

Beauty in Black — 2. Sezon Bölüm 12
Kelimeler ve anlamları
376 kelime
Seviye
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
yargılama
Sahnedebir şey hakkında fikir oluşturma
Stop judging me
Beni yargılamayı bırak
yargılama
Sahnedebir konu hakkında fikir veya sonuca varma
I am judging the situation carefully
Durumu dikkatlice yargılıyorum
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
çözmek
Sahnededüşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure it out
Bunu çözemiyorum
rakam
bir sayıyı temsil eden sembol
The figure is written here
Rakam burada yazılı
şekil
bir kişinin veya şeyin biçimi
It is a strange figure
Bu tuhaf bir şekil
şahsiyet
önemli veya tanınan kişi
He is a leading figure in politics
O siyasette önde gelen bir şahsiyettir
ödemek
Sahnedebir şey için para vermek
I have to pay the bill
Faturayı ödemem gerekiyor
işe yaramak
iyi bir sonuç veya avantaj getirmek
Honesty will pay in the end
Dürüstlük sonunda işe yarayacak
göstermek
bir şeye dikkat veya saygı yöneltmek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
kazançlı olmak
zaman veya çaba harcamaya değmek
It pays to arrive on time
Zamanında gelmek kazançlıdır
kıkırdama
Sahnedesessizce veya kısık sesle gülme
He was chuckling at the joke
Fıkraya kıkırdıyordu
dışarıda
Sahnedebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıdan
bir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
kıkırdamak
Sahnedesessiz ve yumuşak bir şekilde gülmek
He gave a little chuckle
Hafifçe kıkırdadı
kıkırdamak
Sahnedesessizce gülmek
He chuckled at the joke
Şakaya kıkırdadı
kıkırdamak
alçak sesle gülmek
She chuckled at the joke
Şakaya kıkırdayarak güldü
kıkırdamak
kısa ve sessiz sesler çıkararak gülmek
He started to chuckle at the funny video
Komik videoya kıkırdamaya başladı
vınlamak
Sahnedealçak ve sürekli bir titreme sesi çıkarmak
The small motor started to whirr
Küçük motor vınlamaya başladı
yemin etmek
Sahnedeciddi bir söz veya vaatte bulunmak
I swear to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğime yemin ederim
yemin etmek
bir şeyden çok emin olduğunu belirtmek
I swear I saw him
Onu gördüğüme yemin ederim
küfretmek
kötü kelimeler kullanmak
Do not swear in class
Derste küfretme
yere düşmek
Sahnedeyere düşmek
The baby fell down
Bebek yere düştü
aşağı inmek
yüksek bir noktadan alçak bir konuma hareket etmek
Rain starts to fall down
Yağmur aşağı düşmeye başlar
düşmek
hızla ve genellikle kaza sonucu zemine doğru gitmek
The heavy book will fall down
Ağır kitap aşağı düşecek
yere yıkılmak
ayaktayken aniden dengesini kaybedip zemine ulaşmak
He tripped and fell down
Ayağı takıldı ve yere yıkıldı
kırdı
Sahnedeparçalara ayırmak
He broke the vase
Vazoyu kırdı
beş parasız
Sahnedehiç parası olmamak
I am broke
Beş parasızım
yıkmak
Sahnedebirini duygusal olarak çok üzmek
The bad news broke her
Kötü haber onu yıktı
kurtarmak
birinin bir yerden kaçmasına yardım etmek
She broke him out of prison
Onu hapisten kurtardı
fermuarını açmak
Sahnedebir giysinin veya çantanın fermuarını açmak
He unzipped his jacket
Ceketinin fermuarını açtı
hoşça kal
Sahnedeayrılırken kullanılan bir kelime
Bye, see you tomorrow
Hoşça kal, yarın görüşürüz
bay bay
veda etmenin kısa ve gayriresmi yolu
Bye, mom
Bay bay anne
bulaşmak
Sahnedebirini kışkırtmak veya ona meydan okumak
You really should not fuck with that gang
O çeteye kesinlikle bulaşmamalısın
bulaşmak
birine veya bir şeye kasten sorun çıkarmak
Don't fuck with me
Benimle bulaşma
uğraşmak
birini rahatsız etmek veya onunla alay etmek
Please stop fucking with my phone
Lütfen telefonumla uğraşmayı bırak
rahatsız etmek
birini kızdırmak veya uğraşmak
Stop fucking with me
Beni rahatsız etmeyi bırak
şaka yapmak
Sahnedegülmek için bir şeyler söylemek veya ciddi olmadığını belirtmek
I was only joking
Sadece şaka yapıyordum
şaka
ciddiye alınmaması gereken şey
His excuse was a joke
Bahanesi bir şakaydı
şaka
insanları güldürmek için yapılan komik veya zekice davranış
He played a joke on his friend
Arkadaşına bir şaka yaptı
pusu kurmak
Sahnedebirine sürpriz bir saldırı yapmak
The soldiers planned to ambush the enemy
Askerler düşmana pusu kurmayı planladı
yapabilirdi
Sahnedegeçmişte yapılması mümkün olan durum
I could have helped you
Sana yardım edebilirdim
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
beklemek
Sahnedekısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
Sahnedebir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
yumuşak
Sahnededokunulduğunda sert olmayan
The pillow is very soft
Yastık çok yumuşak
zayıf
güçlü veya başarılı olmayan
The approach was too soft
Yaklaşım çok zayıftı
hoşgörülü
sert veya katı olmayan
The teacher was soft on his students
Öğretmen öğrencilerine karşı hoşgörülüydü
yumuşak
sert veya gürültülü olmayan
She speaks in a soft voice
O yumuşak bir sesle konuşuyor
gizemli
Sahnedeanlaşılması veya açıklanması zor olan
He has an enigmatic smile
Gizemli bir gülümsemesi var
sekmek
Sahnedebir yüzeye çarpıp geri sıçramak
The bullet ricocheted off the wall
Kurşun duvardan sekti
uzaklık
Sahnedeiki kişi veya nesne arasındaki boşluk
The distance is too big
Uzaklık çok fazla
uzaklaşmak
birinden veya bir şeyden uzak durmak
He tried to distance himself from the problem
Sorundan uzaklaşmaya çalıştı
mesafe
kat edilen toplam yol
We traveled a long distance
Uzun bir mesafe katettik
mesafe
iki nokta arasındaki boşluk miktarı
The distance to the school is short
Okula olan mesafe kısa
dans etmek
Sahnedemüziğe uyumlu şekilde hareket etmek
They dance together at the party
Partide birlikte dans ediyorlar
dans
müzik eşliğinde yapılan ritmik hareket sanatı
They performed a traditional dance
Geleneksel bir dans sergilediler
dans eşi
birlikte bir şeyler yaptığınız kişi
He was her dance for the night
O gece onun dans eşiydi
çığlık atmak
Sahnedeyüksek sesle ve tiz bir şekilde bağırmak
She started to scream
Çığlık atmaya başladı
çığlık atmak
yüksek sesle bağırmak
She started to scream
O çığlık atmaya başladı
haykırmak
bir şeyi çok açık bir şekilde ifade etmek
His behavior screams guilt
Davranışları suçluluk haykırıyor
perişan
Sahnedeçok mutsuz veya kederli
She felt miserable all day
Tüm gün boyunca perişan hissetti
mutsuz
çok üzgün veya rahatsız hissetme durumu
He felt miserable after the bad news
Kötü haberden sonra kendini çok mutsuz hissetti
çığlık atmak
Sahnedeyüksek sesle bağırmak
The baby is screamin
Bebek çığlık atıyor
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
seçenek
Sahnedeseçilebilecek şey
You have two options
İki seçeneğiniz var
seçenek
birkaç olasılık arasından tercih yapma imkanı
You have the option to leave early
Erken ayrılma seçeneğin var
serbest bırakmak
Sahnedebir şeyi serbest bırakmak veya salmak
He decided to unleash the dog
Köpeği serbest bırakmaya karar verdi
tükenmek
Sahnedebir şeyin artık kalmamış olması
We ran out of milk
Sütümüz tükendi
dışarı fırlamak
bir yerden hızla koşarak çıkmak
He ran out of the building
Binadan dışarı fırladı
eski usul
Sahnedeeski yöntemleri veya tarzları takip eden
He has an old school style
Onun eski usul bir tarzı var
inşa etmek
Sahnedeparçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They build a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
vücut yapısı
bir kişinin vücudunun şekli ve boyutu
He has a strong build
Güçlü bir vücut yapısı var
artmak
bir şeyin zamanla daha büyük veya güçlü hale gelmesi
The excitement began to build
Heyecan artmaya başladı
oluşturmak
zamanla bir şeyi meydana getirmek veya kurmak
We want to build a strong team
Güçlü bir ekip oluşturmak istiyoruz
bina
duvarları ve çatısı olan büyük yapı
They built a large structure
Büyük bir yapı inşa ettiler
giyinmek
Sahnedekıyafet giymek
I need to dress for work
İş için giyinmem gerekiyor
elbise
kadınlar veya kızlar için üst ve alt kısmı örten giysi
She is wearing a blue dress
Mavi bir elbise giyiyor
pansuman yapmak
bir yarayı temizleyip kapatmak
The nurse will dress the wound
Hemşire yaraya pansuman yapacak
süslemek
bir şeyi daha çekici hale getirmek için güzelleştirmek
We should dress the cake with fresh fruit
Pastayı taze meyveyle süslemeliyiz
iç çekmek
Sahnededuygu belirtmek için sesli nefes vermek
She sighs because she is tired
Yorgun olduğu için iç çekiyor
ilgilenmek
Sahnedebir işi ele almak veya çözmek
I need to see about dinner
Akşam yemeğiyle ilgilenmem gerekiyor
ilgilenmek
bir durumu halletmek için gerekeni yapmak
I will see about the problem
Problemle ilgileneceğim
sağlamak
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
emin olmak
bir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
emin olmak
hiçbir şüphe duymamak
Make sure of the facts
Gerçeklerden emin ol
garantiye almak
bir şeyin doğru olduğundan emin olmak için kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
solmak
Sahnedeyavaşça kaybolmak veya parlaklığını yitirmek
The colors of the shirt started to fade
Gömleğin renkleri solmaya başladı
silinmek
yavaş yavaş gözden kaybolmak veya etkisini yitirmek
The music began to fade
Müzik yavaş yavaş silinmeye başladı
zayıflamak
yavaşça gücünü veya etkisini yitirmek
The music began to fade
Müzik zayıflamaya başladı
kademeli kesim
saçın üstten alta doğru giderek kısaldığı bir erkek saç modeli
He asked his barber for a fade
Berberinden kademeli bir kesim istedi
düşünceli
Sahnedegenellikle hüzünlü bir şekilde derin derin düşünen
She looked pensive as she stared out the window
Pencereden dışarı bakarken düşünceli görünüyordu
lanet
Sahnedekelimeyi kaba bir şekilde vurgulamak için kullanılır
It is fucking cold outside
Dışarısı lanet soğuk
cinsel ilişki
cinsel birleşme eylemi
They were fucking in the room
Odada cinsel ilişkiye giriyorlardı
alevler içinde
Sahnedealevlerle yanmakta olan
The house is on fire
Ev yanıyor
çok başarılı
bir şeyi oldukça iyi ve etkileyici bir şekilde yapmak
Our team is on fire tonight
Takımımız bu gece harika oynuyor
coşkulu
bir konu hakkında çok heyecanlı veya enerjik olmak
She is on fire about her new project
Yeni projesi konusunda çok coşkulu
pezevenk
Sahnedehayat kadınlarını kontrol eden kişi
The police arrested the pimp
Polis pezevenği tutukladı
pezevenklik yapmak
birinin fuhuş müşterisi bulmasına aracılık etmek
He was arrested for pimping
Pezevenklik yaptığı için tutuklandı
geçersiz kılmak
Sahnedebir bilet veya pulun artık kullanılamayacağını belirtmek için işaretlemek
The machine will cancel your ticket
Makine biletinizi geçersiz kılacak
iptal etmek
bir şeyin gerçekleşmeyeceğine karar vermek
I need to cancel my appointment
Randevumu iptal etmem gerekiyor
iptal etmek
planlanmış bir etkinliğin gerçekleşmeyeceğine karar vermek
They had to cancel the meeting
Toplantıyı iptal etmek zorunda kaldılar
dışlamak
birine olan desteği veya onayı kamusal alanda durdurmak
People decided to cancel the actor
İnsanlar oyuncuyu dışlamaya karar verdi
evlenmek
Sahnedebirisiyle hayatını birleştirmek
They decided to marry last year
Geçen yıl evlenmeye karar verdiler
adamak
bir şeye kendini tamamen bağlamak
He married his life to music
Hayatını müziğe adadı
evlenmek
biriyle eş olmak
They want to marry soon
Yakında evlenmek istiyorlar
şirin
Sahnedehoş ve sempatik görünen
The puppy is very cute
Yavru köpek çok şirin
sevimli
şirin veya sempatik görünen
The puppy is very cute
Yavru köpek çok sevimli
ukala
ukalalık yaparak saygısız veya sinir bozucu davranan
Don't get cute with me
Bana ukalalık yapma
şirinleştirmek
bir şeyi daha sevimli veya çekici hale getirmek
You can cute up the room with some colorful cushions
Odayı renkli minderlerle şirinleştirebilirsin
farklı
Sahnedeaynı olmayan
We are different
Biz farklıyız
farklı
aynı olmayan veya benzerlik göstermeyen
These two books are different
Bu iki kitap birbirinden farklı
taklit etmek
Sahnedebirinin hareketlerini veya sözlerini kopyalamak
He is mimicking his teacher
Öğretmenini taklit ediyor
taklit etmek
birinin veya bir şeyin hareketlerini veya seslerini kopyalamak
The bird is mimicking the human voice
Kuş insan sesini taklit ediyor
bir şekilde
Sahnedenasıl olduğu bilinmeyen bir şekilde
I will finish it somehow
Onu bir şekilde bitireceğim
kro
Sahnedealt tabakadan veya kaba saba kişi
He is a total ratchet-ass
O tam bir kro
korkmuş
Sahnedekorkuya kapılmış
He was scared of the dark
Karanlıktan korkuyordu
korkmuş
korku hisseden
I am scared of spiders
Örümceklerden korkuyorum
korkmuş
korku veya endişe hissetme durumu
She is scared of dogs
O köpeklerden korkuyor
korkmuş
bir şeyden dolayı endişe veya korku duymak
I am scared of the dark
Karanlıktan korkuyorum
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
lastik
Sahnedetekerleğin yola temas eden kauçuk kısmı
The car needs a new tire
Arabanın yeni bir lastiğe ihtiyacı var
yormak
birini çok yorgun hissettirmek
Walking all day will tire you
Tüm gün yürümek seni yorar
yorgun
dinlenmeye ihtiyaç duyacak kadar bitkin hissetme
I feel tired after work
İşten sonra kendimi yorgun hissediyorum
uyarmak
Sahnedebirini olası bir tehlike hakkında bilgilendirmek
I warned him about the rain
Onu yağmur hakkında uyardım
huzursuz edici
Sahnedekaygı veya endişeye neden olan
The silence in the house was unsettling
Evdeki sessizlik huzursuz ediciydi
mırıldanmak
Sahnedealçak ve anlaşılmaz bir sesle konuşmak
He continued to mutter to himself
Kendi kendine mırıldanmaya devam etti
öpmek
Sahnedesevgi veya selamlaşma belirtisi olarak dudakları değdirmek
She kissed her baby
Bebeğini öptü
hafifçe dokunmak
bir şeye yavaşça temas etmek
The ball kissed the table edge
Top masanın kenarına hafifçe dokundu
öpmek
sevgi göstergesi olarak dudaklarıyla temas etmek
She kissed her baby on the forehead
Bebeğini alnından öptü
Kiss müzik grubu
birlikte müzik yapan müzisyen grubu
I love the band Kiss
Kiss grubunu seviyorum
zor
Sahnedeyapılması veya baş edilmesi kolay olmayan
This is a tough question
Bu zor bir soru
dayanıklı
çok güçlü veya cesur olan
He is a tough man
O dayanıklı bir adamdır
kötü şans
kötü bir durumu önemsemediklerini belirtmek için kullanılır
Tough luck for you
Senin için kötü şans
sert
insanlara karşı zorlayıcı veya katı olan
The teacher is very tough
Öğretmen çok sert
akıldan çıkmayan
Sahnedesürekli sıkıntı veren veya endişelendiren
His words have a haunting quality
Onun sözlerinin akıldan çıkmayan bir yanı var
musallat olmak
bir yere hayalet olarak gelmek
The ghost is haunting the house
Hayalet eve musallat oluyor
akıldan çıkmayan
güçlü bir hüzün veya korku hissi uyandıran
The movie had a haunting melody
Filmin akıldan çıkmayan bir melodisi vardı
öksürük
Sahnedeakciğerlerden havayı sesli bir şekilde dışarı çıkarma eylemi
I have a bad cough
Kötü bir öksürüğüm var
ödemek
genellikle isteksizce veya zorla para vermek
You have to cough up the money
Parayı ödemen gerekiyor
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
üzgün
Sahnedemutsuz veya endişeli hissetme durumu
She felt upset after the argument
Tartışmadan sonra üzgün hissetti
sürpriz galibiyet
daha güçlü bir rakibe karşı kazanılan beklenmedik zafer
The small team caused a major upset
Küçük takım büyük bir sürpriz galibiyet elde etti
üzmek
birini üzgün veya endişeli hissettirmek
Please do not upset her
Lütfen onu üzme
bozmak
bir şeyin düzenini veya işleyişini aksatmak
The rain upset our plans
Yağmur planlarımızı bozdu
kaybetmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
yenilmek
bir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
bir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
anlayamamak
bir konuyu takip edememek
I lost you when you talked about science
Bilim hakkında konuştuğunda seni anlayamadım
eşyalar
Sahnedenesneler veya maddeler
Please put your things away
Lütfen eşyalarını yerine koy
şeyler
bir nesne, fikir veya durum
Some things are hard to explain
Bazı şeyler açıklanması zordur
şey
nesne veya eşya
This is a useful thing
Bu yararlı bir şey
işler
insanların yaptığı eylemler veya olaylar
We have many things to do today
Bugün yapacak çok işimiz var
şeyler
türü ne olursa olsun nesneler veya durumlar
I have many things in my bag
Çantamda birçok şey var
durumlar
genel olaylar veya faaliyetler
Things are going well
Durumlar iyi gidiyor
işler
olaylar veya durumlar
Things are getting better
İşler daha iyiye gidiyor
seyirci
Sahnedebir şeyi izleyen dinleyen veya okuyan insan grubu
The audience enjoyed the show
Seyirci gösteriden keyif aldı
huzura kabul
önemli bir kişiyle yapılan resmi görüşme
He requested an audience with the King
Kral ile bir görüşme talep etti
izleyici
bir performansı izleyen veya dinleyen kişiler
The audience cheered after the song
İzleyiciler şarkıdan sonra tezahürat yaptı
çalışmak
Sahnedebir işi veya görevi yerine getirmek
He works in an office
O bir ofiste çalışıyor
eser
emekle üretilen şey, özellikle sanat eseri
This is a great work of art
Bu harika bir sanat eseridir
iş
çaba gerektiren faaliyet
I have a lot of work to do
Yapacak çok işim var
çalışmak
doğru veya beklendiği gibi işlemek
The elevator does not work
Asansör çalışmıyor
çalışmak
bir işi ya da etkinliği yapmak
I work in the garden
Bahçede çalışırım
iş
ücret karşılığında yapılan görev
He found work in Ankara
Ankara'da iş buldu
çalışır durumda
düzgün işleyen
The machine works well
Makine iyi çalışıyor
işletmek
bir şeyi yönetmek ya da çalıştırmak
She works the farm with her brother
Çiftliği erkek kardeşiyle işletiyor
çözmek
bir sorunun yanıtını bulmak
They worked the puzzle together
Bulmacayı birlikte çözdüler
yaşamak
Sahnedebir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
canlı
hayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
hayal kırıklığına uğramış
Sahnedeumulan bir şeyin gerçekleşmemesinden dolayı üzüntü duyan
He was disappointed with his exam results
Sınav sonuçlarından dolayı hayal kırıklığına uğradı
hayal kırıklığına uğramış
beklediği gibi olmadığı için üzgün
I was disappointed with the result
Sonuçtan dolayı hayal kırıklığına uğradım
inmek
Sahnedebir yerden veya taşıttan ayrılmak
Please get off the bus
Lütfen otobüsten inin
bırakmak
birine yönelik bir davranışı durdurmak
Get off my back
Peşimi bırak
cezadan kurtulmak
bir şey için cezalandırılmaktan kaçınmak
He got off with a fine
Cezadan bir para cezasıyla kurtuldu
inmek
bir araçtan veya yerden ayrılmak
I will get off the bus at the next stop
Bir sonraki durakta otobüsten ineceğim
kapatmak
bir telefon görüşmesini bitirmek
I need to get off the phone now
Şimdi telefonu kapatmam gerekiyor
rahat bırakmak
birini rahatsız etmeyi durdurmak
Get off him now
Onu hemen rahat bırak
inmek
bir yerden ayrılmak veya uzaklaşmak
I need to get off the bus
Otobüsten inmem gerekiyor
kurtulmak
bir ceza veya suçlamadan kaçınmak
He got off with a warning
Uyarı ile kurtuldu
aptal
Sahnedesağduyudan yoksun kişi
Don't be such a fool
Bu kadar aptal olma
budala
doğru karar verme yeteneği olmayan kişi
He is a complete fool
O tam bir budala
kandırmak
birini aldatmak
You can't fool me
Beni kandıramazsın
kandırmak
birini aldatmak
Don't try to fool me
Beni kandırmaya çalışma
hızlandırmak
Sahnedebir şeyin daha çabuk gerçekleşmesini sağlamak
The driver decided to accelerate to pass the truck
Sürücü kamyonu geçmek için hızlanmaya karar verdi
anlamak
Sahnededüşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure out how this works
Bunun nasıl çalıştığını anlayamıyorum
çözmek
bir problemi çözmek veya bir şeyi anlamak
I need to figure out this puzzle
Bu bulmacayı çözmem gerekiyor
çözmek
bir sorunun cevabını bulmak veya bir şeyin nasıl çalıştığını anlamak
I will figure out how to fix this
Bunu nasıl tamir edeceğimi çözeceğim
tahmin etmek
bir şeyin muhtemel olduğuna inanmak veya düşünmek
I figured out it would rain
Yağmur yağacağını tahmin ettim
arkasını dönmek
Sahnedeyönünü değiştirip ters tarafa bakmak
Turn around and look at me
Arkana dön ve bana bak
düzeltmek
kötü bir durumu çok daha iyi hale getirmek
The new plan will turn around the company
Yeni plan şirketi düzeltecek
dönüş
yön veya fikirde yaşanan tam bir değişiklik
The sudden turnaround in his opinion was surprising
Onun fikrindeki ani dönüş şaşırtıcıydı
yönünü şaşırmak
nerede olduğunu bilememek veya kaybolmak
I turned around in the woods
Ormanda yönümü şaşırdım
hı hı
evet veya onay belirtmek için çıkarılan ses
Do you agree? Uh huh
Katılıyor musun? Hı hı
anlıyorum
dinleyicinin anladığını göstermek veya bir duraksama için kullanılan ses
Go on. Uh huh
Devam et. Anlıyorum
hı hı
evet demek veya dinlediğini göstermek için kullanılan bir ses
Uh huh I understand what you mean
Hı hı ne demek istediğini anlıyorum
evet
onaylama veya dinlediğini belirtme amacıyla kullanılan gayriresmi ifade
Uh-huh I understand what you mean
Evet ne demek istediğini anlıyorum
hı hı
onay veya anlaşıldığını göstermek için kullanılan ifade
Uh huh I understand your point
Hı hı fikrini anlıyorum
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
havlama
Sahnedebir köpeğin çıkardığı yüksek ses
I heard a loud bark
Yüksek bir havlama duydum
ağaç kabuğu
bir ağacın sert dış tabakası
The tree has thick bark
Ağacın kalın bir kabuğu var
havlama
köpeğin çıkardığı yüksek ses
I heard the dog's loud bark
Köpeğin yüksek havlamasını duydum
sertçe emretmek
yüksek sesle ve sert bir şekilde emir vermek
The boss barked an order at him
Patron ona sertçe emir verdi
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
sonlandırmak
bir şeyi durdurmak veya bitirmek
We had to kill the project
Projeyi sonlandırmak zorunda kaldık