

House of Cards — 1. Sezon Bölüm 4
Kelimeler ve anlamları
587 kelime
Seviye
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
randevu
Sahnedeönceden kararlaştırılmış görüşme veya buluşma
I have an appointment with the doctor
Doktorla bir randevum var
randevu
önceden belirlenmiş bir buluşma veya ziyaret
I have a doctor's appointment
Doktor randevum var
randevu
belirli bir zamanda birisiyle buluşma planı
I have a doctor's appointment tomorrow
Yarın doktor randevum var
gösteri hareketi
Sahnedeinsanları eğlendirmek amacıyla yapılan tehlikeli veya sıra dışı eylem
He performed a dangerous stunt for the movie
Film için tehlikeli bir gösteri hareketi yaptı
gösteri
eğlendirmek veya etkilemek için yapılan eylem
He performed a daring stunt
Cesur bir gösteri yaptı
engellemek
bir şeyin büyümesini veya gelişmesini durdurmak
Poor diet can stunt growth
Kötü beslenme büyümeyi engelleyebilir
söz
Sahnedebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
gelecek vaadi
gelecekte başarılı olacağını gösteren nitelik
The young student shows great promise
Genç öğrenci büyük gelecek vaat ediyor
söz vermek
birine bir şeyin gerçekleşeceğini söylemek
I promise to call you later
Seni daha sonra arayacağıma söz veriyorum
başıboş
Sahnedeolması gereken yerde olmayan ve sorun çıkaran
A rogue elephant entered the village
Başıboş bir fil köye girdi
haydut
yasaları çiğneyen kişi
The rogue hid in the shadows
Haydut gölgelerde saklandı
haylaz
kurallara uymayan veya kötü davranan kişi
He is a bit of a rogue
O biraz haylaz biridir
doldurmak
Sahnedevaktini bir şey yaparak geçirmek
She fills her days with reading
Günlerini kitap okuyarak dolduruyor
doyma miktarı
doyana kadar yenen yemek
Eat your fill
Doyana kadar ye
doldurmak
bir işteki boşluğu doldurmak
Fill the position
Pozisyonu doldur
korkuyla dolmak
aşırı derecede korkmak
He was filled with dread
İçi korkuyla doldu
doldurmak
bir şeyi tamamen dolu hale getirmek
Please fill the glass with water
Lütfen bardağı suyla doldur
bilgilendirmek
birine bir şey hakkında bilgi vermek
Please fill me in on the details
Lütfen bana detaylar hakkında bilgi ver
doldurmak
bir şeyin içini ekleyerek dolu hale getirmek
Fill the bottle with water
Şişeyi suyla doldur
doldurmak
boş yerlere bilgi yazmak
Please fill out this form
Lütfen bu formu doldurun
salata
Sahnedeçiğ sebzelerin soğuk karışımı
I like fresh salad
Taze salatayı severim
gün
Sahnede24 saatlik süre
I work every day
Her gün çalışıyorum
dönem
özellikle geçmişteki belirli bir zaman dilimi
In my grandfather's day, there were no computers
Büyükbabamın döneminde bilgisayarlar yoktu
özel gün
belirli bir şeyi kutlamak için ayrılmış gün
We celebrate a special day
Biz özel bir gün kutlarız
bir gün
gelecekteki bir zaman
I want to travel the world one day
Bir gün dünyayı gezmek istiyorum
hemen
Sahnedeçok kısa bir süre içinde
I will be right back
Hemen geri geleceğim
sağ bek
futbolda savunmanın sağındaki mevki
He plays as a right back
O sağ bek olarak oynuyor
geri dönmek
bir yere veya konuya tekrar gitmek
I will go right back to work
Hemen işe geri döneceğim
tekrar çalışır durumda
bir kesintiden sonra yeniden faal hale gelmek
The system is right back
Sistem tekrar çalışır durumda
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
hoşça kal
Sahnedeayrılırken kullanılan bir kelime
Bye, see you tomorrow
Hoşça kal, yarın görüşürüz
bay bay
veda etmenin kısa ve gayriresmi yolu
Bye, mom
Bay bay anne
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
Sahnedebirine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
sormak
birinden bilgi istemek
I want to ask a question
Bir soru sormak istiyorum
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
ne demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
kavramak
söylenen bir şeyi zihnen çözümlemek
I understood his instructions clearly
Talimatlarını net bir şekilde kavradım
mutlu
Sahnedemutluluk veya keyif hisseden veya bunu gösteren
I am very happy today
Bugün çok mutluyum
mutlu
zevk veya neşe duyma hali
I am happy today
Bugün mutluyum
yürümek
Sahnedebir ayağını diğerinin önüne koyarak ilerlemek
She likes to walk in the park
O parkta yürümeyi sever
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
eşlik etmek
bir yere giderken birine eşlik etmek
I will walk you to the station
Seni istasyona kadar yürüyerek götüreceğim
adım adım anlatmak
bir süreci aşama aşama tarif etmek
Let me walk you through the process
Süreci sana adım adım anlatayım
meclis başkanlığı
Sahnedebir yasama organının başkanlık makamı
She ran for the speakership
Meclis başkanlığı için aday oldu
nazik
Sahnedekaba olmayan ve sakin
He is a gentle person
O nazik bir insan
nazik
kibar veya iyi kalpli kişi
He is a gentle man
O nazik bir adamdır
yumuşak
sakin ve sert olmayan
He has a gentle voice
Onun yumuşak bir sesi var
gelmek
Sahnedebir yere ait olmak veya orada doğmuş olmak
I come from Turkey
Ben Türkiye'den geliyorum
gelmek
bir yerden veya kaynaktan meydana gelmek
I come from a small town
Küçük bir kasabadan geliyorum
kaynaklanmak
bir nedenden veya yerden oluşmak
Problems come from stress
Sorunlar stresten kaynaklanır
iyi davranmak
Sahnededoğru kabul edilen kurallara göre hareket etmek
You must behave while you are at school
Okuldayken iyi davranmalısın
davranmak
belli bir şekilde hareket etmek
He behaved strangely
Garip davrandı
uslu durmak
terbiyeli davranmak
Please behave yourself
Lütfen uslu dur
kısmen
Sahnedetam olarak değil
I only understand this halfway
Bunu sadece kısmen anlıyorum
orta yolu bulmak
bir anlaşmaya varmak için karşılıklı çaba göstermek
Let's meet halfway on this price
Bu fiyat konusunda orta yolu bulalım
yarı yolda
orta noktada veya orta noktaya kadar
We are halfway to the city
Şehre yarı yoldayız
yarı yolda
iki nokta arasında eşit uzaklıkta olan
The station is halfway between the towns
İstasyon kasabalar arasında yarı yolda
hüküm
Sahnedebir anlaşmadaki kural veya gereklilik
This contract has a special provision
Bu sözleşmenin özel bir hükmü var
erzak
gelecekte kullanmak üzere saklanan malzeme
They have enough provisions for the trip
Gezi için yeterli erzakları var
ispatlamak
Sahnedebir iddianın gerçekliğini ortaya koymak
He proved his theory
Teorisini ispatladı
kanıtlamak
bir şeyin doğru olduğunu göstermek
I can prove it
Bunu kanıtlayabilirim
doğruluğunu göstermek
bir şeyin gerçek olduğunu kanıtlamak
They proved the truth
Gerçeği kanıtladılar
Orta Batı
SahnedeABD'nin kuzey orta bölgesi
He lives in the Midwest
O, Orta Batı'da yaşıyor
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden yoğun bir şekilde hoşlanmamak
I hate spiders
Örümceklerden nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret etmek
birinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
muhteşem
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
The view was splendid
Manzara muhteşemdi
berbat
Sahnedeçok kötü veya düşük kaliteli
This movie is shit
Bu film berbat
kandırmak
birini kandırmak veya ona yalan söylemek
Are you shitting me
Benimle dalga mı geçiyorsun
konsol
Sahnedekontrol düğmelerinin bulunduğu panel
He used the game console
Oyun konsolunu kullandı
teselli etmek
üzgün birine kendini daha iyi hissettirmek
I tried to console her
Onu teselli etmeye çalıştım
bütçe
Sahnedepara harcama planı
We need to create a budget for the trip
Gezi için bir bütçe oluşturmamız gerekiyor
bütçe
paranın nasıl harcanacağına dair plan
We have a tight budget
Dar bir bütçemiz var
bütçelemek
bir şeyin nasıl kullanılacağını dikkatlice planlamak
I need to budget my time
Zamanımı planlamam gerekiyor
tiksindirici
Sahnedegüçlü bir hoşnutsuzluk veya iğrenme duygusu yaratan
Such behavior is disgusting
Böyle bir davranış tiksindirici
iğrenç
güçlü bir tiksinti uyandıran
This food is disgusting
Bu yemek iğrenç
iğrenç
güçlü bir tiksinti uyandıran
The garbage smells disgusting
Çöp iğrenç kokuyor
tiksindirici
çok nahoş veya rahatsız edici
His behavior was disgusting
Onun davranışı tiksindiriciydi
günah keçisi
Sahnedebaşkalarının hataları yüzünden haksız yere suçlanan kişi
He was made the scapegoat for the failure
Başarısızlığın günah keçisi o oldu
yaymak
Sahnedebilgiyi geniş kitlelere ulaştırmak
The organization aims to disseminate information about the disease
Kuruluş hastalık hakkında bilgi yaymayı hedefliyor
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
haberci
Sahnedemesaj taşıyan veya ileten kişi
He acted as a messenger for the king
Kral için haberci olarak görev yaptı
mesajlaşma uygulaması
mesaj veya bilgi göndermeye yarayan araç
I sent the photo via messenger
Fotoğrafı mesajlaşma uygulamasıyla gönderdim
haberci
haber veya paket götüren kişi
The messenger delivered a package
Haberci bir paket teslim etti
mesaj
Sahnedebirine gönderilen bilgi veya ileti
I sent you a message
Sana bir mesaj gönderdim
kısa mesaj
Sahnedetelefona yazılı olarak gönderilen metin
He sent a message by phone
Telefondan bir mesaj gönderdi
mesaj atmak
birine bilgi iletmek
I will message him later
Ona daha sonra mesaj atacağım
mesaj
birine iletilen haber veya bilgi
She left a message for you
Sana bir mesaj bıraktı
mesaj
birine iletilen yazılı içerik
I received a short message
Kısa bir mesaj aldım
not
birine gönderilen yazılı bilgilendirme
Please leave a message
Lütfen bir not bırakın
poker
Sahnedekartlarla oynanan bir kumar oyunu
He likes playing poker
O poker oynamayı sever
ateş karıştırıcısı
şöminedeki odunları karıştırmaya yarayan uzun metal çubuk
He stirred the fire with the poker
Ateşi ateş karıştırıcısı ile karıştırdı
toplantı
Sahnedeplanlı bir grup toplanması
I have a meeting at ten
Saat onda bir toplantım var
toplantı
insanların bir araya geldiği olay
I have a meeting tomorrow
Yarın bir toplantım var
buluşma
bir kimseyle veya bir şeyle bir araya gelmek
I had a meeting with my friend
Arkadaşımla bir buluşmam vardı
randevu
biriyle önceden planlanmış buluşma
I have a meeting with my doctor
Doktorumla bir randevum var
toplantı
insanların konuşmak için bir araya geldiği etkinlik
We have a meeting at ten o clock
Saat onda bir toplantımız var
zar zor
Sahnedeçok küçük bir farkla veya güçlükle
I could barely see the road
Yolu zar zor görebiliyordum
şarap
Sahnedeüzümden yapılan alkollü içecek
I drink red wine
Kırmızı şarap içerim
ağırlamak
birinin beğenisini kazanmak için ona yemek veya içki ısmarlamak
They wined and dined the potential client
Potansiyel müşteriyi güzelce ağırladılar
yıllık olarak
Sahnedeher yıl
The company holds a meeting annually
Şirket her yıl bir toplantı düzenler
oyun oynamak
Sahnededürüst olmayan veya muzip bir şey yapmak
He tried to pull a trick on me
Bana bir oyun oynamaya çalıştı
çekmek
bir şeyi kendine doğru hareket ettirmek
He pulled the door open
Kapıyı çekerek açtı
geri çekmek
bir şeyi geri almak veya çıkarmak
He decided to pull his request
İsteğini geri çekmeye karar verdi
çekim
birine veya bir şeye gitme isteği uyandıran güçlü duygu
I felt a strong pull towards him
Ona karşı güçlü bir çekim hissettim
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
kalmak
Sahnedebir yerde belirli bir süre konaklamak
We will stay in a hotel
Bir otelde kalacağız
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
kalış
bir yerde geçirilen süre
We enjoyed our stay in London
Londra'daki kalışımızdan keyif aldık
lobi yapmak
Sahnedepolitikacıları veya yetkilileri etkilemeye çalışmak
They lobbied the government for a new law
Yeni bir yasa için hükümete lobi yaptılar
lobi
bir binanın girişindeki geniş açık alan
We waited in the hotel lobby
Otel lobisinde bekledik
baskı grubu
hükümet kararlarını etkilemeye çalışan insanlar
They formed a lobby to change the law
Yasayı değiştirmek için bir lobi oluşturdular
satmak
Sahnedebir şeyi para karşılığında vermek
I will sell my old phone
Eski telefonumu satacağım
satmak
kişisel çıkar için birini ele vermek
He sold his partner to the police
Ortağını polise sattı
ikna etmek
birini bir şeye inanmaya ikna etmek
He sold me on the new plan
Beni yeni plana ikna etti
satmak
bir fikri veya planı başkasına kabul ettirmek
He tried to sell his new plan to the team
Yeni planını takıma satmaya çalıştı
ikna olmak
bir şeye inanmaya veya kabul etmeye razı olmak
He was sold on the idea
Bu fikir ona cazip geldi
hiçbir şey
hiçbir anlamda bir şey bulunmaması durumu
She has nothing left to sell
Satacak hiçbir şeyi kalmadı
satmak
para karşılığında bir şeyi vermek
They sell fresh vegetables
Onlar taze sebze satıyorlar
satmak
bir şeyi para karşılığında vermek
They sell fresh bread here
Burada taze ekmek satıyorlar
toplu pazarlık karşıtlığı
Sahnedeişçilerin işverenle toplu görüşme yapmasına karşı çıkma durumu
The company implemented anti-collective bargaining policies
Şirket toplu pazarlık karşıtı politikalar uyguladı
gerginlik
Sahnedesinirlilik veya heyecan hissi
The tension in the room was high
Odadaki gerginlik çok yüksekti
gerginlik
sinirlilik veya baskı hissi
There is a lot of tension in the room
Odada büyük bir gerginlik var
gerginlik
bir şeyin gerilme veya çekilme hali
The tension in the rope is high
İpteki gerginlik çok yüksek
zayıf
Sahnedegücü veya kuvveti az olan
He feels weak after being sick
Hastalandıktan sonra kendini zayıf hissediyor
zayıf
gücü az olan
He is too weak to stand
Ayakta duramayacak kadar zayıf
daha zayıf
zayıf sıfatının karşılaştırma biçimi
He became weaker after the illness
Hastalıktan sonra daha zayıf düştü
tat
Sahnedebir şeyi yerken veya içerken hissedilen duygu
This cake has a sweet taste
Bu kekin tatlı bir tadı var
zevk
bir şeye karşı kişisel beğeni
We have the same taste in music
Müzik konusunda aynı zevke sahibiz
tatmak
kalitesini anlamak için az miktarda denemek
Please taste the soup
Lütfen çorbayı tat
tat
bir şeyin kısa süreliğine yaşanması
She wanted a taste of success
Başarının tadına bakmak istedi
dikkatli
Sahnedetehlike veya hatalardan kaçınmak için özen gösteren
Be careful
Dikkatli ol
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
eyalet
Sahnedebir ülkenin idari bölümlerinden biri
The country has fifty states
Ülkenin elli eyaleti var
devletler
kendi hükümeti olan bir ulus veya bölge
Many states signed the treaty
Birçok devlet anlaşmayı imzaladı
belirtmek
bir şeyi kelimelerle ifade etmek
The report states the facts clearly
Rapor gerçekleri açıkça belirtiyor
devlet
bir ülkenin veya bölgenin siyasi örgütlenmesi
The state manages the public services
Devlet kamu hizmetlerini yönetir
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
berbat
Sahnedeçok kötü veya hoş olmayan
The movie was awful
Film berbattı
çok
çok fazla veya aşırı derecede
He has an awful lot of money
Çok fazla parası var
aşırı
son derece
It was an awful long time
Aşırı uzun bir zamandı
kötü
çok fena veya nahoş olan
The weather was awful yesterday
Hava dün çok kötüydü
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
dönüşmek
bir şeyden başka bir şeye geçmek
Water will become ice
Su buza dönüşecek
hale gelmek
bir şey durumuna geçmeye başlamak
The weather will become cold
Hava soğuk hale gelecek
sigara içen
Sahnedetütün kullanan kişi
He is a smoker
O bir sigara içicisidir
tütsüleme makinesi
Sahnededumanla yavaşça yemek pişiren cihaz
I cooked ribs in the smoker
Kaburgaları tütsüleme makinesinde pişirdim
son zamanlarda
Sahnedeyakın geçmişte
I have been very busy lately
Son zamanlarda çok meşguldüm
kural
Sahnedebir kılavuz veya yasa
Follow the rules
Kurallara uyun
kural
Sahnedene yapmanız veya yapmamanız gerektiğini söyleyen ifade
You must follow the school rules
Okul kurallarına uymalısın
yönetmek
bir şey üzerinde güce sahip olmak
The king rules the land
Kral ülkeyi yönetiyor
harika olmak
en iyi veya baskın olmak
This song rules
Bu şarkı harika
hüküm vermek
bir yasal davada resmi karar vermek
The judge will rule on the case
Yargıç dava hakkında hüküm verecek
yönetmek
bir ülke veya bölge üzerinde resmi yetkiye sahip olmak
The king used to rule the country
Kral eskiden ülkeyi yönetirdi
adet
olayların olağan veya normal durumu
Working late is the rule here
Burada geç çalışmak bir adettir
ilke
bir şeyin nasıl yapıldığını anlatan genel ifade
It is a fundamental rule of science
Bu bilimin temel bir ilkesidir
düzenleme
ne yapabileceğiniz hakkında resmi talimat
New safety rules were introduced
Yeni güvenlik düzenlemeleri getirildi
kural
bir yargıç veya yetkili tarafından alınan resmi karar
The judge made a strict rule
Yargıç katı bir kural koydu
devasa
Sahnedeboyut olarak çok büyük
The elephant is enormous
Fil devasadır
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
aptal
Sahnedeaptal kimse
He is a complete idiot
O tam bir aptal
aptal
çok aptal veya budala kimse
Do not be an idiot
Aptal olma
muhabir
Sahnedehaber yazan kişi
He is a foreign correspondent
O bir dış haberler muhabiridir
muhabir
haber yazan veya ileten kişi
He is a foreign correspondent
O bir dış haber muhabiri
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
son
Sahnedeyakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
geç
belirlenen zamandan sonra olan
I am late for work
İşe geç kaldım
çok
Sahnedebüyük miktarda veya sayıda
I have a lot of work to do
Yapacak çok işim var
sıklıkla
Sahnedebirçok kez veya sıkça
I see him a lot
Onu sıklıkla görürüm
çok miktarda
Sahnedebüyük bir sayı veya miktar
We have a lot of time
Çok miktarda vaktimiz var
arsa
küçük bir toprak parçası
He bought a parking lot
Bir otopark alanı satın aldı
kader
kişinin hayatındaki yazgısı
This is my lot in life
Bu benim hayattaki kaderim
kader
bir kişinin içinde bulunduğu durum veya hayat koşulları
He accepted his lot in life
Hayatındaki kaderini kabullendi
grup
bir insan topluluğu
That is a loud lot
O gürültülü bir grup
az miktarda
küçük bir sayı veya miktar
That is a lot less
O az miktarda
fazlasıyla
büyük ölçüde
I like it a lot
Onu fazlasıyla seviyorum
kader
birinin hayatındaki koşullar veya durum
He accepted his lot in life
Hayatındaki kaderini kabullendi
savrulmak
Sahnedehareket halindeyken kontrolsüzce yana doğru kaymak
The car started to fishtail on the icy road
Araba buzlu yolda savrulmaya başladı
balıksırtı
balık kuyruğuna benzeyen bir örgü stili
She wore a fishtail braid
Balıksırtı örgü yaptı
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
lahana salatası
Sahnedeçiğ sebzelerden hazırlanan soğuk bir salata
I ate a burger with a side of slaw
Burgerimin yanında lahana salatası yedim
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
tarih
Sahnedegeçmiş olayların incelenmesi veya kaydı
I love reading about history
Tarih hakkında okumayı severim
tarih
geçmiş olayların yazılı kaydı
We learn history at school
Okulda tarih dersi görüyoruz
geçmiş
bir kişiyle paylaşılan geçmiş ilişki veya deneyim
They have a long history together
Onların birlikte uzun bir geçmişi var
tarih
geçmişte yaşanmış olayların bütünü
We learn history at school
Okulda tarih öğreniyoruz
gergin
Sahnedegelecekte ne olacağı konusunda endişeli veya korkmuş
I feel nervous about the exam
Sınav hakkında gergin hissediyorum
gergin
kolayca endişelenen veya huzursuz olan
I feel nervous before the exam
Sınavdan önce gergin hissediyorum
davetiye
Sahnedebirini bir etkinliğe çağırmak için gönderilen kart veya mesaj
I received an invitation to the wedding
Düğün için bir davetiye aldım
susmak
Sahnedekonuşmayı bırakmak
Please shut up and listen
Lütfen sus ve beni dinle
sus
konuşmayı bırakmak veya birini susturmak
Please shut up
Lütfen sus
susturmak
birinin konuşmayı bırakmasını sağlamak
Just shut up and listen
Sadece sus ve dinle
susmak
konuşmayı kesmek veya birine sessiz kalmasını söylemek
Please shut up while I am working
Çalışırken lütfen sus
mükemmellik
Sahnedekusursuz olma durumu
She strives for perfection
O mükemmellik için çabalar
fırsat
Sahnedeuygun bir zaman veya durum
This is a great opportunity
Bu harika bir fırsat
fırsat
bir şeyi yapabilme imkanı sağlayan iyi durum
This job is a great opportunity
Bu iş harika bir fırsat
genellikle
Sahnedeçoğu durumda
I usually wake up at 7 am
Genellikle sabah 7'de uyanırım
-den beri
Sahnedegeçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
için
bir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
den beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have been here since morning
Sabahtan beri buradayım
araç
Sahnedebir şeyi yapma yolu
The bus is a means of transport
Otobüs bir ulaşım aracıdır
anlamına gelmek
bir şeyi ifade etmek
This sign means stop
Bu işaret dur anlamına gelir
kastetmek
bir şeyi ifade etmek veya ne olduğunu belirtmek
He means to help you with the project
O sana projede yardım etmeyi kastediyor
varlık
kişinin sahip olduğu para veya kaynaklar
He lives beyond his means
O varlığının üzerinde yaşıyor
varlık
bir şeyi yapmaya yarayan maddi imkanlar veya para
He lives beyond his means
O imkanlarının üzerinde yaşıyor
anlamına gelmek
belirli bir ifadeyi veya durumu belirtmek
This word means happiness
Bu kelime mutluluk anlamına geliyor
yatırım
Sahnedekar elde etmek amacıyla bir şeye para yatırma eylemi
This investment will make me money
Bu yatırım bana para kazandıracak
Yatırım
kar elde etmek amacıyla para yatırılan şey
This investment will grow over time
Bu yatırım zamanla büyüyecek
kadın kongre üyesi
Sahnedekongre üyesi olan kadın
The congresswoman voted on the new law
Kadın kongre üyesi yeni yasayı oyladı
tırmanmak
Sahnedeel ve ayakları kullanarak yukarı çıkmak
He climbed the mountain
Dağa tırmandı
tırmanarak inmek
elleri ve ayakları kullanarak aşağı doğru hareket etmek
He climbed down the ladder
Merdivenden aşağı tırmandı
tırmanmak
bir şeyin üzerine veya tepesine doğru hareket etmek
He likes to climb trees
O ağaçlara tırmanmayı sever
yatak odası
Sahnedeuyumak için kullanılan oda
My bedroom is small
Yatak odam küçük
yatak odası
uyumak için kullanılan oda
I clean my bedroom every day
Her gün yatak odamı temizlerim
orospu
Sahnedebir kişiye karşı kullanılan çok kaba ve hakaret içerikli bir söz
He was being a complete cunt
Tam bir orospu gibi davranıyordu
am
Sahnedekadın cinsel organı için kullanılan çok kaba bir sözcük
The word is a vulgar term for female genitalia
O kelime kadın cinsel organı için kaba bir terimdir
pislik
Sahnedesevimsiz ya da aptal bir insan için kullanılan çok kaba bir sözcük
Some people call an unpleasant person a cunt
Bazı insanlar hoş olmayan birine pislik derler