karakter
özellikle sıra dışı veya dikkat çekici olan belirli bir kişi
That old man is a real character
O yaşlı adam gerçekten sıra dışı biri
keşfetmek
Sahnedebir şeyi ilk kez bulmak
They discovered a new planet
Yeni bir gezegen keşfettiler
keşfetmek
bilinmeyen bir şeyi ortaya çıkarmak
Scientists discovered a new planet
Bilim insanları yeni bir gezegen keşfetti
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
ziyaretçi
Sahnedebir yeri veya bir kişiyi görmeye gelen kişi
We have a visitor today
Bugün bir ziyaretçimiz var
çakıl taşı
Sahnedeçok küçük yuvarlak taş
I picked up a pebble
Bir çakıl taşı aldım
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
muktedir
Sahnedebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
sokmak
Sahnedebirini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
koymak
bir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
ezici galibiyet
Sahnedeçok büyük bir farkla kazanılan zafer
He won the election in a landslide
Seçimi ezici bir üstünlükle kazandı
heyelan
bir tepeden aşağı doğru kayan büyük miktarda toprak veya kaya
The heavy rain caused a landslide
Şiddetli yağmur heyelana neden oldu
hoş karşılanan
Sahnedememnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
karşılamak
Sahnedevaran birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
serbest
bir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
körlük
Sahnedegörme yetisinin olmaması
Blindness can be caused by disease
Körlük hastalıklardan kaynaklanabilir
dolaşmak
Sahnedebelli bir hedef olmadan yavaşça gezmek
They wandered around the park
Parkta dolaştılar
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
yok olmak
Sahnedeaniden ortadan kaybolmak
The mist vanished quickly
Sis hızla yok oldu
geri dönmek
Sahnedebir yere veya konuya tekrar gitmek
I went back to the office
Ofise geri döndüm
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
karşı
Sahnedeiki taraf arasındaki karşıtlığı veya rekabeti belirten sözcük
Real Madrid versus Barcelona
Real Madrid Barcelona'ya karşı
yetenek
Sahnedebir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
göz
görmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
tamamen
Sahnedeçok iyi veya eksiksiz bir şekilde
It is perfectly normal
Bu tamamen normal
rol
Sahnedefilm veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
parça
Sahnedebütünün bir kısmı
The engine has many parts
Motorun birçok parçası var
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bölge
bir yer ya da yöre
This part is quiet
Bu bölge sessiz
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım