

Beauty in Black — 2. Sezon Bölüm 9
Kelimeler ve anlamları
352 kelime
Seviye
şeytan
Sahnedegenellikle kötü olarak görülen doğaüstü varlık
He is like a devil
O bir şeytan gibi
iblis
kötülüğü temsil eden doğaüstü varlık
The story is about a devil
Hikaye bir iblis hakkında
herif
bir erkeği belirtmek için kullanılan samimi ve gündelik söz
That devil is very clever
O herif çok zeki
kişneme
Sahnedeatın çıkardığı düşük ve yumuşak ses
The horse gave a soft nicker when it saw me
At beni gördüğünde hafifçe kişnedi
kişnemek
Sahnedebir atın çıkardığı alçak ve yumuşak ses
The horse gave a soft nicker
At yumuşak bir şekilde kişnedi
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
terk etmek
Sahnedebirini veya bir şeyi aniden terk etmek
He walked out on his family
Ailesini terk etti
dışarı çıkmak
bir yerden yürüyerek ayrılmak
She decided to walk out of the room
Odadan çıkıp gitmeye karar verdi
terk etmek
bir protesto veya öfke nedeniyle bir yeri aniden bırakmak
Workers decided to walk out due to low wages
İşçiler düşük ücretler nedeniyle işi terk etmeye karar verdi
aptal
Sahnedemantıklı veya zeki olmayan
That was a stupid mistake
Bu aptalca bir hataydı
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
ilaç
Sahnedehastalığı tedavi etmek için kullanılan madde
I take medicine for my headache
Baş ağrım için ilaç alıyorum
tıp
hastalıkların ve yaralanmaların tedavisiyle ilgilenen bilim
He studies medicine at university
Üniversitede tıp okuyor
ilaç
hastalıkları iyileştirmek için kullanılan madde
Take your medicine every day
İlacını her gün al
ilaç
hastalıkları tedavi etmek için kullanılan madde
Take your medicine to feel better
Daha iyi hissetmek için ilacını al
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
fikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
kimse
Sahnedebelirli olmayan bir kişi
I didn't see anybody
Kimseyi görmedim
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Is anybody here
Burada kimse var mı
herhangi biri
herhangi bir kişi
Does anybody want cake?
Herhangi biri kek ister mi?
az miktar
Sahnedebir şeyin çok küçük miktarı
He does not have an ounce of energy
Onda zerre kadar enerji kalmadı
ons
bir pound'un 16'da birine eşit ağırlık birimi
He bought ten ounces of cheese
On ons peynir aldı
ons
yaklaşık 28 grama eşit bir ağırlık ölçü birimi
The recipe calls for one ounce of butter
Tarif bir ons tereyağı gerektiriyor
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
son
diğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek veya satın almak
I need to get it from the store
Onu mağazadan almam gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
ceza almak
yanlış bir davranışın sonucunda cezalandırılmak
You will get it if you do that
Bunu yaparsan cezanı çekersin
elde etmek
bir şeye sahip olmak veya onu kazanmak
I hope I get it soon
Umarım onu yakında elde ederim
halletmek
bir işi tamamlamak
I will get it done today
Onu bugün halledeceğim
telefona bakmak
gelen bir çağrıyı yanıtlamak
Please get it when it rings
Çaldığında lütfen telefona bak
tamamlamak
bir işi veya görevi bitirmek
I will get it done by tomorrow
İşi yarına kadar tamamlayacağım
kavuşmak
bahsi geçen nesneye sahip olmak
Did you get it in the mail
Onu postayla aldın mı
cezalandırılmak
azarlanmak veya bir yaptırıma uğramak
You will get it when dad comes home
Babam eve gelince cezanı çekeceksin
alan
Sahnedebir yüzeyin veya boşluğun bir parçası
This is a quiet area
Burası sessiz bir alan
alan
belirli bir yer veya bölge
This is a play area for children
Burası çocuklar için bir oyun alanı
alan
bir konu veya durumun parçası
He is an expert in this area
O bu alanda bir uzmandır
görüntü
Sahnedekaydedilmiş video materyali
We have footage of the accident
Kazanın görüntüleri elimizde
alan ölçüsü
ayak kare cinsinden ölçülmüş alan büyüklüğü
The house has a large footage
Evin geniş bir alan ölçüsü var
homurdanmak
Sahnededüşük ve kaba bir ses çıkarmak
He grunted in response
Cevap olarak homurdandı
homurtu
Sahnedebir insan veya hayvan tarafından çıkarılan düşük kaba ses
The pig let out a loud grunt
Domuz yüksek bir homurtu çıkardı
er
düşük rütbeli asker için kullanılan gayriresmi bir sözcük
He started as a grunt
Er olarak başladı
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
We will come to the city soon
Şehre yakında varacağız
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
başlamak
bir şeyi yapmaya girişmek
I come to like this song
Bu şarkıyı sevmeye başlıyorum
ilgili olmak
bir konu hakkında olmak
When it comes to cooking he is an expert
Yemek pişirmek söz konusu olduğunda o bir uzmandır
ayılmak
tekrar bilinci yerine gelmek
The patient started to come to after the surgery
Hasta ameliyattan sonra ayılmaya başladı
durum
Sahnedebir şeyin içinde bulunduğu hâl
The car is in good condition
Araba iyi durumda
rahatsızlık
tıbbi bir sorun veya hastalık
He has a heart condition
Kalp rahatsızlığı var
şart
bir şeyin gerçekleşmesi için gereken durum
I accept the condition
Şartı kabul ediyorum
koşullandırmak
birini belirli şekilde davranmaya alıştırmak
The dog was conditioned to sit
Köpek oturmaya koşullandırıldı
Bayan
Sahnedeevli kadınlar için isimden önce kullanılan unvan
Mrs. Smith is my teacher
Bayan Smith benim öğretmenim
ele alma
Sahnedebir şeyin kontrolünü veya mülkiyetini üstlenmek
I am taking charge
Kontrolü ele alıyorum
götürmek
birini veya bir şeyi bir yerden başka bir yere taşımak
He is taking the box to the kitchen
Kutuyu mutfağa götürüyor
mola verme
bir süre için işe veya aktiviteye ara vermek
We are taking a break
Mola veriyoruz
benimsemek
bir konu hakkındaki düşünce tarzını kabul etmek
She is taking a firm stance on this issue
Bu konuda kararlı bir tutum benimsiyor
söylemek
Sahnedebirine bir şeyi anlatmak veya söylemek
Tell me your name
Bana adını söyle
ayırt etmek
bir şeyi fark etmek veya tanımak
I can't tell them apart
Onları birbirinden ayırt edemiyorum
aramak
Sahnedetelefonla iletişime geçmek
Please call me tomorrow
Lütfen beni yarın ara
karar
bir konuda karar verme sorumluluğu
It was a tough call
Zor bir karardı
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They call him the boss
Ona patron diyorlar
çağırmak
bir şeyi istemek veya davet etmek
I will call a taxi
Bir taksi çağıracağım
nefes vermek
Sahnedeakciğerlerdeki havayı dışarı atmak
Inhale deeply and exhale slowly
Derin nefes al ve yavaşça nefes ver
düşünceli
Sahnedegenellikle hüzünlü bir şekilde derin derin düşünen
She looked pensive as she stared out the window
Pencereden dışarı bakarken düşünceli görünüyordu
cep telefonu
Sahnedeyanınızda taşıyabileceğiniz küçük telefon
My cell phone is in my bag
Cep telefonum çantamda
cep telefonu
Sahnedeyanınızda taşıyabileceğiniz küçük bir telefon
I forgot my cell phone at home
Cep telefonumu evde unuttum
telefon
uzaktaki kişilerle konuşmayı sağlayan araç
She answered the phone quickly
Telefona hızlıca cevap verdi
cep telefonu
arama yapmaya ve internete erişmeye yarayan taşınabilir cihaz
I lost my cell phone yesterday
Dün cep telefonumu kaybettim
mobil telefon
yanınızda her yere götürebildiğiniz taşınabilir telefon
Many people use a mobile phone
Birçok insan mobil telefon kullanıyor
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
sonlandırmak
bir şeyi durdurmak veya bitirmek
We had to kill the project
Projeyi sonlandırmak zorunda kaldık
sakin
Sahnedegüçlü duygulardan uzak veya rahatlamış
Please stay calm
Lütfen sakin kal
sakin
Sahnedeendişeli veya kızgın olmayan
He stayed calm during the exam
O sınav sırasında sakin kaldı
sakinleştirmek
sakin veya rahat hale getirmek
The music calmed her
Müzik onu sakinleştirdi
bırakmak
Sahnedebir şeyi bir yere götürüp teslim etmek
I will drop off your book tomorrow
Yarın kitabını bırakacağım
gözden kaybolmak
görünür veya duyulur olmayı bırakmak
They began to drop off one by one
Birer birer gözden kaybolmaya başladılar
uyuyakalmak
genellikle farkında olmadan uykuya dalmak
I might drop off during the movie
Film sırasında uyuyakalabilirim
bırakma noktası
insanların veya eşyaların bırakıldığı yer
Please wait at the drop-off point
Lütfen bırakma noktasında bekleyin
cinsel ilişki
Sahnedecinsel birleşme eylemi
They were fucking in the room
Odada cinsel ilişkiye giriyorlardı
lanet
Sahnedekelimeyi kaba bir şekilde vurgulamak için kullanılır
It is fucking cold outside
Dışarısı lanet soğuk
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
hamle
yapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
hızla satılmak
genellikle düşük fiyata hızlıca elden çıkarılmak
These cheap goods move very fast
Bu ucuz ürünler hızla satılıyor
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
adamlar
Sahnedesokak dilinde insanlar veya arkadaşlar için kullanılan argo hitap
Those niggas are my friends
O adamlar benim arkadaşlarım
organ
Sahnedevücudun belirli bir işlevi olan parçası
The heart is an important organ
Kalp önemli bir organdır
org
genellikle kiliselerde kullanılan büyük bir klavyeli çalgı
He plays the organ in church
Kilisede org çalıyor
otomatik ses
Sahnedebir makine tarafından söylenen kayıtlı mesaj
The automated voice told me to wait
Otomatik ses benden beklememi istedi
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
bütünsel
Sahnedesadece bir parçaya değil, kişinin tamamına odaklanan
She takes a holistic approach to health
Sağlığa bütünsel bir yaklaşım benimsiyor
dolar
SahnedeABD ve bazı diğer ülkelerin temel para birimi
This book costs ten dollars
Bu kitap on dolar
dolar
ABD ve bazı ülkelerde kullanılan temel para birimi
This book costs ten dollars
Bu kitap on dolar
varmak
bir yere ulaşmak
The train is comin
Tren geliyor
gelmek
bir yöne doğru hareket etmek
I am comin
Geliyorum
gelmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
Please come here now
Lütfen şimdi buraya gel
geri dönmek
bir yere tekrar gitmek
I will come back soon
Yakında geri geleceğim
geliyor
bir yöne veya birine doğru yaklaşmak
He is comin to the party
O partiye geliyor
tahammül etmek
Sahnedehoş olmayan bir duruma şikayet etmeden katlanmak
I cannot tolerate this noise
Bu gürültüye tahammül edemem
katlanmak
hoş olmayan bir durumu veya kişiyi kabul etmek
I cannot tolerate this noise
Bu gürültüye katlanamıyorum
kaynak
Sahnedebir şeyin çıktığı veya başladığı yer veya şey
The sun is the source of energy
Güneş enerji kaynağıdır
temin etmek
bir yerden veya kişiden bir şey elde etmek
We source materials from this factory
Malzemeleri bu fabrikadan temin ediyoruz
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
tek başına
Sahnederahatsız edilmeden
Please leave me alone
Lütfen beni yalnız bırak
sadece
tek bir şeyin yeterli olduğunu vurgulamak için kullanılır
The cost alone is high
Sadece maliyeti bile yüksek
yalnız
yanında başka kimse olmayan
She is alone
O yalnız
yalnız
başka kimse olmadan
He walked home alone
Eve yalnız yürüdü
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
dışarı çıkmak
Sahnedesosyal nedenlerle evden ayrılıp bir yere gitmek
We will go out for dinner tonight
Bu akşam akşam yemeği için dışarı çıkacağız
sönmek
yanmayı veya çalışmayı durdurmak
The lights suddenly went out
Işıklar aniden söndü
dışarı çıkmak
bir yerden ayrılıp başka bir yere gitmek
It is time to go out
Dışarı çıkma zamanı geldi
gönderilmek
bir yere ulaştırılmak üzere yola çıkmak
The invitations went out yesterday
Davetiyeler dün gönderildi
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
gün
Sahnede24 saatlik süre
I work every day
Her gün çalışıyorum
dönem
özellikle geçmişteki belirli bir zaman dilimi
In my grandfather's day, there were no computers
Büyükbabamın döneminde bilgisayarlar yoktu
özel gün
belirli bir şeyi kutlamak için ayrılmış gün
We celebrate a special day
Biz özel bir gün kutlarız
bir gün
gelecekteki bir zaman
I want to travel the world one day
Bir gün dünyayı gezmek istiyorum
müşteri
Sahnedebir işletmenin hizmetlerinden yararlanan kimse
He is a regular patron of this cafe
O bu kafenin müdavim bir müşterisidir
destekçi
bir gruba veya davaya yardım sağlayan kimse
The museum relies on its wealthy patrons
Müze zengin destekçilerine bel bağlıyor
kat
Sahnedebir binanın katı veya seviyesi
I live on the third floor
Üçüncü katta yaşıyorum
şoke etmek
birini çok şaşırtmak
The news floored him
Haber onu şoke etti
zemin
bir odada üzerinde yürüdüğünüz yüzey
Please clean the floor
Lütfen zemini temizleyin
gazlamak
bir aracın pedalına sonuna kadar basmak
He decided to floor it on the highway
Otoyolda gaza sonuna kadar basmaya karar verdi
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
Sahnedekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
aptal
Sahnedezeki olmayan veya iyi düşünemeyen
That was a dumb question
O aptalca bir soruydu
basitleştirmek
bir şeyi anlaşılması daha kolay hale getirmek
They had to dumb down the manual
Kılavuzu basitleştirmek zorunda kaldılar
dilsiz
konuşma yetisi olmayan
The man was born dumb
Adam dilsiz doğmuştu
daha uzun süre
Sahnedezaman bakımından daha fazla
I cannot wait any longer
Daha uzun süre bekleyemem
artık değil
geçmişte olan ama şimdi olmayan
I no longer live here
Artık burada yaşamıyorum
daha uzun
bir uçtan diğer uca daha büyük mesafe ölçen
This stick is longer than that one
Bu çubuk diğerinden daha uzun
kapatmak
Sahnedetelefon görüşmesini sonlandırmak
Please do not hang up the phone
Lütfen telefonu kapatma
takıntı
bir şey hakkındaki endişe veya zorluk hissi
He has a hang up about his age
Yaşıyla ilgili bir takıntısı var
bırakmak
bir işi veya aktiviteyi sona erdirmek
He decided to hang up his career
Kariyerini noktalamaya karar verdi
kafaya takmak
bir şeyi gereğinden fazla düşünmek veya ona odaklanmak
He is hung up on that small mistake
O küçük hatayı kafaya takıyor
asi
Sahnedebaşkaldıran ve geleneklere uymayan genç kimse
He is a typical punk
O tipik bir asi
punk
bir müzik türü
They love listening to punk
Punk dinlemeyi seviyorlar
kandırmak
birine şaka yapmak
He decided to punk his friend
Arkadaşını kandırmaya karar verdi
asi
kurallara uymayan cesur ve aykırı tutum
He has a punk attitude
Onun asi bir tutumu var
sövmek
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığını ifade etmek için kullanılan kaba söz
He started to motherfuck in anger
Öfkeyle sövmeye başladı
hava
Sahnedebir yerdeki genel duygu veya ortam
The restaurant has a romantic atmosphere
Restoranın romantik bir havası var
atmosfer
bir ortamın yarattığı ruh hali
The atmosphere at the party was tense
Partideki atmosfer gergindi
atmosfer
dünyayı çevreleyen gaz tabakası
The atmosphere protects the earth
Atmosfer dünyayı korur
içecek
Sahnedeiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
Sahnedesıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
rahat
Sahnedeendişesiz ve huzurlu hissetmek
I feel comfortable here
Burada rahat hissediyorum
konforlu
rahatlık veren ve ağrı hissettirmeyen
This bed is very comfortable
Bu yatak çok konforlu
beklemek
Sahnedebir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
gerçek
Sahnedebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
rahatsız etmek
Sahnedebirini hafifçe kızdırmak veya üzmek
His loud music annoyed the neighbors
Yüksek sesli müziği komşuları rahatsız etti
sinirlendirmek
hafifçe kızdırmak veya rahatsız etmek
Stop making that noise, it annoys me
Şu gürültüyü yapmayı bırak, beni sinirlendiriyor
rahatsız etmek
birini hafifçe sinirlendirmek veya huzursuz etmek
He keeps annoying his sister
Kız kardeşini sürekli rahatsız ediyor
motor
Sahnedebir araca veya makineye güç veren düzenek
The car engine is new
Araba motoru yeni
motor
bir aracı hareket ettirmek için güç üreten makine
The ship has a huge engine
Geminin devasa bir motoru var
motor
bir taşıtın veya makinenin güç üreten parçası
The car engine is very powerful
Araba motoru çok güçlü
itici güç
bir şeyin gelişmesini veya başarılı olmasını sağlayan temel unsur
Exports are the engine of our economy
İhracat ekonomimizin itici gücüdür
canlı
Sahnedehayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
Sahnedebir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
yanında
Sahnedebir şeye veya birine çok yakın
He sat next to me
O benim yanımda oturdu
neredeyse
bir durumun gerçekleşmesine çok az kalması
It is next to impossible
Bu neredeyse imkansız
sıradaki
mevcut olandan sonra gelen
Who is next to go
Gitmek için sıradaki kim
yanında
bir şeyin çok yakınında
The book is next to the lamp
Kitap lambanın yanında
patlamak
Sahnedegürültüyle parçalara ayrılmak
The bomb blew up
Bomba patladı
büyütmek
daha büyük hale getirmek
Blow up the photo
Fotoğrafı büyüt
patlama yapmak
bir durumun aniden çok hareketli hale gelmesi
Her social media accounts blew up overnight
Sosyal medya hesapları bir gecede patlama yaptı
büyütmek
bir şeyin boyutunu daha büyük hale getirmek
I want to blow up this photo
Bu fotoğrafı büyütmek istiyorum
patlamak
aniden çok ünlü veya başarılı hale gelmek
His career blew up after that song
Onun kariyeri o şarkıdan sonra patladı
mesaj yağmuruna tutmak
birine çok sayıda mesaj veya arama göndermek
She was blowing up my phone with messages
Sürekli mesaj atarak telefonumu rahatsız etti
şişme
hava ile doldurulmuş
We played with a blow-up ball
Şişme bir topla oynadık
kavga
aniden çıkan şiddetli tartışma
They had a sudden blow-up during the meeting
Toplantı sırasında aniden büyük bir kavga çıktı
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
devam etmek
bir şeyi yapmayı sürdürmek
Please go on with your work
Lütfen işine devam et
olup bitmek
bir durumda meydana gelen olaylar
I do not know what is going on with this project
Bu projeyle ilgili neler olup bittiğini bilmiyorum
asansör
Sahnedeinsanları bina içinde yukarı ve aşağı taşıyan makine
The elevator is broken
Asansör bozuk
asansör
binada insanları aşağı yukarı taşıyan makine
The elevator stopped at the third floor
Asansör üçüncü katta durdu
asansör
katlar arasında dikey ulaşımı sağlayan düzenek
Please wait for the next elevator
Lütfen bir sonraki asansörü bekleyin
geri dönmek
Sahnedebirine daha sonra ulaşarak bilgi vermek
I will get back to you soon
Size yakında geri döneceğim
geri dönmek
bir yere veya bir işe geri gitmek
I will get back to work soon
Yakında işe geri döneceğim
cevap vermek
birine yanıt göndermek
She needs to get back to him today
Bugün ona cevap vermesi gerekiyor
zorunda
Sahnedebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
zorunda olmak
Sahnedebir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
personel
Sahnedebir kurumda çalışan insanların tümü
The staff is very helpful
Personel çok yardımsever
asa
yürümeye yardımcı olması için kullanılan uzun tahta
He used a wooden staff for walking
Yürümek için tahta bir asa kullandı
personel
bir kurumda çalışan kişiler
The hotel staff was very helpful
Otel personeli çok yardımseverdi
yakında
Sahnedekısa bir süre içinde
I will see you soon
Seni yakında göreceğim
yakında
kısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
duş
Sahnedesu püskürtmesi altında yıkanma eylemi
I take a shower every morning
Her sabah duş alırım
yağdırmak
birine bir şeyden çok fazla vermek
They showered her with gifts
Ona hediyeler yağdırdılar
sağanak
kısa süreli yağmur
There was a quick shower this afternoon
Bu öğleden sonra kısa bir sağanak yağış vardı
bebek partisi
hamile bir kadına hediye vermek için düzenlenen parti
She enjoyed the baby shower
Bebek partisini çok beğendi
endişeli
Sahnededuygusal olarak huzursuz veya gergin hale gelmek
He got worked up about the meeting
Toplantı yüzünden çok endişelendi
heyecanlı
çok üzgün veya heyecanlı
She got worked up about the news
Habere çok heyecanlandı
sinirlendirmek
birini çok heyecanlı veya öfkeli hissettirmek
You are working yourself up over nothing
Kendini hiç yoktan sinirlendiriyorsun
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
olmak
Sahnedegerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
hımm
düşünürken veya duraksarken çıkarılan ses
Mm mm, let me think
Hımm, bir düşüneyim
ı-ı
hayır demek veya şüphe belirtmek için kullanılan ses
Mm mm, I don't think so
I-ı, öyle olduğunu sanmıyorum
hmm
yemeklerin lezzetli olduğunu göstermek için çıkarılan ses
Mm-mm this soup is delicious
Hmm bu çorba çok lezzetli
hastane
Sahnedehasta insanların tedavi edildiği yer
He is in the hospital
O, hastanede
hastane
Sahnedehastaların tedavi edildiği bina
I went to the hospital for a checkup
Kontrolüm için hastaneye gittim
sağlık merkezi
tıbbi hizmetlerin sunulduğu yer
The medical center is very busy today
Sağlık merkezi bugün çok yoğun
hastane
hastaların tedavi edildiği yer
He works at the hospital
O hastanede çalışıyor
huzursuz
Sahnedekendisini rahat hissetmeyen
I feel uncomfortable here
Burada huzursuz hissediyorum
rahatsız
fiziksel olarak rahatlık vermeyen
This chair is uncomfortable
Bu sandalye rahatsız
yoğun bir şekilde
Sahnedebüyük bir ölçüde
It is raining heavily
Şiddetli yağmur yağıyor
ağır şekilde
büyük ölçüde veya şiddetli bir biçimde
It is raining heavily outside
Dışarıda ağır şekilde yağmur yağıyor
siktir
Sahnedeöfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılan kaba söz
fuck I missed the bus
siktir otobüsü kaçırdım
sikişmek
cinsel ilişkiye girmek
they decided to fuck
sikişmeye karar verdiler
kahrolası
vurgu yapmak için kullanılan kaba bir sözcük
It was a fucking long day
Kahrolası uzun bir gündü
siktir
öfkeyi ifade etmek için kullanılan çok kaba bir sözcük
Fuck, I lost my keys
Siktir, anahtarlarımı kaybettim
göz atmak
Sahnedehızlıca ve gizlice bakmak
I took a peek at the gift
Hediyeye hızlıca bir göz attım
dikizlemek
gizlice bakmak
Do not peek through the window
Pencereden dikizleme
gizlice bakmak
belli etmeden hızlıca bakmak
She peeked at the answer
Cevaba gizlice baktı
neyse
Sahnedekonuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim
yine de
her durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
sus
Sahnedekonuşmayı bırakmak veya birini susturmak
Please shut up
Lütfen sus
susturmak
birinin konuşmayı bırakmasını sağlamak
Just shut up and listen
Sadece sus ve dinle
susmak
konuşmayı kesmek veya birine sessiz kalmasını söylemek
Please shut up while I am working
Çalışırken lütfen sus
susmak
konuşmayı bırakmak
Please shut up and listen
Lütfen sus ve beni dinle