Avatar: The Last Airbender — 2. Sezon Bölüm 10
Kelimeler ve anlamları
408 kelime
Seviye
tuhaf
Sahnedealışılmadık veya garip
This is a weird smell
Bu tuhaf bir koku
garip hissettirmek
birine kendini garip veya rahatsız hissettirmek
He weirded me out
Beni garip hissettirdi
kaplumbağa
Sahnedesert kabuklu, yavaş hareket eden bir hayvan
The turtle moves slowly
Kaplumbağa yavaş hareket eder
kabuğuna çekilmek
korunmak için başı ve uzuvları içeri çekmek
The boy turtled when he saw the dog
Çocuk köpeği görünce kabuğuna çekildi
yavaşça ilerlemek
çok ağır hareket etmek
Traffic turtled along the highway
Trafik otoyolda çok yavaş ilerledi
turtle çikolatası
kaplumbağa şeklinde çikolata
She ate a chocolate turtle
O bir kaplumbağa çikolata yedi
sayısız
Sahnedesayılamayacak kadar çok olan
There are countless stars in the sky
Gökyüzünde sayısız yıldız var
içinden geçmek
Sahnedebir taraftan diğerine yürüyerek ilerlemek
We walked through the park
Parkın içinden yürüdük
detaylı inceleme
bir yerin dikkatlice kontrol edilmesi
We did a walk-through of the house before buying it
Satın almadan önce evi detaylıca inceledik
adım adım anlatım
bir sürecin detaylı açıklaması veya gösterimi
This video is a walk-through of the software
Bu video yazılımın adım adım anlatımıdır
rehberlik etmek
bir süreci veya görevi yaparken birine eşlik edip yol göstermek
Let me walk you through the new software
Yeni yazılımı kullanırken sana rehberlik etmeme izin ver
içinden yürümek
bir yerden yürüyerek geçmek
We walk through the park every morning
Her sabah parkın içinden yürüyoruz
adım adım anlatmak
bir şeyi baştan sona detaylıca incelemek veya açıklamak
Let me walk you through the report
Raporu sana adım adım anlatayım
ayarlamak
Sahnedebir düğmeyi çevirerek ayar değiştirmek
Dial the temperature down
Sıcaklığı düşür
numara çevirmek
bir telefon numarasını tuşlayarak aramak
Dial the number now
Şimdi numarayı çevir
ayarlamak
bir şeyin miktarını veya seviyesini değiştirmek
You can dial the temperature to your liking
Sıcaklığı kendi tercihinize göre ayarlayabilirsiniz
bizon
Sahnedeboynuzlu ineğe benzeyen büyük yabani bir hayvan
The bison is a large animal
Bizon büyük bir hayvandır
doğa
Sahnedefiziksel dünya ve yaşayan varlıklar
We must protect nature
Doğayı korumalıyız
doğa
bir şeyin temel nitelikleri veya kişiliği
It is his nature to be kind
Kibar olmak onun doğasında var
önünde
Sahnedebir şeyin veya birinin ön kısmında olan
The car is in front of the house
Araba evin önünde
üstünlük sağlamak
Sahnedebirine karşı daha iyi bir konuma veya yeteneğe sahip olmak
He studied hard to get the edge on his competitors
Rakiplerine üstünlük sağlamak için çok çalıştı
stil
Sahnedebir şeyin yapılış veya görünüş biçimi
I like the style of this house
Bu evin stilini seviyorum
tarz
Sahnedebir şeyi yapma veya ifade etme biçimi
He has a unique style of writing
Onun kendine özgü bir yazım tarzı var
şekillendirmek
birinin saçını belirli bir şekilde düzenlemek veya biçimlendirmek
She likes to style her hair every morning
Her sabah saçını şekillendirmeyi seviyor
adlandırmak
birine ad veya unvan vermek
He was styled the leader of the group
Grubun lideri olarak adlandırıldı
tık tık
Sahnedebir tık tık şakasını başlatmak için kullanılan ifade
He started with knock knock
Tık tık diyerek başladı
tık tık şakası
kısa ve komik bir hikaye veya oyun
Do you know a knock knock joke?
Bir tık tık şakası biliyor musun?
tık tık şaka türü
tekrarlanan tık tık ifadeleriyle başlayan bir şaka türü
I love this knock knock joke type
Bu tık tık şaka türünü seviyorum
tık tık
kapıya vurulurken çıkan ses
I heard a knock knock on the door
Kapıda bir tık tık sesi duydum
temel
Sahnedeen önemli veya ilk olan
The primary goal is safety
Temel hedef güvenliktir
ön seçim
seçmenlerin ana seçim için aday belirlediği ilk seçim
The party held a primary to choose a candidate
Parti bir aday belirlemek için ön seçim yaptı
ilkokul
küçük çocukların gittiği okul
She started primary school last year
Geçen yıl ilkokula başladı
kontrol etmek
Sahnedebir şeye dikkatlice bakmak
Please check your answers
Lütfen cevaplarınızı kontrol edin
hesap
ödenmesi gereken miktarı gösteren belge
Can I have the check please
Hesabı alabilir miyim lütfen
kareli
kumaş üzerindeki küçük kareli desen
He wore a check shirt
Kareli bir gömlek giydi
gelecek vadeden
Sahnedegelecekte başarı gösterme potansiyeli olan
He is a promising young athlete
O gelecek vadeden genç bir sporcu
karanlık
Sahnedeışığın olmadığı durum
The room is very dark
Oda çok karanlık
karamsar
Sahnedemutsuz veya umutsuz
He had a dark thought
Karamsar bir düşüncesi vardı
koyu
açık olmayan renk
He has dark hair
Onun koyu renk saçları var
karanlık
çoğunluk tarafından bilinmeyen veya görülmeyen
They have a dark past
Onların karanlık bir geçmişi var
güvenilmez
Sahnedegüven vermeyen ya da dürüst olmayan
The man had a shifty look
Adamın güven vermeyen bir bakışı vardı
beceri
Sahnedebir şeyi iyi yapabilme yeteneği
Reading is an important skill
Okuma önemli bir beceridir
en az
Sahnedebelirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
en azından
bir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en azından
hiç değilse biraz olsun
It is at least warm here
Burası en azından sıcak
rahat
Sahnedeendişesiz ve huzurlu hissetmek
I feel comfortable here
Burada rahat hissediyorum
konforlu
rahatlık veren ve ağrı hissettirmeyen
This bed is very comfortable
Bu yatak çok konforlu
gerçek
Sahnedesahte olmayan
This is an authentic Italian pizza
Bu gerçek bir İtalyan pizzası
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
sergi
Sahnedeinsanların görmesi için düzenlenen şeyler
The museum has a great display of art
Müzenin harika bir sanat sergisi var
antropoloji
Sahnedeinsan toplumlarının ve kültürlerinin incelenmesi
He studies anthropology at university
Üniversitede antropoloji okuyor
ölümlü
Sahnedeeninde sonunda ölecek olan insan
We are all mortal
Hepimiz ölümlüyüz
ölümcül
ölüme neden olan
He suffered a mortal wound
O ölümcül bir yara aldı
bina
Sahnededuvarları ve çatısı olan yapı
This building is very tall
Bu bina çok yüksek
inşa etmek
parçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They are building a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
üzerine inşa etme
bir şeyi temel alarak daha fazla ilerleme kaydetmek
They are building on their past success
Geçmiş başarılarının üzerine inşa ediyorlar
inşaat
bir yapıyı oluşturma süreci
The building of the new house is almost finished
Yeni evin inşaatı neredeyse bitti
değerli
Sahnedebüyük değere veya öneme sahip olan
This ring is very valuable
Bu yüzük çok değerli
sonuçlanmak
Sahnedebir durumun belirli bir şekilde bitmesi
The meeting turned out well
Toplantı iyi sonuçlandı
ortaya çıkmak
gerçek durumun sonradan anlaşılması
It turned out that he was lying
Yalan söylediği ortaya çıktı
boşaltmak
bir kabın veya cebin içindekileri dışarı çıkarmak
He turned out his pockets to find the coin
Bozuk parayı bulmak için ceplerini boşalttı
katılmak
bir topluluğa veya etkinliğe hazır bulunmak
Many people turned out for the concert
Konsere pek çok insan katıldı
üretmek
büyük miktarlarda mal ortaya koymak
The factory turns out many toys
Fabrika çok sayıda oyuncak üretiyor
güney
Sahnedebir ülkenin güney kısmında olan
Southern France is beautiful
Güney Fransa güzeldir
tabii ki
Sahnedeonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
dert yanmak
Sahnedebirine uzun süre boyunca sorunlarını anlatmak
He started to bend my ear about his problems
Sorunları hakkında bana dert yanmaya başladı
bükmek
bir şeyi bükerek şeklini değiştirmek
He tried to bend the metal bar
Metal çubuğu bükmeye çalıştı
vurgun
derin su altından çok hızlı çıkınca oluşan ağrılı hastalık
The diver suffered from the bends
Dalgıç vurgun geçirdi.
her şeyi bilen
Sahnedeher şey hakkında bilgi sahibi olan
God is considered an all knowing being
Tanrı her şeyi bilen bir varlık olarak kabul edilir
planetaryum
Sahnedeyıldızların ve gezegenlerin izlenebildiği kubbeli bina
We visited the planetarium yesterday
Dün planetaryuma gittik
harita
Sahnedebir alanı veya bilgileri gösteren çizim
I need a map
Bir haritaya ihtiyacım var
eşlemek
bir şeyi diğeriyle bağlantılandırmak
You need to map these values to the correct items
Bu değerleri doğru öğelerle eşlemeniz gerekiyor
cilt
Sahnedebüyük ve kalın kitap
He carried a heavy tome into the library
Kütüphaneye ağır bir cilt taşıdı
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Is anybody here
Burada kimse var mı
yalancı
Sahnededoğru olmayan şeyler söyleyen kişi
He is a liar
O bir yalancı
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
kaybetmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
yenilmek
bir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
bir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
anlayamamak
bir konuyu takip edememek
I lost you when you talked about science
Bilim hakkında konuştuğunda seni anlayamadım
hiç kimse
Sahnedehiçbir kişi
No one is home
Evde kimse yok
hiç kimse
hiçbir kişi
No one knows the answer
Cevabı hiç kimse bilmiyor
hmm
Sahnededüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Hmm, let me think
Hmm, bir düşüneyim
kocaman
Sahnedeboyut veya miktar olarak çok büyük
He lives in a huge house
Kocaman bir evde yaşıyor
büyük
son derece önemli veya etkili olan
This is a huge decision for us
Bu bizim için büyük bir karar
bilgi
Sahnededeneyimle kazanılan bilgi veya farkındalık
She has a lot of knowledge about history
Tarih hakkında çok bilgisi var
başlamak
Sahnedebir şeye başlamak
Let's begin the lesson
Hadi derse başlayalım
ay ile ilgili
SahnedeAy ile ilgili olan
They follow the lunar calendar
Ay takvimini takip ediyorlar
Aman Tanrım
Sahnedeşaşkınlık veya vurgu belirtmek için kullanılan ünlem
My word, it is huge
Aman Tanrım, bu kocaman
sözüm
ciddi bir taahhüt
You have my word that I will be there
Orada olacağıma dair söz veriyorum
ifadem
birinin dile getirdiği söz
You should trust my word
İfademe güvenmelisin
girmek
Sahnedebir yere girmek
Please go in
Lütfen içeri gir
bulutlanmak
güneşin bulutların arkasına gizlenmesi
The sun went in behind the clouds
Güneş bulutların arkasında bulutlandı
saldırmak
birini eleştirmeye veya ona karşı çıkmaya başlamak
The media will go in on the politician
Medya siyasetçiye saldırmaya başlayacak
serbest bırakmak
Sahnedebir şeyi tutmayı bırakıp serbest kalmasına izin vermek
He loosed the dog to run in the park
Parkta koşması için köpeği serbest bıraktı
gevşek
Sahnedesıkıca tutturulmamış olan
The screw is loose
Vida gevşek
gevşek
tam olmayan veya dikkatsiz
His definition is a bit loose
Onun tanımı biraz gevşek
gevşek
gergin olmayan rahat hal
He is feeling loose after the yoga class
Yoga dersinden sonra kendini gevşek hissediyor
birleştirmek
Sahnedeayrı parçaları tek bir bütün yapmak için bir araya getirmek
They put together the puzzle
Yapbozu birleştirdiler
çözmek
olayları düşünerek durumu anlamak
I finally put together what happened
Dün gece ne olduğunu nihayet çözdüm
anlamak
bir durumun farkına varmak
It took time to put together the facts
Gerçekleri anlamak zaman aldı
toplamak
nesneleri tek bir yerde bir araya getirmek
I will put together all my books
Tüm kitaplarımı toplayacağım
plan
Sahnedebir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
planlamak
bir şeyi yapmak için düzenleme yapmak
I plan to visit my friend
Arkadaşımı ziyaret etmeyi planlıyorum
geçirdi
Sahnedezamanı bir şeyi yaparak kullandı
She spent the day reading
Günü okuyarak geçirdi
bitkin
çok yorgun veya enerjisi kalmamış
I am completely spent
Tamamen bitkinim
harcadı
bir şey karşılığında para verdi
He spent all his money
Bütün parasını harcadı
tükenmiş
zaten kullanılmış veya tüketilmiş
The battery is spent
Pil tükenmiş
Ateş Ulusu
SahnedeAvatar serisinde yer alan kurgusal bir ulus
The Fire Nation attacked the Air Nomads
Ateş Ulusu Hava Göçebelerine saldırdı
orkestra
Sahnedebirlikte müzik yapan müzisyenlerden oluşan büyük grup
The orchestra played a beautiful song
Orkestra güzel bir şarkı çaldı
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
tırmanmak
Sahnedeel ve ayakları kullanarak yukarı çıkmak
He climbed the mountain
Dağa tırmandı
tırmanarak inmek
elleri ve ayakları kullanarak aşağı doğru hareket etmek
He climbed down the ladder
Merdivenden aşağı tırmandı
tırmanmak
bir şeyin üzerine veya tepesine doğru hareket etmek
He likes to climb trees
O ağaçlara tırmanmayı sever
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
geri dönmek
Sahnedebir yere veya konuya tekrar gitmek
I went back to the office
Ofise geri döndüm
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
medeniyet
Sahnedekendi kültürü ve yaşam tarzı olan insan topluluğu
Ancient Egypt had a great civilization
Antik Mısır büyük bir medeniyete sahipti
tür
Sahnedebenzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
biraz
az miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
neredeyse
Sahnedetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
zor
Sahnedekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
alkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
sert
yumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sert
birine kaba veya katı davranan
The coach was hard on the team
Koç takıma karşı sert davrandı
gömülmüş
Sahnedebir malzeme katmanının altına konulmuş
The gold was buried in the sand
Altın kuma gömülmüştü
defnedilmiş
toprağa gömülmüş
He was buried in the village
Köye defnedildi
boğulmuş
çok fazla iş veya sorumluluk altında kalmış olmak
I am buried in work today
Bugün işe boğulmuş durumdayım
hikayeler
Sahnedehayali veya gerçek olayların anlatımı
I love reading ghost stories
Hayalet hikayeleri okumayı severim
katlar
bir binanın katları veya seviyeleri
The building has ten stories
Binanın on katı var
takvim
Sahnedebir yılın günlerini, haftalarını ve aylarını gösteren liste
Check the calendar for the date
Tarih için takvimi kontrol et
tamamen
Sahnedeher bakımdan veya tam derecede
I completely forgot about the meeting
Toplantıyı tamamen unuttum
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
doldurulmuş
SahnedeMalzeme ile sıkıca doldurulmuş
I bought a stuffed toy
Doldurulmuş bir oyuncak aldım
tıkıştırmak
Bir şeyi bir kaba veya alana sıkıca yerleştirmek
She stuffed the clothes into the bag
Kıyafetleri çantaya tıkıştırdı
tıka basa dolu
Çok yemek yediği için karnı tamamen dolmuş
I am stuffed
Karnım tıka basa dolu
çalışmak
Sahnedebir konu hakkında bilgi edinmek için zaman harcamak
I study English every day
Her gün İngilizce çalışırım
çalışma odası
Sahnedeokuma yazma veya çalışma için kullanılan oda
He is in his study
O çalışma odasında
hızlı öğrenen
bir şeyi çabuk kavrayan kimse
She is a fast study
O hızlı öğrenen biridir
araştırma
bir konunun detaylı incelenmesi
They conducted a study on the new medicine
Yeni ilaç üzerine bir araştırma yaptılar
tatil
Sahnedeişe veya okula ara verilen dinlenme süresi
I am on vacation
Tatildeyim
ev
Sahnedeyaşanılan yer
I am going home
Eve gidiyorum
eve doğru
yaşadığın yere doğru
We are heading home
Eve doğru gidiyoruz
keyif almak
Sahnedebir şeyden zevk almak
I enjoy reading books
Kitap okumaktan keyif alırım
pratik yapmak
Sahnededaha iyi olmak için bir şeyi düzenli olarak yapmak
I practice piano every day
Her gün piyano pratiği yapıyorum
muayenehane
bir uzman profesyonelin çalıştığı iş yeri
She has a medical practice
Onun bir doktor muayenehanesi var
alıştırma
bilgiyi veya beceriyi ölçmek için verilen soru veya görevler dizisi
He completed the practice questions before the exam
Sınavdan önce alıştırma sorularını tamamladı
olmadan
Sahnedebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
çöl
Sahnedekurak ve genellikle kumlu geniş arazi
It is very hot in the desert
Çölde hava çok sıcaktır
terk etmek
zor bir durumda birini yalnız bırakmak
He deserted his family
Ailesini terk etti
hak edilen
birinin layık olduğu şey veya ceza
He finally got his just deserts
Sonunda hak ettiğini buldu
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
Sahnedekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
sembol
Sahnedebaşka bir şeyi temsil eden nesne veya işaret
The dove is a symbol of peace
Güvercin barışın bir sembolüdür
arkasında
Sahnedebir şeyin arka kısmında
The cat is behind the sofa
Kedi kanepenin arkasında
gerisinde
zaman olarak daha sonra
He is behind schedule
Programın gerisinde kaldı
arkasında
birini desteklemek
We are behind you
Senin arkandayız
popo
vücudun üzerine oturulan arka kısmı
He fell on his behind
Poposunun üzerine düştü
arkasında
bir şeyin arka tarafındaki yer
The ball is behind the chair
Top sandalyenin arkasında
arkasındaki
bir olayın gerçekleşmesine sebep olan kişi veya şey
She is the force behind this project
O bu projenin arkasındaki güç
gizlice
birinin haberi olmadan
He did it behind my back
Bunu benim arkamdan yaptı
geride
bir yerden ayrılırken bir yerde bırakılan
He left his keys behind
Anahtarlarını geride bıraktı
kanıtlamak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu göstermek
I can prove it
Bunu kanıtlayabilirim