

House of Cards — 1. Sezon Bölüm 3
Kelimeler ve anlamları
729 kelime
Seviye
okur
Sahnedekitap veya metin okuyan kimse
She is a fast reader
O hızlı bir okur
okuyucu
okuyan kişi
The reader liked the book
Okuyucu kitabı beğendi
okuyucu
bilgileri görüntüleyen veya okuyan bir cihaz
The card reader is broken
Kart okuyucu bozuk
okuma kitabı
okumayı öğrenmek için kullanılan kitap
The teacher gave us a reader
Öğretmen bize bir okuma kitabı verdi
özür dilemek
Sahnedebir hata için pişmanlık belirtmek
I apologize for being late
Geç kaldığım için özür dilerim
özür dilemek
bir hata yaptığında üzgün olduğunu söylemek
I apologize for being late
Geç kaldığım için özür dilerim
özür dilemek
bir hata yaptığını kabul etme eylemi
You should apologize for being late
Geç kaldığın için özür dilemelisin
özür dilemek
yanlış bir şey yaptığını kabul edip üzgün olduğunu belirtmek
I apologize for being late
Geç kaldığım için özür dilerim
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
iyi
nazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
şans
Sahnedeiyi veya kötü şeylerin gerçekleşmesine neden olan güç
Luck can change quickly
Şans hızla değişebilir
şans
Sahnedetesadüfen gerçekleşen iyi şeyler
I had some good luck
Biraz şansım vardı
şans eseri bulmak
iyi bir talih sonucu bir şeye sahip olmak
He lucked into this amazing job
O şans eseri bu harika işi buldu
reddetmek
Sahnedebir şeyi yapmayı veya kabul etmeyi istemediğini söylemek
He refused the offer
Teklifi reddetti
reddetmek
bir şeyi yapmayacağını belirtmek
He refused to help me
Bana yardım etmeyi reddetti
reddetmek
bir şeyi yapmayacağını veya kabul etmeyeceğini söylemek
He refused the offer
Teklifi reddetti
çöp
atılan atık malzeme
Please take out the refuse
Lütfen çöpü dışarı çıkar
ince
Sahnedekalınlığı az olan
This paper is very thin
Bu kağıt çok ince
zayıf
vücudunda az yağ bulunan
He is a very thin man
O çok zayıf bir adam
seyrek
nesnelerin birbirine yakın olmadığı durum
The forest is very thin here
Orman burada çok seyrek
inceltmek
bir şeyin kalınlığını azaltmak
You need to thin the sauce
Sosu inceltmen gerekiyor
düşünmek
Sahnedebir konu hakkında görüş sahibi olmak veya bir eylemi değerlendirmek
What do you think of this movie
Bu film hakkında ne düşünüyorsun
aklına gelmek
bir fikir üretmek ya da bir şeyi hatırlamak
I can think of a better name
Daha iyi bir isim aklıma geliyor
akla getirmek
bir konudan bahsetmeye başlamak
Can you think of any good movies
Aklına iyi bir film geliyor mu
düşünmek
birini veya bir şeyi zihninde tutmak
I am thinking of my friends
Arkadaşlarımı düşünüyorum
düşünmek
bir konu hakkında fikir veya görüş sahibi olmak
What do you think of this book
Bu kitap hakkında ne düşünüyorsun
iyi geçinmek
Sahnedebirisiyle dostça bir ilişkiye sahip olmak
I get along with my brother
Kardeşimle iyi geçiniyorum
idare etmek
bir durumla başa çıkmak veya ilerlemeye devam etmek
How are you getting along with your new job
Yeni işinle nasıl idare ediyorsun
eşlik etmek
birinin yanında bulunmak
You can get along with us
Bize eşlik edebilirsin
ayrılmak
bir yerden başka bir yere gitmek
It is time for us to get along
Bizim ayrılma vaktimiz geldi
iyi geçinmek
biriyle uyumlu ve dostça bir ilişkiye sahip olmak
My sister and I get along well
Kız kardeşimle iyi geçiniriz
dökmek
Sahnedebir sıvıyı bir kaptan akıtmak
Please pour me some water
Lütfen bana biraz su dök
bardaktan boşalırcasına yağmak
çok şiddetli yağmur yağması
It is pouring outside today
Bugün dışarıda bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyor
vermek
tüm dikkatini veya çabasını bir şeye yöneltmek
He poured all his attention into the work
Tüm dikkatini işine verdi
yatak
Sahnedeuyumak için kullanılan mobilya
I go to bed
Yatağa gidiyorum
kasa
kamyonun arkasındaki yük taşıma alanı
The truck bed is full of wood
Kamyonun kasası odunla dolu
taban
nehir veya vadi zemini
Fish live at the river bed
Balıklar nehir tabanında yaşar
bu esnada
Sahnedeiki olay arasında geçen zaman
I will wait here in the meantime
Ben bu esnada burada bekleyeceğim
bu sırada
iki olay arasındaki zaman
In the meantime, please wait here
Bu sırada lütfen burada bekleyin
bu arada
iki olay arasında geçen süre
I will cook in the meantime
Bu arada yemek pişireceğim
rastlamak
Sahnedebiriyle tesadüfen karşılaşmak
I ran into my old teacher at the park
Parkta eski öğretmenime rastladım
rastlamak
biriyle tesadüfen karşılaşmak
I ran into an old friend
Eski bir arkadaşıma rastladım
sorun yaşamak
bir problem veya zorlukla karşılaşmak
We ran into some problems
Bazı sorunlar yaşadık
çarpmak
hareket halindeyken bir şeye vurmak
He ran into the wall
Duvara çarptı
bulmak
belli bir miktara veya seviyeye ulaşmak
The costs ran into thousands
Masraflar binleri buldu
çarpmak
hareket halindeyken kazara bir nesneye vurmak
I ran into a tree while skiing
Kayak yaparken bir ağaca çarptım
sorun yaşamak
beklenmedik bir problemle karşılaşmak
We ran into trouble with the car
Araba ile sorun yaşadık
rastlamak
biriyle beklenmedik bir şekilde karşılaşmak
I ran into an old friend today
Bugün eski bir arkadaşıma rastladım
karışmak
renklerin veya sıvıların birbirinin içine geçmesi
The blue paint ran into the yellow paint
Mavi boya sarı boyaya karıştı
dernek
Sahnedeortak bir ilgi alanı olan kişilerin kurduğu organizasyon
He joined the tennis association
Tenis derneğine katıldı
bağlantı
insanlar veya şeyler arasındaki ilişki
there is a strong association between smoking and illness
sigara içmek ve hastalık arasında güçlü bir bağlantı var
dernek
ortak çıkarı olan insanlar grubu
she is a member of a local hiking association
o yerel bir yürüyüş derneğinin üyesidir
aptal
Sahnedesağduyudan yoksun kişi
Don't be such a fool
Bu kadar aptal olma
budala
doğru karar verme yeteneği olmayan kişi
He is a complete fool
O tam bir budala
kandırmak
birini aldatmak
You can't fool me
Beni kandıramazsın
kandırmak
birini aldatmak
Don't try to fool me
Beni kandırmaya çalışma
sorgulamak
Sahnedebir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
Soru sormak
birinden bilgi almak amacıyla bir şey sormak
She wanted to question him about the project
Proje hakkında ona soru sormak istedi
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
uçtu
Sahnedebir araçla havada hareket etmek
He flew to London
Londra'ya uçtu
uçtu
kanatlarını kullanarak havada hareket etmek
The bird flew to the tree
Kuş ağaca uçtu
uzmanlık
Sahnedebir konuda sahip olunan özel bilgi veya beceri
She has a lot of expertise in digital marketing
Dijital pazarlama konusunda çok fazla uzmanlığı var
çözüm
Sahnedebir sorunu çözme yolu
We found a solution to the problem
Soruna bir çözüm bulduk
çözelti
içinde başka bir maddenin çözündüğü sıvı
Salt water is a simple solution
Tuzlu su basit bir çözeltidir
sevgi dolu
Sahnedesevgi ve ilgi gösteren
She is a loving mother
O, sevgi dolu bir anne
şefkatli
sevgi ve şefkat gösteren
He gave her a loving hug
Ona şefkatli bir şekilde sarıldı
sevmek
bir şeyi çok beğenmek veya ondan zevk almak
I am loving this music
Bu müziği çok seviyorum
tahmin etmek
Sahnedeemin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
kesin olarak bilmeden bir cevap verme çabası
I made a guess about the answer
Cevap hakkında bir tahminde bulundum
tahmin
tam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
memnuniyet
Sahnedebir şeyden mutlu olma hissi
I feel great satisfaction with my work
İşimden büyük memnuniyet duyuyorum
sürekli
Sahnedeher zaman olan veya durmayan
The noise was constant
Gürültü süreklidir
sabit
bilimsel bir denklemde değişmeyen sayı
The value of pi is a constant
Pi sayısı bir sabittir
fiziksel sabit
doğa yasalarında değeri değişmeyen nicelik
The speed of light is a physical constant
Işık hızı bir fiziksel sabittir
boğucu
Sahnedenefes almayı zorlaştıran
The heat in the room was suffocating
Odadaki sıcaklık boğucuydu
savuşturmak
Sahnedebir saldırıyı veya istenmeyen bir şeyi uzaklaştırmak
He tried to fend off the attack
Saldırıyı savuşturmaya çalıştı
savuşturmak
bir şeyi kendinden uzak tutmak
She used a stick to fend off the dog
Köpeği savuşturmak için bir sopa kullandı
gönderdi
Sahnedebir şeyi bir yere gitmesi için yola çıkarmak
I sent a letter to my friend
Arkadaşıma bir mektup gönderdim
gönderdi
bir şeyi bir yere yollamak
I sent an email
Bir e-posta gönderdim
gönderdi
bir şeyi bir yere ulaştırılmak üzere yola çıkarmak
He sent a letter to me
Bana bir mektup gönderdi
kazanmak
Sahnedebir yarışmada veya müsabakada birinci olmak
She wants to win the race
O yarışı kazanmak istiyor
bahis oynamak
bir oyun veya yarış üzerine para riske etmek
I will win on that horse
O ata bahis oynayacağım
standart
her zamanki veya normal seçenek
This is the win choice
Bu standart seçim
kazanmak
bir ödül veya zafer elde etmek
She hopes to win the game
O oyunu kazanmayı umuyor
yakışmak
birinin üzerinde iyi durmak
That jacket wins on you
O ceket sana çok yakışıyor
elde etmek
çaba göstererek bir şeyi hak etmek
She worked hard to win his respect
Saygısını elde etmek için çok çalıştı
gönlünü kazanmak
birinin sevgi veya ilgisini elde etmek
He tried to win her heart
Onun kalbini kazanmaya çalıştı
ödül kazanmak
yarışma sonucunda ödül almak
Did you win the big prize
Büyük ödülü kazandın mı
galip gelmek
bir mücadeleden üstün ayrılmak
They will win the tournament
Turnuvada galip gelecekler
başarmak
bir işi iyi bir sonuçla bitirmek
You must win in life
Hayatta başarmak zorundasın
başarıya ulaşmak
bir hedefe ulaşıp galip gelmek
They fight to win
Başarıya ulaşmak için savaşıyorlar
yenmek
rakibini mağlup ederek galip gelmek
Our team will win today
Takımımız bugün rakiplerini yenecek
sevgisini kazanmak
birinin aşkını veya ilgisini elde etmek
He hoped to win her heart
Onun kalbini kazanmayı umuyordu
büyük zafer
çok büyük bir galibiyet veya başarı
The election was a big win for the party
Seçim parti için büyük bir zaferdi
galibiyet
bir yarışmada elde edilen başarı veya ödül
That was an easy win for them
Onlar için kolay bir galibiyetti
kazanmak
ödül almak veya birinci olmak
I want to win the game
Oyunu kazanmak istiyorum
yönetici
Sahnedebir şirkette üst düzey pozisyonda olan kişi
He is a senior executive
O, üst düzey bir yöneticidir
yürütme
yasaları uygulamaktan sorumlu hükümet kolu ile ilgili
The president leads the executive branch
Başkan yürütme organına liderlik eder
talimat
bir şeyi yapma emri
The executive was clear and simple
Talimat açık ve basitti
gitti
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
He went to the store
Mağazaya gitti
hale gelmek
bir durumdan başka bir duruma geçmek
The milk went bad
Süt bozuldu
bırakmak
tutulan veya hapsedilen birini veya bir şeyi serbest bırakmak
He let the bird go
O kuşu serbest bıraktı
alçalmak
daha düşük bir yere doğru hareket etmek
The elevator went down to the first floor
Asansör birinci kata alçaldı
özlemek
Sahnedebirinin yokluğunu hissedip üzülmek
I miss my family
Ailemi özlüyorum
kaçırmak
bir şeye yetişememek veya orada olmamak
I missed the bus
Otobüsü kaçırdım
ıskalamak
hedefi vuramamak veya tutturamamak
He missed the target
Hedefi ıskaladı
hanımefendi
genç kadın veya kız çocuk
Miss Taylor is my teacher
Bayan Taylor benim öğretmenim
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
şirket
Sahnedemal veya hizmet satan kuruluş
He works for a law firm
Bir hukuk firmasında çalışıyor
sert
yumuşak olmayan veya esnemeyen
The mattress is very firm
Yatak çok sert
kararlı
fikrini veya kararını değiştirmeyen
She remained firm in her decision
Kararında kararlı kaldı
firma
ticari bir kuruluş
He works at a law firm
O bir hukuk firmasında çalışıyor
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
başlamak
Sahnedebir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
fırsatı olmak
Sahnedebir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
rahatsız etmek
birini kızdırmak veya üzmek
His constant talking really gets to me
Onun sürekli konuşması beni gerçekten rahatsız ediyor
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
fırsat bulmak
bir şey yapma şansı yakalamak
I get to travel for work
İş için seyahat etme fırsatı buluyorum
şans elde etmek
bir şey yapmak için imkanın olması
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma şansı elde ediyorsun
izinli olmak
bir şeyi yapma yetkisine sahip olmak
I get to leave early today
Bugün erken çıkma iznim var
başarmak
bir şeyi yapma imkanı bulmak
We finally get to see the show
Sonunda gösteriyi izlemeyi başardık
zorunda olmak
bir şeyi yapmak durumunda kalmak
I have to get to the airport
Havaalanına gitmek zorundayım
ulaşmak
bir şeyle bağlantı kurabilmek
You can get to the main road from here
Buradan ana yola ulaşabilirsin
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
zorunda olmak
bir şeyi yapmaya mecbur kalmak
I get to clean my room today
Bugün odamı temizlemek zorundayım
fırsat bulmak
bir şeyi yapmaya izinli olmak
You get to stay up late tonight
Bu gece geç saate kadar ayakta kalmaya iznin var
fırsat yakalamak
bir şeyi yapma şansına sahip olmak
I get to meet the director tomorrow
Yarın yönetmenle tanışma fırsatım olacak
ilişkili olmak
bir şeyle bağlantı kurmak
Does this rule get to our project
Bu kural projemizle ilişkili mi
fırsat bulmak
bir şeyi yapabilme veya yapmaya izinli olma durumu
I get to travel for my job
İşim gereği seyahat etme fırsatı buluyorum
başlamak
bir eylemi yapmaya girişmek
We get to work at nine
Dokuzda çalışmaya başlarız
ele almak
bir konuyla uğraşmaya başlamak
We will get to that issue later
O konuyu daha sonra ele alacağız
tartışmasız
Sahnedehakkında tartışma yapılamayan veya inkar edilemeyen
The results are non-debatable
Sonuçlar tartışmasızdır
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
yenilmek
Sahnedebir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
Sahnedebir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
kaybetmek
artık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
takip edememek
birinin ne dediğini anlayamamak
You are losing me
Beni takip edemiyorsun
kaybetmek
bir şeyin yerini bilememek
I always lose my keys
Anahtarlarımı her zaman kaybederim
yenilmek
bir oyunda mağlup duruma düşmek
We did not want to lose the game
Oyunu kaybetmek istemedik
ölmek
bir yakınını kaybetmek
She lost her father last year
Babasını geçen yıl kaybetti
kaybetmek
bir yarışmada kazanamamak
They will lose the match
Maçı kaybedecekler
kaybetmek
elinde tuttuğun bir şeyi yitirmek
I do not want to lose this chance
Bu şansı kaybetmek istemiyorum
anlayamamak
bir konuyu takip edememek
I lost you when you talked about science
Bilim hakkında konuştuğunda seni anlayamadım
kaybetmek
bir eşyayı yanlış yere koyup bulamamak
Did you lose your wallet
Cüzdanını mı kaybettin
yitirmek
daha önce sahip olunan bir şeyi artık bulundurmamak
He lost his job yesterday
Dün işini kaybetti
kaybetmek
artık sahip olmamak
I lost my focus
Odak noktamı kaybettim
kaybetmek
bir şeye artık sahip olmamak
I often lose my keys
Anahtarlarımı sık sık kaybederim
gözetim
Sahnedebir işin veya faaliyetin izlenmesi ve yönlendirilmesi eylemi
The children are under adult supervision
Çocuklar yetişkin gözetimi altındadır
alan
Sahnedeboş veya kullanılabilir alan
There is no space here
Burada hiç yer yok
dalıp gitmek
odaklanmayı kaybetmek veya unutmak
I spaced out during the lesson
Ders sırasında dalıp gittim
aralık bırakmak
nesneleri birbirlerinden uzağa yerleştirmek
You should space the plants out
Bitkiler arasında aralık bırakmalısın
alan
bir kişinin mevcut durumu veya koşulları
I am in a good space right now
Şu an iyi bir durumdayım
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
kaçınmak
Sahnedebirinden veya bir şeyden uzak durmak
I try to avoid heavy traffic
Yoğun trafikten kaçınmaya çalışıyorum
kaçınmak
birinden veya bir şeyden uzak durmak
I try to avoid traffic
Trafikten kaçınmaya çalışıyorum
kaçınmak
bir şeyden uzak durmak veya uzak kalmak
Try to avoid bad habits
Kötü alışkanlıklardan kaçınmaya çalış
doğru
Sahnedegerçek olan veya yanlış olmayan
It is true that she is here
Burada olduğu doğru
dürüst
yalan söylemeyen ve doğru sözlü
He is a true person
O dürüst bir insan
sadık
birine bağlı ve vefalı olan
She is a true friend to me
O benim için sadık bir dost
güvenilir
her zaman beklenen şekilde çalışan
This system is true and effective
Bu sistem güvenilir ve etkili
ilerici
Sahnedeyeni fikirlere ve toplumsal değişime açık olan
They have very progressive views on education
Eğitim konusunda çok ilerici görüşleri var
kademeli
zamanla yavaş yavaş gerçekleşen
The change was progressive
Değişim kademeliydi
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
doğa
Sahnedebir şeyin temel nitelikleri veya kişiliği
It is his nature to be kind
Kibar olmak onun doğasında var
doğa
fiziksel dünya ve tüm canlılar
I love spending time in nature
Doğada vakit geçirmeyi seviyorum
doğa
fiziksel dünya ve yaşayan varlıklar
We must protect nature
Doğayı korumalıyız
doğa
yeryüzündeki bitkiler hayvanlar ve doğal ortam
I love spending time in nature
Doğada vakit geçirmeyi seviyorum
mümkün
Sahnedeyapılabilen veya gerçekleşebilen durum
It is possible to finish the work today
İşi bugün bitirmek mümkün
aday
seçilme ihtimali olan kişi
She is a possible for the role
O bu rol için bir aday
çevrimiçi
Sahnedeinternete bağlı
I am online now
Şu an çevrimiçiyim
çevrimiçi
internet bağlantısı aktif ve kullanıma hazır durumda olan
He is online right now
O şu anda çevrimiçi
keyifsiz
Sahnedekendini halsiz veya hafif hasta hissetmek
I am feeling a bit under the weather today
Bugün kendimi biraz keyifsiz hissediyorum
yetişkin
Sahnedetam olarak büyümüş insan
She is an adult now
O artık bir yetişkin
yetişkin
tamamen büyümüş kişi
He is an adult now
O artık bir yetişkin
yetişkin
tam olarak büyümüş kişi
He is an adult
O bir yetişkin
volkanik
Sahnedeyanardağ ile ilgili olan
The island was formed by volcanic activity
Ada volkanik faaliyetlerle oluştu
efendim
Sahnedebir erkeğe hitap ederken kullanılan nazik bir ifade
Yes, sir
Evet, efendim
rehberlik etmek
Sahnedebir süreci veya görevi yaparken birine eşlik edip yol göstermek
Let me walk you through the new software
Yeni yazılımı kullanırken sana rehberlik etmeme izin ver
detaylı inceleme
bir yerin dikkatlice kontrol edilmesi
We did a walk-through of the house before buying it
Satın almadan önce evi detaylıca inceledik
adım adım anlatım
bir sürecin detaylı açıklaması veya gösterimi
This video is a walk-through of the software
Bu video yazılımın adım adım anlatımıdır
içinden geçmek
bir taraftan diğerine yürüyerek ilerlemek
We walked through the park
Parkın içinden yürüdük
içinden yürümek
bir yerden yürüyerek geçmek
We walk through the park every morning
Her sabah parkın içinden yürüyoruz
adım adım anlatmak
bir şeyi baştan sona detaylıca incelemek veya açıklamak
Let me walk you through the report
Raporu sana adım adım anlatayım
yönetmek
Sahnedebir şeyin sorumluluğunu üstlenmek veya kontrol etmek
He manages a large team
Büyük bir ekibi yönetiyor
başarmak
zor bir şeyi yapmayı becermek
I managed to fix the car
Arabayı tamir etmeyi başardım
başarmak
bir şeyi yapmayı becermek
I can manage to finish the report
Raporu bitirmeyi başarabilirim
başarmak
bir işi veya sorunu üstesinden gelerek halletmek
I can manage this task by myself
Bu görevi kendi başıma başarabilirim
yönetmek
bir kurumun veya kişilerin işleyişini idare etmek
She manages a large company
O büyük bir şirketi yönetiyor
hayranlık duymak
Sahnedebirine saygı duymak ve onu takdir etmek
I look up to my father
Babama hayranlık duyuyorum
öğrenci
Sahnedebir okulda eğitim gören kişi
I am a student
Ben bir öğrenciyim
affedersiniz
Sahnedenazikçe dikkat çekmek veya özür dilemek için kullanılan ifade
Excuse me may I pass
Affedersiniz geçebilir miyim
affetmek
Sahnedebir hatayı hoşgörüyle karşılamak
Please excuse my foolish error
Lütfen aptalca hatamı affedin
bahane
bir durumu açıklamak için sunulan gerekçe
He has a good excuse
Onun iyi bir bahanesi var
bahane
bir hatayı açıklamak için sunulan neden
Do not make an excuse for being late
Geç kaldığın için bahane üretme
sade
Sahnedesüslemesi olmayan
She wore a plain white dress
Sade beyaz bir elbise giydi
ova
geniş ve ağaçsız düzlük
The cattle graze on the plain
Sığırlar ovada otluyor
açık
herkesin kolayca anlayabileceği şekilde
It is plain to see that she is happy
Mutlu olduğu çok açık
tamamen
bütünüyle veya kesinlikle
That was plain wrong
Bu tamamen yanlıştı
sıklık
Sahnedebir şeyin ne kadar sık gerçekleştiği
The frequency of the rains increased
Yağmurların sıklığı arttı
sıklık
Sahnedebir şeyin belirli bir süre içinde gerçekleşme sayısı
The frequency of these meetings is high
Bu toplantıların sıklığı fazla
frekans
iletişim için kullanılan radyo dalgası aralığı
Tune your radio to this frequency
Radyonu bu frekansa ayarla
çıkarmak
Sahnedebir şeyi bulunduğu yerden dışarı almak
Please take it out of the box
Lütfen onu kutudan çıkar
yanına almak
bir yere giderken beraberinde bir şey götürmek
You should take your umbrella out
Şemsiyeni yanına almalısın
çıkarmak
bir şeyi içeriden dışarıya doğru hareket ettirmek
Please take it out of the box
Lütfen onu kutudan çıkar
garip
Sahnedealışılmışın dışında veya şaşırtıcı
That is a strange sound
Bu garip bir ses
tuhaf
alışılmadık veya sıra dışı
It was a strange dream
Tuhaf bir rüyaydı
garip
normal veya beklenenden farklı olan
It is strange to see snow here
Burada kar görmek garip
şart
Sahnedebir anlaşmanın kuralı veya parçası
The terms of the contract are fair
Sözleşmenin şartları adildir
terim
Sahnedebelirli bir bağlamda kullanılan kelime veya ifade
This is a technical term
Bu teknik bir terimdir
dönem
Sahnedebelirli bir görev süresi veya zaman dilimi
His term in office ends soon
Görev süresi yakında doluyor
an
Sahnedeçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
şu an
şimdiki zaman dilimi
I am busy at the moment
Şu anda meşgulüm
an
çok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment please
Lütfen bir an bekleyin
süre
oldukça kısa bir zaman parçası
It only took a moment
Sadece kısa bir süre aldı
azarlamak
Sahnedebirini hatalı davranışı nedeniyle sertçe eleştirmek
The manager took her to task for the mistake
Müdür hatası yüzünden onu azarladı
korkuluk
Sahnedeinsanların düşmesini veya geçmesini engelleyen koruyucu yapı
Please stay behind the guard rail
Lütfen korkuluğun arkasında durun
pervasızlık
Sahnedekuralsız ve kontrolsüz davranış sergileme durumu
His wantonness led to many problems
Onun pervasızlığı birçok soruna yol açtı
kâr amacı gütmeyen
ana amacı para kazanmak olmayan kuruluş
She works for a non profit
Kâr amacı gütmeyen bir kuruluşta çalışıyor
kâr amacı gütmeyen
kâr elde etmeyi amaçlamayan kuruluş
He works for a non profit organization
O kâr amacı gütmeyen bir kuruluşta çalışıyor
kar amacı gütmeyen kuruluş
sahiplerine para kazandırmayan organizasyon
She works for a non profit organization
O kar amacı gütmeyen bir kuruluşta çalışıyor
kâr amacı gütmeyen
para kazanmaktan ziyade sosyal bir amaç için kurulmuş kuruluş
She works for a non-profit organization
O kâr amacı gütmeyen bir kuruluşta çalışıyor
tespit etmek
Sahnedebir şey hakkındaki gerçekleri ortaya çıkarmak
Doctors are trying to determine the cause of the illness
Doktorlar hastalığın nedenini tespit etmeye çalışıyor
saptamak
Sahnedebir şeyi kesin olarak bulmak
The police will determine the truth
Polis gerçeği saptayacak
karar vermek
bir şey hakkında seçim yapmak veya karar vermek
They determined the date of the wedding
Düğün tarihini belirlediler
minnettar
Sahnedeşükran duyan veya teşekkür eden
I am grateful for your help
Yardımın için minnettarım
dönmek
Sahnedehızla kendi etrafında dönmek
The dancer started to spin
Dansçı dönmeye başladı
çarpıtmak
Sahnedebir şeyi belirli bir bakış açısıyla sunmak
He put a positive spin on the news
Habere olumlu bir yorum kattı
kısa tur
bir araçla yapılan kısa yolculuk
We went for a quick spin
Hızlı bir tura çıktık
müzik çalmak
bir izleyici kitlesi için kayıtlı müzik çalmak
The DJ will spin some records at the party
DJ partide birkaç plak çalacak
reklam panosu
Sahnedereklam amacıyla kullanılan büyük tabela
I saw a big billboard on the highway
Otoyolda büyük bir reklam panosu gördüm
reklam panosu
reklamlar için kullanılan büyük dış mekan panosu
I saw an advertisement on the billboard
Reklam panosunda bir ilan gördüm
haraç almak
Sahnedetehdit ederek zorla para almak
They tried to extort money from him
Ondan zorla para almaya çalıştılar
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
nefret
Sahnedebirine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden yoğun bir şekilde hoşlanmamak
I hate spiders
Örümceklerden nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
aday göstermek
Sahnedebirini bir mevki veya ödül için önermek
I nominate her for the award
Onu ödül için aday gösteriyorum
neyse
Sahnedekonuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim
yine de
her durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
artırmak
Sahnedebir şeyi daha büyük veya daha fazla hale getirmek
We need to increase sales
Satışları artırmamız gerekiyor
artmak
daha büyük veya daha fazla hale gelmek
The number of students continues to increase
Öğrenci sayısı artmaya devam ediyor
hikayeler
Sahnedehayali veya gerçek olayların anlatımı
I love reading ghost stories
Hayalet hikayeleri okumayı severim
katlar
bir binanın katları veya seviyeleri
The building has ten stories
Binanın on katı var
de
Sahnedeolumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
ya da
Sahnedeiki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
da
olumsuz cümlelerde benzer bir durumu belirtmek için kullanılır
I do not like apples and she does not either
Elma sevmiyorum ve o da sevmiyor
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz olan
Everything will be fine
Her şey iyi olacak
güzel
göze hoş gelen veya çekici
She looks very fine today
Bugün çok güzel görünüyor
kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is a fine piece of work
Bu kaliteli bir iş
yeterli
kabul edilebilir veya yeterli olan
It is fine to stay here
Burada kalmak yeterli
yetişkin olmak
Sahnedeyetişkin bir birey haline gelmek
I want to be a doctor when I grow up
Büyüdüğümde doktor olmak istiyorum
büyümek
yaşça büyümek
Children grow up quickly
Çocuklar çabuk büyür
kadar
bir sınıra veya miktara kadar
The price can grow up to fifty dollars
Fiyat elli dolara kadar çıkabilir
büyümek
çocukluktan yetişkinliğe geçmek
I want to be a pilot when I grow up
Büyüdüğümde pilot olmak istiyorum
utanç verici
Sahnedeçok kötü veya yanlış olan
His behavior was disgraceful
Onun davranışı utanç vericiydi
seçmek
Sahnedebir grup arasından birini belirlemek
Please select an option
Lütfen bir seçenek seçin
seçilmiş
bir grup arasından özenle ayrılmış
He was part of a select group
O seçilmiş bir grubun parçasıydı