

Below — 1. Sezon Bölüm 3
Kelimeler ve anlamları
696 kelime
Seviye
rehber
Sahnedeyolu gösteren kişi
The guide showed the way
Rehber yolu gösterdi
yola çıkmak
Sahnedebir yerden genellikle uzun bir yolculuk için ayrılmak
The soldiers will ship out tomorrow
Askerler yarın yola çıkacak
göndermek
malları başka bir yere sevk etmek
They will ship out the package today
Paketi bugün gönderecekler
göndermek
bir şeyi başka bir yere ulaştırmak üzere yola çıkarmak
We will ship out the package today
Paketi bugün göndereceğiz
düşük
Sahnedemiktarı veya derecesi az olan
The price is very low
Fiyat çok düşük
alçak
kötü veya adil olmayan
That was a low act
Bu alçak bir hareketti
böğürmek
inek gibi derin ve kalın bir ses çıkarmak
The cow lowed in the field
İnek tarlada böğürdü
geride
Sahnedebir yerden ayrılırken bir yerde bırakılan
He left his keys behind
Anahtarlarını geride bıraktı
arkasında
bir şeyin arka kısmında
The cat is behind the sofa
Kedi kanepenin arkasında
gerisinde
zaman olarak daha sonra
He is behind schedule
Programın gerisinde kaldı
arkasında
birini desteklemek
We are behind you
Senin arkandayız
popo
vücudun üzerine oturulan arka kısmı
He fell on his behind
Poposunun üzerine düştü
arkasında
bir şeyin arka tarafındaki yer
The ball is behind the chair
Top sandalyenin arkasında
arkasındaki
bir olayın gerçekleşmesine sebep olan kişi veya şey
She is the force behind this project
O bu projenin arkasındaki güç
gizlice
birinin haberi olmadan
He did it behind my back
Bunu benim arkamdan yaptı
özel
Sahnedebir kişiye veya gruba ait olan
This is a private room
Bu özel bir oda
hızlıca yutmak
Sahnedebir şeyi hızlı ve büyük bir lokma şeklinde yutmak
He gulped down the water
Suyu hızlıca yuttu
uzun
Sahnedesüresi fazla olan
The meeting was long
Toplantı uzundu
arzulamak
bir şeyi çok istemek
I long to see you
Seni görmeyi çok arzuluyorum
uzun
bir uçtan diğer uca mesafesi fazla olan
The snake is very long
Yılan çok uzun
uzun süre
fazla miktarda
We did not wait long
Uzun süre beklemedik
yüzük
Sahnedeparmağa takılan yuvarlak takı
She is wearing a gold ring
O, altın bir yüzük takıyor
aramak
birini telefonla aramak
I will ring you later
Seni sonra arayacağım
halka
yuvarlak bir çizgi veya iz
The cup left a ring on the table
Fincan masada bir halka bıraktı
çalmak
zil gibi ses çıkarmak
The bell began to ring
Zil çalmaya başladı
söyleme
Sahnedebirine konuşarak bilgi verme
She is telling the truth
O doğruyu söylüyor
kehanet
gelecekte ne olacağına dair yapılan açıklama
The fortune telling was accurate
Kehanet doğru çıktı
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
rol yapmak
Sahnedebir filmde veya oyunda rol üstlenmek
He plays a doctor in the movie
Filmde bir doktoru canlandırıyor
ses çıkarmak
Sahnedebir ses oluşturmak
The toy plays music
Oyuncak müzik çalar
oynamak
eğlenmek için bir şeyler yapmak
The children play in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
bot
Sahnedeayağı ve ayak bileğini veya bacağı örten ayakkabı
I bought new boots for winter
Kış için yeni botlar aldım
üstelik
söylenenlere ilave bir şey eklemek için kullanılır
He is smart and kind to boot
O hem zeki hem de üstelik nazik
bagaj
arabanın arkasında eşya taşımak için kullanılan yer
Put the suitcase in the boot
Bavulu bagaja koy
kovmak
birini işinden veya görevinden zorla uzaklaştırmak
They had to boot him from his job
Onu işinden kovmak zorunda kaldılar
görmek
Sahnedebir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
görüşmek
Sahnedebiriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
sonuna kadar götürmek
bir işi bitene kadar sürdürmek
I will see the project through
Projeyi sonuna kadar götüreceğim
kulağa gelmek
Sahnedebelli bir şekilde duyulmak
That sounds great
Bu kulağa harika geliyor
ses
duyulan şey
I heard a strange sound
Garip bir ses duydum
muhteşem
Sahnedeçok çekici veya güzel
You look gorgeous in that dress
Bu elbisenin içinde muhteşem görünüyorsun
ev
Sahnedeinsanların yaşadığı bina
I live in a big house
Büyük bir evde yaşıyorum
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
bilge
Sahnedetecrübe bilgi ve doğru karar verme yetisi olan
She is a very wise woman
O çok bilge bir kadındır
haberdar etmek
birine bilgi vermek
I will wise her up on the plan
Onu plan hakkında haberdar edeceğim
açısından
belirli bir konuyla ilgili olarak
Things are looking up career-wise
Kariyer açısından işler yolunda gidiyor
bilge
çok bilgili ve doğru kararlar veren kişi
The wise old man gave us advice
Bilge yaşlı adam bize tavsiye verdi
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
niyetlenmek
Sahnedebir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
müzik
Sahnedekulağa hoş gelen seslerin düzenlenmesi
I love listening to music
Müzik dinlemeyi severim
müzik
Sahnededinlenmek için oluşturulmuş düzenli sesler
I listen to music every day
Her gün müzik dinlerim
sıkıntı
zor veya hoş olmayan bir durum
He had to face the music for his actions
Yaptıkları yüzünden hesap vermek zorunda kaldı
halüsinasyon
Sahnedegerçekte olmayan bir şeyi görme veya duyma durumu
He had a hallucination
Bir halüsinasyon gördü
sohbet etmek
Sahnedegayri resmi olarak konuşmak
We chat every day
Her gün sohbet ederiz
kedi
insanların evcil hayvan olarak beslediği tüylü küçük hayvan
The cat is sleeping on the sofa
Kedi kanepede uyuyor
sohbet
samimi ve rahat bir konuşma
We had a nice chat
Güzel bir sohbet ettik
arkadaş
Sahnedeyakın bir arkadaş veya yoldaş
He is my best buddy
O benim en iyi arkadaşım
satın almak
Sahnedepara ödeyerek bir şeye sahip olmak
I want to buy a car
Bir araba satın almak istiyorum
inanmak
bir şeyin doğru olduğunu kabul etmek
I don't buy his story
Onun hikayesine inanmıyorum
satın alınan şey
satın alınan ürün veya eşya
This dress was a great buy
Bu elbise harika bir alışverişti
sebep olmak
bir durumun veya sorunun meydana gelmesine yol açmak
His arrogance bought him a lot of trouble
Kibri başına çok dert açtı
etki
Sahnedebir şeyin başka bir şey üzerinde yarattığı sonuç
The medicine had a good effect
İlacın iyi bir etkisi oldu
anlam
bir sözün ifade ettiği amaç
He said something to that effect
O bu anlama gelen bir şey söyledi
eşya
bir kişiye ait olan özel mülk
He gathered his personal effects
Kişisel eşyalarını topladı
bitki
Sahnedegenellikle toprakta yetişen canlı bir varlık
I bought a new plant
Yeni bir bitki aldım
tesis
endüstriyel veya teknik bir sürecin gerçekleştiği yer
He works at a power plant
Enerji santralinde çalışıyor
dikmek
tohumları veya genç bitkileri toprağa ekmek
We plant seeds in spring
Baharda tohum dikeriz
gizlice yerleştirmek
bir şeyi gizli veya yasadışı yollarla bir yere koymak
The criminal planted evidence
Suçlu kanıt yerleştirdi
yavaşça kaybolmak
Sahnedesesin veya görüntünün kademeli olarak azalması ve yok olması
The music began to fade out at the end
Şarkının sonunda müzik yavaşça kaybolmaya başladı
yavaşça kaybolmak
bir şeyin yavaşça sesinin kısılması veya gözden silinmesi
The music will fade out at the end
Müzik sonunda yavaşça kaybolacak
giderek azalmak
durana kadar yavaş yavaş daha sessiz hâle gelmek
The music faded out
Müzik yavaş yavaş kesildi
salak
Sahnedeçok aptal kimse
He is acting like a total moron
Tam bir salak gibi davranıyor
aptal
çok aptal kişi
Don't be such a moron
Bu kadar aptal olma
aptal
çok aptal veya budala olan kişi
Stop acting like a moron
Bir aptal gibi davranmayı bırak
alışılmadık
Sahnedenormal olmayan veya nadir görülen
It is unusual to snow here in April
Burada nisan ayında kar yağması alışılmadık bir durumdur
sıradışı
alışılmışın dışında olan
She has an unusual talent
Onun sıradışı bir yeteneği var
iki katı
Sahnedeiki katı kadar
This box is twice as large
Bu kutu iki katı büyüklüğünde
iki kez
iki defa
I called him twice
Onu iki kez aradım
oda
Sahnededuvarları ve kapısı olan bina bölümü
This is my room
Bu benim odam
yer
kullanılabilecek boş alan
Is there room for me?
Benim için yer var mı?
karşılamak
Sahnedevaran birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
hoş karşılanan
memnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
serbest
bir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
gergin
Sahnedegergin ve huzursuz hissetmek
She felt tense before the interview
Mülakattan önce gergin hissetti
zaman
eylemin ne zaman yapıldığını belirten fiil biçimi
The verb is in the past tense
Fiil geçmiş zamandadır
kasmak
vücudun bir bölümünü veya bir kası sertleştirmek
He tensed his muscles before the lift
Kaldırmadan önce kaslarını kastı
kasmak
kasları veya vücut kısımlarını sert ve gergin hale getirmek
Do not tense your shoulders while working
Çalışırken omuzlarını kasma
çığlık atmak
Sahnedebir kuşun çıkardığı yüksek ve kaba ses
The parrot began to squawk
Papağan çığlık atmaya başladı
kod göndermek
uçak transponder cihazı üzerinden dört haneli bir sinyal iletmek
The pilot was told to squawk 7700
Pilota 7700 kodunu göndermesi talimatı verildi
siktir
Sahnedeöfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılan kaba söz
fuck I missed the bus
siktir otobüsü kaçırdım
sikişmek
cinsel ilişkiye girmek
they decided to fuck
sikişmeye karar verdiler
kahrolası
vurgu yapmak için kullanılan kaba bir sözcük
It was a fucking long day
Kahrolası uzun bir gündü
siktir
öfkeyi ifade etmek için kullanılan çok kaba bir sözcük
Fuck, I lost my keys
Siktir, anahtarlarımı kaybettim
neşeli
Sahnedemutlu ve neşe dolu
He is a jolly man
O neşeli bir adamdır
mutlu
büyük bir mutluluk hisseden veya gösteren
They had a jolly time
Mutlu bir vakit geçirdiler
gün
Sahnede24 saatlik süre
I work every day
Her gün çalışıyorum
dönem
özellikle geçmişteki belirli bir zaman dilimi
In my grandfather's day, there were no computers
Büyükbabamın döneminde bilgisayarlar yoktu
özel gün
belirli bir şeyi kutlamak için ayrılmış gün
We celebrate a special day
Biz özel bir gün kutlarız
bir gün
gelecekteki bir zaman
I want to travel the world one day
Bir gün dünyayı gezmek istiyorum
kalp
Sahnededuyguların özellikle de aşkın merkezi
She has a kind heart
Onun nazik bir kalbi var
kupa
iskambil destesindeki kalp şeklindeki seri
I have the ace of hearts
Elimde kupa ası var
merkez
en önemli veya merkezi kısım
They live in the heart of the city
Şehrin merkezinde yaşıyorlar
kalp
vücutta kan pompalayan organ
The heart pumps blood
Kalp kan pompalar
yola çıkan
Sahnedebir yerden uzaklaşan
He is off to school
O okula gidiyor
indirimli
fiyatı düşürülmüş
Get ten percent off
Yüzde on indirim alın
kapalı
çalışmayan veya aktif olmayan
The light is off
Işık kapalı
almak
Sahnedebir şeyi eline veya sahipliğine geçirmek
I will take the keys
Anahtarları alacağım
yapmak
Sahnedebir eylemi gerçekleştirmek
I take a walk every day
Her gün yürüyüş yaparım
sataşmak
Sahnedebirine vurmaya ya da onu eleştirmeye kalkışmak
He took a shot at my idea
Fikrimi eleştirmeye kalkıştı
almak
Sahnedebir şeyi edinmek ya da elde etmek
I took the last cookie
Son kurabiyeyi aldım
başa çıkmak
Sahnedebir durumla ya da görevle ilgilenmek
She can take any challenge
Her türlü zorluğun üstesinden gelebilir
gündeme getirmek
Sahnedebir konuyu tartışılmak üzere ortaya atmak
He took the issue to the meeting
Konuyu toplantıda gündeme getirdi
zaman gerektirmek
Sahnedebelirli miktarda zamana ihtiyaç duymak
This task takes a lot of time
Bu görev çok zaman gerektiriyor
götürmek
bir şeyi bir yere taşımak
Please take this book to the library
Lütfen bu kitabı kütüphaneye götür
algılamak
bir şeyi belirli bir şekilde düşünmek
Don't take it personally
Bunu kişisel algılama
kabul etmek
birinin bir gruba katılmasına izin vermek
They took her into the group
Onu gruba kabul ettiler
tüketmek
bir şeyi yemek ya da içmek
Take this medicine with water
Bu ilacı suyla tüket
ilgi duymaya başlamak
bir duygu ya da ilgi geliştirmeye başlamak
She took an interest in painting
Resme ilgi duymaya başladı
sürmek
belirli bir süre gerektirmek
The journey takes three hours
Yolculuk üç saat sürüyor
teslim almak
bir şeyi birinden almak
I took the parcel from the driver
Paketi şoförden teslim aldım
çıkarmak
bir şeyi bulunduğu yerden ya da konumdan uzaklaştırmak
Take your shoes off the bed
Ayakkabılarını yataktan çıkar
göze almak
kötü bir şey olma ihtimalini kabul etmek
She took the risk of losing her job
İşini kaybetme riskini göze aldı
barındırmak
birine kalacak bir yer sağlamak
They took us in for the night
Bizi gece için barındırdılar
ateş etmek
bir silahla ateş açmak
The soldier took aim and fired
Asker nişan aldı ve ateş etti
izlemek
bir yere gitmek için belirli bir güzergâhı kullanmak
We took the coastal road
Sahil yolunu izledik
belki
Sahnedebelirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
ihtimal
gerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal
belki
muhtemelen
Maybe he is late
Belki geç kalmıştır
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
görüş
Sahnedebir konu hakkında verilen tavsiye veya fikir
I would value your input on this project
Bu proje hakkındaki görüşlerinize değer veririm
veri girmek
bilgiyi bir makineye veya sisteme aktarmak
Please input your password
Lütfen şifrenizi girin
zaman
Sahnedeolayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
kalan süre
Sahnedebaşka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
güzel
Sahnedeçok çekici olan kimse
She is a true beauty
O gerçek bir güzel
güzellik
göze hoş gelen, güzel olma durumu
She has natural beauty
Onun doğal bir güzelliği var
söz
Sahnedebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
söz vermek
Sahnedebirine bir şeyin gerçekleşeceğini söylemek
I promise to call you later
Seni daha sonra arayacağıma söz veriyorum
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
gelecek vaadi
gelecekte başarılı olacağını gösteren nitelik
The young student shows great promise
Genç öğrenci büyük gelecek vaat ediyor
araçta
Sahnedegemi, uçak veya tren gibi bir taşıtın içinde olmak
All passengers are now aboard
Tüm yolcular şu an araçta
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
fit
Sahnede12 inçe eşit bir uzunluk ölçüsü
The table is six feet long
Masa altı fit uzunluğunda
ayaklar
vücudun üzerinde durulan kısımları
My feet are cold
Ayaklarım soğuk
fit
12 inç değerindeki uzunluk ölçü birimi
The wall is ten feet high
Duvar on fit yüksekliğinde
fit
12 inç uzunluğa eşit ölçü birimi
The room is 10 feet wide
Oda 10 fit genişliğindedir
kaldırmak
Sahnedebir şeyi yukarı doğru hareket ettirmek
Please raise your hand
Lütfen elinizi kaldırın
toplamak
Sahnedebelirli bir miktar para biriktirmek
They raised money for charity
Yardım için para topladılar
yetiştirmek
bir çocuğu yetişkin olana kadar bakıp büyütmek
She raised three children alone
Üç çocuğunu tek başına yetiştirdi
gündeme getirmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
She raised a new point
Yeni bir konu gündeme getirdi
memeli
Sahnedeyavrularını sütle besleyen sıcakkanlı hayvan
A whale is a mammal
Balina bir memelidir
çalma
Sahnedebir enstrüman veya ses ile müzik yapma eylemi
She is playing the guitar
Gitar çalıyor
çalma
Sahnedebir müzik aleti veya cihazdan ses çıkarmak
I like playing guitar
Gitar çalmayı seviyorum
oyun oynama
bir oyun veya spora katılma
They are playing football
Onlar futbol oynuyorlar
düşürmek
Sahnedebir şeyi elinden kaçırıp yere inmesini sağlamak
Be careful not to drop the plate
Tabağı düşürmemeye dikkat et
damla
Sahnedeçok az miktarda sıvı
A drop of water fell on the floor
Yere bir damla su düştü
damla
çok küçük miktarda sıvı
Put one drop of oil in the pan
Tavaya bir damla yağ koy
bırakmak
bir şeyi belirli bir yere bırakmak
I will drop you off at school
Seni okula bırakacağım
içecek
Sahnedeiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
Sahnedesıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
beklemek
bir şeyin olacağını ummak ya da tahmin etmek
You are looking for trouble
Bela arıyorsun
hayal etmek
Sahnedezihinde bir resim veya görüntü oluşturmak
Imagine a beautiful beach
Güzel bir plaj hayal et
hayal etmek
Sahnedezihninde bir görüntü oluşturmak
Just imagine a world without war
Sadece savaşsız bir dünya hayal et
hayal etmek
zihninde bir görüntü oluşturmak
Imagine you are on a beach
Sahilde olduğunu hayal et
bağlı olmak
Sahnedeyardım veya destek için birine veya bir şeye ihtiyaç duymak
I depend on my parents
Aileme bağlıyım
değişmek
bir şeye göre farklılık göstermek
Prices depend on demand
Fiyatlar talebe göre değişir
yakalamak
Sahnedebirini hızlıca yakalamak
The police nabbed the thief
Polis hırsızı yakaladı
Söz konusu
SahnedeÜzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Soru sormak
birinden bilgi almak amacıyla bir şey sormak
She wanted to question him about the project
Proje hakkında ona soru sormak istedi
şaşırmak
Sahnedebeklenmedik bir durum karşısında hayrete düşmek
I am surprised by the gift
Hediyeye şaşırdım
sürpriz
beklenmedik bir durum anında söylenen söz
Surprise! I am here
Sürpriz! Buradayım
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen
It was a surprise visit
Sürpriz bir ziyaretti
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen olay
That party was a big surprise
O parti büyük bir sürprizdi
deli
Sahnedenormal şekilde düşünemeyen veya davranamayan
He seemed mad
Deli gibi görünüyordu
kızgın
öfkeli hissetmek veya öfke göstermek
He is mad at me
Bana kızgın
harika
çok iyi veya etkileyici
Those shoes are mad
Bu ayakkabılar harika
tutkun
birine karşı çok güçlü sevgi duyan
He is mad about her
Ona tutkun
içeride
Sahnedebir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içeriden
Sahnedesadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
içinde
bir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
iç
bir yerin iç kısmı veya oraya girme imkanı
The key lets you inside the room
Anahtar odaya girmenizi sağlar
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
yardım
Sahnedebirine verilen yardım veya destek
Can you give me a hand
Bana yardım edebilir misin
el
Sahnedekolun parmaklarla biten uç kısmı
Wash your hands
Ellerini yıka
kontrol
Sahnedebir şeyi yönetme veya kontrol etme gücü
The project is in my hands
Proje benim kontrolümde
doktor
Sahnedehastalıkları tedavi etmek için eğitim almış kişi
I need to see a doctor
Bir doktora görünmem gerekiyor
uzman
belirli bir alanda rehberlik eden kişi
He is a doctor of science
O bilim alanında bir uzmandır
hekim
hastalıkları tedavi eden kişi
The physician is here
Hekim burada
kontrol altında
Sahnedeyönetilen veya düzenli bir durumda olma
The situation is under control
Durum kontrol altında
kontrol altında
bir şeyi yönetebilmek veya kontrol edebilmek
The situation is under control
Durum kontrol altında
kontrol altında
yönetilen veya kısıtlanan durumda
The fire is now under control
Yangın şu an kontrol altında
kaptan
Sahnedetekne veya gemiden sorumlu olan kişi
The skipper steered the boat to the shore
Kaptan tekneyi kıyıya sürdü
pat pat ses çıkarmak
Sahnedekısa ve patlayıcı sesler çıkarmak
The engine began to splutter
Motor pat pat ses çıkarmaya başladı
ölümcül olmayan
Sahnedeölüme neden olmayan
The police used non lethal weapons
Polis öldürücü olmayan silahlar kullandı
ölümcül olmayan
ölüm riski taşımayan
Police used non lethal weapons
Polis ölümcül olmayan silahlar kullandı
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
hemen
tam bu anda
I need to go right now
Hemen gitmem gerekiyor
ısınmak
Sahnedesıcaklığı artmak
The room warmed quickly
Oda hızla ısındı
sıcakkanlı
nazik ve ilgili
She is a warm person
O sıcakkanlı bir insandır
ısıtmak
bir şeyi sıcak hale getirmek
I need to warm the milk
Sütü ısıtmam gerekiyor
ılık
orta derecede sıcak
The weather is warm today
Bugün hava ılık
radyo
Sahnedeses programlarının gönderilip alınması yöntemi
I like listening to the radio
Radyo dinlemeyi severim
telsizle haberleşmek
telsiz ekipmanı kullanarak mesaj göndermek
They radioed for help
Telsizle yardım istediler
radyo
radyo yayınlarını alan cihaz
My grandfather has an old radio
Büyükbabamın eski bir radyosu var
radyo programı
radyo veya televizyon programı
This is a popular radio program
Bu popüler bir radyo programıdır
kasaba
Sahnedeinsanların yaşadığı, çok sayıda evin ve binanın bulunduğu yer
I live in a small town
Küçük bir kasabada yaşıyorum
saçma
Sahnedemantıksız veya aptalca
That is a crazy idea
Bu saçma bir fikir
çok düşkün
bir şeye veya birine çok ilgi duyan
I am crazy about this song
Bu şarkıya bayılıyorum
deli
zihinsel olarak rahatsız
He is acting crazy
Deli gibi davranıyor
meslektaş
Sahnedebirlikte çalışılan kişi
He is my colleague
O benim meslektaşım
şansı olmak
Sahnedebaşarılı olma ihtimali olmak
I don't think we stand a chance
Şansımız olduğunu sanmıyorum
şansı olmak
başarılı olma ihtimali bulunmak
You stand a chance of winning
Kazanma şansınız var
şansı olmak
başarı ihtimali olmak
Do you think our team stands a chance
Sence takımımızın bir şansı var mı
son istirahatgâh
Sahnedebir kişinin gömüldüğü yer
His final resting place is in the village
Son istirahatgâhı köyde
arktik
SahnedeKuzey Kutbu çevresindeki bölge
Polar bears live in the Arctic
Kutup ayıları Arktik'te yaşar