

Beauty in Black — 2. Sezon Bölüm 14
Kelimeler ve anlamları
437 kelime
Seviye
göz kulak olmak
Sahnedebirini korumak veya güvenliğini sağlamak
He looks out for his sister
Kız kardeşine göz kulak olur
dikkat etmek
bir şeyin ortaya çıkıp çıkmadığını anlamak için çevreye bakmak
Look out for cars when you cross the street
Karşıdan karşıya geçerken arabalara dikkat et
dikkat etmek
birinin güvende kalması için dikkat etmek
Look out for traffic when you cross the street
Karşıdan karşıya geçerken trafiğe dikkat et
gözetmek
birini izlemek ve korumak
You should look out for your younger sister
Küçük kız kardeşini gözetmelisin
geri dönmek
Sahnedebir yere veya bir aktiviteye tekrar gitmek
I will get back to work
İşe geri döneceğim
geri almak
kaybedilen bir şeyi yeniden elde etmek
I want to get back my book
Kitabımı geri almak istiyorum
öcünü almak
birine yaptığı kötülüğe karşılık zarar vermek
He wanted to get back at her
Ondan öcünü almak istedi
gerçekten
Sahnedeçok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
ayıklamak
Sahnedebir grup içindeki istenmeyen şeyleri veya kişileri çıkarmak
We need to weed out the bad applications
Kötü başvuruları ayıklamamız gerekiyor
ayıklamak
istenmeyen veya uygun olmayan kişileri ya da şeyleri gruptan çıkarmak
We need to weed out the bad candidates
Kötü adayları ayıklamamız gerekiyor
hız kesici
Sahnedearaçları yavaşlatmak için yola yerleştirilen tümsek
The car drove slowly over the speed bump
Araba hız kesicinin üzerinden yavaşça geçti
engel
ilerlemeyi yavaşlatan şey
This problem is just a speed bump
Bu sorun sadece küçük bir engel
Hız tümseği
araçları yavaşlatmak için yola yapılan tümsek
The car slowed down for the speed bump
Araba hız tümseği için yavaşladı
adamlar
Sahnedesokak dilinde insanlar veya arkadaşlar için kullanılan argo hitap
Those niggas are my friends
O adamlar benim arkadaşlarım
araç
Sahnedeinsanları veya eşyaları bir yerden başka bir yere taşımak için kullanılan şey
The car is a common vehicle
Araba yaygın bir araçtır
etkilemek
Sahnedebir kişi veya şey üzerinde etki bırakmak
The weather affects my mood
Hava durumu ruh halimi etkiler
takınmak
bir duyguyu veya tavrı davranış yoluyla göstermek
He affected a look of surprise
Şaşkın bir ifade takındı
notlandırmak
Sahnedebir çalışmaya puan veya not vermek
The teacher is grading the exams
Öğretmen sınavları notlandırıyor
sınıf
Sahnedeokuldaki yıl veya aşama
My son is in the second grade
Oğlum ikinci sınıfta
kalite
bir şeyin ne kadar iyi olduğunun seviyesi
They sell only top grade meat
Sadece en yüksek kalitede et satıyorlar
notlandırmak
bir çalışmaya puan veya derece vermek
The teacher will grade our essays
Öğretmen kompozisyonlarımızı notlandıracak
siyahlar
SahnedeAfrika kökenli insanlar
The blacks are a group of people with a rich history
Siyahlar zengin bir tarihe sahip insan grubudur
siyahlar
en koyu renk tonları
The artist used several different blacks in the painting
Sanatçı tabloda birkaç farklı siyah tonu kullandı
siyahiler
afrika kökenli insanlar
Many blacks live in this city
Bu şehirde birçok siyahi yaşıyor
öldürdü
Sahnedebir insanın veya hayvanın yaşamını sona erdirmek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
öldürdü
birinin veya bir şeyin yaşamına son vermek
He killed the spider
Örümceği öldürdü
öldürmek
birinin yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
terapi
Sahnedezihinsel veya fiziksel bir durum için uygulanan tedavi
She goes to therapy once a week
Haftada bir kez terapiye gidiyor
tedavi
bir hastalığın veya yaralanmanın iyileşmesine yardımcı olan uygulama
She is starting physical therapy today
O bugün fizik tedaviye başlıyor
zeki
Sahnedehızlı zekaya sahip olan
He is a smart student
O zeki bir öğrenci
sızlamak
keskin bir acı vermek
My eyes began to smart
Gözlerim sızlamaya başladı
akıllı
mantıklı ve doğru karar veren
It was a smart choice
Bu akıllıca bir seçimdi
şık
iyi giyimli veya temiz görünüşlü
He looks very smart in his suit
O takım elbisesiyle çok şık görünüyor
kısmak
Sahnedebir şeyin sesini veya gücünü azaltmak
Please turn down the music
Lütfen müziğin sesini kıs
reddetmek
bir teklife veya isteğe hayır demek
He turned down the job offer
İş teklifini reddetti
yatak açmak
yatağı uyumaya hazır hale getirmek için çarşafları düzeltmek
Please turn down the bed for the guest
Lütfen misafir için yatağı aç
reddetmek
bir isteği veya teklifi kabul etmemek
He had to turn down the job offer
İş teklifini reddetmek zorunda kaldı
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan veya tamamen
I absolutely agree with you
Sana kesinlikle katılıyorum
dakika
Sahnedealtmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
tam o an
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
çaresizce
Sahnedegüçlü bir ihtiyaç veya aciliyet gösteren bir şekilde
He desperately needed help
Çaresizce yardıma ihtiyacı vardı
düşük
Sahnedebebeğin doğmadan önce kaybedilmesi
She suffered a miscarriage early in her pregnancy
Hamileliğinin erken döneminde düşük yaptı
başarısızlık
bir işi düzgün yapamama durumu
The trial was a miscarriage of justice
Dava adaletin tecellisinde bir başarısızlıktı
fren
Sahnedebir taşıtın yavaşlamasını veya durmasını sağlayan cihaz
Use the brake to stop the car
Arabayı durdurmak için freni kullan
frenlemek
bir taşıtın hızını azaltmak
You need to brake here
Burada frenlemen gerekiyor
fren yapmak
bir taşıtı durdurmak
The driver had to brake at the light
Sürücü ışıkta fren yapmak zorunda kaldı
gıcırdamak
yüksek perdeden bir ses çıkarmak
The wheels brake with a loud noise
Tekerlekler yüksek sesle gıcırdıyor
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
anlamak
Sahnedebilgiden sonuç çıkarmak
I gather that you are tired
Yorgun olduğunuzu anlıyorum
toplamak
insanları veya nesneleri bir araya getirmek
Please gather your things before we leave
Gitmeden önce lütfen eşyalarını topla
haline gelmek
Sahnededeğişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
kişneme
Sahnedeatın çıkardığı yüksek ses
I heard the horse neighing in the barn
Ahırda atın kişnediğini duydum
uyumak
Sahnedegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
suçlu
Sahnedesuç işleyen kişi
The perps were caught by the police
Suçlular polis tarafından yakalandı
titrek bir şekilde
Sahnededengeli veya sağlam olmayan bir biçimde
She walked shakily across the ice
Buzun üzerinde titrek bir şekilde yürüdü
fanus
Sahnedebalıkların içinde yaşadığı yuvarlak cam kap
The goldfish swam around in its fishbowl
Japon balığı fanusunun içinde yüzüyordu
buluşmak
Sahnedeuzun süredir görülmeyen biriyle bir araya gelmek
We caught up with our friends at the cafe
Arkadaşlarımızla kafede buluştuk
yetişmek
öndeki birine ulaşmak
I will catch up with you later
Sana daha sonra yetişeceğim
etkisini göstermek
bir şeyin zamanla birini olumsuz etkilemesi
Her bad diet is catching up with her
Kötü beslenmesi sonunda üzerinde etkisini gösteriyor
kokain
Sahnedeuyuşturucu olarak kullanılan yasa dışı beyaz toz
He was arrested for possessing cocaine
Kokain bulundurmaktan tutuklandı
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
bak
dikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
hmm
Sahnededüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Hmm, let me think
Hmm, bir düşüneyim
tiz ses çıkarmak
Sahnedeuzun, yüksek ve tiz bir ses çıkarmak
The car tires screeched
Araba lastikleri tiz bir ses çıkardı
lafı açılmışken
Sahnedebahsetmişken
Speaking of movies, have you seen the new one?
Filmlerden bahsetmişken, yenisini izledin mi?
lafı açılmışken
bir konudan bahsetmeye başlarken kullanılan ifade
Speaking of the party, are you going?
Partinin lafı açılmışken gidiyor musun?
bahsi açılmışken
daha önce bahsedilen konuyla bağlantılı olarak
Speaking of movies have you seen the new one
Filmlerden bahsetmişken yenisini izledin mi
hakkında konuşurken
bir konudan bahsetmek
Speaking of movies let us go to the cinema
Film hakkında konuşurken sinemaya gidelim
temel
Sahnedebasit veya kolay
This is an elementary mistake
Bu temel bir hata
ilkokul
çocukların eğitim gördüğü yer
He goes to elementary school
O ilkokula gidiyor
minnettar olmak
Sahnedebir şey için teşekkür hissetmek
I appreciate your help
Yardımınız için minnettarım
rahatsız olmak
bir durumdan dolayı hoşnutsuzluk duymak
I would appreciate it if you stopped bothering me
Beni rahatsız etmeyi bırakırsan sevinirim
takdir etmek
bir şeyin önemini veya değerini anlamak
I appreciate the effort you put into this
Bunun için harcadığın çabayı takdir ediyorum
takdir etmek
bir şeyin değerini anlamak
I appreciate your help
Yardımını takdir ediyorum
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
başlamak
Sahnedebir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
fırsatı olmak
Sahnedebir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
cinsel ilişki
Sahnedecinsel birleşme eylemi
They were fucking in the room
Odada cinsel ilişkiye giriyorlardı
lanet
Sahnedekelimeyi kaba bir şekilde vurgulamak için kullanılır
It is fucking cold outside
Dışarısı lanet soğuk
kıkırdama
Sahnedesessizce veya kısık sesle gülme
He was chuckling at the joke
Fıkraya kıkırdıyordu
uyuyor
Sahnedeuyku durumunda olan
The baby is asleep
Bebek uyuyor
yol
Sahnedehareket edilen hat veya güzergah
I am on my way
Yoldayım
imkansız
bir şeyin gerçekleşemeyeceğini belirtmek için kullanılır
No way
İmkansız
yöntem
bir şeyi yapma biçimi veya yolu
This is the best way
Bu en iyi yöntem
çok
büyük bir miktarda veya derecede
It is way too expensive
Bu çok fazla pahalı
cırtlak gülen
Sahnedeyüksek sesli ve kaba bir şekilde gülme
The woman was cackling at the joke
Kadın şakaya cırtlak bir şekilde gülüyordu
başa çıkmak
Sahnedebir durumla veya sorunla ilgilenmek
I can handle this problem
Bu sorunla başa çıkabilirim
takma ad
kimlik belirlemek için kullanılan isim veya lakap
What is your Twitter handle
Twitter kullanıcı adın nedir
uzatmak
bir şeyi elden ele teslim etmek
Handle the book to your friend
Kitabı arkadaşına uzat
kulp
bir nesneyi tutmaya veya taşımaya yarayan kısım
Please hold the handle of the door
Lütfen kapının kulpunu tut
burs
Sahnedeöğrencilerin eğitim masraflarını karşılamak için verilen para
He won a scholarship to study abroad
Yurt dışında okumak için burs kazandı
blaxploitation
Sahnedeyetmişli yıllarda siyahi kültürü konu alan film türü
The film is a classic example of blaxploitation
Film klasik bir blaxploitation örneğidir
iç çekmek
Sahnededuygu belirtmek için sesli nefes vermek
She sighs because she is tired
Yorgun olduğu için iç çekiyor
davranmak
Sahnedebirine karşı belirli bir şekilde hareket etmek
She treats everyone with kindness
Herkese nezaketle davranır
ödül
haz veren şey
This chocolate is a special treat
Bu çikolata özel bir ödül
ısmarlamak
birinin yiyecek veya içecek masrafını karşılamak
I will treat you to lunch today
Bugün öğle yemeğini ben ısmarlayacağım
tedavi etmek
bir hastaya tıbbi bakım uygulamak
The doctor will treat the patient
Doktor hastayı tedavi edecek
soygun
Sahnedebir yerden veya kişiden zorla bir şeyler çalma eylemi
The police investigated the robbery
Polis soygunu araştırdı
soygun
çalma suçu
The police are investigating the robbery
Polis soygunu araştırıyor
ders kitabı
Sahnedeokulda öğrenim görmek için kullanılan kitap
I forgot my schoolbook at home
Ders kitabımı evde unuttum
patlama
Sahnedeyüksek ses çıkaran ani ve şiddetli enerji boşalması
There was a loud explosion at the factory
Fabrikada yüksek sesli bir patlama oldu
patlama
ani, gürültülü ve şiddetli patlama
There was a huge explosion
Büyük bir patlama oldu
yapacak
Sahnedegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
önemli
Sahnedebüyük anlamı veya değeri olan
Education is important
Eğitim önemlidir
yelpaze
Sahnedefarklı şeylerin tamamını kapsayan geniş aralık
The company offers a broad spectrum of services
Şirket geniş bir hizmet yelpazesi sunuyor
başına gelmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin başına bir durumun gelmesi
What happened to your car
Arabana ne oldu
tesadüfen yapmak
planlamadan bir şey yapmak
I happened to meet him
Onunla tesadüfen karşılaştım
kendine acıma seansı
Sahnedekişinin kendi durumuna üzüldüğü bir durum
He is throwing a pity party for himself
Kendi kendine acıma seansı yapıyor
kendine acıma
bir kişinin sürekli kendine acıyıp üzülerek vakit geçirmesi
Stop throwing yourself a pity party
Kendine acıyıp durmayı bırak
seks işçisi
Sahnedepara karşılığında cinsel ilişkiye giren kişi
She worked as a prostitute
Seks işçisi olarak çalıştı
fuhuş yapmak
para karşılığında cinsel ilişkiye girmek
She refuses to prostitute
O fuhuş yapmayı reddediyor
bir arada kalmak
Sahnedebirbirine destek olmak veya yakın kalmak
We must stick together
Bir arada kalmalıyız
kenetlenmek
zor zamanlarda birbirine yardım edip birlik olmak
We must stick together to win
Kazanmak için kenetlenmeliyiz
dayanışma içinde olmak
bir grup olarak birlikte hareket etmek
We should stick together to finish the project
Projeyi bitirmek için dayanışma içinde olmalıyız
kanıtlamak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu göstermek
I can prove it
Bunu kanıtlayabilirim
ispatlamak
bir iddianın gerçekliğini ortaya koymak
He proved his theory
Teorisini ispatladı
doğruluğunu göstermek
bir şeyin gerçek olduğunu kanıtlamak
They proved the truth
Gerçeği kanıtladılar
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
zorbalık yapmak
Sahnedesürekli olarak birine kötü veya haksız davranmak
Stop picking on your little brother
Küçük kardeşine zorbalık yapmayı bırak
sataşmak
birine sürekli eleştiri getirmek veya onu rahatsız etmek
Stop picking on him
Ona sataşmayı bırak
zorunda
Sahnedebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
zorunda olmak
Sahnedebir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
motor
Sahnedebir aracı hareket ettirmek için güç üreten makine
The ship has a huge engine
Geminin devasa bir motoru var
motor
bir araca veya makineye güç veren düzenek
The car engine is new
Araba motoru yeni
motor
bir taşıtın veya makinenin güç üreten parçası
The car engine is very powerful
Araba motoru çok güçlü
itici güç
bir şeyin gelişmesini veya başarılı olmasını sağlayan temel unsur
Exports are the engine of our economy
İhracat ekonomimizin itici gücüdür
iyi
Sahnedekabul edilebilir veya sorunsuz olan
Everything will be fine
Her şey iyi olacak
iyi
yeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
güzel
göze hoş gelen veya çekici
She looks very fine today
Bugün çok güzel görünüyor
kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is a fine piece of work
Bu kaliteli bir iş
yeterli
kabul edilebilir veya yeterli olan
It is fine to stay here
Burada kalmak yeterli
çınlamak
Sahnedeyüksek ve metalik bir ses çıkarmak
The bell began to clang
Zil çınlamaya başladı
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
ha
Sahnedekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
değil mi
karşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
burnunu çekme
Sahnedegenellikle soğuk algınlığı sebebiyle burundan sesli nefes alma
I heard a sniffle in the quiet room
Odada bir burnunu çekme sesi duydum
burnunu çekmek
burundan sesli nefes alıp vermek
The boy kept sniffing because of his cold
Çocuk soğuk algınlığı yüzünden sürekli burnunu çekiyordu
Bayan
Sahnedeevli kadınlar için isimden önce kullanılan unvan
Mrs. Smith is my teacher
Bayan Smith benim öğretmenim
çocukluk
Sahnedeçocuk olduğu zamanlar
I had a happy childhood
Mutlu bir çocukluğum vardı
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
nefes vermek
Sahnedeakciğerlerdeki havayı dışarı atmak
Inhale deeply and exhale slowly
Derin nefes al ve yavaşça nefes ver
şu anda
Sahnedeşu an veya şimdi
I am currently at home
Şu anda evdeyim
uygun
Sahnedebelirli bir durum için doğru olan
He is not fit for the job
Bu iş için uygun değil
formda
güçlü ve fiziksel olarak sağlıklı
She exercises to stay fit
Formda kalmak için egzersiz yapıyor
nöbet
aniden gelen güçlü bir duygu veya davranış
He had a fit of anger
Bir öfke nöbeti geçirdi
uymak
bir şeyin bir yere girecek doğru boyutta veya şekilde olması
The key fits the lock perfectly
Anahtar kilide tam uyuyor
çınlamak
Sahnedebir zil gibi net ve müzikal ses çıkarmak
The clock began to chime
Saat çınlamaya başladı
çan
vurulduğunda müzikal bir ses çıkaran metal tüp
The wind chime sounds beautiful
Rüzgar çanı güzel ses çıkarıyor
çınlamak
net ve müzikal bir ses çıkarmak
The old clock will chime soon
Eski saat yakında çınlayacak
çan çalmak
hoş ve melodik bir tınlama sesi yapmak
The bells chime every hour
Çanlar her saat başı çalar
yine de
Sahnedebuna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
rağmen
bir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
yine de
bir cümlede karşıt bir fikir belirtmek için kullanılır
It is a bit expensive though
Yine de biraz pahalı
canlı
Sahnedehayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
Sahnedebir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
dışarı çıkmak
Sahnedebir yerden ayrılmak veya görünür olmak
He came out of the house
Evden dışarı çıktı
doğmak
bir olaydan veya süreçten kaynaklanmak
Nothing good came out of that meeting
O toplantıdan iyi bir şey çıkmadı
açıkça söylemek
bir şeyi dürüst ve doğrudan ifade etmek
You should come out of it and be honest
Gerçekleri açıkça söylemelisin
atlatmak
zor bir durumdan iyileşerek veya kurtularak çıkmak
She came out of the crisis safely
Krizi güvenli bir şekilde atlattı
madde kullanmak
Sahnedeuyuşturucu dumanını içine çekmek
They smoke in the alley
Ara sokakta madde kullanıyorlar
tütsülemek
et veya balığı dumanla korumak
They smoke the fish
Balıkları tütsülüyorlar
duman
yanan bir maddeden yayılan gri veya siyah gaz
There is a lot of smoke in the room
Odada çok duman var
öldürmek
birinin canına kıymak argo
The gangster planned to smoke his rival
Gangster rakibini öldürmeyi planladı
tütün kullanmak
sigara veya benzeri ürünleri tüketmek
He stopped to smoke for a few minutes
Birkaç dakikalığına tütün kullanmak için durdu
sigara içmek
tütün dumanını içine çekme eylemi
He started to smoke last year
Geçen yıl sigara içmeye başladı
kıkırdamak
Sahnedesessizce ve hafifçe gülmek
He chuckles at the joke
Şakaya kıkırdıyor
kıkırdamak
sessizce gülmek
He chuckles at the joke
O şakaya kıkırdıyor
düşünceli
Sahnedegenellikle hüzünlü bir şekilde derin derin düşünen
She looked pensive as she stared out the window
Pencereden dışarı bakarken düşünceli görünüyordu
tamam
Sahnedekabul edilebilir veya iyi durumda olan
Everything is aight
Her şey tamam