

Gilmore Girls — 1. Sezon Bölüm 7
Kelimeler ve anlamları
633 kelime
Seviye
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Is anybody here
Burada kimse var mı
herhangi biri
herhangi bir kişi
Does anybody want cake?
Herhangi biri kek ister mi?
kimse
belirli olmayan bir kişi
I didn't see anybody
Kimseyi görmedim
yakında
Sahnedekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
yakında
kısa bir süre içinde
I will see you soon
Seni yakında göreceğim
söylemek
Sahnedebirine bir şeyi anlatmak veya söylemek
Tell me your name
Bana adını söyle
ayırt etmek
bir şeyi fark etmek veya tanımak
I can't tell them apart
Onları birbirinden ayırt edemiyorum
aslında
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu vurgulamak veya ek bilgi vermek için kullanılır
In fact, it is very cold
Aslında hava çok soğuk
gerçek
Sahnededoğru olduğu bilinen şey
This is a known fact
Bu bilinen bir gerçektir
gerçek
Sahnededoğru veya gerçek olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olduğu bir gerçektir
gerçek
doğru olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olması bir gerçektir
gözden kaybolmak
Sahnedegörünmez hale gelmek veya bulunamamak
The sun disappeared behind the clouds
Güneş bulutların arkasında kayboldu
çok sevilen
Sahnedeçok sevilen veya değer verilen
She is my beloved grandmother
O benim çok sevdiğim büyükannem
sevgili
sevilen kişi
He wrote a letter to his beloved
Sevgilisine bir mektup yazdı
tedavi
Sahnedebir hastalığın veya yaralanmanın iyileşmesine yardımcı olan uygulama
She is starting physical therapy today
O bugün fizik tedaviye başlıyor
terapi
zihinsel veya fiziksel bir durum için uygulanan tedavi
She goes to therapy once a week
Haftada bir kez terapiye gidiyor
tahmin etmek
Sahnedeemin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
kesin olarak bilmeden bir cevap verme çabası
I made a guess about the answer
Cevap hakkında bir tahminde bulundum
tahmin
tam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
çikolata
Sahnedekakaodan yapılan ve genellikle şekerleme olarak yenen kahverengi yiyecek
I like eating dark chocolate
Bitter çikolata yemeyi severim
çikolata
kakaodan yapılan tatlı bir yiyecek
I love chocolate
Çikolatayı severim
çikolata
kakaodan yapılan tatlı kahverengi bir yiyecek
I like chocolate cake
Çikolatalı keki severim
çocukluk
Sahnedeçocuk olduğu zamanlar
I had a happy childhood
Mutlu bir çocukluğum vardı
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
diş macunu
Sahnededişleri temizlemek için kullanılan yumuşak bir madde
I need to buy some toothpaste
Biraz diş macunu almam gerekiyor
teşekkür
Sahnedeminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
teşekkürler
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan kısa bir ifade
Thanks for your help
Yardımın için teşekkürler
yetersiz
Sahnedeikna edici olmayan veya zayıf
That is a lame excuse
Bu çok yetersiz bir bahane
saçma
inandırıcı olmayan veya etkisiz
That is a lame excuse
Bu saçma bir bahane
topal
bacağındaki sorun yüzünden yürüyemeyen
The horse is lame
At topal
arkasını dönmek
Sahnedeyönünü değiştirip ters tarafa bakmak
Turn around and look at me
Arkana dön ve bana bak
tersine çevirmek
kötü giden bir durumu iyileştirmek
The new manager turned the business around
Yeni müdür işletmeyi düzeltti
düzeltmek
kötü bir durumu çok daha iyi hale getirmek
The new plan will turn around the company
Yeni plan şirketi düzeltecek
dönüş
yön veya fikirde yaşanan tam bir değişiklik
The sudden turnaround in his opinion was surprising
Onun fikrindeki ani dönüş şaşırtıcıydı
yönünü şaşırmak
nerede olduğunu bilememek veya kaybolmak
I turned around in the woods
Ormanda yönümü şaşırdım
arkasına dönmek
ters yöne bakacak şekilde hareket etmek
Please turn around so I can see you
Lütfen arkana dön ki seni görebileyim
mil
Sahnede1.609 kilometreye eşit bir uzunluk birimi
We walked for a mile
Bir mil boyunca yürüdük
mil
1.6 kilometreye eşit uzunluk birimi
The town is one mile away
Kasaba bir mil uzaklıkta
mil
yaklaşık 1.6 kilometreye eşit uzunluk birimi
The town is one mile away
Kasaba bir mil uzakta
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
zinde
Sahnedeiyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz olan
Everything will be fine
Her şey iyi olacak
güzel
göze hoş gelen veya çekici
She looks very fine today
Bugün çok güzel görünüyor
kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is a fine piece of work
Bu kaliteli bir iş
yeterli
kabul edilebilir veya yeterli olan
It is fine to stay here
Burada kalmak yeterli
yaşamak
Sahnedebir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
canlı
Sahnedegösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
canlı
hayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
bir kişinin veya şeyin var olma biçimi
Fish live in water
Balıklar suda yaşar
yaşamak
bir yerde evinin olması
I live in Istanbul
İstanbul'da yaşıyorum
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
özgür
kısıtlama olmadan istenileni yapabilme durumu
They live a free life
Onlar özgür bir hayat yaşıyorlar
katılmak
Sahnedebir gezi veya etkinliğe iştirak etmek
Are you going on the tour
Tura katılıyor musun
devam etmek
bir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
yayına çıkmak
bir televizyon veya radyo programında yer almak
The actor will go on the show tonight
Oyuncu bu gece programa çıkacak
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
olmak
gerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
devam etmek
sürmek veya ilerlemek
We must go on with our work
İşimizi yapmaya devam etmeliyiz
başlamak
bir faaliyete girişmek
I will go on a diet tomorrow
Yarın diyete başlayacağım
uzun uzun konuşmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
He went on about his old job
Eski işi hakkında uzun uzun konuştu
girmek
bir web sitesini veya hizmeti kullanmak
I go on the internet every day
Her gün internete girerim
garip hissettirmek
Sahnedebirini huzursuz veya tuhaf hissettirmek
That clown really weirds me out
O palyaço beni gerçekten garip hissettiriyor
tuhaf hissettirmek
birini rahatsız veya tuhaf hissettirmek
Your stare is weirding me out
Bakışların beni tuhaf hissettiriyor
düzenli
Sahnedetemiz ve düzenli olan
Please keep your desk neat
Lütfen masanı düzenli tut
harika
çok iyi veya etkileyici
That is a neat trick
Bu harika bir numara
sek
buz veya karıştırıcı olmadan servis edilen
He drinks his whiskey neat
Viskisini sek içer
düzenli
temiz ve düzenli
Her desk is always neat
Masası her zaman düzenlidir
gözlemleme
Sahnedebir şeyi dikkatlice incelemek
He is observing the birds in the park
O parktaki kuşları gözlemliyor
için
Sahnedebir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
-den beri
Sahnedegeçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
den beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have been here since morning
Sabahtan beri buradayım
festival
Sahnedemüzik, yemek veya gösterilerin olduğu özel bir etkinlik
We went to the music festival
Müzik festivaline gittik
festival
halka açık kutlama veya gösteri
We went to a music festival
Bir müzik festivaline gittik
bahşiş
Sahnedehizmet karşılığında verilen ekstra para
He left a big tip
Büyük bir bahşiş bıraktı
tüyo
Sahnedegizli olan bir bilgiyi başkasına söylemek
He gave me a useful tip about the exam
Sınav hakkında bana faydalı bir tüyo verdi
uç
bir şeyin sivri uç kısmı
The tip of the pencil is broken
Kalemin ucu kırık
çöp yığını
atıkların veya toprağın oluşturduğu büyük yığın
The truck took the waste to the tip
Kamyon atıkları çöp yığınına götürdü
kırlent
Sahnedekoltuk veya sandalyeleri süslemek için kullanılan küçük yastık
She bought new throw pillows for the sofa
Koltuk için yeni kırlentler aldı
kırlent
yatakta baş için kullanılan yumuşak nesne
I bought a new throw pillow
Yeni bir kırlent aldım
bulunmak
Sahnedebir toplulukta veya grupta hazır olmak
He sits in the audience
O seyirciler arasında bulunuyor
oturma eylemi yapmak
bir yerde oturarak protesto etmek
They decided to sit in
Oturma eylemi yapmaya karar verdiler
oturur durumda olmak
bir yerin içinde oturmuş pozisyonda olmak
She was sitting in the car
O arabada oturur durumdaydı
konuk olarak katılmak
bir etkinliğe misafir olarak eşlik etmek
The musician sat in with the band
Müzisyen gruba konuk olarak katıldı
oturmak
bir yerde koltukta veya sandalyede bulunmak
You can sit in this chair
Bu sandalyede oturabilirsin
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
içeri girmek
Sahnedebir odaya veya binaya girmek
Please come in
Lütfen içeri girin
mevcut olmak
belirli bir formda satılmak veya bulunmak
This dress comes in red
Bu elbisenin kırmızısı var
gelmek
bir ürünün belirli seçenekleri veya çeşitleri ile sunulması
These shirts come in three sizes
Bu gömlekler üç bedende gelir
dereceye girmek
bir yarışmada belirli bir sırada bitirmek
She came in second in the race
Yarışta ikinci geldi
dahil olmak
bir durumda rol veya görev üstlenmek
Where does the expert come in
Uzman nerede devreye giriyor
gelmek
bir yere ulaşmak veya bir sırada yer almak
She came in first in the race
Yarışta birinci geldi
işe yaramak
bir durumda kullanışlı hale gelmek
This tool will come in handy later
Bu alet sonra işe yarayacak
dahil olmak
bir duruma katılmak veya rol almak
They asked me to come in on the project
Benden projeye dahil olmamı istediler
başarısız kişi
Sahnedebaşarılı olamamış kişi
Don't be such a loser
Bu kadar başarısız biri olma
kötü kaybeden
kaybettiğinde üzülen veya sinirlenen kişi
He acts like a sore loser when he plays games
Oyun oynarken kötü bir kaybeden gibi davranır
kaybeden
bir oyunda veya yarışmada yenilen kişi
The loser of the game was sad
Oyunun kaybedeni üzgündü
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
Sahnedebirine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
süslemek
Sahnedebir şeyi güzel göstermek için şeyler eklemek
We decorate the cake
Pastayı süslüyoruz
madalya ile ödüllendirmek
birine başarılarından dolayı nişan veya madalya vermek
The general was decorated for his service
General hizmetlerinden dolayı madalya ile ödüllendirildi
süslemek
bir şeyi daha iyi görünmesi için güzel şeylerle donatmak
We decorate the house for Christmas
Noel için evi süslüyoruz
dekore etmek
bir yeri veya odayı daha güzel hale getirmek
We want to decorate our living room
Oturma odamızı dekore etmek istiyoruz
ilahiyat
SahnedeTanrı ve dini inançlar üzerine yapılan akademik çalışma
He is studying theology at the university
Üniversitede ilahiyat okuyor
turnike
Sahnedekanamayı durdurmak için kullanılan sıkı bant
He applied a tourniquet to the arm
Kola bir turnike uyguladı
hastane
Sahnedehastaların tedavi edildiği bina
I went to the hospital for a checkup
Kontrolüm için hastaneye gittim
hastane
hasta insanların tedavi edildiği yer
He is in the hospital
O, hastanede
sağlık merkezi
tıbbi hizmetlerin sunulduğu yer
The medical center is very busy today
Sağlık merkezi bugün çok yoğun
hastane
hastaların tedavi edildiği yer
He works at the hospital
O hastanede çalışıyor
yayıncı
Sahnedeçevrimiçi platformlarda canlı video içeriği yayınlayan kişi
The streamer is playing a video game
Yayıncı bir video oyunu oynuyor
süs şeridi
partileri süslemek için kullanılan uzun renkli kâğıt
We hung streamers for the party
Parti için süs şeritleri astık
ceviz
Sahnedeceviz ağacından elde edilen sert kabuklu yemiş
I like to eat walnuts
Ceviz yemeyi severim
yapıştırmak
Sahnedeyapışkan kullanarak bir şeyi onarmak
I will glue the broken vase
Kırık vazoyu yapıştıracağım
yapıştırıcı
bir şeyleri birbirine tutturmak için kullanılan yapışkan madde
I need some glue for my project
Projem için biraz yapıştırıcıya ihtiyacım var
yapıştırmak
bir şeyi yapıştırıcı kullanarak tutturmak
Glue the picture to the paper
Resmi kağıda yapıştır
birleştirmek
yapıştırıcıyla iki parçayı tutturmak
They will glue the parts together
Parçaları birbirine birleştirecekler
süslemeler
Sahnedebir yeri güzelleştirmek için kullanılan nesneler
We bought some decorations for the party
Parti için bazı süslemeler aldık
kural
Sahnedene yapmanız veya yapmamanız gerektiğini söyleyen ifade
You must follow the school rules
Okul kurallarına uymalısın
yönetmek
bir şey üzerinde güce sahip olmak
The king rules the land
Kral ülkeyi yönetiyor
harika olmak
en iyi veya baskın olmak
This song rules
Bu şarkı harika
kural
bir kılavuz veya yasa
Follow the rules
Kurallara uyun
hüküm vermek
bir yasal davada resmi karar vermek
The judge will rule on the case
Yargıç dava hakkında hüküm verecek
yönetmek
bir ülke veya bölge üzerinde resmi yetkiye sahip olmak
The king used to rule the country
Kral eskiden ülkeyi yönetirdi
adet
olayların olağan veya normal durumu
Working late is the rule here
Burada geç çalışmak bir adettir
ilke
bir şeyin nasıl yapıldığını anlatan genel ifade
It is a fundamental rule of science
Bu bilimin temel bir ilkesidir
düzenleme
ne yapabileceğiniz hakkında resmi talimat
New safety rules were introduced
Yeni güvenlik düzenlemeleri getirildi
kural
bir yargıç veya yetkili tarafından alınan resmi karar
The judge made a strict rule
Yargıç katı bir kural koydu
endişe
Sahnedesizi huzursuz hissettiren şey
My main concern is the weather
Temel endişem hava durumu
firma
büyük bir iş yeri veya şirket
It is a large manufacturing concern
Bu büyük bir üretim firmasıdır
mesele
ele almanız gereken iş veya görev
That is none of your concern
Bu senin meselen değil
ilgilendirmek
bir konuyla ilgili veya bağlantılı olmak
This problem concerns all of us
Bu sorun hepimizi ilgilendiriyor
yönetme
Sahnedebir şeyi kontrol etme veya onunla ilgilenme
He is handling the situation well
Durumu iyi yönetiyor
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
rağmen
Sahnedebir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
yine de
buna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
yine de
bir cümlede karşıt bir fikir belirtmek için kullanılır
It is a bit expensive though
Yine de biraz pahalı
kusursuz
Sahnedehiçbir hatası veya kusuru olmayan
This diamond is perfect
Bu elmas kusursuz
mükemmelleştirmek
bir şeyi kusursuz hale getirmek
She wants to perfect her skills
Becerilerini mükemmelleştirmek istiyor
tam puan
okul çalışması için verilen en yüksek not
She got a perfect on her history exam
Tarih sınavından tam puan aldı
bahane
bir hatayı açıklamak için öne sürülen neden
That is just a perfect for being late
Bu geç kalmak için sadece bir bahane
canım
Sahnedesevilen birine hitap etmek için kullanılan kelime
Good night, sweetheart
İyi geceler canım
onu hayrete düşürerek
Sahnedebirinin çok şaşırmasına neden olacak şekilde
The show was great, leaving him amazed
Gösteri harikaydı ve onu hayrete düşürdü
onaylamamak
Sahnedebir şeyi beğenmediğini veya onaylamadığını göstermek
My parents disapprove of my new haircut
Ailem yeni saç kesimimi onaylamıyor
onaylamamak
bir şeyi kötü veya yanlış bulmak
My parents disapprove of my new job
Ailem yeni işimi onaylamıyor
onaylamamak
bir şeyi beğenmediğini veya uygun bulmadığını göstermek
My parents disapprove of my choice
Ebeveynlerim seçimimi onaylamıyor
bir
Sahnede1 sayısı
I have one apple in my bag
Çantamda bir elma var
bölüm
bir dizinin parçası
I watched episode one last night
Dün gece dizinin ilk bölümünü izledim
an
çok kısa bir süre
Wait for one moment please
Lütfen bir an bekleyin
biraz
küçük bir derecede
This is one better than that
Bu ondan biraz daha iyi
müşteri
Sahnedemal veya hizmet satın alan kişi
The customer is always right
Müşteri her zaman haklıdır
müşteri
mal veya hizmet satın alan kişi
The customer is always right
Müşteri her zaman haklıdır
hazırcevap yanıt
Sahnedebir söze verilen hızlı ve etkili cevap
He has a great comeback for everything
Her şeye harika bir cevabı var
geri dönüş
eski konuma veya popülerliğe yeniden kavuşma
The singer made a huge comeback
Şarkıcı büyük bir geri dönüş yaptı
dakika
Sahnedealtmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
dakika
60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
tam o an
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
eskiden yapmak
Sahnedegeçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
kullanmak
Sahnedebir şeyi işleme koymak
Use your brain to solve this
Bunu çözmek için beynini kullan
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
kullanmak
bir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
istismar etmek
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me for his benefit
Kendi çıkarı için beni istismar etti
küfür etmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Do not use bad words here
Burada kötü kelimeler kullanma
yararlanmak
bir şeyden fayda sağlamak
You can use these tools for work
İş için bu araçlardan yararlanabilirsin
gerekçe göstermek
bir durum için geçerli bir sebep sunmak
She used the rain as a reason for being late
Yağmuru geç kalmak için gerekçe gösterdi
kötüye kullanmak
bir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He misused his power
Yetkisini kötüye kullandı
sık sık
bir şeyin çok kez yapılması veya gerçekleşmesi
I use my computer often
Bilgisayarımı sık sık kullanırım
alışkın olmak
bir şeye deneyim yoluyla aşina olmak
I am used to waking up early
Erken kalkmaya alışkınım
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba göstermek
I am trying to learn English
İngilizce öğrenmeye çalışıyorum
zorlu
katlanılması veya başa çıkılması güç olan
The situation was very trying
Durum çok zorluydu
deneme
bir şeyi yapmak için çaba göstermek
I am trying to learn English
İngilizce öğrenmeye çalışıyorum
haline gelmek
Sahnededeğişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
uygulamak
Sahnedebir kuralın veya yasanın uygulanmasını sağlamak
The police enforce the law
Polis yasayı uygular
en azından
Sahnedeolumsuz bir duruma rağmen olumlu bir şeyi vurgulamak için kullanılır
It was cold but at least we had a heater
Hava soğuktu ama en azından bir ısıtıcımız vardı
en azından
en azı ile
At least three people came
En az üç kişi geldi
en az
miktar veya derece olarak en küçük
This is the least expensive room
Bu en az pahalı oda
en ufak
en küçük derece veya miktarda
I am not in the least bit worried
En ufak bir endişe duymuyorum
eksik
Sahnedebir şeyin yeterli miktarda olmaması
We are short of time
Vaktimiz az
kısa
Sahnedeaz süren
We had a short meeting
Kısa bir toplantı yaptık
kısa
boyu veya uzunluğu az olan
She has short hair
Onun saçları kısa
şort
belden dize kadar uzanan giysi
He bought a new short
Yeni bir şort aldı
aniden
bir uyarı olmadan birdenbire
He stopped short when he saw the car
Arabayı gördüğünde aniden durdu
kısa
uçtan uca küçük bir mesafeye sahip olan
This rope is too short
Bu halat çok kısa
kısa
az sözle ifade edilen
The speech was very short
Konuşma çok kısaydı
Pembe Ay
SahnedeNick Drake'in ünlü bir şarkısı
I like listening to the song Pink Moon
Nick Drake'in Pembe Ay şarkısını dinlemeyi seviyorum
yetişkin olmak
Sahnedeyetişkin bir birey haline gelmek
I want to be a doctor when I grow up
Büyüdüğümde doktor olmak istiyorum
büyümek
yaşça büyümek
Children grow up quickly
Çocuklar çabuk büyür
kadar
bir sınıra veya miktara kadar
The price can grow up to fifty dollars
Fiyat elli dolara kadar çıkabilir
büyümek
çocukluktan yetişkinliğe geçmek
I want to be a pilot when I grow up
Büyüdüğümde pilot olmak istiyorum
yenilmek
Sahnedebir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
bir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
kaybetmek
artık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
takip edememek
birinin ne dediğini anlayamamak
You are losing me
Beni takip edemiyorsun
kaybetmek
bir şeyin yerini bilememek
I always lose my keys
Anahtarlarımı her zaman kaybederim
yenilmek
bir oyunda mağlup duruma düşmek
We did not want to lose the game
Oyunu kaybetmek istemedik
ölmek
bir yakınını kaybetmek
She lost her father last year
Babasını geçen yıl kaybetti
kaybetmek
bir yarışmada kazanamamak
They will lose the match
Maçı kaybedecekler
kaybetmek
elinde tuttuğun bir şeyi yitirmek
I do not want to lose this chance
Bu şansı kaybetmek istemiyorum
anlayamamak
bir konuyu takip edememek
I lost you when you talked about science
Bilim hakkında konuştuğunda seni anlayamadım
kaybetmek
bir eşyayı yanlış yere koyup bulamamak
Did you lose your wallet
Cüzdanını mı kaybettin
yitirmek
daha önce sahip olunan bir şeyi artık bulundurmamak
He lost his job yesterday
Dün işini kaybetti
kaybetmek
artık sahip olmamak
I lost my focus
Odak noktamı kaybettim
kaybetmek
bir şeye artık sahip olmamak
I often lose my keys
Anahtarlarımı sık sık kaybederim
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
eğlendirmek
Sahnedebirini mutlu veya ilgili tutmak
The clown entertained the children
Palyaço çocukları eğlendirdi
değerlendirmek
bir fikri veya olasılığı dikkate almak
He did not entertain the idea of leaving
Ayrılma fikrini değerlendirmedi
tam
Sahnedeher şeyi kapsayan
It was a total failure
Tam bir başarısızlıktı
tamamen
bütünüyle bir şekilde
I totally agree with you
Sana tamamen katılıyorum
pert etmek
bir araca onarılamayacak kadar hasar vermek
He totaled his car
Arabasını pert etti
toplam
bütün miktar veya sayı
The total is fifty
Toplam elli ediyor
kız gibi
Sahnedekızlara özgü veya kızları andıran
Her room is very girly
Odası çok kız gibi
hikayeler
Sahnedehayali veya gerçek olayların anlatımı
I love reading ghost stories
Hayalet hikayeleri okumayı severim
katlar
bir binanın katları veya seviyeleri
The building has ten stories
Binanın on katı var
yarı
Sahnedeoyunların veya maçların eşit iki bölümünden biri
The team played both halves well
Takım her iki yarıyı da iyi oynadı
yarı
tam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki yaşadığınız kişi
I am going out with my better half
Hayat arkadaşımla dışarı çıkıyorum
çalışmak
Sahnedebir şeyin amaçlandığı gibi işlemesi
The machine does not function
Makine çalışmıyor
resmî davet
sosyal bir toplantı veya parti
It was a formal function
Bu resmî bir davetti
işlev
bir şeyin doğal veya amaçlanan kullanımı
What is the function of this button
Bu düğmenin işlevi nedir
çalışmak
bir şeyin amaçlandığı gibi iş görmesi
The machine does not function anymore
Makine artık çalışmıyor
kıyafet
Sahnedebirlikte giyilen elbise takımı
I love your outfit
Kıyafetine bayıldım
kuruluş
bir organizasyon veya insan grubu
It is a small professional outfit
Bu küçük, profesyonel bir kuruluştur
donatmak
birini gerekli giysi veya eşyalarla sağlamak
The store outfitted the hikers with warm clothes
Mağaza yürüyüşçüleri sıcak tutan kıyafetlerle donattı
şaşırtmak
Sahnedebüyük bir şaşkınlık veya hayranlık uyandırmak
Her talent will amaze you
Yeteneği seni şaşırtacak
şaşırtmak
birini çok etkilemek veya hayrete düşürmek
The magic trick amazed the audience
Sihirbazlık numarası seyircileri şaşırttı
serbest
Sahnedebir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
hoş karşılanan
memnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
karşılamak
varan birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
makale
Sahnedegazete veya dergide yayınlanan yazı
I read an interesting article
İlginç bir makale okudum
parça
belirli bir türdeki tek bir nesne
He bought an article of clothing
Bir kıyafet parçası satın aldı
madde
yasal bir belgenin veya kanunun ayrı bir bölümü
The first article is very important
İlk madde çok önemlidir
inanç
birine veya bir şeye duyulan güçlü güven
He has faith in the future
Geleceğe dair inancı var
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
yaşamak
Sahnedezor bir durumla başa çıkmak veya deneyimlemek
She went through a hard time
Zor bir zaman geçirdi
onaylanmak
bir işlemin veya anlaşmanın resmen kabul edilmesi ya da sonuçlanması
The trade agreement went through yesterday
Ticaret anlaşması dün onaylandı
incelemek
bir şeyi başından sonuna kadar dikkatlice okumak veya kontrol etmek
Please go through these documents
Lütfen bu belgeleri inceleyin
geçmek
bir taraftan diğer tarafa hareket etmek
We will go through the tunnel
Tünelden geçeceğiz
onaylanmak
resmi olarak kabul edilmek veya tamamlanmak
The contract finally went through
Sözleşme sonunda onaylandı
yaşamak
zor bir durumla karşılaşmak
She went through a difficult time
Zor bir dönem yaşadı
aptalca
Sahnedeçok aptalca veya saçma
That was a moronic decision
Bu aptalca bir karardı
uzaklaşmak
Sahnedebir yerden veya durumdan uzaklaşmak
He decided to walk away
Uzaklaşmaya karar verdi
uzaklaşmak
bir durumdan veya ortamdan kaçınarak ayrılmak
It is better to walk away from an argument
Bir tartışmadan uzaklaşmak daha iyidir
uzaklaşmak
bir yerden veya durumdan ayrılmak
He walked away from the house
Evden uzaklaştı
sevişmek
Sahnedebiriyle romantik şekilde öpüşmek ve yakınlaşmak
They were making out in the park
Parkta sevişiyorlardı
anlamak
bir şeyi güçlükle görmek duymak veya kavramak
I cannot make out the words on this page
Bu sayfadaki kelimeleri anlayamıyorum
başarmak
bir durumla uğraşmak veya hayatta ilerlemek
How did you make out on your exam
Sınavında nasıl bir başarı gösterdin
doldurmak
bir formun veya belgenin bilgilerini yazmak
You need to make out the application form
Başvuru formunu doldurman gerekiyor
öpüşmek
biriyle romantik bir şekilde öpüşmek
They were making out in the park
Parkta öpüşüyorlardı
sevişmek
biriyle cinsel içerikli şekilde yakınlaşmak
They made out all night
Bütün gece seviştiler
seçmek
Sahnedebir şeyi tercih etmek veya seçmek
Pick a color
Bir renk seç
pena
telli çalgıları çalmak için kullanılan küçük alet
He lost his guitar pick
Gitar penasını kaybetti
almak
bir nesneyi elinize almak veya kaldırmak
Pick up your book
Kitabını al
temizlemek
küçük bir boşluktan bir şeyi çıkarmak
Use a toothpick to pick your teeth
Dişlerini temizlemek için kürdan kullan
içinde
Sahnedebelirli bir zaman veya mekanın içinde
I will arrive within an hour
Bir saat içinde varacağım
market alışverişi
Sahnedemarketten alınan yiyecek ve diğer malzemeler
I need to buy groceries
Market alışverişi yapmam gerekiyor