

Gossip Girl — 1. Sezon Bölüm 14
Kelimeler ve anlamları
570 kelime
Seviye
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
sunmak
Sahnedebirine bir şey vermek veya teklif etmek
She presented him with a gift
Ona bir hediye sundu
şimdiki zaman
şu an gerçekleşmekte olan zaman
Focus on the present
Şimdiki zamana odaklan
ortaya çıkarmak
bir şeyin olmasına neden olmak
This situation presents a problem
Bu durum bir sorun ortaya çıkarıyor
hediye
birine verilen nesne
I bought a present for my friend
Arkadaşım için bir hediye aldım
tanıştırmak
birini diğeriyle tanıştırmak
Let me present my colleague to you
Meslektaşımı sizinle tanıştırayım
şanslı
Sahnedeiyi şansa veya başarıya sahip olan
I am fortunate to have a good family
İyi bir aileye sahip olduğum için şanslıyım
endişeli
Sahnedehuzursuz veya kaygılı hissetmek
I am worried about the exam
Sınav hakkında endişeliyim
biraz
Sahnedeaz miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
Sahnedebenzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
tür
belirli bir çeşit veya tip
This is a new kind of fruit
Bu yeni bir tür meyve
ikram etmek
Sahnedebirine bir şeyi alma şansı vermek
He offered me some water
Bana biraz su ikram etti
teklif
bir şeyin yapılması veya verilmesi yönündeki öneri
He accepted the job offer
İş teklifini kabul etti
sabırlı
Sahnedekızmadan sakince bekleyebilen
You need to be patient
Sabırlı olman gerekiyor
rota
Sahnedeizlenmesi planlanan yol veya yön
The ship changed its course
Gemi rotasını değiştirdi
elbette
evet demek veya onaylamak için kullanılır
Of course I will come
Elbette geleceğim
kurs
belirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursuna gidiyorum
yemek sırası
bir öğünün bölümlerinden her biri
The first course was soup
İlk yemek sırası çorbaydı
tabii
bir durumun beklendik veya aşikar olduğunu belirtir
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
yemek kısmı
servis edilen bir öğünün bölümlerinden biri
I liked the main course
Ana yemek kısmını sevdim
süreç
bir zaman dilimi veya dönem
During the course of the day
Gün süresince
yol
bir hareketin veya gelişimin izlediği yön
The ship changed its course
Gemi yolunu değiştirdi
parkur
bir spor veya etkinlik için kullanılan arazi
The golf course is very large
Golf parkuru çok geniş
kurs
belirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursu alıyorum
beş parasız
Sahnedehiç parası olmamak
I am broke
Beş parasızım
kırdı
parçalara ayırmak
He broke the vase
Vazoyu kırdı
yıkmak
birini duygusal olarak çok üzmek
The bad news broke her
Kötü haber onu yıktı
kurtarmak
birinin bir yerden kaçmasına yardım etmek
She broke him out of prison
Onu hapisten kurtardı
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
haline gelmek
değişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
bitirip kurtulmak
Sahnedezor veya tatsız bir şeyi tamamlamak
I want to get it over with
Bir an önce bitirip kurtulmak istiyorum
aradan çıkarmak
hoş olmayan bir işi bir an önce tamamlamak
I want to finish this job and get it over with
Bu işi bitirip aradan çıkarmak istiyorum
normallik
Sahnedeher zamanki veya beklenen durumda olma hali
We are trying to return to normalcy
Normalliğe dönmeye çalışıyoruz
en kötü
Sahnedeen nahoş veya en düşük kaliteli olan
This is the worst movie I have ever seen
Bu, şimdiye kadar izlediğim en kötü film
en feci
Sahnedeen ağır veya en olumsuz durumda olan
It was the worst day of his life
Hayatının en feci günüydü
en kötü
kalite bakımından en düşük seviyede olan
This is the worst restaurant in town
Bu şehirdeki en kötü restoran
diriliş
Sahnedeölümden sonra yeniden hayata dönme
He believes in the resurrection of the dead
Ölülerin dirilişine inanıyor
diriliş
ölümden sonra tekrar hayata dönme eylemi
The legend describes the resurrection of the hero
Efsane kahramanın dirilişini anlatıyor
eğimli olmak
Sahnedebir yana doğru eğilmek veya yatık durmak
The roof slants to the left
Çatı sola doğru eğimli
eğim
bir yüzeyin yatay düzleme göre eğik olması
The roof has a slight slant
Çatının hafif bir eğimi var
çapraz pas
Amerikan futbolunda kısa ve açılı bir ileri pas
The quarterback threw a quick slant
Oyun kurucu hızlı bir çapraz pas attı
zorluk
Sahnedebir sorun veya güçlük içeren durum
Learning to read was a struggle for him
Okumayı öğrenmek onun için bir zorluktu
mücadele etmek
zorlukların üstesinden gelmeye çalışmak
He struggled against the illness
Hastalığa karşı mücadele etti
mücadele
insanlar veya gruplar arasında güç ve kontrol için yapılan savaş
The workers began a struggle for their rights
İşçiler hakları için bir mücadele başlattılar
karıştırmak
Sahnedefarklı şeyleri bir araya getirmek
You should blend the ingredients well
Malzemeleri iyice karıştırmalısın
karışım
farklı şeylerin birleşimi
This coffee is a special blend
Bu kahve özel bir karışımdır
yine de
Sahnedebuna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
rağmen
bir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
yine de
bir cümlede karşıt bir fikir belirtmek için kullanılır
It is a bit expensive though
Yine de biraz pahalı
hoşça kal
Sahnedeayrılırken kullanılan bir kelime
Bye, see you tomorrow
Hoşça kal, yarın görüşürüz
bay bay
veda etmenin kısa ve gayriresmi yolu
Bye, mom
Bay bay anne
uyuşturucu kuryesi
Sahnedeyasa dışı uyuşturucu taşıyan kişi
The police caught the drug mule at the airport
Polis havaalanında uyuşturucu kuryesini yakaladı
katır
at ile eşeğin çiftleşmesinden doğan hayvan
The mule carries the heavy bags
Katır ağır çantaları taşıyor
terlik
arkası açık bir ayakkabı
She wears mules in the summer
Yazın terlik giyer
plan
Sahnedebir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
plan
Sahnedebir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
planlamak
bir şeyi yapmak için düzenleme yapmak
I plan to visit my friend
Arkadaşımı ziyaret etmeyi planlıyorum
fikrini belirtmek
Sahnedebir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
başlatma
Sahnedebirini bir gruba veya pozisyona kabul etme işlemi
He attended the induction ceremony
Başlatma törenine katıldı
indüksiyon
manyetik alan kullanarak elektrik üretme süreci
Electromagnetic induction is used in generators
Elektromanyetik indüksiyon jeneratörlerde kullanılır
aç
Sahnedeyiyecek yeme ihtiyacı duyan
I am hungry
Ben açım
istekli
bir şeyi şiddetle arzulayan
He is hungry for success
Başarıya açtır
daha aç
öncekine göre daha fazla yeme ihtiyacı hissetme
I am even more hungry now
Şimdi daha da aç hissediyorum
çay
Sahnedeyapraklardan yapılan sıcak bir içecek
I drink tea every morning
Her sabah çay içerim
çay
kuru yaprakların üzerine kaynar su dökülerek hazırlanan sıcak içecek
I drink tea every morning
Her sabah çay içerim
dedikodu
insanlar hakkındaki söylentiler veya haberler
She is spilling the tea about the party
Parti hakkındaki dedikoduları anlatıyor
hakkında konuşmak
Sahnedebir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
işte buna denir
bir durumun aşırı veya sıra dışı olduğunu vurgulamak için kullanılır
Talk about a lucky break
İşte buna büyük bir şans denir
bahsetmek
bir konu hakkında bir şeyler söylemek
They talked about the project
Projeden bahsettiler
her gün
Sahnedeher bir gün
I exercise every day
Her gün egzersiz yaparım
araç
Sahnedeinsanları veya eşyaları bir yerden başka bir yere taşımak için kullanılan şey
The car is a common vehicle
Araba yaygın bir araçtır
affetme
Sahnedeyanlış yapan birine karşı duyulan öfkenin sona ermesi
She asked for his forgiveness
Onun affını istedi
şampanya
SahnedeFransa'dan gelen pahalı ve köpüklü beyaz şarap
We celebrated with a glass of champagne
Bir kadeh şampanya ile kutlama yaptık
şampanya
Fransa'nın Champagne bölgesinde üretilen köpüklü şarap
They drank champagne to celebrate
Kutlamak için şampanya içtiler
şampanya
pahalı bir beyaz köpüklü şarap
They served champagne at the party
Partide şampanya ikram ettiler
köpüklü şarap
kutlamalarda içilen bir tür gazlı beyaz şarap
Many people enjoy sparkling wine
Birçok insan köpüklü şaraptan hoşlanır
affedersiniz
Sahnedenazikçe dikkat çekmek veya özür dilemek için kullanılan ifade
Excuse me may I pass
Affedersiniz geçebilir miyim
affetmek
bir hatayı hoşgörüyle karşılamak
Please excuse my foolish error
Lütfen aptalca hatamı affedin
bahane
bir durumu açıklamak için sunulan gerekçe
He has a good excuse
Onun iyi bir bahanesi var
bahane
bir hatayı açıklamak için sunulan neden
Do not make an excuse for being late
Geç kaldığın için bahane üretme
kabul etmek
Sahnedebir şeye onay vermek
She accepted the invitation
Daveti kabul etti
kabul etmek
bir şeyi doğru veya geçerli olarak tanımak
I accept the truth
Gerçeği kabul ediyorum
kabul etmek
sunulan bir şeyi almak
He accepted the award
Ödülü kabul etti
kabul etmek
bir şeyi almaya veya onaylamaya razı olmak
I accept your offer
Teklifi kabul ediyorum
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
keyif almak
Sahnedebir şeyden zevk almak
I enjoy reading books
Kitap okumaktan keyif alırım
inmek
Sahnedebir araçtan veya yerden ayrılmak
I will get off the bus at the next stop
Bir sonraki durakta otobüsten ineceğim
bırakmak
birine yönelik bir davranışı durdurmak
Get off my back
Peşimi bırak
cezadan kurtulmak
bir şey için cezalandırılmaktan kaçınmak
He got off with a fine
Cezadan bir para cezasıyla kurtuldu
kapatmak
bir telefon görüşmesini bitirmek
I need to get off the phone now
Şimdi telefonu kapatmam gerekiyor
inmek
bir yerden veya taşıttan ayrılmak
Please get off the bus
Lütfen otobüsten inin
rahat bırakmak
birini rahatsız etmeyi durdurmak
Get off him now
Onu hemen rahat bırak
inmek
bir yerden ayrılmak veya uzaklaşmak
I need to get off the bus
Otobüsten inmem gerekiyor
kurtulmak
bir ceza veya suçlamadan kaçınmak
He got off with a warning
Uyarı ile kurtuldu
dikkatini çevirmek
Sahnedebir şeye odaklanmaya başlamak
Now let us turn to the next topic
Şimdi dikkatimizi bir sonraki konuya çevirelim
yardım istemek
birinden destek veya tavsiye istemek
You can always turn to your family
Her zaman ailenden yardım isteyebilirsin
sayfaya geçmek
kitapta belirli bir sayfaya ilerlemek
Students turn to page fifty
Öğrenciler ellinci sayfaya geçiyor
dönmek
birine bakmak için vücudunu hareket ettirmek
Please turn to me
Lütfen bana dön
ebeveyn
Sahnedebir kişinin annesi veya babası
I love my parents
Ebeveynlerimi seviyorum
ana şirket
başka bir şirketin sahibi olan şirket
The parent company owns several smaller businesses
Ana şirket birkaç küçük işletmeye sahip
ebeveynlik yapmak
bir çocuğun bakımını üstlenip onu büyütmek
They are parenting their children with love
Çocuklarını sevgiyle yetiştiriyorlar
ebeveyn
bir çocuğun annesi veya babası
My parent is very kind
Ebeveynim çok nazik
yatırmak
Sahnedebir şeye zaman çaba veya duygu vermek
You should invest more effort in your work
İşine daha fazla çaba yatırmalısın
yatırım yapmak
kar elde etmek amacıyla bir şeye para yatırmak
I want to invest in this company
Bu şirkete yatırım yapmak istiyorum
kazandırmak
birine veya bir şeye belirli bir nitelik yüklemek
This uniform invests him with authority
Bu üniforma ona otorite kazandırıyor
atamak
birine yetki veya hak vermek
The law invests the court with power
Kanun mahkemeye yetki tanır
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
yakışmak
Sahnedebir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
dönüşmek
bir şeyden başka bir şeye geçmek
Water will become ice
Su buza dönüşecek
hale gelmek
bir şey durumuna geçmeye başlamak
The weather will become cold
Hava soğuk hale gelecek
başa çıkmak
Sahnedebir işi veya sorunu yönetmek için harekete geçmek
I will deal with the problem tomorrow
Sorunla yarın başa çıkacağım
ilgili olmak
belirli bir konu hakkında konuşmak veya konuyla ilgilenmek
This book deals with ancient history
Bu kitap antik tarih ile ilgili
muhatap olmak
bir kişiyle iş yapmak veya iletişim kurmak
I do not like dealing with rude people
Kaba insanlarla muhatap olmayı sevmiyorum
ilgilenmek
bir sorunu çözmek için harekete geçmek
I have to deal with this problem
Bu sorunla ilgilenmem gerekiyor
ilgilenmek
bir sorunu ele almak veya halletmek
I need to deal with this problem
Bu sorunla ilgilenmem gerekiyor
düşünmek
Sahnedebir konu hakkında görüşe sahip olmak
I thought you were busy
Meşgul olduğunu düşünmüştüm
düşünce
Sahnedezihinden geçen fikir veya inanış
He had a strange thought
Aklına tuhaf bir düşünce geldi
düşünme
dikkatli bir şekilde düşünme eylemi
He was lost in thought
Düşüncelere dalmıştı
bahsetmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
He thought to mention the new plan
O yeni plandan bahsetmeyi düşündü
kaybetmek
Sahnedebir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
yenilmek
bir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
artık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
takip edememek
birinin ne dediğini anlayamamak
You are losing me
Beni takip edemiyorsun
kaybetmek
bir şeyin yerini bilememek
I always lose my keys
Anahtarlarımı her zaman kaybederim
yenilmek
bir oyunda mağlup duruma düşmek
We did not want to lose the game
Oyunu kaybetmek istemedik
ölmek
bir yakınını kaybetmek
She lost her father last year
Babasını geçen yıl kaybetti
kaybetmek
bir yarışmada kazanamamak
They will lose the match
Maçı kaybedecekler
kaybetmek
elinde tuttuğun bir şeyi yitirmek
I do not want to lose this chance
Bu şansı kaybetmek istemiyorum
anlayamamak
bir konuyu takip edememek
I lost you when you talked about science
Bilim hakkında konuştuğunda seni anlayamadım
kaybetmek
bir eşyayı yanlış yere koyup bulamamak
Did you lose your wallet
Cüzdanını mı kaybettin
yitirmek
daha önce sahip olunan bir şeyi artık bulundurmamak
He lost his job yesterday
Dün işini kaybetti
kaybetmek
artık sahip olmamak
I lost my focus
Odak noktamı kaybettim
kaybetmek
bir şeye artık sahip olmamak
I often lose my keys
Anahtarlarımı sık sık kaybederim
utanç verici
Sahnedekabul edilen davranış biçimlerine aykırı ve şok edici
His behavior was scandalous
Onun davranışı utanç vericiydi
utanç verici
kamuoyunda öfke veya ahlaki şok yaratan
It was a scandalous decision
Bu utanç verici bir karardı
hızı azaltmak
Sahnededaha yavaş gitmek
Please slow down
Lütfen yavaşla
yavaşlamak
bir şeyi daha düşük hızda veya daha az enerjiyle yapmaya başlamak
I need to slow down and rest
Yavaşlamam ve dinlenmem gerekiyor
hmm
Sahnededüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Hmm, let me think
Hmm, bir düşüneyim
kokusunu almak
Sahnedebir kokuyu fark etmek veya tanımak
I can smell smoke
Duman kokusunu alabiliyorum
kokmak
bir koku yaymak
The fish smells bad
Balık kötü kokuyor
koku
burunla algılanan özellik
I love the smell of rain
Yağmurun kokusunu seviyorum
geri dönmek
eski bir konuma veya popülariteye yeniden kavuşmak
The trend began to smell again
Moda tekrar geri dönmeye başladı
kapsamak
Sahnedebir parçası veya özelliği olarak bulundurmak
The job involves a lot of travel
İş çok fazla seyahat gerektiriyor
dahil etmek
bir şeye katılmasını sağlamak
We want to involve everyone in the project
Herkesi projeye dahil etmek istiyoruz
ilişki yaşamak
romantik bir ilişki içinde olmak
They are romantically involved
Romantik bir ilişki yaşıyorlar
bekaret
Sahnededaha önce hiç cinsel ilişkiye girmemiş olma durumu
She valued her virginity
Bekaretine değer veriyordu
bekaret
hiç cinsel ilişkiye girmemiş olma durumu
She lost her virginity
Bekaretini kaybetti
aracı
Sahnedebaşkaları adına alım veya satım yapan kişi
He is a stock broker
O bir borsa aracısıdır
aracı
iki taraf arasındaki anlaşmaları ayarlayan kimse
The broker helped us buy the house
Aracı evi satın almamıza yardım etti
yavru güvercin
Sahnedeyemek olarak tüketilen genç bir güvercin
The chef prepared a dish with squab
Şef yavru güvercin ile bir yemek hazırladı
giymek veya takmak
Sahnedevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
giymek
Sahnedeüzerinde kıyafet bulunması
I wear a coat in winter
Kışın palto giyerim
takmak
Sahnedevücudunda aksesuar veya benzeri bir şey taşımak
You should wear a mask
Bir maske takmalısın
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
yormak
birini aşırı derecede yormak
The hard work began to wear him
Zor iş onu yormaya başladı
giysi
vücudu örtmek için kullanılan eşyalar
This shop sells sports wear
Bu mağaza spor giysileri satıyor
giymek
vücudun kıyafetle kaplı olması
She wears a beautiful dress
O güzel bir elbise giyiyor
giymek
üzerinde bir giysi bulundurmak
He wears a blue shirt
O mavi bir gömlek giyiyor
giymek
bir kıyafeti üzerine geçirmek
Wear your jacket before leaving
Çıkmadan önce ceketini giy
giymek
vücuduna kıyafet geçirmek
She wears her new shoes
O yeni ayakkabılarını giyiyor
bahsetmek
Sahnedebir şeyden kısaca söz etmek
He didn't mention the price
Fiyattan bahsetmedi
değinmek
bir konuya kısaca değinmek
Please mention your experience in the letter
Lütfen mektupta deneyiminizden değinin
bahsetmek
birinden veya bir şeyden söz etmek
He mentioned the book to me
Kitaptan bana bahsetti
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
geç
belirlenen zamandan sonra olan
I am late for work
İşe geç kaldım
çikolata
Sahnedekakaodan yapılan ve genellikle şekerleme olarak yenen kahverengi yiyecek
I like eating dark chocolate
Bitter çikolata yemeyi severim
çikolata
kakaodan yapılan tatlı bir yiyecek
I love chocolate
Çikolatayı severim
çikolata
kakaodan yapılan tatlı kahverengi bir yiyecek
I like chocolate cake
Çikolatalı keki severim
kısa bir süreliğine
Sahnedekısa bir zaman için
He paused briefly
Kısa bir süre duraksadı
dışarı
Sahnedebir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
nedeniyle
Sahnedebir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
dışında tutmak
Sahnedebirini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
-den
bir yerden veya kaynaktan gelmek
I got the water out of the tap
Suyu musluktan aldım
arasından
bir grubun içinden seçilmek
Choose one out of these three
Bu üçünün arasından bir tane seç
içinden
bir şeyin iç kısmından gelmek
He came out of the room
Odanın içinden geldi
yoksun
bir şeye sahip olmamak
We are out of bread
Ekmeksiz kaldık
uzaklaşarak
bir yerden ayrılmak
Please get out of my house
Lütfen evimden çık
dışında
artık bir grubun parçası olmamak
He is out of the team
O artık takımın dışında
tükenmiş
bir şeyin bitmiş olması
We are out of gas
Benzinimiz bitti
dışarıda
bir yerin içinde olmamak
She is out of the office
Ofisin dışında
dışarı
bir yerin içerisi olmaması
Stay out of the rain
Yağmurun dışında kal
çıkararak
bir şeyi bir yerden almak
Take the keys out of your pocket
Anahtarları cebinden çıkar
alınarak
birini veya bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
They took the boy out of school
Çocuğu okuldan aldılar
kalmamış
bir şeyin tamamen bitmiş olması
We are out of sugar for the tea
Çay için şekerimiz kalmadı
ödünç almak
Sahnedebirinin eşyasını geçici olarak kullanıp sonra geri vermek
Can I borrow your pen?
Kalemini ödünç alabilir miyim?
adlandırmak
Sahnedebirine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
aman tanrım
Sahnedeşaşkınlık veya duygu belirtmek için kullanılır
My god, look at that!
Aman tanrım, şuna bak!
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
tehlikeli
Sahnedezarar veya yaralanma riski taşıyan
It is dangerous to play with fire
Ateşle oynamak tehlikelidir
tehlikeli
zarar verme olasılığı olan
This road is dangerous
Bu yol tehlikeli
kavga
Sahnedeiki kişi arasındaki fiziksel veya sözlü çatışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
savaşmak
Sahnedebir kavgada veya savaşta yer almak
Soldiers fight to protect their country
Askerler ülkelerini korumak için savaşırlar
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
mücadele etmek
bir şeyi durdurmak veya engellemek için çok çabalamak
We must fight the disease
Hastalıkla mücadele etmeliyiz
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
seçim
Sahnedebir şeyi seçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçkin
çok iyi kalitede olan
We were served choice wine
Bize seçkin bir şarap ikram edildi
seçim
birinin en çok tercih ettiği şey
This blue dress is my choice
Bu mavi elbise benim seçimim
değer vermek
Sahnedebir şeyi önemli bulmak
I value your friendship
Arkadaşlığına değer veriyorum
değer
Sahnedebir şeyin ne kadar yararlı veya önemli olduğu
This ring has great value
Bu yüzüğün büyük bir değeri var
daha az
Sahnedemiktar veya önem bakımından daha küçük olan
This is a lesser known fact
Bu daha az bilinen bir gerçek
-medikçe
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesinin başka bir durumun olmamasına bağlı olduğunu belirtir
You cannot pass unless you study hard
Çok çalışmadıkça geçemezsin
madıkça
başka bir durum olmadıkça
I won't go unless you come
Sen gelmedikçe gitmeyeceğim
öğle yemeği paketi
Sahnedeyanına alınan paketlenmiş yemek
Many employees bring a brown-bag lunch to the office
Birçok çalışan ofise yanında öğle yemeği paketi getirir
özdenetim
Sahnededuyguları veya davranışları kontrol etme becerisi
He showed great restraint during the argument
Tartışma sırasında büyük bir özdenetim gösterdi
kısıtlayıcı
hareketi sınırlamak için kullanılan araç
The safety restraint held him in place
Güvenlik kısıtlayıcısı onu yerinde tuttu
kısıtlama
bir şeyi yapmanızı engelleyen şey
There are no restraints on her power
Gücü üzerinde hiçbir kısıtlama yok
bakmak
Sahnedegörmek için gözlerini bir şeye çevirmek
She is looking at the stars
Yıldızlara bakıyor
görünmek
bir durumun izlenimini vermek
You are looking happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
arama
bir şeyi bulmaya çalışma
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
yardımcı
Sahnedeyardım veya fayda sağlayan
He is a very helpful person
O çok yardımcı bir insandır
bağdaştırmak
Sahnedeiki farklı fikri veya gerçeği birbiriyle uyumlu hale getirmek
It is hard to reconcile these two ideas
Bu iki fikri bağdaştırmak zor
uzlaşmak
anlaşmazlığı gidermek veya yeniden dostluk kurmak
They finally reconciled after their long fight
Uzun kavgalarından sonra nihayet barıştılar
barıştırmak
bir anlaşmazlıktan sonra insanların arasını düzeltmek
I reconciled them after the fight
Kavgadan sonra onları barıştırdım
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
başlangıçta
Sahnedeen başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
ayrıca
Sahnedesöylenene ek olarak
Besides it is getting late
Ayrıca hava kararıyor
haricinde
bir şeyin dışında veya hariç tutularak
No one was there besides me
Benden başka kimse yoktu
ayrıca
ek bir bilgi veya nokta eklemek için kullanılır
Besides, it is too late
Ayrıca, çok geç
ayrıca
söylenenlere ek bir nokta katmak için kullanılır
Besides it is raining outside
Ayrıca dışarıda yağmur yağıyor
ilk defa
Sahnedebir olayın başlangıç anında gerçekleşmesi
This is my first time here
Buraya ilk defa geliyorum
ilk kez
bir eylemi daha önce hiç yapmamış olmak
I am visiting Paris for the first time
Paris i ilk kez ziyaret ediyorum
ilk deneyim
yeni bir tecrübenin başlangıcı
It was my first time at this school
Bu okulda ilk deneyimimdi
ilk kez
bir şeyin gerçekleştiği ilk an
It is my first time here
Buraya ilk gelişim
ilk kez
bir şeyin ilk defa yapılması veya gerçekleşmesi
This is my first-time visit
Bu benim ilk ziyaretim
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
durdurmak
bir süreci veya çalışmayı sona erdirmek
The company killed the project
Şirket projeyi durdurdu
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
sonlandırmak
bir şeyi durdurmak veya bitirmek
We had to kill the project
Projeyi sonlandırmak zorunda kaldık
öldürmek
bir canlının yaşamına son vermek
The frost will kill the plants
Don olayı bitkileri öldürecek
katletmek
bir insanı kasten öldürmek
The soldiers killed the king
Askerler kralı katletti
katil
birini öldüren kişi
The police caught the killer
Polis katili yakaladı
kahretmek
birine büyük duygusal acı vermek
His words killed me
Sözleri beni kahretti
göndermek
Sahnedebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
bir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
göndermek
bir şeyi veya birini bir yere ulaştırmak amacıyla yola çıkarmak
Please send the letter to my house
Lütfen mektubu evime gönder
duş
Sahnedesu püskürtmesi altında yıkanma eylemi
I take a shower every morning
Her sabah duş alırım
yağdırmak
birine bir şeyden çok fazla vermek
They showered her with gifts
Ona hediyeler yağdırdılar
sağanak
kısa süreli yağmur
There was a quick shower this afternoon
Bu öğleden sonra kısa bir sağanak yağış vardı
bebek partisi
hamile bir kadına hediye vermek için düzenlenen parti
She enjoyed the baby shower
Bebek partisini çok beğendi
erken
Sahnedebeklenenden daha önce gerçekleşen
I arrived early today
Bugün erken geldim
erken
bir zaman diliminin başlangıcına yakın
I woke up early today
Bugün erkenden uyandım
erken
şimdiki zamandan önceki bir vakitte
We arrived early
Erken geldik
soğutmak
Sahnedesoğutmak veya soğuk tutmak
Refrigerate the milk after use
Kullanımdan sonra sütü soğutun