

Beauty in Black — 3. Sezon Bölüm 6
Kelimeler ve anlamları
333 kelime
Seviye
büyük
Sahnedeson derece önemli veya etkili olan
This is a huge decision for us
Bu bizim için büyük bir karar
kocaman
boyut veya miktar olarak çok büyük
He lives in a huge house
Kocaman bir evde yaşıyor
tamam
Sahnedekabul edilebilir veya iyi durumda olan
Everything is aight
Her şey tamam
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
gemi
Sahnededenizde seyahat eden büyük deniz taşıtı
The large ship crossed the ocean
Büyük gemi okyanusu geçti
göndermek
malları göndermek veya taşımak
We will ship the order tomorrow
Siparişi yarın göndereceğiz
durum belirten ek
bir durum veya nitelik ifade eden son ek
Friendship is very important
Arkadaşlık çok önemlidir
yakıştırmak
iki kişiyi romantik bir çift olarak desteklemek
I ship those two characters
O iki karakteri birbirine yakıştırıyorum
haberdar olmak
Sahnedebir şeyin veya birinin varlığından haberdar olmak
I know of a good cafe here
Burada iyi bir kafe olduğunu biliyorum
haberdar olmak
bir şeyin varlığından haberdar olmak
I know of a good doctor in town
Kasabada iyi bir doktor olduğunu biliyorum
bırakmak
Sahnedebir şeyi bir yere götürüp teslim etmek
I will drop off your book tomorrow
Yarın kitabını bırakacağım
gözden kaybolmak
görünür veya duyulur olmayı bırakmak
They began to drop off one by one
Birer birer gözden kaybolmaya başladılar
uyuyakalmak
genellikle farkında olmadan uykuya dalmak
I might drop off during the movie
Film sırasında uyuyakalabilirim
bırakma noktası
insanların veya eşyaların bırakıldığı yer
Please wait at the drop-off point
Lütfen bırakma noktasında bekleyin
oynamak
eğlenmek için bir aktivite yapmak
Kids are playing in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
oynamak
bir tiyatro oyununda veya filmde rol almak
The actor is playing the hero
Oyuncu kahramanı oynuyor
oynamak
keyif almak için bir oyun oynamak
They are playing a game together
Birlikte bir oyun oynuyorlar
katılmak
bir oyuna veya yarışmaya dahil olmak
She is playing in the tournament
O turnuvaya katılıyor
oynamak
eğlenmek için bir etkinliğe katılmak
The kids are playin in the park
Çocuklar parkta oynuyor
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
tamam
birinin kabul edip etmediğini ya da anlayıp anlamadığını kontrol etmek için kullanılan ifade
Okay?
Tamam mı?
daha önce
Sahnedeşimdiden daha önceki bir zamanda
I finished the work earlier today
İşi bugün daha önce bitirdim
daha erken
beklenenden önce gerçekleşen veya gelen
The plane arrived earlier than expected
Uçak beklenenden daha erken vardı
daha önce
belirli bir zamandan önce gerçekleşen
We arrived earlier than our friends
Arkadaşlarımızdan daha önce geldik
düşünmek
bir görüşe veya fikre sahip olmak
I think you are right
Haklı olduğunu düşünüyorum
düşünmek
zihinde düşünceler oluşturmak
I am thinking about you
Seni düşünüyorum
düşünme
zihni bir şeyi değerlendirmek için kullanma eylemi
I need to do some thinkin
Biraz düşünmem gerekiyor
bir şey
Sahnedebir nesne, gerçek veya durum
I have something for you
Senin için bir şeyim var
bir şey
tam olarak ne olduğu belirtilmeyen nesne
I have somethin for you
Senin için bir şeyim var
belirsiz bir şey
ismi veya ne olduğu bilinmeyen nesne
She is looking for somethin
O bir şey arıyor
barmen
Sahnedebarda içki servisi yapan görevli
The bartender served us some drinks
Barmen bize içki servisi yaptı
barmen
barlarda içki servis eden kişi
The bartender made a cocktail
Barmen bir kokteyl hazırladı
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
Sahnedekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
güçsüz
Sahnedegücü veya kontrolü olmayan
He felt powerless
Kendini güçsüz hissetti
inmek
Sahnedeaşağıya doğru hareket etmek
The elevator is going down
Asansör aşağı iniyor
azalmak
miktar veya boyut olarak daha az hale gelmek
The prices went down
Fiyatlar düştü
hapse girmek
hapse gönderilmek veya tutuklanmak
The thief will go down for five years
Hırsız beş yıl hapse girecek
meydana gelmek
bir olayın gerçekleşmesi veya vuku bulması
Tell me what went down last night
Dün gece ne meydana geldiğini anlat bana
harcamak
Sahnedebir şey karşılığında para vermek
I spend money on food
Yemek için para harcıyorum
vakit geçirmek
bir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
harcamak
bir şey için para vermek
I spend money on food
Yiyeceğe para harcıyorum
harcamak
bir amaç için para zaman veya emek kullanmak
I spent all my money
Tüm paramı harcadım
geçirmek
bir şeyi yaparak zaman kullanmak
We spend time together
Birlikte zaman geçiriyoruz
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
uğramak
Sahnedebirinin evine veya bulunduğu yere gitmek
Come over to my house
Evime uğra
taraf değiştirmek
bir gruptan başka bir gruba veya tarafa geçmek
He decided to come over to our team
Bizim takıma geçmeye karar verdi
sent
Sahnedebir sent değerindeki küçük madeni para
I have a few pennies in my pocket
Cebimde birkaç sent var
izlemek
Sahnedebirinin faaliyetlerini dikkatle gözlemlemek
Follow the latest news
En son haberleri izle
peşinden gitmek
birinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
uymak
birinin söylediklerini yerine getirmek
You should follow the instructions
Talimatlara uymalısın
ardından gelmek
bir şeyden sonra meydana gelmek
Night follows day
Günden sonra gece gelir
söylemek
kelimeleri ağızla ifade etmek
I want to say something
Bir şey söylemek istiyorum
söylemek
kelimeleri sesli olarak ifade etmek
She is saying her name
O ismini söylüyor
konuşmak
bir konu hakkında söz söylemek
People are talking about it
İnsanlar bu konuda konuşuyor
ıh ıh
hayır demenin gayriresmi yolu
Do you want more? Uh uh
Daha ister misin? Ih ıh
hayır
hayır demek için kullanılan ses
He went uh-uh when I offered him some food
Ona yemek teklif ettiğimde hayır anlamında bir ses çıkardı
memnun
Sahnedemutlu ve hoşnut
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnunum
memnun
memnuniyet veya mutluluk duyan
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnun oldum
sandık
Sahnedeeşyaları saklamak için kullanılan kapaklı büyük ve sağlam kutu
She kept her old clothes in the trunk
Eski kıyafetlerini sandıkta sakladı
deniz şortu
yüzmek için giyilen şort
He is wearing blue trunks
O mavi deniz şortu giyiyor
ağaç gövdesi
bir ağacın kalın ana gövdesi
The tree has a thick trunk
Ağacın kalın bir gövdesi var
hortum
filin uzun ve esnek burnu
The elephant drinks with its trunk
Fil hortumuyla su içer
korku
Sahnedeani korku hissi
It was a big scare
Büyük bir korkuydu
korkutmak
birini korkutmak
Don't scare me
Beni korkutma
şşş
Sahnedebirine sessiz olmasını söylemek için kullanılır
Shh, be quiet
Şşş, sessiz ol
şşş sesi
birine sessiz olmasını söylemek için çıkarılan ses
He made a shh sound
Şşş sesi çıkardı
şşş
birinden sessiz olmasını istemek için çıkarılan ses
Shh the movie has started
Şşş film başladı
mesele
Sahnedeçok önemli olan durum
It is a big deal
Bu büyük bir mesele
başa çıkmak
bir sorunu çözmek için harekete geçmek
I can deal with this
Bununla başa çıkabilirim
çok miktar
bir şeyin büyük miktarı
This task takes a great deal of time
Bu görev çok fazla zaman alıyor
yasa dışı ticaret yapmak
yasa dışı ürünlerin alım satımını yapmak
He was arrested for dealing drugs
Uyuşturucu ticaretinden tutuklandı
aptal
Sahnedezeki olmayan veya iyi düşünemeyen
That was a dumb question
O aptalca bir soruydu
basitleştirmek
bir şeyi anlaşılması daha kolay hale getirmek
They had to dumb down the manual
Kılavuzu basitleştirmek zorunda kaldılar
dilsiz
konuşma yetisi olmayan
The man was born dumb
Adam dilsiz doğmuştu
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
önemli
Sahnedebüyük anlamı veya değeri olan
Education is important
Eğitim önemlidir
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
fırsatı olmak
Sahnedebir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
başlamak
bir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
bulaşmak
Sahnedebirini kışkırtmak veya ona meydan okumak
You really should not fuck with that gang
O çeteye kesinlikle bulaşmamalısın
bulaşmak
birine veya bir şeye kasten sorun çıkarmak
Don't fuck with me
Benimle bulaşma
uğraşmak
birini rahatsız etmek veya onunla alay etmek
Please stop fucking with my phone
Lütfen telefonumla uğraşmayı bırak
rahatsız etmek
birini kızdırmak veya uğraşmak
Stop fucking with me
Beni rahatsız etmeyi bırak
şampanya
SahnedeFransa'dan gelen pahalı ve köpüklü beyaz şarap
We celebrated with a glass of champagne
Bir kadeh şampanya ile kutlama yaptık
şampanya
Fransa'nın Champagne bölgesinde üretilen köpüklü şarap
They drank champagne to celebrate
Kutlamak için şampanya içtiler
şampanya
pahalı bir beyaz köpüklü şarap
They served champagne at the party
Partide şampanya ikram ettiler
köpüklü şarap
kutlamalarda içilen bir tür gazlı beyaz şarap
Many people enjoy sparkling wine
Birçok insan köpüklü şaraptan hoşlanır
özel
Sahnedesıradan olmayan durum
Today is a special day
Bugün özel bir gün
özel
sınırlı süreliğine sunulan ürün veya hizmet
The lunch special is very cheap
Öğle yemeği menüsü çok ucuz
özel ikram
zevk veren bir şey
Getting ice cream was a special treat
Dondurma yemek özel bir ikramdı
özel
alışılmış olandan farklı
Today is a very special day
Bugün çok özel bir gün
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
neyse
Sahnedekonuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim
yine de
her durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
milyonlar
Sahnedeçok büyük sayıda insan veya şey
Millions watched the game
Milyonlar maçı izledi
milyonlarca
bir milyon sayısının çokluğu
Millions of people live in this city
Bu şehirde milyonlarca insan yaşıyor
milyonlar
çok büyük sayı veya tutarlar
I have millions of ideas
Aklımda milyonlarca fikir var
berbat
Sahnedeçok kötü veya düşük kaliteli
This movie is shit
Bu film berbat
kandırmak
birini kandırmak veya ona yalan söylemek
Are you shitting me
Benimle dalga mı geçiyorsun
siktir
öfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılan kaba bir söz
Shit, I forgot my keys!
Siktir, anahtarlarımı unuttum!
gerizekalı
Sahnedeakıllı olmayan biri için kullanılan çok kaba bir kelime
Stop acting like a dumbass
Gerizekalı gibi davranmayı bırak
ait olmak
Sahnedebir kişinin veya kurumun malı olmak
This book belongs to me
Bu kitap bana ait
üyesi olmak
bir grubun veya organizasyonun parçası olmak
I belong to a chess club
Bir satranç kulübünün üyesiyim
yaşamını sürdürmek
Sahnedeyaşamaya devam etmek
Plants cannot survive without water
Bitkiler susuz yaşayamaz
hayatta kalmak
tehlikeli bir olaydan sonra sağ kurtulmak
He survived the accident
Kazadan hayatta kaldı
hayatta kalmak
başka biri öldükten sonra yaşamaya devam etmek
He survived his wife by ten years
Eşinden on yıl daha fazla yaşadı
hayatta kalmak
zor bir durumdan sonra var olmaya devam etmek
They survived the earthquake
Depremden sağ kurtuldular
tamamen
Sahnedeçok iyi veya eksiksiz bir şekilde
It is perfectly normal
Bu tamamen normal
hasta
Sahnedekendini iyi hissetmeyen
I feel sick today
Bugün hasta hissediyorum
bıkkın
Sahnedebir şeyden uzun süre maruz kaldığı için sıkılmış olma durumu
I am sick of this noise
Bu gürültüden bıktım
müthiş
çok iyi veya etkileyici argo
That car is sick
Bu araba müthiş
iğrenç
tiksinme duygusu uyandıran
This is a sick joke
Bu iğrenç bir şaka
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
içeri girmek
Sahnedebir odaya veya binaya girmek
Please come in
Lütfen içeri girin
mevcut olmak
belirli bir formda satılmak veya bulunmak
This dress comes in red
Bu elbisenin kırmızısı var
gelmek
bir ürünün belirli seçenekleri veya çeşitleri ile sunulması
These shirts come in three sizes
Bu gömlekler üç bedende gelir
dereceye girmek
bir yarışmada belirli bir sırada bitirmek
She came in second in the race
Yarışta ikinci geldi
dahil olmak
bir durumda rol veya görev üstlenmek
Where does the expert come in
Uzman nerede devreye giriyor
gelmek
bir yere ulaşmak veya bir sırada yer almak
She came in first in the race
Yarışta birinci geldi
işe yaramak
bir durumda kullanışlı hale gelmek
This tool will come in handy later
Bu alet sonra işe yarayacak
dahil olmak
bir duruma katılmak veya rol almak
They asked me to come in on the project
Benden projeye dahil olmamı istediler
telsizden cevap vermek
telsiz çağrısına yanıt vermek
I called him on the radio, but he did not come in
Ona telsizden seslendim ama cevap vermedi
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
yol açmak
bir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
bırakmak
bir şeye sahip olmayı ya da bir şeyi yapmayı bırakmak
She gave up smoking
Sigarayı bıraktı
kaza
Sahnedebeklenmedik ve zararlı olay
It was a car accident
Bu bir araba kazasıydı
kaza
hasar veya yaralanmaya yol açan beklenmedik olay
There was a car accident yesterday
Dün bir araba kazası oldu
kaza
planlanmadan meydana gelen olay
It was just an accident
Bu sadece bir kazaydı
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
müzik
Sahnedekulağa hoş gelen seslerin düzenlenmesi
I love listening to music
Müzik dinlemeyi severim
sıkıntı
zor veya hoş olmayan bir durum
He had to face the music for his actions
Yaptıkları yüzünden hesap vermek zorunda kaldı
müzik
dinlenmek için oluşturulmuş düzenli sesler
I listen to music every day
Her gün müzik dinlerim
ızdırap
Sahnedefiziksel veya duygusal hoş olmayan his
Love can cause pain
Aşk acı verebilir
baş belası
sinir bozucu kimse veya bir şey
Stop being a pain
Baş belası olmayı bırak
ekmek
un ve sudan yapılan pişmiş yiyecek
This pain is fresh
Bu ekmek taze
vazgeçmek
Sahnededaha önce yapmayı kabul ettiği bir işi yapmaktan çekilmek
He decided to back out of the deal
Anlaşmadan vazgeçmeye karar verdi
vazgeçmek
planlanan bir şeyi yapmamaya karar vermek
He decided to back out of the deal
Anlaşmadan vazgeçmeye karar verdi
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
büyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
söylemek
Sahnedebirine bir şeyi anlatmak veya söylemek
Tell me your name
Bana adını söyle
ayırt etmek
bir şeyi fark etmek veya tanımak
I can't tell them apart
Onları birbirinden ayırt edemiyorum
dar görüşlü
farklı fikirlere açık olmayan
He is very narrow minded
O çok dar görüşlü
dar görüşlü
farklı fikirleri kabul etmeye istekli olmayan
He is narrow-minded about new ideas
O yeni fikirlere karşı dar görüşlüdür
üç
Sahnedeüç sayısı
I have three apples
Üç elmam var
daha kötü
Sahnededaha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü
daha kötü
daha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
dil
Sahnedeağzın içinde tat almaya ve konuşmaya yarayan etli organ
He burned his tongue on the hot coffee
Sıcak kahveyle dilini yaktı
dil
konuşmak için kullanılan kelimeler sistemi
English is my mother tongue
İngilizce benim ana dilim
dil
besin olarak tüketilen hayvan dili
He tried eating beef tongue
O dana dili yemeyi denedi
diliyle dokunmak
bir şeye dilini değdirmek veya dil ile hareket ettirmek
The dog tongued the bone
Köpek kemiğe diliyle dokundu
pay
Sahnedebir şeyin bir parçası veya bölümü
This is your share
Bu senin payın
paylaşmak
bir özelliği başkasıyla aynı şekilde taşımak
We share the same hobby
Aynı hobiyi paylaşıyoruz
ortak kullanmak
bir nesneyi başkalarıyla birlikte kullanmak
I share a room with him
Odamı onunla ortak kullanıyorum
yalvarmak
Sahnedebir şeyi çok acil veya ısrarlı bir şekilde istemek
I beg you to stay
Kalman için sana yalvarıyorum
dilenmek
genellikle para veya yardım istemek
He begged for money on the street
Sokakta para dilendi
oturmak
Sahnedebir sandalyede veya yüzeyde vücudunun ağırlığını bırakmak
Please sit on the chair
Lütfen sandalyeye otur
oturmak
ağırlığı kalçaya vererek sandalye veya zemin üzerinde durma eylemi
Please sit on this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
oturmak
bir yerde bulunmak veya kalmak
Please sit on that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturtmak
birinin oturmasını sağlamak
I will seat the guests
Misafirleri oturtacağım
poz vermek
bir sanatçıya veya fotoğrafçıya çizilmesi için hareketsiz durmak
I sat for a portrait
Bir portre için poz verdim
oturmak
vücudun ağırlığını kalçalar üzerinde dinlendirme pozisyonunda olmak
Please sit in that chair
Lütfen o sandalyeye otur
katılmamayı tercih etmek
bir etkinliğe katılmamayı seçmek
She decided to sit out the game
Maça katılmamaya karar verdi
kız çocuk
Sahnedegenç bir dişi kişi
The girl is playing
Kız çocuk oynuyor
kız
dişi bir insan
She is a smart girl
O zeki bir kız
kız
kadınlar için kullanılan samimi ifade
I am with the girls
Kızlarla beraberim
inanmak
Sahnedebirine veya bir şeye güven duymak
I believe in my team
Takımıma inanıyorum
inanmak
bir şeyin var olduğuna veya doğru olduğuna inanmak
I believe in magic
Sihre inanıyorum
öğrenmek
Sahnedebir şeyi öğrenmek veya keşfetmek
I will find out the answer
Cevabı öğreneceğim
yakalanmak
birinin hatalı veya dürüst olmayan bir şey yaptığını keşfetmek
I hope he does not find out
Umarım o yakalanmaz
öğrenmek
bir bilgi veya gerçek hakkında fikir sahibi olmak
I want to find out the truth
Gerçeği öğrenmek istiyorum
öğrenmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
I will find out the truth
Gerçeği öğreneceğim
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
elbette
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
hımm
düşünürken veya duraksarken çıkarılan ses
Mm mm, let me think
Hımm, bir düşüneyim
ı-ı
hayır demek veya şüphe belirtmek için kullanılan ses
Mm mm, I don't think so
I-ı, öyle olduğunu sanmıyorum
hmm
yemeklerin lezzetli olduğunu göstermek için çıkarılan ses
Mm-mm this soup is delicious
Hmm bu çorba çok lezzetli
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden yoğun bir şekilde hoşlanmamak
I hate spiders
Örümceklerden nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
neden olmak
Sahnedebir olayın gerçekleşmesine yol açmak
The rain caused the flood
Yağmur sele neden oldu
dava
insanların desteklediği bir amaç veya hareket
She works for a good cause
İyi bir dava için çalışıyor
sağlamak
birinin bir işi yapmasına yol açmak
That caused him to change his mind
Bu onun fikrini değiştirmesini sağladı
çünkü
bir durumun nedenini belirtmek için kullanılır
I am staying here 'cause I am tired
Burada kalıyorum çünkü yorgunum
sebep
bir şeyin olmasına yol açan etken
What was the cause of the fire
Yangının sebebi neydi
yine de
Sahnedebir cümlede karşıt bir fikir belirtmek için kullanılır
It is a bit expensive though
Yine de biraz pahalı
rağmen
bir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
yine de
buna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
korkmuş
Sahnedebir şeyden dolayı endişe veya korku duymak
She is afraid of dogs
O köpeklerden korkuyor
korkarım ki
kötü bir durumdan dolayı üzüntü veya endişe duyma
I am afraid I cannot help you
Korkarım ki size yardım edemem
korkmuş
korku hissetme
She is afraid of spiders
O örümceklerden korkar
korkarım
kötü bir durumdan dolayı üzgün veya kaygılı hissetmek
I am afraid that we are late
Korkarım geç kaldık
saçmalık
Sahnedeaptalca veya gerçek dışı konuşma
That is total bullshit
Bu tamamen saçmalık
saçmalamak
doğru olmayan şeyler söylemek
Stop bullshitting me and tell the truth
Bana saçmalamayı bırak ve doğruyu söyle
gevezelik etmek
rahat ve resmi olmayan bir şekilde sohbet etmek
We were just bullshitting in the kitchen
Mutfakta öylece gevezelik ediyorduk
kaldırmak
Sahnedebir şeyi eline almak veya yerden yukarı kaldırmak
Please pick up the pen from the floor
Lütfen yerdeki kalemi kaldır
iyileşmek
daha iyi hale gelmek veya artmak
The economy is starting to pick up
Ekonomi canlanmaya başlıyor
fark etmek
bir şeyi gözlemlemek veya anlamak
I picked up a strange smell in the room
Odaya girince tuhaf bir koku fark ettim
almak
bir nesneyi yerden kaldırmak veya birini bir yerden almak
I will pick up my friend from the airport
Arkadaşımı havaalanından alacağım
tavlamak
birini romantik olarak etkilemeye çalışmak
He always tries to pick up women
Her zaman kadınları tavlamaya çalışır
gidip getirmek
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden almak
I will pick you up at seven
Seni saat yedide alacağım
tavlama
birini etkileyerek romantik bir ilişki başlatma girişimi
He is very good at the pick-up
O tavlama konusunda çok başarılıdır
teslim alma
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden alma işlemi
The package pick-up is at the front desk
Paket teslim alma yeri resepsiyondadır
kaldığı yerden devam etmek
bir işe ara verdikten sonra tekrar başlamak
We will pick up the lesson tomorrow
Derse yarın kaldığımız yerden devam edeceğiz
almak
birini veya bir şeyi gidip getirmek
I will pick up my sister from school
Kız kardeşimi okuldan alacağım
açmak
çalan telefona cevap vermek
Please pick up the phone
Lütfen telefonu aç
açmak
çaldığında telefona cevap vermek
Please pick up the phone
Lütfen telefonu aç
öğrenmek
bir bilgi veya beceri edinmek
She picked up Spanish quickly
İspanyolcayı hızlıca öğrendi
edinmek
bir şeyi kazanmak veya öğrenmek
He picked up a new language easily
O yeni bir dili kolayca edindi
fark etmek
bir şeyi farkına varmak ya da duymak
I picked up a faint sound
Hafif bir ses duydum
artmak
daha güçlü ya da daha fazla hale gelmek
Sales picked up this month
Satışlar bu ay arttı
inşa etmek
Sahnedeparçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They build a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
vücut yapısı
bir kişinin vücudunun şekli ve boyutu
He has a strong build
Güçlü bir vücut yapısı var
artmak
bir şeyin zamanla daha büyük veya güçlü hale gelmesi
The excitement began to build
Heyecan artmaya başladı
oluşturmak
zamanla bir şeyi meydana getirmek veya kurmak
We want to build a strong team
Güçlü bir ekip oluşturmak istiyoruz
bina
duvarları ve çatısı olan büyük yapı
They built a large structure
Büyük bir yapı inşa ettiler
saçmalamak
Sahnedetuhaf veya mantıksız davranmak
You are trippin if you think I agree
Bunu kabul edeceğimi düşünüyorsan saçmalıyorsun
yok
Sahnedehayır kelimesinin gayriresmi kullanımı
Do you want to go? Nah.
Gitmek ister misin? Yok.
olağanüstü
Sahnedeçok iyi veya alışılmamış olan
The service at this hotel is exceptional
Bu oteldeki hizmet olağanüstü
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
taktik
Sahnedebir amaca ulaşmak için planlanmış yöntem
This is a clever tactic
Bu zekice bir taktik
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
anlaşıldı
Sahnedebir şeyin doğru veya gerçek olduğunu kavramak
I understood the lesson
Dersi anladım
anlamak
söylenen ya da belirtilen bir şeyi zihinsel olarak kavramak
I understood the main point
Ana noktayı anladım