

Beauty in Black — 2. Sezon Bölüm 13
Kelimeler ve anlamları
361 kelime
Seviye
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek veya satın almak
I need to get it from the store
Onu mağazadan almam gerekiyor
ceza almak
yanlış bir davranışın sonucunda cezalandırılmak
You will get it if you do that
Bunu yaparsan cezanı çekersin
elde etmek
bir şeye sahip olmak veya onu kazanmak
I hope I get it soon
Umarım onu yakında elde ederim
halletmek
bir işi tamamlamak
I will get it done today
Onu bugün halledeceğim
telefona bakmak
gelen bir çağrıyı yanıtlamak
Please get it when it rings
Çaldığında lütfen telefona bak
tamamlamak
bir işi veya görevi bitirmek
I will get it done by tomorrow
İşi yarına kadar tamamlayacağım
kavuşmak
bahsi geçen nesneye sahip olmak
Did you get it in the mail
Onu postayla aldın mı
cezalandırılmak
azarlanmak veya bir yaptırıma uğramak
You will get it when dad comes home
Babam eve gelince cezanı çekeceksin
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
Sahnedegerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
öğrenmek
Sahnedebir şeyin varlığından haberdar olmak
Have you heard of the new concert
Yeni konseri duydun mu
duymak
birinin veya bir şeyin varlığından haberdar olmak
I have never heard of this artist
Bu sanatçıyı hiç duymadım
duymak
bir kişi veya olay hakkında bilgi sahibi olmak
I have heard of that famous author
O ünlü yazarı duydum
çimento
Sahnedeinşaatlarda kullanılan sert madde
We need more cement for the wall
Duvar için daha fazla çimentoya ihtiyacımız var
pekiştirmek
bir şeyi daha güçlü veya güvenli hale getirmek
We shook hands to cement our agreement
Anlaşmamızı pekiştirmek için el sıkıştık
ölçüt
Sahnedekarşılaştırma için kullanılan standart
Profit is not the only yardstick of success
Kâr başarının tek ölçütü değildir
yol
Sahnedearaçlar için yapılmış uzun ve sert zemin
The road is long
Yol uzun
yol
araçların ve insanların seyahat ettiği döşeli geçit
The road is very long
Yol çok uzun
yol
ilerideki bir zaman veya durum
We have a long road ahead of us
Önümüzde uzun bir yol var
lanet
Sahnedekelimeyi kaba bir şekilde vurgulamak için kullanılır
It is fucking cold outside
Dışarısı lanet soğuk
cinsel ilişki
cinsel birleşme eylemi
They were fucking in the room
Odada cinsel ilişkiye giriyorlardı
olmak
meydana gelmek
What is goin on
Neler oluyor
çıkmak
bir kişiyle romantik ilişki yaşamak
They have been goin for months
Aylardır çıkıyorlar
devam etmek
bir eylemi durmadan sürdürmek
Please go on with your work
Lütfen işine devam et
gitmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
I am goin to the store now
Şimdi dükkana gidiyorum
gitmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
olmak
bir olayın gerçekleşmesi
What is goin on here
Burada neler oluyor
bir yer
Sahnedebilinmeyen veya belirtilmemiş bir konum
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
bir yerde
belirlenmemiş veya bilinmeyen bir yer
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yere bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir mekan
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
Sahnedekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
yok etmek
Sahnedebir şeyi tamir edilemeyecek kadar ağır hasara uğratmak
The storm destroyed the village
Fırtına köyü yok etti
ezip geçmek
bir oyunda veya yarışmada birini çok kolay bir şekilde yenmek
We destroyed the other team in the game
Oyunda diğer takımı ezip geçtik
yok etmek
bir şeyi tekrar kullanılamayacak hale getirmek
The storm destroyed the old house
Fırtına eski evi yok etti
öldürmek
bir canlının yaşamına son vermek
They had to destroy the sick dog
Hasta köpeği öldürmek zorunda kaldılar
dik
Sahnededikey konumda olan
Please keep the bottle upright
Lütfen şişeyi dik tutun
dürüst
ahlaklı ve adil davranan
He is an upright citizen
O dürüst bir vatandaştır
memnun
Sahnedemutlu ve hoşnut
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnunum
memnun
memnuniyet veya mutluluk duyan
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnun oldum
affedersiniz
Sahnedenazikçe dikkat çekmek veya özür dilemek için kullanılan ifade
Excuse me may I pass
Affedersiniz geçebilir miyim
affetmek
bir hatayı hoşgörüyle karşılamak
Please excuse my foolish error
Lütfen aptalca hatamı affedin
bahane
bir durumu açıklamak için sunulan gerekçe
He has a good excuse
Onun iyi bir bahanesi var
bahane
bir hatayı açıklamak için sunulan neden
Do not make an excuse for being late
Geç kaldığın için bahane üretme
eşlik etmek
Sahnedebiriyle beraber bir yere gitmek
Do you want to come with me
Benimle gelmek ister misin
beraberinde gelmek
bir şeyle beraber sunulmak
The phone comes with a charger
Telefon şarj cihazıyla birlikte gelir
birlikte gelmek
bir şeyin parçası olarak sunulmak veya satılmak
This phone comes with a charger
Bu telefon şarj aletiyle birlikte geliyor
beraberinde gelmek
bir şey ile aynı zamanda var olmak veya gerçekleşmek
This phone comes with a charger.
Bu telefonun yanında şarj aleti gelir.
beklemek
Sahnedekısa bir süre beklemek veya durmak
Please hold on a moment
Lütfen bir an bekleyin
sıkıca tutmak
bir şeyi sıkıca kavramak
Hold on to the rail
Korkuluğa sıkıca tutun
tutmak
bir şeyi bulunduğu konumda bırakmamak
Hold on to your ticket
Biletinizi elinizde tutun
dil şaklatmak
Sahnededile dişlerin arasından hava geçirerek kısa ve keskin bir ses çıkarmak
She clicks her tongue when she is annoyed
O rahatsız olduğunda dilini şaklatır
dilini şaklatmak
dili damağa vurarak kısa ve keskin bir ses çıkarmak
She clicks her tongue when she is annoyed
Sinirlendiğinde dilini şaklatır
dil şıklatmak
dilin damağa vurulmasıyla çıkarılan kısa ve keskin ses
She clicks her tongue to show she is annoyed
Rahatsız olduğunu göstermek için dilini şıklatıyor
orta
Sahnedemerkezdeki nokta veya bölüm
He is in the middle of the room
Odanın ortasında
lütuf
Sahnedebeklenmedik şekilde gelen ve çok yardımcı olan şey
This rain was a godsend for the farmers
Bu yağmur çiftçiler için bir lütuftu
telefonda
Sahnedetelefon kullanarak konuşma eylemi
I am on the phone right now
Şu an telefondayım
kağıtlar
Sahnedeüzerine yazı yazılan veya baskı yapılan ince tabakalar
I need some papers to write on
Üzerine yazmak için biraz kağıda ihtiyacım var
evrak
üzerinde resmi yazı bulunan belge
He forgot his travel papers at home
Seyahat evraklarını evde unutmuş
gazete
günlük haber yayını
I read the papers every morning
Her sabah gazete okurum
makale
okul veya yayın için yazılan çalışma
I have to write two papers this week
Bu hafta iki makale yazmam gerekiyor
yakında
Sahnedekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
yakında
Sahnedekısa bir süre içinde
I will see you soon
Seni yakında göreceğim
dudak
Sahnedeağzın kenarları
She has red lips
Onun kırmızı dudakları var
saygısızca konuşma
kaba veya saygısız laf etme
Don't give me any lip
Bana saygısızca konuşma
şşş
Sahnedebirine sessiz olmasını söylemek için kullanılır
Shh, be quiet
Şşş, sessiz ol
şşş sesi
birine sessiz olmasını söylemek için çıkarılan ses
He made a shh sound
Şşş sesi çıkardı
şşş
birinden sessiz olmasını istemek için çıkarılan ses
Shh the movie has started
Şşş film başladı
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
iyi
Sahnedekabul edilebilir veya sorunsuz olan
Everything will be fine
Her şey iyi olacak
yeterli
Sahnedekabul edilebilir veya yeterli olan
It is fine to stay here
Burada kalmak yeterli
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
güzel
göze hoş gelen veya çekici
She looks very fine today
Bugün çok güzel görünüyor
kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is a fine piece of work
Bu kaliteli bir iş
başına gelmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin başına bir durumun gelmesi
What happened to your car
Arabana ne oldu
tesadüfen yapmak
planlamadan bir şey yapmak
I happened to meet him
Onunla tesadüfen karşılaştım
kişneme
Sahnedeatın çıkardığı düşük ve yumuşak ses
The horse gave a soft nicker when it saw me
At beni gördüğünde hafifçe kişnedi
kişnemek
bir atın çıkardığı alçak ve yumuşak ses
The horse gave a soft nicker
At yumuşak bir şekilde kişnedi
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
lanet
Sahnedeöfke veya vurgu belirtmek için kullanılan kaba bir ifade
Get your motherfucking hands off me
O lanet ellerini üzerimden çek
zorlamak
Sahnedebirini bir eyleme mecbur bırakmak
They forced him to leave
Onu gitmeye zorladılar
kuvvet
polis veya asker gibi insanlardan oluşan grup
He joined the police force
Polis kuvvetine katıldı
zorlamak
bir şeyi hareket ettirmek için fiziksel güç kullanmak
He forced the door open
Kapıyı açmak için zorladı
kuvvet
fiziksel dayanıklılık veya bedensel güç
He pushed the door with force
Kapıyı kuvvetle itti
azaltmak
Sahnedebir şeyin miktarını veya boyutunu düşürmek
Please reduce the volume of the music
Lütfen müziğin sesini azaltın
azaltmak
bir şeyin boyutunu veya miktarını küçültmek
We need to reduce waste
Atıkları azaltmamız gerekiyor
düşürmek
bir şeyin seviyesini veya değerini aşağı çekmek
The shop will reduce the price of items
Mağaza ürünlerin fiyatını düşürecek
ateş etme
Sahnedebir silahtan mermi atma eylemi
He is firing a rifle
O bir tüfekle ateş ediyor
işten çıkarma
birinin görevine son verme durumu
The manager is firing him
Müdür onu işten çıkarıyor
helikopter
Sahnededöner kanatları olan uçan bir araç
The helicopter landed on the roof
Helikopter çatıda iniş yaptı
yaşamak
Sahnedezor bir durumla başa çıkmak veya deneyimlemek
She went through a hard time
Zor bir zaman geçirdi
incelemek
bir şeyi başından sonuna kadar dikkatlice okumak veya kontrol etmek
Please go through these documents
Lütfen bu belgeleri inceleyin
geçmek
bir taraftan diğer tarafa hareket etmek
We will go through the tunnel
Tünelden geçeceğiz
onaylanmak
resmi olarak kabul edilmek veya tamamlanmak
The contract finally went through
Sözleşme sonunda onaylandı
perde
Sahnedepencereye veya sahneye asılan kumaş örtü
Close the curtain please
Lütfen perdeyi kapat
perde
pencereyi kapatan kumaş parçası
Close the curtain please
Lütfen perdeyi kapat
perde
tiyatro sahnesinin önünde açılıp kapanan örtü
The curtain fell at the end of the show
Gösterinin sonunda perde kapandı
perde
tiyatro sahnesinin önünde asılı olan kumaş parçası
The curtains opened for the show
Gösteri için perdeler açıldı
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
tedavi
Sahnedebir hastalığı iyileştirmek için uygulanan bakım
The patient needs special treatment
Hastanın özel tedaviye ihtiyacı var
tedavi
hastaya uygulanan tıbbi bakım
He needs urgent treatment
Acil tedaviye ihtiyacı var
kaplama
bir pencere için örtü veya süsleme
She chose a modern window treatment
Modern bir pencere kaplaması seçti
cilt bakımı
yüz için uygulanan güzellik işlemi
She went to the spa for a skin treatment
Cilt bakımı için spaya gitti
belki
Sahnedemuhtemelen
Maybe he is late
Belki geç kalmıştır
belki
belirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
ihtimal
gerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal
mutlu
Sahnedezevk veya neşe duyma hali
I am happy today
Bugün mutluyum
mutlu
mutluluk veya keyif hisseden veya bunu gösteren
I am very happy today
Bugün çok mutluyum
onaylamak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu belirtmek
Please confirm your email address
Lütfen e-posta adresinizi onaylayın
kiliseye kabul etmek
birini resmi olarak kilise üyesi yapmak
The bishop confirmed the new members
Piskopos yeni üyeleri kiliseye kabul etti
büyük
Sahnedeboyut veya miktar olarak çok olan
She has a large family
Onun büyük bir ailesi var
büyük
boyut olarak geniş
I want a large coffee
Büyük bir kahve istiyorum
binlik
bin Amerikan dolarını ifade eden argo terim
He won five large in the game
Oyunda beş bin dolar kazandı
mırıldanmak
Sahnedealçak ve anlaşılmaz bir sesle konuşmak
He continued to mutter to himself
Kendi kendine mırıldanmaya devam etti
günün sonunda
Sahnedeher şey göz önüne alındığında
At the end of the day it is your decision
Günün sonunda karar senin
sonuçta
her şey göz önüne alındığında
At the end of the day we are all friends
Sonuçta hepimiz arkadaşız
gitmek
Sahnedebir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
Sahnedebir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
gitmek
Sahnedebelirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
gitmek
bir yerin yönüne doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
herhangi bir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
hiçbir şey
herhangi bir nesne veya madde
I don't have anything
Hiçbir şeyim yok
giyinmek
Sahnedeüstüne kıyafet giymek
I get dressed for school
Okul için giyiniyorum
ayakkabı
Sahnedeayağı koruyan ve kaplayan giysi
I need to buy new shoes
Yeni ayakkabılar almam gerekiyor
yine de
Sahnedeher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
neyse
konuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim
pat pat ses çıkarmak
Sahnedekısa ve patlayıcı sesler çıkarmak
The engine began to splutter
Motor pat pat ses çıkarmaya başladı
nefes alma
Sahnedehavayı akciğerlere alıp dışarı verme süreci
Deep breathing helps you relax
Derin nefes almak rahatlamana yardımcı olur
nefes alma
vücuda hava alıp verme işlemi
He is breathing deeply
Derin nefes alıyor
nefes alma
havayı ciğerlerine çekme eylemi
Deep breathing helps you relax
Derin nefes alma rahatlamana yardımcı olur
tavsiye
Sahnedene yapılması gerektiği hakkında verilen fikir veya öneri
I need some advice
Biraz tavsiyeye ihtiyacım var
tavsiye
birinin ne yapması gerektiği hakkındaki fikir
I need your advice
Senin tavsiyene ihtiyacım var
yaşamak
bir yerde ikamet etmek
I live in New York
New York'ta yaşıyorum
geçim
hayatını sürdürmek için gereken para
He works hard to make a living
O geçimini sağlamak için çok çalışıyor
yaşamak
bir hayatı deneyimlemek veya bir durumdan geçmek
She is livin her best life
O en güzel hayatını yaşıyor
geçim kaynağı
para kazanma yolu
He makes a livin' by painting
Resim yaparak geçimini sağlıyor
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please continue reading
Lütfen okumaya devam et
sürmek
olmaya veya gerçekleşmeye devam etmek
The rain continued all day
Yağmur tüm gün sürdü
sürdürmek
bir şeyi kararlılıkla yapmaya devam etmek
He continued his studies
Çalışmalarını sürdürdü
devam etmek
bir eylemi kesintisiz sürdürmek
They decided to continue the meeting
Toplantıya devam etmeye karar verdiler
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
iyi
iyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
tamam
birinin kabul edip etmediğini ya da anlayıp anlamadığını kontrol etmek için kullanılan ifade
Okay?
Tamam mı?
geri dönmek
Sahnedebir yere veya bir konuya yeniden dönmek
I want to go back to my home
Evime geri dönmek istiyorum
geri dönmek
bir yere tekrar gitmek
I will go back to my house
Evime geri döneceğim
zeki
Sahnedehızlı zekaya sahip olan
He is a smart student
O zeki bir öğrenci
sızlamak
keskin bir acı vermek
My eyes began to smart
Gözlerim sızlamaya başladı
akıllı
mantıklı ve doğru karar veren
It was a smart choice
Bu akıllıca bir seçimdi
şık
iyi giyimli veya temiz görünüşlü
He looks very smart in his suit
O takım elbisesiyle çok şık görünüyor
satmak
Sahnedebir şeyi para karşılığında vermek
I will sell my old phone
Eski telefonumu satacağım
satmak
kişisel çıkar için birini ele vermek
He sold his partner to the police
Ortağını polise sattı
ikna etmek
birini bir şeye inanmaya ikna etmek
He sold me on the new plan
Beni yeni plana ikna etti
satmak
bir fikri veya planı başkasına kabul ettirmek
He tried to sell his new plan to the team
Yeni planını takıma satmaya çalıştı
dakika
Sahnedealtmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
tam o an
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
basmak
Sahnedebirisi bir şey yaparken ortamına habersiz girmek
I walked in on them while they were talking
Onları konuşurken bastım
basmak
birinin özel bir şey yaptığı sırada aniden odaya girmek
I accidentally walked in on them
Yanlışlıkla onları bastım
duygusal
Sahnededuygularını yoğun yaşayan
She is an emotional person
O duygusal bir insandır
duygusal
duygularla ilgili olan
This is an emotional issue
Bu duygusal bir konu
duygusal
duygularla veya hislerle ilgili olan
He gave an emotional speech
O duygusal bir konuşma yaptı
doğrulamak
Sahnedebir şeyin gerçek olduğundan emin olmak
Please verify your email address
Lütfen e-posta adresinizi doğrulayın
doğrulamak
bir şeyin doğru veya gerçek olduğunu kontrol etmek
Please verify your email address
Lütfen e-posta adresinizi doğrulayın
doğrulamak
bir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Please verify your email address
Lütfen e-posta adresinizi doğrulayın
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
Sahnedeiyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
Sahnedegünün öğleden önceki erken kısmı
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
sabah
günün erken saatleri
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
yoğun bir şekilde
Sahnedebüyük bir ölçüde
It is raining heavily
Şiddetli yağmur yağıyor
ağır şekilde
büyük ölçüde veya şiddetli bir biçimde
It is raining heavily outside
Dışarıda ağır şekilde yağmur yağıyor
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
doğru
Sahnedegerçek olan veya yanlış olmayan
It is true that she is here
Burada olduğu doğru
dürüst
yalan söylemeyen ve doğru sözlü
He is a true person
O dürüst bir insan
sadık
birine bağlı ve vefalı olan
She is a true friend to me
O benim için sadık bir dost
güvenilir
her zaman beklenen şekilde çalışan
This system is true and effective
Bu sistem güvenilir ve etkili
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
fikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
zorlamak
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya mecbur bırakmak
He forced me to apologize
Beni özür dilemeye zorladı
zorlanmış
birini istemediği bir şeyi yapmaya zorlamak
He was forced to leave
Ayrılmaya zorlandı
sabırsızlanmak
Sahnedebir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
Sahnedekısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
Sahnedebir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
dalga geçmek
Sahnedebiriyle eğlenmek için gülmek
Don't laugh at him
Onunla dalga geçme
muhtaç
Sahnedebaşka seçeneği kalmadığı için çok isteyen
They were desperate for help
Yardıma çok muhtaçlardı
çaresiz
umudunu yitirmiş
He felt desperate after the accident
Kazadan sonra kendini çaresiz hissetti
kasvetli
Sahnedeciddi hüzünlü veya karanlık ruh hali
The funeral had a somber atmosphere
Cenaze kasvetli bir havaya sahipti
bardağı taşıran son damla
Sahnedebir durumu dayanılmaz kılan son sorun
That was the final straw for me
Bu benim için bardağı taşıran son damlaydı
bizzat
Sahnedebirinin fiziksel olarak karşımızda olması
I finally saw the actor in the flesh
Aktörü sonunda bizzat gördüm
et
insan veya hayvan vücudunun yumuşak kısımları
The knife cut through the flesh
Bıçak eti kesti
et
insanın veya hayvanın vücudunda derinin altındaki yumuşak kısım
Humans have bones and flesh
İnsanların kemikleri ve etleri vardır
et
deri altındaki yumuşak vücut dokusu
The flesh of the fruit is sweet
Meyvenin eti tatlıdır
hiçbir yer
Sahnedeherhangi bir yer veya konum bulunmayan durum
I have nowhere to go tonight
Bu gece gidecek hiçbir yerim yok
hiçbir yer
hiçbir yerde olmayan
There is nowhere to sit
Oturacak hiçbir yer yok
dönem
Sahnedebelirli bir çağ veya zaman dilimi
Those were the glory days
Onlar görkemli dönemlerdi
program
televizyon yayını
I watched Days yesterday
Dün Days programını izledim
kalan gün
tamamlanması gereken süre
There are five days left
Beş gün kaldı
gün
24 saatlik zaman dilimi
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
nefes almak
Sahnedehava veya başka bir şeyi akciğerlere çekmek
Inhale deeply through your nose
Burnunla derin bir nefes al
duymak
Sahnedebir şeyi öğrenmek veya işitmek
Did you hear about the news
Haberleri duydun mu
duymak
bir şeyi birinden öğrenmek
Did you hear about the accident?
Kazayı duydun mu?
duymak
bir kişi veya durum hakkında bilgi ya da haber almak
Did you hear about the accident
Kazayı duydun mu
haberdar olmak
bir durumla ilgili bilgi almak
I heard about the meeting
Toplantıdan haberdar oldum