

House of Cards — 1. Sezon Bölüm 5
Kelimeler ve anlamları
634 kelime
Seviye
mekan
Sahnedeetkinliklerin gerçekleştiği yer
The hotel is a great venue for weddings
Otel, düğünler için harika bir mekan
mekan
Sahnedeetkinliklerin veya toplantıların yapıldığı yer
The hotel is the perfect venue for our wedding
Otel düğünümüz için mükemmel bir mekan
temel
Sahnedebir şeyin üzerine inşa edildiği sağlam kısım
The house has a strong foundation
Evin güçlü bir temeli var
vakıf
belirli bir amaç için para sağlayan kuruluş
She works for a charitable foundation
Bir hayır vakfında çalışıyor
üçleme
birbiriyle bağlantılı üç kitap veya film
I am reading a new foundation
Yeni bir üçleme okuyorum
hecelemek
Sahnedebir kelimenin harflerini sırayla söylemek veya yazmak
How do you spell your name
İsmini nasıl hecelersin
belirtmek
genellikle kötü bir şeyin olacağının işareti olmak
This spells disaster
Bu felaket habercisidir
büyü
sihirli güce sahip sözler veya eylemler
The witch cast a spell
Cadı bir büyü yaptı
süre
kısa bir zaman aralığı
I worked there for a short spell
Orada kısa bir süre çalıştım
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
hamle
yapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
hızla satılmak
genellikle düşük fiyata hızlıca elden çıkarılmak
These cheap goods move very fast
Bu ucuz ürünler hızla satılıyor
hareket etmek
bir yerini değiştirmek veya yeni bir yere gitmek
We will move to a new house
Yeni bir eve taşınacağız
taşınmak
yaşanılan yeri değiştirmek
We will move to a new house next month
Gelecek ay yeni bir eve taşınacağız
yarı
Sahnedeoyunların veya maçların eşit iki bölümünden biri
The team played both halves well
Takım her iki yarıyı da iyi oynadı
yarı
tam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki yaşadığınız kişi
I am going out with my better half
Hayat arkadaşımla dışarı çıkıyorum
tohum
Sahnedebitkiyi oluşturan küçük kısım
Plant the seed in the soil
Tohumu toprağa ek
seribaşı
spor müsabakalarındaki sıralama konumu
He is the first seed in the tournament
Turnuvanın birinci seribaşı o
seribaşı yapmak
bir spor turnuvasında yarışmacıların başlangıç sıralamasını düzenlemek
They seeded the top players in the tournament
Turnuvadaki en iyi oyuncuları seribaşı yaptılar
birleşmek
Sahnedetek bir bütün haline gelmek
The two companies decided to unite
İki şirket birleşmeye karar verdi
birleşmek
Sahnedeortak bir amaç için bir araya gelmek
The team decided to unite for the project
Ekip proje için birleşmeye karar verdi
birleştirmek
Sahnedeiki veya daha fazla şeyi bir araya getirmek
They want to unite the two groups
İki grubu birleştirmek istiyorlar
kaburga
Sahnedegöğüs kafesindeki kıvrımlı kemiklerden her biri
He broke a rib while skiing
Kayarken kaburgasını kırdı
kaburga
Sahnedehayvanın göğüs bölgesinden kesilen et parçası
They grilled the ribs for dinner
Akşam yemeği için kaburga ızgara yaptılar
takılmak
birisiyle şaka yollu eğlenmek
They liked to rib him
Onunla takılmayı severlerdi
lastik
örgülerde kabartmalı doku oluşturan desen türü
This sweater has a rib pattern
Bu kazağın lastik örgüsü var
Güney Filadelfiya
SahnedeFiladelfiya şehrinin bir bölgesi
He grew up in South Philly
O Güney Filadelfiya'da büyüdü
rakam
Sahnedebir sayıyı temsil eden sembol
The figure is written here
Rakam burada yazılı
şekil
bir kişinin veya şeyin biçimi
It is a strange figure
Bu tuhaf bir şekil
çözmek
düşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure it out
Bunu çözemiyorum
şahsiyet
önemli veya tanınan kişi
He is a leading figure in politics
O siyasette önde gelen bir şahsiyettir
tanıdık
Sahnededaha önceden bilinen veya tanınan
Your face looks familiar
Yüzün tanıdık geliyor
tanıdık
bir kişi veya durumu önceden tanıyor olmak
This melody sounds familiar to me
Bu melodi bana tanıdık geliyor
en iyi
Sahnedeen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
beslenmek
Sahnedegıda alarak yaşamak
Cows feed on grass
İnekler otla beslenir
besleme
bir makineye veya sisteme sağlanan veri ya da malzeme
The machine needs a steady feed
Makinenin sürekli beslemeye ihtiyacı var
içerik akışı
sürekli güncellenen bilgi dizisi
The website has a constant content feed
Web sitesinin sürekli bir içerik akışı var
yayın
canlı video veya veri akışı
The news feed is updated constantly
Haber akışı sürekli güncelleniyor
yem
hayvanlar için yiyecek
The farmer bought some feed for the cows
Çiftçi inekler için biraz yem aldı
beslemek
bir kişiye veya hayvana yiyecek vermek
It is time to feed the baby
Bebeği besleme zamanı geldi
yayın
görüntü veya sesin canlı iletimi
The live feed has started
Canlı yayın başladı
fıçı
Sahnedebira için kullanılan küçük fıçı
We bought a keg of beer
Bir fıçı bira aldık
metal fıçı
Sahnedesıvıları tutmak için kullanılan metal fıçı
The liquid is stored in a metal keg
Sıvı, metal bir fıçıda saklanır
fark etmek
Sahnedebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
idrak etmek
Sahnedebir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
komite
Sahnedebelirli bir görevi yürütmek için seçilmiş kişi grubu
The committee met yesterday
Komite dün toplandı
kilit
Sahnedekapıları kapatmaya yarayan metal araç
The lock is broken
Kilit bozuk
kilit
Sahnedebir kapıyı veya kutuyu kapalı tutmaya yarayan mekanizma
I lost the key to my lock
Kilidimin anahtarını kaybettim
saç tutamı
saçın küçük bir parçası
She cut a lock of hair
Bir tutam saç kesti
girmek
Sahnedebir yere yürüyerek girmek
He walked into the room
Odaya girdi
çarpmak
yürürken kazara birine veya bir şeye çarpmak
I walked into the door
Kapıya çarptım
kolayca elde etmek
çaba göstermeden bir işi veya fırsatı yakalamak
He walked into a great job
Harika bir işi kolayca kaptı
bilmeden girmek
ne olduğunu anlamadan bir duruma dahil olmak
I walked into a very difficult situation
Çok zor bir duruma bilmeden girdim
karşılaşmak
beklenmedik bir durumla yüz yüze gelmek
I walked into a serious problem
Ciddi bir sorunla karşılaştım
düşmek
fark etmeden bir durumun içine girmek
He walked into a trap
Fark etmeden bir tuzağa düştü
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
katılmak
bir gezi veya etkinliğe iştirak etmek
Are you going on the tour
Tura katılıyor musun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
yayına çıkmak
bir televizyon veya radyo programında yer almak
The actor will go on the show tonight
Oyuncu bu gece programa çıkacak
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
olmak
gerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
devam etmek
sürmek veya ilerlemek
We must go on with our work
İşimizi yapmaya devam etmeliyiz
başlamak
bir faaliyete girişmek
I will go on a diet tomorrow
Yarın diyete başlayacağım
uzun uzun konuşmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
He went on about his old job
Eski işi hakkında uzun uzun konuştu
girmek
bir web sitesini veya hizmeti kullanmak
I go on the internet every day
Her gün internete girerim
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
havlu
Sahnedebir şeyleri kurulamak için kullanılan kumaş parçası
Please give me a towel
Lütfen bana bir havlu ver
doldurmak
Sahnedebir işteki boşluğu doldurmak
Fill the position
Pozisyonu doldur
doldurmak
Sahnedebir şeyi tamamen dolu hale getirmek
Please fill the glass with water
Lütfen bardağı suyla doldur
bilgilendirmek
Sahnedebirine bir şey hakkında bilgi vermek
Please fill me in on the details
Lütfen bana detaylar hakkında bilgi ver
doyma miktarı
doyana kadar yenen yemek
Eat your fill
Doyana kadar ye
korkuyla dolmak
aşırı derecede korkmak
He was filled with dread
İçi korkuyla doldu
doldurmak
vaktini bir şey yaparak geçirmek
She fills her days with reading
Günlerini kitap okuyarak dolduruyor
doldurmak
bir şeyin içini ekleyerek dolu hale getirmek
Fill the bottle with water
Şişeyi suyla doldur
doldurmak
boş yerlere bilgi yazmak
Please fill out this form
Lütfen bu formu doldurun
hemfikir olmak
Sahnedebiriyle aynı görüşü paylaşmak
We agree on this point
Bu noktada hemfikiriz
hemfikir olmak
Sahnedebirisiyle aynı düşünceye sahip olmak
I agree with you
Seninle hemfikirim
katılmak
birisiyle aynı düşünceye sahip olmak ya da bir şeyi kabul etmek
I agree with your plan
Planına katılıyorum
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
protesto etmek
Sahnedebir şeye karşı olduğunu söylemek veya göstermek
They protest against the new law
Yeni yasayı protesto ediyorlar
protesto
Sahnedegüçlü bir şikayet veya itiraz
The decision met with a loud protest
Karar sert bir protestoyla karşılandı
yok
Sahnedehayır kelimesinin gayriresmi kullanımı
Do you want to go? Nah.
Gitmek ister misin? Yok.
solmak
Sahnedekurumak veya gücünü yitirerek cansızlaşmak
The flowers began to wither in the sun
Çiçekler güneşte solmaya başladı
orman
Sahnedeağaçlarla kaplı geniş arazi
We went for a walk in the woods
Ormanda yürüyüşe çıktık
orman
ağaçlarla kaplı alan
We went for a walk in the woods
Ormanda yürüyüşe çıktık
ahşap
ağaçlardan elde edilen sert madde
The table is made of wood
Bu masa ahşaptan yapılmıştır
orman
ağaçlarla kaplı küçük alan
We walked through the woods
Ormanda yürüdük
suçlamak
Sahnedebirinin bir yanlıştan sorumlu olduğunu söylemek
Do not blame me for this mistake
Bu hata için beni suçlama
suç
Sahnedekötü bir durumdan dolayı sorumlu tutulma durumu
He accepted the blame for the accident
Kazanın suçunu üstlendi
ayıplamak
birinin yaptığı davranışı onaylamadığını belirtmek
They blamed him for his selfish behavior
Bencil davranışından dolayı onu ayıpladılar
sorumlu tutmak
bir olayın sonucunu birinin üzerine yıkmak
I blame the rain for the delay
Gecikmeden dolayı yağmuru sorumlu tutuyorum
gelişmek
Sahnedeçok başarılı veya güçlü hale gelmek
The business continues to thrive
İşletme büyümeye devam ediyor
gelişmek
çok iyi şekilde büyüyüp ilerlemek
These plants thrive in the sun
Bu bitkiler güneşte gelişir
geçici moda
Sahnedekısa süreli popüler olan stil veya etkinlik
This diet is just a fad
Bu diyet sadece geçici bir moda
dökmek
Sahnedebir sıvıyı bir kaptan akıtmak
Please pour me some water
Lütfen bana biraz su dök
vermek
Sahnedetüm dikkatini veya çabasını bir şeye yöneltmek
He poured all his attention into the work
Tüm dikkatini işine verdi
bardaktan boşalırcasına yağmak
çok şiddetli yağmur yağması
It is pouring outside today
Bugün dışarıda bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyor
kalça
Sahnedevücudun üzerine oturulan kısmı
He fell on his backside
Kalçasının üzerine düştü
arka taraf
bir nesnenin ön olmayan diğer tarafı
Please write your name on the backside of the paper
Lütfen ismini kağıdın arka tarafına yaz
berbat etmek
Sahnedebir işi beceriksizce veya kötü bir şekilde yapmak
He botched the repair
Tamiratı berbat etti
katılımcı
Sahnedebir toplantı veya etkinliğe giden kişi
Each attendee received a badge
Her katılımcı bir yaka kartı aldı
bakan
Sahnedebir kurumda veya devlette üst düzey idari görevde bulunan kişi
The secretary leads the department
Bakan departmanı yönetiyor
sekreter
ofis işlerini yapan kişi
She is a secretary
O bir sekreter
sekreter
bir kişinin ofis işlerini yürüten yardımcı
The secretary managed the boss's calendar
Sekreter patronun takvimini yönetti
büro çalışanı
ofis içindeki işleri yürüten kişi
A secretary helps with general office duties
Bir büro çalışanı genel ofis işlerine yardımcı olur
yerine
Sahnedebir şeyin yerine başka bir şey geçmesi
I drank tea instead of coffee
Kahve yerine çay içtim
yerine
bir şeyin yerine başka birini veya bir şeyi tercih etmek
I drank water instead of coffee
Kahve yerine su içtim
yerine
bir şeyden ziyade başka bir şey
You should study instead of sleeping
Uyumak yerine ders çalışmalısın
yerini almak
bir şeyin yerine geçmek
I used butter instead of oil
Yağ yerine tereyağı kullandım
yerine
bir şeyin yerine başkasını koymak
I drank tea instead of coffee
Kahve yerine çay içtim
sızlanmak
Sahnedeyüksek sesle şikayet etmek
Stop whining about the weather
Hava hakkında sızlanmayı bırak
sızlanmak
şikayet ederken tiz ve rahatsız edici bir ses çıkarmak
Stop whining about the weather
Hava hakkında sızlanmayı bırak
organize etmek
Sahnedebelli bir zamanda bir şeyi planlamak veya düzenlemek
They organized a party
Bir parti organize ettiler
düzenlenmiş
düzgün bir şekilde planlanmış veya düzenlenmiş
The files are well organized
Dosyalar iyi düzenlenmiş
tertipli
iyi bir sıraya göre düzenlenmiş
He is an organized student
O tertipli bir öğrencidir
düzenli
belirli bir sıraya veya sisteme göre ayarlanmış
She keeps her desk very organized
Masasını çok düzenli tutuyor
yolda
Sahnedegelmekte olan
My friend is on the way
Arkadaşım yolda
bebek beklemek
hamile olmak
They have a baby on the way
Bir bebek bekliyorlar
yolda
bir yere gitme sürecinde olma
I am on the way to school
Okula doğru yoldayım
dışarıda
Sahnedebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıdan
bir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
yemek
SahnedeYiyecekleri ağza alıp yutmak
I eat an apple
Bir elma yerim
yemek yemek
Besinleri ağza alıp yutmak
We eat dinner at six
Saat altıda akşam yemeği yeriz
tüketmek
Yiyerek bitirmek
He eats all the cookies
Bütün kurabiyeleri yer
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
göndermek
Sahnedebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
bir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
göndermek
bir şeyi veya birini bir yere ulaştırmak amacıyla yola çıkarmak
Please send the letter to my house
Lütfen mektubu evime gönder
çıkarmak
Sahnedekıyafet gibi bir şeyi üzerinden çıkarmak
Please take off your shoes
Lütfen ayakkabılarınızı çıkarın
havalanmak
hızla ayrılmak veya uçağın yükselmesi
The plane will take off soon
Uçak yakında havalanacak
izin almak
belirli bir süre işten uzak kalmak
I want to take off next Friday
Gelecek Cuma izin almak istiyorum
popülerleşmek
hızla başarılı veya tanınır hale gelmek
The new software really took off this year
Yeni yazılım bu yıl gerçekten çok tuttu
dikkatini dağıtmak
birinin bir şeyi düşünmeyi bırakmasını sağlamak
This hobby helps take off the stress from your mind
Bu hobi zihnindeki stresi uzaklaştırmaya yardımcı olur
yükselişe geçmek
başarılı veya popüler olmaya başlamak
Her career really started to take off
Kariyeri gerçekten yükselişe geçmeye başladı
izin almak
işten bir süre uzak kalmak
I will take off next week
Gelecek hafta izin alacağım
fırlayıp gitmek
aniden ve hızlıca bir yerden ayrılmak
He took off as soon as the bell rang
Zil çalar çalmaz fırlayıp gitti
izin almak
işe ara vererek çalışmamak
I will take off next week
Gelecek hafta izin alacağım
hızla uzaklaşmak
bir yerden aniden gitmek
He took off suddenly
O aniden hızla uzaklaştı
havalanmak
yerden göğe doğru yükselmek
The plane will take off now
Uçak şimdi havalanacak
havalanmak
bir uçağın veya aracın yerden yükselmeye başlaması
The plane will take off soon
Uçak yakında havalanacak
kalkış
bir hava aracının yerden havalanması
The plane is ready for take off
Uçak kalkış için hazır
tutum
Sahnedebir şey hakkında düşünme veya hissetme biçimi
She has a positive attitude
Olumlu bir tutumu var
tutum
bir konu hakkındaki düşünce veya bakış açısı
He has a positive attitude towards his work
İşiyle ilgili pozitif bir tutumu var
dakika
Sahnede60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
Sahnedealtmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
tam o an
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
hmm
Sahnededüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Hmm, let me think
Hmm, bir düşüneyim
topluluk
Sahnedeortak ilgi alanlarına sahip insan grubu
He is a member of a historical society
O bir tarih topluluğunun üyesi
toplum
birlikte yaşayan insan grubu
We live in a multicultural society
Çok kültürlü bir toplumda yaşıyoruz
dernek
ortak ilgi veya hedefleri olan insan grubu
She is a member of a historical society
O bir tarih derneğinin üyesi
egzotik
Sahnededünyanın başka bir yerinden gelen ve alışılmadık olan
She likes exotic fruits
Egzotik meyveleri sever
çit kazığı
Sahnedesivri uçlu ahşap direk
He painted the picket white
Çit kazığını beyaza boyadı
protesto etmek
Sahnedeprotesto amacıyla bir yerin önünde beklemek
The workers picket the factory entrance
İşçiler fabrika girişinde protesto yapıyor
grev gözcüsü
bir protesto sırasında iş yerinin önünde bekleyen kişi
The picket held a sign
Grev gözcüsü bir tabela tuttu
içecek
Sahnedeiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
sıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
elbette
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
muhteşem
Sahnedeçok çekici veya güzel
You look gorgeous in that dress
Bu elbisenin içinde muhteşem görünüyorsun
yakında
Sahnedekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
yakında
kısa bir süre içinde
I will see you soon
Seni yakında göreceğim
orta
Sahnedemerkezdeki nokta veya bölüm
He is in the middle of the room
Odanın ortasında
kongre üyesi
Sahnedebir ülkede yasa yapmak için seçilen kişi
The congressmen discussed the new law
Kongre üyeleri yeni yasayı görüştü
finansman
Sahnedebir şeyi ödemek için sağlanan para
They received funding for the project
Proje için finansman aldılar
finansman
bir proje veya amaç için sağlanan maddi destek
The company needs more funding for the project
Şirketin proje için daha fazla finansmana ihtiyacı var
finansman
bir proje veya organizasyon için para sağlama eylemi
The company needs funding for the new project
Şirketin yeni proje için finansmana ihtiyacı var
sıkıcı kişi
Sahnedeilginç veya heyecan verici olmayan insan
He is such a bore
O çok sıkıcı biridir
meydana getirmek
bir şey üretmek veya ortaya koymak
The tree bore delicious fruit
Ağaç lezzetli meyve verdi
delik
katı bir şeyin içindeki boşluk
The pipe has a wide bore
Borunun geniş bir deliği var
doğurmak
bir bebek dünyaya getirmek
She bore a baby boy
Bir erkek bebek doğurdu
sıkıcı
ilgi çekici veya heyecan verici olmayan
This movie is a bore
Bu film çok sıkıcı
muhteşem
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
You look fabulous today
Bugün muhteşem görünüyorsun
muhteşem
çok iyi veya güzel olan
You look absolutely fabulous today
Bugün kesinlikle muhteşem görünüyorsun
her nereye
Sahnedeherhangi bir yer veya durum
You can go wherever you want
İstediğin yere gidebilirsin
her nerede
herhangi bir yerde veya durumda
You can sit wherever you like
İstediğiniz her yere oturabilirsiniz
hata
Sahnedeyanlış veya hatalı olan şey
I made a mistake
Bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi olduğundan farklı sanmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
aksatmadan
Sahnedehiç aksatmadan düzenli bir biçimde
He exercises religiously every morning
O her sabah aksatmadan egzersiz yapar
dindarca
dinsel bir şekilde ya da büyük bir bağlılıkla
He prays religiously every morning
O her sabah dindarca dua eder
rahatsız etmek
Sahnedebirini kızdırmak veya üzmek
His constant talking really gets to me
Onun sürekli konuşması beni gerçekten rahatsız ediyor
başlamak
Sahnedebir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
fırsatı olmak
Sahnedebir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
fırsat bulmak
bir şey yapma şansı yakalamak
I get to travel for work
İş için seyahat etme fırsatı buluyorum
şans elde etmek
bir şey yapmak için imkanın olması
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma şansı elde ediyorsun
izinli olmak
bir şeyi yapma yetkisine sahip olmak
I get to leave early today
Bugün erken çıkma iznim var
başarmak
bir şeyi yapma imkanı bulmak
We finally get to see the show
Sonunda gösteriyi izlemeyi başardık
zorunda olmak
bir şeyi yapmak durumunda kalmak
I have to get to the airport
Havaalanına gitmek zorundayım
ulaşmak
bir şeyle bağlantı kurabilmek
You can get to the main road from here
Buradan ana yola ulaşabilirsin
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
zorunda olmak
bir şeyi yapmaya mecbur kalmak
I get to clean my room today
Bugün odamı temizlemek zorundayım
fırsat bulmak
bir şeyi yapmaya izinli olmak
You get to stay up late tonight
Bu gece geç saate kadar ayakta kalmaya iznin var
fırsat yakalamak
bir şeyi yapma şansına sahip olmak
I get to meet the director tomorrow
Yarın yönetmenle tanışma fırsatım olacak
ilişkili olmak
bir şeyle bağlantı kurmak
Does this rule get to our project
Bu kural projemizle ilişkili mi
fırsat bulmak
bir şeyi yapabilme veya yapmaya izinli olma durumu
I get to travel for my job
İşim gereği seyahat etme fırsatı buluyorum
başlamak
bir eylemi yapmaya girişmek
We get to work at nine
Dokuzda çalışmaya başlarız
ele almak
bir konuyla uğraşmaya başlamak
We will get to that issue later
O konuyu daha sonra ele alacağız
-medikçe
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesinin başka bir durumun olmamasına bağlı olduğunu belirtir
You cannot pass unless you study hard
Çok çalışmadıkça geçemezsin
madıkça
başka bir durum olmadıkça
I won't go unless you come
Sen gelmedikçe gitmeyeceğim
tartışmak
Sahnedebir konu hakkında biriyle konuşmak
We need to discuss the plan
Planı tartışmamız gerekiyor
affedersiniz
Sahnedenazikçe dikkat çekmek veya özür dilemek için kullanılan ifade
Excuse me may I pass
Affedersiniz geçebilir miyim
affetmek
bir hatayı hoşgörüyle karşılamak
Please excuse my foolish error
Lütfen aptalca hatamı affedin
bahane
bir durumu açıklamak için sunulan gerekçe
He has a good excuse
Onun iyi bir bahanesi var
bahane
bir hatayı açıklamak için sunulan neden
Do not make an excuse for being late
Geç kaldığın için bahane üretme
liderlik
Sahnedeyönetme veya yönetme yetkisine sahip olma durumu
She showed great leadership
Büyük bir liderlik sergiledi
yönetim kadrosu
kurumu veya ülkeyi yöneten insanlar grubu
The new leadership met today
Ülkenin yeni yönetim kadrosu bugün toplandı
yönetim
bir kurumu yöneten kişi veya ekip
The company leadership supports this plan
Şirket yönetimi bu planı destekliyor
kademeli olarak kaldırmak
Sahnedebir şeyi zaman içinde yavaş yavaş kullanmayı veya yapmayı bırakmak
They will phase out these old computers next year
Gelecek yıl bu eski bilgisayarları kademeli olarak kaldıracaklar
içeride beklemek
Sahnedebir yerin içinde kalmak veya beklemek
I will wait in the lobby
Lobide bekleyeceğim
içeride durmak
bir yere girip orada ayrılmadan beklemek
Please wait in while I get the key
Ben anahtarı alana kadar lütfen içeride durun
sırada beklemek
bir şey için insanların oluşturduğu kuyrukta durmak
We waited in to buy the tickets
Bilet almak için sırada bekledik
içeride beklemek
bir yerde dışarı çıkmadan durmak
I will wait in for the delivery
Teslimat için içeride bekleyeceğim
evde beklemek
birini veya bir şeyi beklemek için bir yerde kalmak
I have to wait in for the delivery
Teslimat için evde beklemem gerekiyor
olağanüstü
Sahnedeçok sıra dışı veya özel
She has an extraordinary talent for music
Onun müzik için olağanüstü bir yeteneği var
iyilik
Sahnedeyardımsever veya nazik bir davranış
Can you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
desteklemek
bir şeyi onaylamak veya ona razı olmak
Most people favor the new law
Çoğu insan yeni yasayı destekliyor
kayırmak
birine avantaj sağlamak veya ona daha nazik davranmak
The teacher favors some students
Öğretmen bazı öğrencileri kayırıyor
iyilik
birinden rica edilen yardım
Could you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
ayağa kalkmak
Sahnedeoturur veya yatar durumdayken ayaklanmak
I need to get up to reach the book
Kitaba ulaşmak için ayağa kalkmam gerekiyor
kılık
giyilen bir kıyafet takımı
She wore a funny get-up to the party
Partiye komik bir kılıkla geldi
bir şeyle meşgul olmak
bir faaliyetin veya durumun içinde yer almak
What are you getting up to today?
Bugün nelerle meşgulsün?
yukarı çıkmak
daha yüksek bir konuma ulaşmak
You need to get up to the second floor
İkinci kata çıkman gerekiyor
uyandırmak
birini uykudan kaldırmak
Please get the children up early
Lütfen çocukları erkenden uyandır
kalkıp gitmek
bir yerden uzaklaşmak
I have to get up and leave now
Şimdi kalkıp gitmem gerekiyor
ayağa kalkmak
oturur veya yatar pozisyondan dik duruma geçmek
I get up early every morning
Her sabah erken ayağa kalkarım
artırmak
bir duygu veya umudu daha güçlü hale getirmek
You should get up your courage
Cesaretini artırmalısın
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
aksan
Sahnedebir bölgeye özgü konuşma biçimi
He has a strong British accent
Onun güçlü bir İngiliz aksanı var
vurgulamak
bir şeyi daha belirgin hale getirmek
The blue tie accents his eyes
Mavi kravat gözlerini vurguluyor
aksan
bir kişinin kelimeleri söyleyiş biçimi
She speaks with a French accent
O Fransız aksanıyla konuşuyor
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
görünmek
Sahnedebir şeyin dışarıdan nasıl bir izlenim bıraktığı
She looks tired today
Bugün yorgun görünüyor
dış görünüş
birinin fiziksel görünümü, özellikle çekiciliği
He has good looks
Onun iyi bir dış görünüşü var
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
She looks for her keys
O anahtarlarını arıyor
görünmek
bir şeyin dışarıdan verdiği izlenim
She looks happy today
O bugün mutlu görünüyor
gibi durmak
bir izlenim bırakmak
He looks like his father
Babası gibi duruyor
arabayla bırakmak
Sahnedebir araçla ücretsiz olarak bir yere götürmek
He gave me a lift
Beni arabayla bıraktı
kaldırmak
bir şeyi daha yüksek bir konuma taşımak
Can you lift this box
Bu kutuyu kaldırabilir misin
asansör
bir binada insanları veya eşyaları katlar arasında aşağı yukarı taşıyan cihaz
The lift is broken so we must take the stairs
Asansör bozuk olduğu için merdivenleri kullanmalıyız
iyileştirmek
bir şeyi daha iyi veya daha çekici hale getirmek
This paint will lift the look of the room
Bu boya odanın görünümünü iyileştirecek
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
ücretsiz
Sahnedebedava olan veya ücret ödenmeyen
This water is free
Bu su ücretsiz
özgür
Sahnedekısıtlanmamış veya kontrol edilmeyen
The bird is free
Kuş özgür
serbest bırakmak
birini veya bir şeyi tutulduğu ya da sıkıştığı yerden kurtarmak
They decided to free the bird from the cage
Kuşu kafesten serbest bırakmaya karar verdiler
müsait
yapacak işi veya zorunluluğu olmayan
I am free this afternoon
Bu öğleden sonra müsaitim