

Beauty in Black — 2. Sezon Bölüm 10
Kelimeler ve anlamları
374 kelime
Seviye
dolar
SahnedeABD ve bazı diğer ülkelerin temel para birimi
This book costs ten dollars
Bu kitap on dolar
dolar
ABD ve bazı ülkelerde kullanılan temel para birimi
This book costs ten dollars
Bu kitap on dolar
hakaret
Sahnedebirine karşı söylenen kırıcı söz
That comment was a terrible insult
O yorum korkunç bir hakaretti
hakaret etmek
birine kaba bir şey söylemek veya yapmak
Don't insult me
Bana hakaret etme
dürüstçe
Sahnededoğru ve samimi bir şekilde
Please answer honestly
Lütfen dürüstçe cevap ver
sosyal medya
Sahnedeçevrimiçi paylaşım ve iletişim kurmak için kullanılan siteler
I spend time on social media
Sosyal medyada vakit geçiriyorum
sosyal medya
içerik paylaşmak ve insanlarla iletişim kurmak için kullanılan çevrimiçi platformlar
I spend too much time on social media
Sosyal medyada çok fazla zaman harcıyorum
sosyal medya
insanların iletişim kurduğu çevrimiçi platformlar
I check my social media every morning
Her sabah sosyal medyama bakarım
sosyal medya
insanların haber ve bilgi paylaştığı platformlar
I use social media to talk to my friends
Arkadaşlarımla konuşmak için sosyal medya kullanıyorum
sosyal ağlar
başkalarıyla etkileşimde bulunmak için kullanılan internet platformları
Social media connects people
Sosyal ağlar insanları birbirine bağlar
harika
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
This is a brilliant idea
Bu harika bir fikir
zeki
çok zeki veya akıllı
He is a brilliant student
O zeki bir öğrenci
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
farklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
aksi takdirde
eğer böyle olmazsa
Hurry up, else we'll be late
Acele et, yoksa geç kalacağız
tereddüt etmek
Sahnedebir şeyi yapmadan önce kısa bir süre durmak
Don't hesitate to ask
Sormaktan çekinmeyin
düşmek
Sahnedebir şeyin üzerinden aşağıya doğru bırakılmak
The apple fell off the tree
Elma ağaçtan düştü
düşmek
bir yüzeyden veya nesneden ayrılıp yere inmek
The picture fell off the wall
Resim duvardan düştü
yanaşmak
Sahnedebir taşıtla bir yere varmak
The bus will pull up at the stop
Otobüs durakta yanaşacak
yaklaştırmak
bir şeyi bulunduğun yere doğru çekmek
Please pull up a chair to the table
Lütfen masaya bir sandalye yaklaştır
açmak
bilgiyi ekrana getirmek veya görüntülemek
I will pull up the data now
Veriyi şimdi açacağım
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
homurdanmak
Sahnededüşük ve kaba bir ses çıkarmak
He grunted in response
Cevap olarak homurdandı
homurtu
Sahnedebir insan veya hayvan tarafından çıkarılan düşük kaba ses
The pig let out a loud grunt
Domuz yüksek bir homurtu çıkardı
er
düşük rütbeli asker için kullanılan gayriresmi bir sözcük
He started as a grunt
Er olarak başladı
görmek
Sahnedebir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
görüşmek
biriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
sonuna kadar götürmek
bir işi bitene kadar sürdürmek
I will see the project through
Projeyi sonuna kadar götüreceğim
burnunu çekme
Sahnedegenellikle soğuk algınlığı sebebiyle burundan sesli nefes alma
I heard a sniffle in the quiet room
Odada bir burnunu çekme sesi duydum
burnunu çekmek
burundan sesli nefes alıp vermek
The boy kept sniffing because of his cold
Çocuk soğuk algınlığı yüzünden sürekli burnunu çekiyordu
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
tehlikeli
Sahnedezarar verme olasılığı olan
This road is dangerous
Bu yol tehlikeli
tehlikeli
zarar veya yaralanma riski taşıyan
It is dangerous to play with fire
Ateşle oynamak tehlikelidir
gürültü
Sahnededuyulan ses
There is a lot of noise
Çok fazla gürültü var
güncellemek
Sahnedebir şeyi daha yeni hale getirmek
I need to update my phone
Telefonumu güncellemem gerekiyor
güncelleme
Sahnedebir konu hakkındaki en son bilgiler veya detaylar
I have an update on the project
Proje hakkında bir güncellemem var
güncellemek
bir şeye değişiklikler yapmak
Please update your profile information
Lütfen profil bilgilerinizi güncelleyin
saçmalık
Sahnedeaptalca veya gerçek dışı konuşma
That is total bullshit
Bu tamamen saçmalık
saçmalamak
doğru olmayan şeyler söylemek
Stop bullshitting me and tell the truth
Bana saçmalamayı bırak ve doğruyu söyle
gevezelik etmek
rahat ve resmi olmayan bir şekilde sohbet etmek
We were just bullshitting in the kitchen
Mutfakta öylece gevezelik ediyorduk
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
Sahnedebirine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
fark etmek
Sahnedebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
idrak etmek
bir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
pat pat ses çıkarmak
Sahnedekısa ve patlayıcı sesler çıkarmak
The engine began to splutter
Motor pat pat ses çıkarmaya başladı
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
Sahnedekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
gerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
dosyalamak
Sahnederesmî makamlara belge teslim etmek
You must file your report today
Raporunu bugün dosyalamalısın
dosya
belgelerin veya dijital verilerin toplandığı yer
I opened the file
Dosyayı açtım
sıra
insanların birbiri ardına dizildiği sıra
The students walked in a file
Öğrenciler tek sıra halinde yürüdü
törpü
bir şeyi düzeltmek veya şekillendirmek için kullanılan pürüzlü alet
She used a nail file
Tırnak törpüsü kullandı
pahalı
Sahnedeçok para tutan
This car is very expensive
Bu araba çok pahalı
nefes almak
Sahnedeakciğerlere hava çekip verme süreci
It is hard to breathe in this room
Bu odada nefes almak zor
canlandırmak
bir şeye yeni bir canlılık veya enerji kazandırmak
We need to breathe life into the project
Projeye hayat vermemiz gerekiyor
ile yatıp kalkmak
bir şeye kendini tamamen adamış veya onunla dolu olmak
He breathes fashion
O modayla yatıp kalkıyor
ciddi
Sahnedeşaka yapmayan, söylediklerinde samimi olan
Are you serious?
Ciddi misin?
ciddi
dikkatli düşünme veya eylem gerektiren
This is a serious problem
Bu ciddi bir problem
ciddi
zarar veya tehlikeye neden olan
He had a serious accident
O ciddi bir kaza geçirdi
ciddi
miktarı veya derecesi yüksek olan
It is a serious problem
Bu ciddi bir problem
beklemek
Sahnedekısa bir süre beklemek veya durmak
Please hold on a moment
Lütfen bir an bekleyin
sıkıca tutmak
bir şeyi sıkıca kavramak
Hold on to the rail
Korkuluğa sıkıca tutun
tutmak
bir şeyi bulunduğu konumda bırakmamak
Hold on to your ticket
Biletinizi elinizde tutun
cinsel ilişki
Sahnedecinsel birleşme eylemi
They were fucking in the room
Odada cinsel ilişkiye giriyorlardı
lanet
Sahnedekelimeyi kaba bir şekilde vurgulamak için kullanılır
It is fucking cold outside
Dışarısı lanet soğuk
gitmek
Sahnedebir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
gitmek
bir yerin yönüne doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
de
Sahnedeolumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
ya da
iki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
da
olumsuz cümlelerde benzer bir durumu belirtmek için kullanılır
I do not like apples and she does not either
Elma sevmiyorum ve o da sevmiyor
geçmişe dönüş
Sahnedezihinde aniden canlanan geçmişe ait bir anı
He had a sudden flashback
Aniden geçmişe dönüş yaşadı
dışarı çıkmak
Sahnedesosyal nedenlerle evden ayrılıp bir yere gitmek
We will go out for dinner tonight
Bu akşam akşam yemeği için dışarı çıkacağız
sönmek
yanmayı veya çalışmayı durdurmak
The lights suddenly went out
Işıklar aniden söndü
dışarı çıkmak
bir yerden ayrılıp başka bir yere gitmek
It is time to go out
Dışarı çıkma zamanı geldi
gönderilmek
bir yere ulaştırılmak üzere yola çıkmak
The invitations went out yesterday
Davetiyeler dün gönderildi
aptal
Sahnedezeki olmayan veya iyi düşünemeyen
That was a dumb question
O aptalca bir soruydu
basitleştirmek
bir şeyi anlaşılması daha kolay hale getirmek
They had to dumb down the manual
Kılavuzu basitleştirmek zorunda kaldılar
dilsiz
konuşma yetisi olmayan
The man was born dumb
Adam dilsiz doğmuştu
binmek
Sahnedebir aracın üzerine oturup gitmek
I like to ride my bike
Bisikletime binmeyi seviyorum
sürmek
hareket halindeki bir aracı kontrol ederek kullanmak
She wants to ride her new bike
Yeni bisikletini sürmek istiyor
araç yolculuğu
bir vasıta ile yapılan seyahat
The ride to the airport was long
Havaalanına araç yolculuğu uzundu
sürekli eleştirmek
birini sürekli rahatsız etmek veya eleştirmek
Stop riding me about my mistakes
Hatalarım hakkında beni sürekli eleştirmeyi bırak
yakında
Sahnedekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
yakında
kısa bir süre içinde
I will see you soon
Seni yakında göreceğim
komik
Sahnedegüldüren veya eğlenceli
He is a funny man
O komik bir adam
tuhaf
garip veya alışılmadık
That is a funny smell
Bu tuhaf bir koku
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
sevgi
Sahnedesevgi veya şefkat duygusu
His voice was full of endearment
Sesi sevgi doluydu
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
iş
Sahnedemal veya hizmet satarak para kazanma faaliyeti
The music biz is hard
Müzik sektörü zordur
hatırlamak
Sahnedebir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
hatırlamak
geçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
züppe
Sahnedeolduğundan daha yüksek bir sosyal sınıftanmış gibi davranan
She acts very bougie at restaurants
Restoranlarda çok züppe davranıyor
devam etmek
Sahnedebir moladan sonra yeniden başlamak
We will resume the meeting at two
Toplantıya saat ikide devam edeceğiz
özgeçmiş
iş deneyimi ve eğitimin özeti
Please send me your resume
Lütfen bana özgeçmişinizi gönderin
özgeçmiş
iş deneyimi ve becerilerin listelendiği belge
Please send me your resume
Lütfen özgeçmişini bana gönder
devam etmek
durduktan sonra tekrar başlamak
We will resume the lesson soon
Dersimize yakında devam edeceğiz
hı hı
evet veya onay belirtmek için çıkarılan ses
Do you agree? Uh huh
Katılıyor musun? Hı hı
anlıyorum
dinleyicinin anladığını göstermek veya bir duraksama için kullanılan ses
Go on. Uh huh
Devam et. Anlıyorum
hı hı
evet demek veya dinlediğini göstermek için kullanılan bir ses
Uh huh I understand what you mean
Hı hı ne demek istediğini anlıyorum
evet
onaylama veya dinlediğini belirtme amacıyla kullanılan gayriresmi ifade
Uh-huh I understand what you mean
Evet ne demek istediğini anlıyorum
hı hı
onay veya anlaşıldığını göstermek için kullanılan ifade
Uh huh I understand your point
Hı hı fikrini anlıyorum
kıkırdamak
Sahnedekısık sesle gülmek
He let out a snicker during the meeting
Toplantı sırasında kısık sesle kıkırdadı
tiz ses çıkarmak
Sahnedeuzun, yüksek ve tiz bir ses çıkarmak
The car tires screeched
Araba lastikleri tiz bir ses çıkardı
kıkırdamak
Sahnedesessiz ve yumuşak bir şekilde gülmek
He gave a little chuckle
Hafifçe kıkırdadı
kıkırdamak
Sahnedesessizce gülmek
He chuckled at the joke
Şakaya kıkırdadı
kıkırdamak
alçak sesle gülmek
She chuckled at the joke
Şakaya kıkırdayarak güldü
kıkırdamak
kısa ve sessiz sesler çıkararak gülmek
He started to chuckle at the funny video
Komik videoya kıkırdamaya başladı
burnunu çekme
Sahnedeburundan nefes alırken ıslak bir ses çıkarmak
He is sniffling because of his cold
Soğuk algınlığı yüzünden burnunu çekiyor
iç çekmek
Sahnededuyguları belli etmek için derin nefes vermek
He sighed with relief
Rahatlamayla iç çekti
incelemek
Sahnedebir şeyin doğru veya uygun olup olmadığını anlamak için bakmak
Please check it out
Lütfen ona bir bak
kafasını karıştırmak
Sahnedebirinin bir şeyi net bir şekilde anlamasını zorlaştırmak
These directions confuse me
Bu yol tarifleri kafamı karıştırıyor
karıştırmak
birini veya bir şeyi başka bir şeyle karıştırmak
I often confuse the twins
İkizleri sık sık karıştırırım
yanıltmak
birini yanlış düşünmeye sevk etmek
The false information confused the witnesses
Yanlış bilgi tanıkları yanılttı
kafasını karıştırmak
birinin zihnini bulandırmak
The complicated instructions confused the students
Karmaşık talimatlar öğrencilerin kafasını karıştırdı
adamlar
Sahnedesokak dilinde insanlar veya arkadaşlar için kullanılan argo hitap
Those niggas are my friends
O adamlar benim arkadaşlarım
ertelemek
Sahnedebir şeyin daha geç olmasını sağlamak
They delayed the meeting
Toplantıyı ertelediler
gecikme
bir şeyin olması gerekenden daha geç gerçekleşmesi
There was a delay in our flight
Uçuşumuzda bir gecikme oldu
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
sohbet etmek
Sahnedebiriyle karşılıklı konuşmak
We should talk to our neighbors
Komşularımızla sohbet etmeliyiz
konuşmak
birine sözlü olarak bir şeyleri anlatmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
sohbet etmek
biriyle karşılıklı konuşmak
I like to talk to my friends
Arkadaşlarımla sohbet etmeyi severim
konuşmak
biriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
dedektif
Sahnedeözel dedektifler için kullanılan argo kelime
The dicks were watching the suspect
Dedektifler şüpheliyi izliyordu
pipi
erkek cinsel organı için kullanılan argo kelime
There were drawings of dicks on the wall
Duvarda pipi çizimleri var
nefes almak
Sahnedehava veya başka bir şeyi akciğerlere çekmek
Inhale deeply through your nose
Burnunla derin bir nefes al
oturmak
Sahnedeağırlığı kalçaya vererek sandalye veya zemin üzerinde durma eylemi
Please sit on this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
oturmak
bir yerde bulunmak veya kalmak
Please sit on that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturtmak
birinin oturmasını sağlamak
I will seat the guests
Misafirleri oturtacağım
poz vermek
bir sanatçıya veya fotoğrafçıya çizilmesi için hareketsiz durmak
I sat for a portrait
Bir portre için poz verdim
oturmak
vücudun ağırlığını kalçalar üzerinde dinlendirme pozisyonunda olmak
Please sit in that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturmak
bir sandalyede veya yüzeyde vücudunun ağırlığını bırakmak
Please sit on the chair
Lütfen sandalyeye otur
katılmamayı tercih etmek
bir etkinliğe katılmamayı seçmek
She decided to sit out the game
Maça katılmamaya karar verdi
den beri
Sahnedegeçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have been here since morning
Sabahtan beri buradayım
için
bir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
-den beri
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
hakkında konuşmak
Sahnedebir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
işte buna denir
bir durumun aşırı veya sıra dışı olduğunu vurgulamak için kullanılır
Talk about a lucky break
İşte buna büyük bir şans denir
bahsetmek
bir konu hakkında bir şeyler söylemek
They talked about the project
Projeden bahsettiler
gelmek
Sahnedebir yere ulaşma
The train is coming
Tren geliyor
gelecek
yakın zamanda olacak olan
The coming weeks will be busy
Gelecek haftalar yoğun geçecek
gelen
bir yerden bir yere doğru hareket eden
My friend is coming to my house
Arkadaşım evime geliyor
gelme
bir yere doğru hareket etme eylemi
Your coming made me happy
Gelmen beni mutlu etti
tek
Sahnedeyalnızca bir tane olan
I have a single dollar left
Geriye sadece tek bir dolarım kaldı
tek banknot
bir dolarlık kağıt para
He paid with a single
Tek bir banknotla ödeme yaptı
bekar
evli olmayan
He is currently single
O şu anda bekar
titremek
Sahnedehızla ileri geri hareket etmek
The phone started to vibrate
Telefon titremeye başladı
titreşim
bir cihazı titreten ayar
Put your phone on vibrate
Telefonunu titreşime al
titremek
hızla ileri geri hareket etmek
My phone began to vibrate
Telefonum titremeye başladı
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
evli
Sahnedebir eşi olan
They have been married for ten years
Onlar on yıldır evliler
bağlı
bir şeye veya fikre güçlü bir şekilde bağlı olma
He is married to his work
İşine çok bağlı
evli
bir eşi olan
Are you married?
Evli misiniz?
evli
bir eşi olan
They are a married couple
Onlar evli bir çift
kalitesiz
Sahnedeçok kötü veya düşük nitelikli
That was a shitty movie
O çok kalitesiz bir filmdi
boktan
çok kötü veya kalitesiz
This is a shitty movie
Bu boktan bir film
berbat
çok kötü veya nahoş
I had a shitty day
Bugün berbat bir gün geçirdim
tuvalet
Sahnedetuvalet ve lavabosu olan oda
Where is the bathroom?
Tuvalet nerede?
banyo
tuvalet ve lavabosu olan oda
The bathroom is upstairs
Banyo üst katta
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
Vay
şaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
öksürük
Sahnedeakciğerlerden havayı sesli bir şekilde dışarı çıkarma eylemi
I have a bad cough
Kötü bir öksürüğüm var
ödemek
genellikle isteksizce veya zorla para vermek
You have to cough up the money
Parayı ödemen gerekiyor
oyun oynamak
Sahnededürüst olmayan veya muzip bir şey yapmak
He tried to pull a trick on me
Bana bir oyun oynamaya çalıştı
çekmek
Sahnedebir şeyi kendine doğru hareket ettirmek
He pulled the door open
Kapıyı çekerek açtı
çekim
birine veya bir şeye gitme isteği uyandıran güçlü duygu
I felt a strong pull towards him
Ona karşı güçlü bir çekim hissettim
inlemek
Sahnedeacı veya mutsuzluk anında çıkarılan alçak ses
He let out a low groan
Alçak sesle inledi
inlemek
Sahnedeacı veya rahatsızlıktan dolayı derin ses çıkarmak
He groaned when he stood up
Ayağa kalktığında inledi
gıcırdamak
alçak ve gıcırtılı bir ses çıkarmak
The old door groaned
Eski kapı gıcırdadı
siktir
Sahnedeöfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılan kaba söz
fuck I missed the bus
siktir otobüsü kaçırdım
sikişmek
cinsel ilişkiye girmek
they decided to fuck
sikişmeye karar verdiler
kahrolası
vurgu yapmak için kullanılan kaba bir sözcük
It was a fucking long day
Kahrolası uzun bir gündü
siktir
öfkeyi ifade etmek için kullanılan çok kaba bir sözcük
Fuck, I lost my keys
Siktir, anahtarlarımı kaybettim
cırlama
Sahnedebir böceğin çıkardığı kısa tiz ses
The grasshopper kept chirring in the grass
Çekirge otların arasında sürekli cırlıyordu
sakin
Sahnedegüçlü duygulardan uzak veya rahatlamış
Please stay calm
Lütfen sakin kal
sakinleştirmek
sakin veya rahat hale getirmek
The music calmed her
Müzik onu sakinleştirdi
sakin
endişeli veya kızgın olmayan
He stayed calm during the exam
O sınav sırasında sakin kaldı
üniversite
Sahnedeliseden sonra öğrencilerin eğitim gördüğü yer
She is studying at college
O üniversitede okuyor
beklemek
Sahnedebir şey olana kadar bir yerde kalmak
I will wait for you
Seni bekleyeceğim
beklemek
bir şey gelene kadar durmak
I am waitin for the bus
Otobüsü bekliyorum