

Gilmore Girls — 1. Sezon Bölüm 8
Kelimeler ve anlamları
659 kelime
Seviye
tuhaf
Sahnedealışılmadık veya garip
This is a weird smell
Bu tuhaf bir koku
garip
Sahnedenormal veya alışılmış olmayan
He had a weird dream last night
Dün gece garip bir rüya gördü
garip hissettirmek
birine kendini garip veya rahatsız hissettirmek
He weirded me out
Beni garip hissettirdi
garip hissettirmek
birini tuhaf veya tedirgin hissettirmek
His comment really weirded me out
Yorumu beni gerçekten garip hissettirdi
şapka
Sahnedebaşa takılan giysi
She wears different hats for summer
O yaz için farklı şapkalar takar
başlık
başı örtmek için kullanılan aksesuar
These hats are very stylish
Bu başlıklar çok şık
canlandırmacı
Sahnedegeçmişteki olayları canlandıran kişi
The reenactor wore a uniform from the 1800s
Canlandırmacı 1800'lerden kalma bir üniforma giydi
neyse
Sahnedekonuyu değiştirmek veya son bir nokta eklemek için kullanılır
Anyhow, I must go now
Neyse, artık gitmeliyim
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
güzel
Sahnedegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
güzel
göze hitap eden ve hoş görünen
She is a beautiful woman
O güzel bir kadın
dürtü
Sahnedebir şeyi yapmaya yönelik güçlü arzu veya istek
I had a sudden urge to laugh
Aniden gülme isteği duydum
teşvik etmek
birini bir şey yapmaya kuvvetle yönlendirmek
I urge you to follow your dreams
Hayallerinin peşinden gitmeni şiddetle tavsiye ederim
ısrar etmek
birinden bir şey yapmasını kuvvetle istemek
He urged me to tell the truth
Doğruyu söylemem için bana ısrar etti
teşvik
birini bir şey yapmaya ikna etme çabası
Her words were a strong urge to study
Onun sözleri ders çalışmak için güçlü bir teşvikti
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
şapka
Sahnedebaşı örtmek için kullanılan giysi
He is wearing a hat
O bir şapka takıyor
şiir
Sahnederitmik ve yaratıcı bir dille yazılmış edebi eserler
I love reading poetry
Şiir okumayı severim
şiir
genellikle uyaklı ve ritmik dizelerden oluşan edebi eser
She enjoys reading poetry
O şiir okumaktan hoşlanır
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
neredeyse hiç
Sahnedeçok az veya neredeyse hiç
I can hardly hear you
Seni neredeyse hiç duyamıyorum
gezmek
Sahnedeeğlenmek için evden ayrılmak
I want to go out tonight
Bu gece dışarı çıkmak istiyorum
dışarı çıkmak
Sahnedebir yerden ayrılıp başka bir yere gitmek
It is time to go out
Dışarı çıkma zamanı geldi
sönmek
yanmayı veya çalışmayı durdurmak
The lights suddenly went out
Işıklar aniden söndü
gönderilmek
bir yere ulaştırılmak üzere yola çıkmak
The invitations went out yesterday
Davetiyeler dün gönderildi
dışarı çıkmak
bir yerden ayrılıp dışarı gitmek
I want to go out tonight
Bu gece dışarı çıkmak istiyorum
dışarı çıkmak
sosyal nedenlerle evden ayrılıp bir yere gitmek
We will go out for dinner tonight
Bu akşam akşam yemeği için dışarı çıkacağız
ödemek
Sahnedebir şey için para vermek
I have to pay the bill
Faturayı ödemem gerekiyor
işe yaramak
iyi bir sonuç veya avantaj getirmek
Honesty will pay in the end
Dürüstlük sonunda işe yarayacak
göstermek
bir şeye dikkat veya saygı yöneltmek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
kazançlı olmak
zaman veya çaba harcamaya değmek
It pays to arrive on time
Zamanında gelmek kazançlıdır
ödemek
yapılan işin karşılığında para vermek
They pay the workers every week
İşçilere her hafta ödeme yaparlar
ücretli
yapılan iş karşılığında parası verilmiş
This is a paid position
Bu ücretli bir pozisyon
ücret
yapılan iş için verilen para
He received his pay yesterday
Ücretini dün aldı
dikkat etmek
birine veya bir şeye özen göstermek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
para kazanmak
yapılan iş karşılığında para elde etmek
This job pays well
Bu iş iyi para kazandırıyor
maaş
bir işte çalışmanın karşılığı olarak alınan para
My pay is deposited monthly
Maaşım her ay yatıyor
borcu ödemek
birine olan borcu geri vermek
I need to pay my credit card debt
Kredi kartı borcumu ödemem gerekiyor
cezasını çekmek
yapılan yanlışın kötü sonucunu yaşamak
You will pay for what you did
Yaptığının cezasını çekeceksin
maaş
iş karşılığında verilen para
I receive my pay every month
Maaşımı her ay alırım
ziyaret etmek
birini veya bir yeri görmeye gitmek
We will pay a visit to the museum
Müzeyi ziyaret edeceğiz
ödemek
bir şeyin karşılığını vererek sahip olmak
I will pay for the book
Kitabın parasını ödeyeceğim
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
Vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
Sahnedeşimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
saygı duymak
Sahnedebir kişi veya şey hakkında olumlu düşüncelere sahip olmak
I respect my teacher
Öğretmenime saygı duyarım
yön
bir şeyin belirli bir parçası veya detayı
He is right in this respect
O bu yönden haklı
saygı
başkalarına karşı gösterilen nazik davranış ve özen
We show respect for our elders
Yaşlılarımıza saygı gösteririz
saygı
başkalarına karşı nazik davranış ve özen
We should show respect to our elders
Büyüklerimize saygı göstermeliyiz
bağımsızlık
Sahnedebaşkalarının kontrolünden kurtulma durumu
They fought for their independence
Bağımsızlıkları için savaştılar
evlenme teklif etmek
Sahnedebirine kendisiyle evlenmesini istemek
He proposed to her last night
Dün gece ona evlenme teklif etti
önermek
bir fikir veya plan sunmak
I propose a new plan
Yeni bir plan öneriyorum
evlenme teklif etmek
birine kendisiyle evlenmesini istemek
He decided to propose
Evlenme teklif etmeye karar verdi
topluluk
Sahnedeaynı yerde yaşayan insan grubu
Our community is very friendly
Topluluğumuz çok arkadaş canlısı
topluluk
belirli bir bölgede yaşayan veya ortak özellikleri olan insanlar grubu
He is an active member of our community
O topluluğumuzun aktif bir üyesidir
topluluk
aynı bölgede yaşayan insan grubu
We have a strong community here
Burada güçlü bir topluluğumuz var
kaybetmek
Sahnedeceza olarak bir şeyden vazgeçmek veya onu kaybetmek
He had to forfeit his deposit
Depozitosunu kaybetmek zorunda kaldı
çekmek
Sahnedebir nesneyi bulunduğu yerden dışarı çıkarmak
He has drawn his sword
Kılıcını çekti
çekilmek
birine veya bir şeye ilgi duymak
She was drawn to the music
Müziğe çekildi
bitkin
yorgun veya gergin görünen
She looked pale and drawn after the long trip
Uzun yolculuktan sonra solgun ve bitkin görünüyordu
çizilmiş
kalem veya benzeri bir araçla resim yapmak
She has drawn a beautiful picture
O güzel bir resim çizdi
evlilik töreni
Sahnedeiki kişinin evlendiği merasim
The wedding ceremony starts at noon
Evlilik töreni öğlen başlıyor
gelin
evlenen kadın
The bride arrived at the wedding early
Gelin düğüne erken geldi
düğün
evlilik töreni
We are going to a wedding this Saturday
Bu cumartesi bir düğüne gidiyoruz
düğün
evlilik töreni
They are planning their wedding
Onlar düğünlerini planlıyorlar
düğün
iki kişinin evlendiği tören
They are planning a beautiful wedding
Güzel bir düğün planlıyorlar
nikah
evlilik bağıyla birleşme töreni
They had a small nikah ceremony
Küçük bir nikah töreni yaptılar
gelecek
Sahnedeyakın zamanda olacak olan
The coming weeks will be busy
Gelecek haftalar yoğun geçecek
gelmek
bir yere ulaşma
The train is coming
Tren geliyor
gelen
bir yerden bir yere doğru hareket eden
My friend is coming to my house
Arkadaşım evime geliyor
gelme
bir yere doğru hareket etme eylemi
Your coming made me happy
Gelmen beni mutlu etti
aptal
Sahnedemantıklı veya zeki olmayan
That was a stupid mistake
Bu aptalca bir hataydı
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
bekle
Sahnedekısa bir süre beklemek
Hang on a minute
Bir dakika bekle
bağlı olmak
bir durumun veya sonucun başka bir şeye dayalı olması
Success hangs on your hard work
Başarı senin sıkı çalışmana bağlı
asmak
bir şeyi bir yere sabitlemek
Hang on the poster here
Posteri buraya as
elinde tutmak
bir şeyi kaybetmeden saklamak
Please hang on to this receipt
Lütfen bu fişi elinde tut
neyse
Sahnedeönemsemediğini belirtmek için kullanılır
Whatever, I don't care
Neyse, umurumda değil
her ne olursa olsun
her ne olursa olsun
Do whatever you want
Ne istersen onu yap
herhangi bir şey
belirli olmayan bir şey
You can eat whatever you want
İstediğin herhangi bir şeyi yiyebilirsin
ne olursa olsun
sonucun fark etmediğini ifade eder
I will stay whatever happens
Ne olursa olsun kalacağım
iç çamaşırı
Sahnededış kıyafetlerin altına giyilen giysi
I need to buy new underwear
Yeni iç çamaşırı almam gerekiyor
üzücü durum
Sahnedehayal kırıklığı yaratan durum
That is such a bummer
Bu gerçekten çok üzücü
vakit geçirmek
Sahnedebir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
harcamak
bir şey için para vermek
I spend money on food
Yiyeceğe para harcıyorum
harcamak
bir amaç için para zaman veya emek kullanmak
I spent all my money
Tüm paramı harcadım
harcamak
bir şey karşılığında para vermek
I spend money on food
Yemek için para harcıyorum
geçirmek
bir şeyi yaparak zaman kullanmak
We spend time together
Birlikte zaman geçiriyoruz
hale gelmek
Sahnedebir durumdan başka bir duruma geçmek
The milk went bad
Süt bozuldu
gitti
bir yerden başka bir yere gitmek
He went to the store
Mağazaya gitti
bırakmak
tutulan veya hapsedilen birini veya bir şeyi serbest bırakmak
He let the bird go
O kuşu serbest bıraktı
alçalmak
daha düşük bir yere doğru hareket etmek
The elevator went down to the first floor
Asansör birinci kata alçaldı
çocuklar
Sahnedebirden fazla genç kişi
Many children go to school
Birçok çocuk okula gider
çocuklar
Sahnedebir kişinin erkek veya kız evlatları
She has three children
Üç çocuğu var
çocuklar
genç insan yavruları
The children are playing in the park
Çocuklar parkta oynuyorlar
gençler
gelişme çağındaki insanlar
These children are studying for their exam
Bu gençler sınavlarına çalışıyorlar
otobüs
Sahnedebüyük bir toplu taşıma aracı
I take the bus to work
İşe otobüsle giderim
otobüsle götürmek
birini otobüs kullanarak bir yere taşımak
They bus students to school
Öğrencileri okula otobüsle götürüyorlar
toplamak
masadaki kirli tabakları kaldırmak
He bussed the table after the meal
Yemekten sonra masayı topladı
canlı
Sahnedehayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
Sahnedebir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
yaşamak
bir kişinin veya şeyin var olma biçimi
Fish live in water
Balıklar suda yaşar
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
yaşamak
bir yerde evinin olması
I live in Istanbul
İstanbul'da yaşıyorum
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
özgür
kısıtlama olmadan istenileni yapabilme durumu
They live a free life
Onlar özgür bir hayat yaşıyorlar
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
zulmetmek
Sahnedebirine uzun süre boyunca zalimce veya haksız davranmak
They were persecuted for their beliefs
İnançları yüzünden zulüm gördüler
terzi
Sahnedeprofesyonel olarak kıyafet diken kadın
The seamstress fixed my dress
Terzi elbisemi düzeltti
yemin etmek
Sahnedeciddi bir söz veya vaatte bulunmak
I swear to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğime yemin ederim
yemin etmek
bir şeyden çok emin olduğunu belirtmek
I swear I saw him
Onu gördüğüme yemin ederim
küfretmek
kötü kelimeler kullanmak
Do not swear in class
Derste küfretme
diziliş
Sahnedeinsanların veya nesnelerin bir arada durma biçimi
The team practiced their new formation
Takım yeni dizilişlerini çalıştı
oluşum
oluşmuş veya yaratılmış olan şey
The rock formation is beautiful
Kaya oluşumu güzel
oluşum
bir şeyin meydana getirilme süreci
The formation of clouds is a natural process
Bulutların oluşumu doğal bir süreçtir
tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip grup
What sort of food is this
Bu ne tür bir yemek
sıralamak
nesneleri gruplara ayırmak veya düzenlemek
Please sort these books
Lütfen bu kitapları sırala
halletmek
bir sorunu veya durumu başarıyla çözmek
I will sort this problem out soon
Bu sorunu yakında halledeceğim
geceyi geçirmek
Sahnedebir gece boyunca bir yerde kalmak
We will spend the night at our friend's house
Arkadaşımızın evinde geceyi geçireceğiz
debütant
Sahnedesosyeteye ilk kez tanıtılan genç kız
She was a debutante at the grand ball
Büyük baloda bir debütanttı
hakkında konuşmak
Sahnedebir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
işte buna denir
bir durumun aşırı veya sıra dışı olduğunu vurgulamak için kullanılır
Talk about a lucky break
İşte buna büyük bir şans denir
bahsetmek
bir konu hakkında bir şeyler söylemek
They talked about the project
Projeden bahsettiler
kısmet
Sahnedeönceden belirlenmiş veya kaçınılmaz kader
It was kismet that we met here
Burada karşılaşmamız kısmetti
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
uzaklaşmak
Sahnedebir kişiden yerden veya kötü bir durumdan ayrılmak
I need to get away from the city
Şehirden uzaklaşmam gerekiyor
uzaklaştırmak
bir şeyi bulunduğu yerden başka bir yere taşımak
Get the dog away from the table
Köpeği masadan uzaklaştır
konuyu değiştirmek
belirli bir konuyu tartışmayı veya odaklanmayı bırakmak
Let us get away from that topic
Hadi o konuyu değiştirelim
uzaklaşmak
birinden veya bir şeyden kaçmak
He wants to get away from the city
Şehirden uzaklaşmak istiyor
fark etmek
Sahnedebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
idrak etmek
bir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
sihirli
Sahnedebüyüleyici veya sihirle ilgili
It was a magical moment
Sihirli bir andı
büyülü
sihirli veya büyü güçlerine sahip olan
The forest looked magical in the moonlight
Orman ay ışığında büyülü görünüyordu
büyülü
büyü veya doğaüstü olaylarla ilgili olan
The fairy tale had a magical ending
Masalın büyülü bir sonu vardı
sihirli
büyü gücüne sahip olan veya büyüyle ilgili
The magician performed a magical trick
Sihirbaz sihirli bir numara yaptı
doğru
Sahnedegerçek olan veya yanlış olmayan
It is true that she is here
Burada olduğu doğru
dürüst
yalan söylemeyen ve doğru sözlü
He is a true person
O dürüst bir insan
sadık
birine bağlı ve vefalı olan
She is a true friend to me
O benim için sadık bir dost
güvenilir
her zaman beklenen şekilde çalışan
This system is true and effective
Bu sistem güvenilir ve etkili
ciddi
Sahnededikkatli düşünme veya eylem gerektiren
This is a serious problem
Bu ciddi bir problem
ciddi
Sahnedeşaka yapmayan, söylediklerinde samimi olan
Are you serious?
Ciddi misin?
ciddi
zarar veya tehlikeye neden olan
He had a serious accident
O ciddi bir kaza geçirdi
ciddi
miktarı veya derecesi yüksek olan
It is a serious problem
Bu ciddi bir problem
ilginç
Sahnedemerak uyandıran
The book is very interesting
Kitap çok ilginç
ilgi çekici
bir şeyi merak etme veya öğrenme isteği uyandıran
This book is very interesting
Bu kitap çok ilgi çekici
ilgi çekici
merak veya dikkat uyandıran
This is an interesting story
Bu ilgi çekici bir hikaye
kaz veya ördek ciğeri
Sahnedeördek veya kaz ciğerinden yapılan zengin bir Fransız yemeği
Foie gras is a luxury dish
Foie gras lüks bir yemektir
zorunlu kılmak
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya mecbur bırakmak
The law will obligate companies to recycle
Yeni yasa şirketleri geri dönüşüm yapmaya zorunlu kılacak
bir kez
Sadece bir kez gerçekleşen
I saw him one time
Onu bir kez gördüm
bir defalık
Tek seferlik olan
This is a one time offer
Bu bir defalık bir tekliftir
bir seferlik
bir kez gerçekleşmiş veya yapılmış olan
This is a one time payment
Bu bir seferlik bir ödemedir
tek kullanımlık
sadece bir kez kullanılan veya gerçekleşen
This is a one-time offer
Bu tek kullanımlık bir teklif
çözmek
Sahnedebir problemi çözmek veya bir şeyi anlamak
I need to figure out this puzzle
Bu bulmacayı çözmem gerekiyor
anlamak
düşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure out how this works
Bunun nasıl çalıştığını anlayamıyorum
çözmek
bir sorunun cevabını bulmak veya bir şeyin nasıl çalıştığını anlamak
I will figure out how to fix this
Bunu nasıl tamir edeceğimi çözeceğim
tahmin etmek
bir şeyin muhtemel olduğuna inanmak veya düşünmek
I figured out it would rain
Yağmur yağacağını tahmin ettim
gerçek
Sahnededoğru olduğu bilinen şey
This is a known fact
Bu bilinen bir gerçektir
gerçek
Sahnededoğru veya gerçek olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olduğu bir gerçektir
aslında
bir şeyin doğru olduğunu vurgulamak veya ek bilgi vermek için kullanılır
In fact, it is very cold
Aslında hava çok soğuk
gerçek
doğru olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olması bir gerçektir
şekil
Sahnedebir şeyin dış biçimi veya hatları
The clouds have a strange shape
Bulutlar garip bir şekle sahip
form
bir kişinin fiziksel veya zihinsel durumu
He is in good shape
O iyi bir formda
şekillendirmek
bir şeye belirli bir biçim kazandırmak
You can shape the clay with your hands
Kili ellerinle şekillendirebilirsin
şekil
bir şeyin dış görünüşü veya ana hatları
Everything has a shape
Her şeyin bir şekli vardır
Eyvah
Sahnedeşaşkınlık veya korku belirtmek için kullanılan ünlem
Yikes, that is a big spider
Eyvah, bu çok büyük bir örümcek
yemin etmek
Sahnedeçok ciddi bir şekilde söz vermek
I swear to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğime yemin ederim
yemin etmek
ciddi bir söz vermek veya beyanda bulunmak
I swear to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğime yemin ederim
söz vermek
bir şeyi yapacağına dair ciddi şekilde söz vermek
I swear to finish this work on time
Bu işi zamanında bitireceğime söz veriyorum
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
Sahnedeotobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
kahve
Sahnedekavrulmuş kahve çekirdeklerinden yapılan sıcak bir içecek
I drink coffee every morning
Her sabah kahve içerim
kahve
kavrulmuş çekirdeklerden yapılan sıcak bir içecek
Do you want some coffee?
Biraz kahve ister misiniz?
gereklilik
Sahnedegerekli olan veya yapılması zorunlu olan şey
A degree is a basic requirement for this job
Bu iş için diploma temel bir gerekliliktir
geri dönmek
Sahnedebir yere veya bir konuya yeniden dönmek
I want to go back to my home
Evime geri dönmek istiyorum
geri dönmek
Sahnedebir yere tekrar gitmek
I will go back to my house
Evime geri döneceğim
resim
Sahnedegörsel bir temsil
I drew a picture
Bir resim çizdim
hayal etmek
zihinde canlandırmak
I can't picture it
Bunu hayal edemiyorum
genel durum
bir durumun tamamı veya ana fikri
You need to understand the whole picture
Genel durumu anlaman gerekiyor
film
sinemada gösterilen hareketli görüntü
We saw a funny picture at the cinema
Sinemada komik bir film izledik
sıkmak
Sahnedebir şeyi kuvvetle bastırmak
Squeeze the lemon
Limonu sık
sevgili
romantik bir ilişki içinde olduğunuz kişi
She is my main squeeze
O benim sevgilim
sıkıştırmak
birini bir şey yapmaya zorlamak için baskı uygulamak
They tried to squeeze him into signing the contract
Onu sözleşmeyi imzalamaya zorlamak için sıkıştırdılar
an
Sahnedeçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
şu an
şimdiki zaman dilimi
I am busy at the moment
Şu anda meşgulüm
an
çok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment please
Lütfen bir an bekleyin
süre
oldukça kısa bir zaman parçası
It only took a moment
Sadece kısa bir süre aldı
kızgın
Sahnedebir şeye karşı öfke duyma
The customer was angry about the delay
Müşteri gecikme yüzünden kızgındı
kızgın
güçlü bir rahatsızlık veya hoşnutsuzluk hissetmek
He is angry with me
Bana kızgın
sinirli
kolayca öfkelenen veya hoşnutsuz
She is feeling angry after the argument
Tartışmadan sonra sinirli hissediyor
nefes almak
Sahnedeakciğerlere hava çekip verme süreci
It is hard to breathe in this room
Bu odada nefes almak zor
canlandırmak
bir şeye yeni bir canlılık veya enerji kazandırmak
We need to breathe life into the project
Projeye hayat vermemiz gerekiyor
ile yatıp kalkmak
bir şeye kendini tamamen adamış veya onunla dolu olmak
He breathes fashion
O modayla yatıp kalkıyor
fısıldamak
bir şeyi gizli bir şekilde söylemek
She did not breathe a word about it
O konu hakkında tek kelime bile etmedi
nefes almak
havayı ciğerlerine çekmek
You need to breathe deeply
Derin nefes alman gerekiyor
nefes almak
akciğerlere hava alıp verme işlemi
Please breathe deeply
Lütfen derin nefes al
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmen ifade etmek
The police decided to bring charges against him
Polis ona karşı suçlamada bulunmaya karar verdi
pizza
Sahnedeüzerine peynir ve malzeme konulan yuvarlak fırın yemeği
We ordered a pizza for dinner
Akşam yemeği için pizza sipariş ettik
pizza
peynir ve malzemelerle yapılan yuvarlak İtalyan yemeği
I love eating pizza
Pizza yemeyi severim
geri ödemek
Sahnedebirine ödünç alınan parayı veya şeyi geri vermek
I will repay the money I borrowed
Ödünç aldığım parayı geri ödeyeceğim
geri ödemek
birine borç alınan parayı geri vermek
I will repay the loan next month
Krediyi gelecek ay geri ödeyeceğim
karşılığını vermek
yapılan bir iyiliğe veya kötülüğe cevap vermek
She repaid his kindness with a gift
Onun nezaketinin karşılığını bir hediye ile verdi
pozitif
Sahnedebir şeyin doğru veya mevcut olduğunu gösteren
The test result was positive
Test sonucu pozitifti
olumlu
kötü şeyler yerine iyi şeyleri düşünen
Stay positive about the future
Gelecek hakkında olumlu kal
artı
sıfırdan büyük olan matematiksel değer
Five is a positive number
Beş pozitif bir sayıdır
pozitif
bir maddenin veya durumun var olduğunu gösteren
The medical test was positive
Tıbbi test sonucu pozitifti
cevap
Sahnedebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
bir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
başlangıçta
Sahnedeen başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
tamamen
Sahnedeher bakımdan veya tam derecede
I completely forgot about the meeting
Toplantıyı tamamen unuttum
huzursuz
Sahnedeendişeli veya belirsiz hissetme
He felt unsettled after the news
Haberi aldıktan sonra huzursuz hissetti
karara bağlanmamış
henüz karar verilmemiş veya sonuçlanmamış durum
The issue remains unsettled
Sorun hâlâ karara bağlanmadı
dengesiz
bir yerde sabit veya kurulu olmayan
The weather is quite unsettled today
Bugün hava oldukça dengesiz
inmek
Sahnededaha düşük bir yere hareket etmek
Please come down from the ladder
Lütfen merdivenden in
düşmek
seviye miktar veya sıcaklık olarak azalmak
Prices will come down soon
Fiyatlar yakında düşecek
dayanmak
bir durumun temel sebebinin belirli bir şeye bağlı olması
It all comes down to money
Her şey paraya dayanıyor
sert davranmak
birine karşı katı ve disiplinli bir tavır takınmak
The teacher came down on the student
Öğretmen öğrenciye sert davrandı
inmek
yüksek bir yerden aşağıya doğru hareket etmek
The rain began to come down
Yağmur inmeye başladı
alçalmak
daha yüksek bir noktadan daha aşağıya gelmek
The plane will come down soon
Uçak yakında alçalacak
ziyarete gelmek
bir yerden başka bir yere gitmek
You should come down to our office
Ofisimize ziyarete gelmelisin
yıkılmak
yapısal bir bütünlüğünü kaybedip çökmek
The old building might come down soon
Eski bina yakında yıkılabilir
plan
Sahnedebir şeyi yapmak için oluşturulan sistem veya düzenleme
The company has a new training scheme
Şirketin yeni bir eğitim planı var
tezgahlamak
gizli planlar yapmak
They schemed to win the election
Seçimi kazanmak için tezgah kurdular
entrika
birine zarar vermek veya sahtekarlık yapmak amacıyla gizli plan yapma
He devised a clever scheme to cheat
Hile yapmak için zekice bir entrika kurdu
kar tanesi
Sahnedekar olarak yağan donmuş küçük su parçası
The snowflake is beautiful
Kar tanesi güzeldir
kar tanesi
kar olarak yağan donmuş küçük su parçası
A single snowflake fell on my nose
Burnuma tek bir kar tanesi düştü
alıngan kişi
çabuk kırılan veya gücenen kimse
Don't be such a snowflake
Bu kadar alıngan olma
görünüşe göre
Sahnedegöründüğü kadarıyla
Apparently, he forgot the meeting
Görünüşe göre toplantıyı unuttu