

House of Cards — 1. Sezon Bölüm 6
Kelimeler ve anlamları
645 kelime
Seviye
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
gitmek
bir yerin yönüne doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
yatırım
Sahnedekar elde etmek amacıyla bir şeye para yatırma eylemi
This investment will make me money
Bu yatırım bana para kazandıracak
Yatırım
kar elde etmek amacıyla para yatırılan şey
This investment will grow over time
Bu yatırım zamanla büyüyecek
öğle
Sahnedegünün ortası, saat on iki
I will see you at noon
Seninle öğlen görüşürüz
öğle
günün ortası saat on iki
We will meet at noon
Öğlen buluşacağız
kapanış
Sahnedebir yerin kapandığı zaman
We arrived just before closing
Kapanıştan hemen önce vardık
yaklaşma
bir şeye daha yakın hale gelme
The deadline is closing fast
Son teslim tarihi hızla yaklaşıyor
kapanma
bir yerin açık olmasını durdurma eylemi
The closing of the shop was sudden
Dükkanın kapanması ani oldu
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
katılmak
bir etkinlikte veya faaliyette yer almak
Do you want to come on the trip with us
Bizimle geziye katılmak ister misin
haydi
birine acele etmesini veya daha fazla çaba göstermesini söylemek için kullanılır
Come on we are going to be late
Haydi geç kalacağız
hadi
birini acele etmeye veya denemeye teşvik etmek
Come on we will be late
Hadi geç kalacağız
mevzuat
Sahnedehükümet tarafından yürürlüğe konan resmi kurallar
New legislation was passed today
Bugün yeni bir mevzuat kabul edildi
yasa
hükümet tarafından çıkarılan yasa veya yasalar bütünü
The government introduced new legislation
Hükümet yeni yasa çıkardı
ortak
Sahnedebir gruba ait olan veya grup tarafından yapılan
It was a collective effort
Bu ortak bir çabaydı
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
durdurmak
Sahnedebir süreci veya çalışmayı sona erdirmek
The company killed the project
Şirket projeyi durdurdu
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
sonlandırmak
bir şeyi durdurmak veya bitirmek
We had to kill the project
Projeyi sonlandırmak zorunda kaldık
öldürmek
bir canlının yaşamına son vermek
The frost will kill the plants
Don olayı bitkileri öldürecek
katletmek
bir insanı kasten öldürmek
The soldiers killed the king
Askerler kralı katletti
katil
birini öldüren kişi
The police caught the killer
Polis katili yakaladı
kahretmek
birine büyük duygusal acı vermek
His words killed me
Sözleri beni kahretti
susam
Sahnedeyemeklerde kullanılan küçük bir tohum
I love sesame seeds on my bread
Ekmeğimin üzerindeki susamları severim
herhangi bir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
hiçbir şey
herhangi bir nesne veya madde
I don't have anything
Hiçbir şeyim yok
yönetmek
Sahnedebir tartışmayı veya etkinliği idare etmek
She will moderate the panel discussion
Panel tartışmasını o yönetecek
ılımlılaştırmak
bir şeyi daha az aşırı hale getirmek
He tried to moderate his tone
Ses tonunu ılımlılaştırmaya çalıştı
ılımlı
aşırı olmayan siyasi görüşlere sahip olma
He holds moderate political views
Ilımlı siyasi görüşlere sahip
ölçülü
ne çok fazla ne de çok az olan
You should eat a moderate amount of food
Ölçülü miktarda yemek yemelisin
metin
Sahnedeyazılı bir eser veya içerik
Please read this text carefully
Lütfen bu metni dikkatlice oku
mesaj atmak
telefonla yazılı mesaj göndermek
Please text me later
Daha sonra bana mesaj at
mesaj
telefondan gönderilen yazılı ileti
I sent him a text
Ona bir mesaj gönderdim
mesajlaşmak
telefondan yazılı bir ileti göndermek
I will text you later
Seni sonra mesajlayacağım
mesajlaşmak
telefondan yazılı ileti göndermek
I will text you later
Sana daha sonra mesaj atacağım
içinde
Sahnedebir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeride
Sahnedebir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
iç
bir yerin iç kısmı veya oraya girme imkanı
The key lets you inside the room
Anahtar odaya girmenizi sağlar
yerine
Sahnedebir şeyin yerine başka bir şey geçmesi
I drank tea instead of coffee
Kahve yerine çay içtim
yerine
bir şeyin yerine başka birini veya bir şeyi tercih etmek
I drank water instead of coffee
Kahve yerine su içtim
yerine
bir şeyden ziyade başka bir şey
You should study instead of sleeping
Uyumak yerine ders çalışmalısın
yerini almak
bir şeyin yerine geçmek
I used butter instead of oil
Yağ yerine tereyağı kullandım
yerine
bir şeyin yerine başkasını koymak
I drank tea instead of coffee
Kahve yerine çay içtim
bilgilendirme
Sahnedebir konu hakkında verilen kısa bilgi
He gave a quick briefing to the team
Ekibe kısa bir bilgilendirme yaptı
bilgilendirmek
birine önemli bilgi vermek
The manager briefed the staff this morning
Müdür bu sabah personeli bilgilendirdi
brifing
önemli bilgilerin paylaşıldığı kısa toplantı
We have a briefing at two oclock
Saat ikide bir brifingimiz var
insanlar
Sahnedegenel olarak insanlar veya bireyler
People are social beings
İnsanlar sosyal varlıklardır
personel
bir kuruluşun çalışanları veya temsilcileri
The people at this bank are helpful
Bu bankadaki personel yardımcı oluyor
halk
ortak ilgi alanlarını veya değerleri paylaşan insan grubu
They are a peaceful people
Onlar barışçıl bir halktır
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmen ifade etmek
The police decided to bring charges against him
Polis ona karşı suçlamada bulunmaya karar verdi
terk etmek
Sahnedearkada bırakmak veya vazgeçmek
He had to abandon his car
Arabasını terk etmek zorunda kaldı
terk etmek
birini veya bir yeri bırakıp gitmek
They had to abandon the ship
Gemiyi terk etmek zorunda kaldılar
kendinden geçme
kısıtlanmış veya kontrol altında hissetmeme durumu
She danced with total abandon
O tamamen kendinden geçerek dans etti
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
büyük
Sahnedeboyut veya miktar olarak çok olan
She has a large family
Onun büyük bir ailesi var
büyük
boyut olarak geniş
I want a large coffee
Büyük bir kahve istiyorum
binlik
bin Amerikan dolarını ifade eden argo terim
He won five large in the game
Oyunda beş bin dolar kazandı
emin olmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
sağlamak
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
emin olmak
hiçbir şüphe duymamak
Make sure of the facts
Gerçeklerden emin ol
garantiye almak
bir şeyin doğru olduğundan emin olmak için kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
tarih
Sahnedegeçmiş olayların incelenmesi veya kaydı
I love reading about history
Tarih hakkında okumayı severim
tarih
geçmiş olayların yazılı kaydı
We learn history at school
Okulda tarih dersi görüyoruz
geçmiş
bir kişiyle paylaşılan geçmiş ilişki veya deneyim
They have a long history together
Onların birlikte uzun bir geçmişi var
tarih
geçmişte yaşanmış olayların bütünü
We learn history at school
Okulda tarih öğreniyoruz
yatırım yapmak
Sahnedebelirli bir amaçla bir şey satın almak
They decided to invest in new software
Yeni yazılıma yatırım yapmaya karar verdiler
zaman ayırmak
Sahnedebir şeye zaman harcamak
You should invest in your education
Eğitimine zaman ayırmalısın
yatırım yapmak
bir şeye zaman çaba veya para harcamak
I want to invest in this company
Bu şirkete yatırım yapmak istiyorum
mektup
Sahnedebirine gönderilen yazılı not
I wrote a letter
Bir mektup yazdım
harf
alfabedeki bir sembol
A is a letter
A bir harftir
harfi harfine
her detayıyla hiçbir değişiklik olmadan
He followed the instructions to the letter
Talimatları harfi harfine uyguladı
spor nişanı
spordaki başarılar için verilen ödül
He earned a letter for his performance on the team
Takımdaki performansı için spor nişanı kazandı
şekil
Sahnedebir şeyin görünür yapısı
The ice took a strange form
Buz garip bir şekil aldı
form
doldurulması gereken boşlukları olan kağıt
Fill out this form
Bu formu doldurun
oluşturmak
bir şeyi meydana getirmek veya yapmak
They will form a committee
Onlar bir komite oluşturacak
form
fiziksel veya zihinsel olarak iyi olma durumu
The athlete is in excellent form
Sporcu mükemmel bir formda
biçim
bir şeyin türü veya çeşidi
This is a new form of music
Bu yeni bir müzik biçimi
izin vermek
Sahnedebir şeyin yapılmasına onay vermek
They allowed us to go home
Eve gitmemize izin verdiler
izin vermek
birinin bir şeyi yapmasına izin vermek
Please allow me to explain
Lütfen açıklama yapmama izin verin
karma
Sahnedeiyi eylemlerin iyi sonuçlar kötü eylemlerin ise kötü sonuçlar getirmesi
Good karma brings happiness
İyi karma mutluluk getirir
karma
kişisel eylemlerin geleceği belirlediği inancı
I believe in karma
Karmaya inanıyorum
şahsen
Sahnedekişinin kendi bakış açısına göre
Personally I think it is a good idea
Şahsen bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
bizzat
Sahnedebaşkası yerine doğrudan kendisi tarafından yapılan
She signed the document personally
Belgeyi bizzat imzaladı
bir
Sahnede1 sayısı
I have one apple in my bag
Çantamda bir elma var
bölüm
bir dizinin parçası
I watched episode one last night
Dün gece dizinin ilk bölümünü izledim
an
çok kısa bir süre
Wait for one moment please
Lütfen bir an bekleyin
biraz
küçük bir derecede
This is one better than that
Bu ondan biraz daha iyi
düşürmek
Sahnedemiktarını veya seviyesini azaltmak
Lower the price
Fiyatı düşürün
daha düşük
daha az yüksek olan
This is a lower price
Bu daha düşük bir fiyat
indirmek
bir şeyi daha alçak bir konuma getirmek
Please lower the flag
Lütfen bayrağı indirin
kısmak
bir sesin seviyesini azaltmak
Please lower the volume
Lütfen sesi kıs
alçaltmak
bir şeyi daha az yüksek bir seviyeye getirmek
Please lower the flag
Lütfen bayrağı alçaltın
kısmak
bir sesin seviyesini azaltmak
Please lower the music
Lütfen müziğin sesini kısın
sesi azaltmak
bir sesin şiddetini düşürmek
Can you lower the volume
Ses seviyesini azaltabilir misin
daha alçak
daha az yükseklikte olan
He lives on a lower floor
O daha alçak bir katta yaşıyor
düşük
miktar veya seviye bakımından yüksek olmayan
Prices are lower today
Fiyatlar bugün daha düşük
kısık
yüksek olmayan ses
Speak in a lower voice
Daha kısık bir sesle konuş
binler
Sahnedebin sayısı veya bunun katları
Thousands of people attended
Binlerce kişi katıldı
binlerce
çok fazla sayıda insan veya nesne
Thousands of birds flew south
Binlerce kuş güneye uçtu
binlercesi
bir şeyden çok sayıda bulunması durumu
There are thousands of them in the box
Kutuda onlardan binlercesi var
binlerce
çok büyük bir miktar
There are thousands of stars in the sky
Gökyüzünde binlerce yıldız var
tam
Sahnedetüm parçaları içeren
Please write your full name
Lütfen tam adınızı yazın
dolu
Sahnedemümkün olduğunca çok şeyle doldurulmuş
The glass is full of water
Bardak suyla dolu
tam
mümkün olan en yüksek derecede
He has full control
O tam kontrole sahip
tok
yeterince yemek yemiş olma durumu
I am full after that meal
O yemekten sonra tokum
endişelenmek
Sahnedebir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
endişe
bir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
kaygılandırmak
birini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişe
insanı kaygılandıran düşünceler veya durumlar
I have many worries about my future
Geleceğim hakkında birçok endişem var
endişeli
gergin veya kaygılı hissetme
Do not worry about the exam
Sınav hakkında endişelenme
memnun
Sahnedemutlu ve hoşnut
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnunum
memnun
memnuniyet veya mutluluk duyan
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnun oldum
fark etmek
Sahnedebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
idrak etmek
bir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
bütün
Sahnedeeksiksiz ve tam olan
She read the entire book
Bütün kitabı okudu
bütün
tamamı veya eksiksiz olan
I read the entire book
Kitabın tamamını okudum
tüm
bir şeyin tamamı
The entire team arrived early
Tüm takım erken geldi
yeraltı dünyası
Sahnedeorganize suçların hüküm sürdüğü yer
The police are fighting against gangland violence
Polis yeraltı dünyasındaki şiddete karşı savaşıyor
teşvik etmek
Sahnedebirine destek vermek veya onu motive etmek
The teacher encouraged the students
Öğretmen öğrencileri teşvik etti
cesaretlendirmek
birine daha fazla güven veya umut vermek
I want to encourage you
Seni cesaretlendirmek istiyorum
cesaretlendirmek
birine umut veya özgüven aşılamak
My teacher encourages me to do my best
Öğretmenim elimden gelenin en iyisini yapmam için beni cesaretlendiriyor
cesaretlendirmek
birine umut veya güven vermek
My teacher encouraged me to study
Öğretmenim ders çalışmam için beni cesaretlendirdi
mahkum etmek
Sahnedebirini suçlu bulmak veya cezalandırmak
The judge decided to condemn the criminal
Hakim suçluyu mahkum etmeye karar verdi
kullanılamaz ilan etmek
bir binanın güvenli olmadığını söylemek
The city condemned the building
Şehir binayı kullanılamaz ilan etti
utanmış
Sahnedeutanç veya suçluluk hisseden
He felt ashamed of his mistake
Hatasından dolayı utandı
taslak
SahnedeBir belgenin veya planın ilk sürümü
I wrote a draft of the letter
Mektubun bir taslağını yazdım
seçmek
Bir takım veya görev için birini belirlemek
They will draft new players
Yeni oyuncular seçecekler
cereyan
kapı veya pencereden içeri giren hava akımı
Close the window because there is a draft
Cereyan olduğu için pencereyi kapat
uyku ilacı
uyku veren sıvı ilaç
The doctor gave me a sleeping draft
Doktor bana bir uyku ilacı verdi
en azından
Sahnedeen azı ile
At least three people came
En az üç kişi geldi
en az
miktar veya derece olarak en küçük
This is the least expensive room
Bu en az pahalı oda
en azından
olumsuz bir duruma rağmen olumlu bir şeyi vurgulamak için kullanılır
It was cold but at least we had a heater
Hava soğuktu ama en azından bir ısıtıcımız vardı
en ufak
en küçük derece veya miktarda
I am not in the least bit worried
En ufak bir endişe duymuyorum
hazır
Sahnedehazırlanmış durumda olan
I am ready to go
Gitmeye hazırım
eşlik etmek
Sahnedebiriyle birlikte bir yere gitmek
I will go with you to the store
Mağazaya seninle geleceğim
seçmek
bir şeyi seçmek veya karar vermek
I will go with the red car
Kırmızı arabayı seçeceğim
yakışmak
birlikte iyi görünmek veya uygun olmak
This tie goes with your suit
Bu kravat takım elbisene yakışıyor
ilişki kurmak
biriyle veya bir şeyle yakın bağ kurmak veya dahil olmak
I want to go with someone who is kind
Kibar biriyle ilişki kurmak istiyorum
kabul etmek
bir öneriyi veya kararı uygun bulup onaylamak
I will go with your plan
Senin planını kabul edeceğim
iletişime geçmek
Sahnedebirine ulaşmaya çalışmak
Please reach out if you need help
Yardıma ihtiyacın olursa lütfen iletişime geç
uzanmak
bir şeye dokunmak veya almak için kolunu açmak
She reached out to grab the book
Kitabı almak için uzandı
iletişime geçmek
biriyle iletişim kurmaya çalışmak
I will reach out to him later
Onunla daha sonra iletişime geçeceğim
uzanmak
elini veya kolunu bir şeye doğru germek
She reached out to grab the apple
Elmayı kapmak için uzandı
dışarıdan
Sahnedebir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
dışarıda
Sahnedebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
tehdit etmek
Sahnedebirini korkutmak veya tehlikede olduğunu hissettirmek
He threatened to call the police
Polisi aramakla tehdit etti
tehdit etmek
Sahnedebirini veya bir şeyi tehlikeye sokmak
Smoking threatens your health
Sigara içmek sağlığını tehdit eder
tehdit etmek
birine zarar vereceğini söyleyerek gözdağı vermek
He threatened to quit his job
İşinden istifa etmekle tehdit etti
hafta
Sahnedeyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
hafta
yedi günlük zaman dilimi
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
çözüm
Sahnedebir sorunu çözme yolu
We found a solution to the problem
Soruna bir çözüm bulduk
çözelti
içinde başka bir maddenin çözündüğü sıvı
Salt water is a simple solution
Tuzlu su basit bir çözeltidir
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde tam ve mutlak bir biçimde
He categorically denied the accusations
Suçlamaları kesinlikle reddetti
evlenme teklif etmek
Sahnedebirine kendisiyle evlenmesini istemek
He proposed to her last night
Dün gece ona evlenme teklif etti
önermek
Sahnedebir fikir veya plan sunmak
I propose a new plan
Yeni bir plan öneriyorum
evlenme teklif etmek
birine kendisiyle evlenmesini istemek
He decided to propose
Evlenme teklif etmeye karar verdi
sürgün etmek
Sahnedebirini zorla ülkesinden veya yaşadığı yerden göndermek
The king decided to exile the prince
Kral, prensi sürgün etmeye karar verdi
suçlamak
Sahnedebirinin bir yanlıştan sorumlu olduğunu söylemek
Do not blame me for this mistake
Bu hata için beni suçlama
suç
Sahnedekötü bir durumdan dolayı sorumlu tutulma durumu
He accepted the blame for the accident
Kazanın suçunu üstlendi
ayıplamak
birinin yaptığı davranışı onaylamadığını belirtmek
They blamed him for his selfish behavior
Bencil davranışından dolayı onu ayıpladılar
sorumlu tutmak
bir olayın sonucunu birinin üzerine yıkmak
I blame the rain for the delay
Gecikmeden dolayı yağmuru sorumlu tutuyorum
kanıt
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu gösteren bilgi
There is no evidence for this claim
Bu iddia için hiçbir kanıt yok
cevap
Sahnedebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
Sahnedebir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
içecek
Sahnedeiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
Sahnedesıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
toplantı
Sahnedeplanlı bir grup toplanması
I have a meeting at ten
Saat onda bir toplantım var
toplantı
Sahnedeinsanların bir araya geldiği olay
I have a meeting tomorrow
Yarın bir toplantım var
buluşma
bir kimseyle veya bir şeyle bir araya gelmek
I had a meeting with my friend
Arkadaşımla bir buluşmam vardı
randevu
biriyle önceden planlanmış buluşma
I have a meeting with my doctor
Doktorumla bir randevum var
toplantı
insanların konuşmak için bir araya geldiği etkinlik
We have a meeting at ten o clock
Saat onda bir toplantımız var
tartışma
Sahnedebir konu hakkında yapılan resmi tartışma
They had a long debate about the new law
Yeni yasa hakkında uzun bir tartışma yaptılar
tartışmak
Sahnedefarklı görüşlerle bir konuyu konuşmak
They debated the new laws for hours
Yeni yasaları saatlerce tartıştılar
penis
Sahnedeerkek cinsel organı
He felt pain in his cock
Penisinde ağrı hissetti
eğmek
bir şeyi belli bir açıyla yan tutmak
He cocked his head in confusion
Kafasını şaşkınlıkla yana eğdi
horoz
erkek tavuk
The cock crowed loudly
Horoz yüksek sesle öttü
kurmak
ateşli silahı atışa hazır hale getirmek
He cocked the rifle
Tüfeği kurdu
tecrübe
Sahnedebir işten kazanılan bilgi
She has a lot of experience
Onun çok fazla tecrübesi var
deneyim
yaşanılan olay
It was a great experience
Bu harika bir deneyimdi
hissetmek
fiziksel veya duygusal bir duyum yaşamak
I experienced great joy
Büyük bir neşe hissettim
bu esnada
Sahnedeiki olay arasında geçen zaman
I will wait here in the meantime
Ben bu esnada burada bekleyeceğim
bu sırada
iki olay arasındaki zaman
In the meantime, please wait here
Bu sırada lütfen burada bekleyin
bu arada
iki olay arasında geçen süre
I will cook in the meantime
Bu arada yemek pişireceğim
ikna edici
Sahnedeaçık mantıklı ve inandırıcı
She provided a cogent argument for her decision
Kararı için ikna edici bir argüman sundu
çok
Sahnedebüyük miktarda veya sayıda
I have a lot of work to do
Yapacak çok işim var
grup
Sahnedebir insan topluluğu
That is a loud lot
O gürültülü bir grup
çok miktarda
Sahnedebüyük bir sayı veya miktar
We have a lot of time
Çok miktarda vaktimiz var
arsa
küçük bir toprak parçası
He bought a parking lot
Bir otopark alanı satın aldı
kader
kişinin hayatındaki yazgısı
This is my lot in life
Bu benim hayattaki kaderim
kader
bir kişinin içinde bulunduğu durum veya hayat koşulları
He accepted his lot in life
Hayatındaki kaderini kabullendi
sıklıkla
birçok kez veya sıkça
I see him a lot
Onu sıklıkla görürüm
az miktarda
küçük bir sayı veya miktar
That is a lot less
O az miktarda
fazlasıyla
büyük ölçüde
I like it a lot
Onu fazlasıyla seviyorum
kader
birinin hayatındaki koşullar veya durum
He accepted his lot in life
Hayatındaki kaderini kabullendi
ödemek
Sahnedebir şey için para vermek
I have to pay the bill
Faturayı ödemem gerekiyor
işe yaramak
iyi bir sonuç veya avantaj getirmek
Honesty will pay in the end
Dürüstlük sonunda işe yarayacak
göstermek
bir şeye dikkat veya saygı yöneltmek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
kazançlı olmak
zaman veya çaba harcamaya değmek
It pays to arrive on time
Zamanında gelmek kazançlıdır
ödemek
yapılan işin karşılığında para vermek
They pay the workers every week
İşçilere her hafta ödeme yaparlar
ücretli
yapılan iş karşılığında parası verilmiş
This is a paid position
Bu ücretli bir pozisyon
ücret
yapılan iş için verilen para
He received his pay yesterday
Ücretini dün aldı
dikkat etmek
birine veya bir şeye özen göstermek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
para kazanmak
yapılan iş karşılığında para elde etmek
This job pays well
Bu iş iyi para kazandırıyor
maaş
bir işte çalışmanın karşılığı olarak alınan para
My pay is deposited monthly
Maaşım her ay yatıyor
borcu ödemek
birine olan borcu geri vermek
I need to pay my credit card debt
Kredi kartı borcumu ödemem gerekiyor
cezasını çekmek
yapılan yanlışın kötü sonucunu yaşamak
You will pay for what you did
Yaptığının cezasını çekeceksin
maaş
iş karşılığında verilen para
I receive my pay every month
Maaşımı her ay alırım
ziyaret etmek
birini veya bir yeri görmeye gitmek
We will pay a visit to the museum
Müzeyi ziyaret edeceğiz
ödemek
bir şeyin karşılığını vererek sahip olmak
I will pay for the book
Kitabın parasını ödeyeceğim
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
hayal kırıklığına uğratmak
Sahnedebirinin umduğunu yapmayarak onu üzmek
I do not want to disappoint you
Seni hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
boş
Sahnedeamaçtan veya değerden yoksun
These are empty promises
Bunlar boş vaatler
boş
içinde hiçbir şey bulunmayan
The room is empty
Oda boş
boşaltmak
bir kabın içindekileri dışarı çıkarmak
Please empty the trash
Lütfen çöpü boşalt
dökülmek
bir akarsuyun daha büyük bir su kütlesine boşalması
The river empties into the sea
Nehir denize dökülür
mesaj
Sahnedebirine gönderilen bilgi veya ileti
I sent you a message
Sana bir mesaj gönderdim
mesaj atmak
birine bilgi iletmek
I will message him later
Ona daha sonra mesaj atacağım
mesaj
birine iletilen haber veya bilgi
She left a message for you
Sana bir mesaj bıraktı
kısa mesaj
telefona yazılı olarak gönderilen metin
He sent a message by phone
Telefondan bir mesaj gönderdi
mesaj
birine iletilen yazılı içerik
I received a short message
Kısa bir mesaj aldım
not
birine gönderilen yazılı bilgilendirme
Please leave a message
Lütfen bir not bırakın
ikna etmek
Sahnedebirini bir şeye inanmaya veya bir şeyi yapmaya razı etmek
I tried to convince him to come
Onu gelmeye ikna etmeye çalıştım
ikna etmek
birini bir şeyin doğruluğuna inandırmak
I convinced him to come
Onu gelmeye ikna ettim
ikna etmek
birini bir şey yapmaya razı etmek
I convinced him to join us
Onu bize katılması için ikna ettim
kibirli
Sahnedekendisini diğerlerinden daha önemli gören
She became uppity after her promotion
Terfisinden sonra kibirli biri oldu
yayın ağı
Sahnedeprogramları paylaşan televizyon veya radyo istasyonları grubu
This is a national television network
Bu ulusal bir televizyon ağıdır
ağ kurmak
bilgisayarları veya insanları birbirine bağlamak
I need to network with other professionals
Diğer profesyonellerle ağ kurmam gerekiyor
ağ
birbirine bağlı şeylerin oluşturduğu grup
The city has a good road network
Şehrin iyi bir yol ağı var
ön
Sahnedeileriye bakan taraf
Sit in the front of the car
Arabanın önünde otur
avans vermek
bir bedeli ödenmeden önce birine bir şey sağlamak
Can you front me the money until Friday
Cuma gününe kadar bana avans verebilir misin
cephe
belirli bir faaliyetin veya konunun yürütüldüğü alan
They are working on the diplomatic front
Diplomatik cephede çalışıyorlar
kılıf
gizli ve yasa dışı işleri örtbas etmek için kullanılan görünürdeki faaliyet
The event was a front for his illegal activities
Etkinlik yasa dışı faaliyetleri için bir kılıftı
paravan
bir şeyin arkasındaki gerçeği gizlemek için kullanılan görünüş
They used the store as a front
Dükkanı paravan olarak kullandılar
ön
bir kişinin durduğu yer veya bir şeyin ön kısmı
Please stand at the front of the line
Lütfen sıranın önünde durun
cephe
ilerleyen bir hava kütlesinin ön kenarı
A cold front is moving in
Soğuk bir hava cephesi yaklaşıyor
ön
bir şeyin ileride bulunan kısmı
Stand at the front of the line
Sıranın en önüne geç
öğleden sonra
Sahnedegünün öğle ile akşam arasındaki bölümü
We have a meeting in the afternoon
Öğleden sonra bir toplantımız var
öğleden sonra
öğle vaktinden akşama kadar olan süre
I have a meeting in the afternoon
Öğleden sonra bir toplantım var
boyun eğmek
Sahnededirenmeyi bırakmak
He finally gave in to the pressure
Sonunda baskıya boyun eğdi
boyun eğmek
direnmeyi bırakıp yenilgiyi kabul etmek
He finally gave in to their demands
Sonunda onların taleplerine boyun eğdi
adlandırma
Sahnedebir şeye isim verme işi
They are naming the baby
Bebeğe isim koyuyorlar
an
Sahnedeçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
şu an
şimdiki zaman dilimi
I am busy at the moment
Şu anda meşgulüm
an
çok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment please
Lütfen bir an bekleyin
süre
oldukça kısa bir zaman parçası
It only took a moment
Sadece kısa bir süre aldı
bekletmek
Sahnedebir işi yapmayı veya karara bağlamayı ertelemek
The manager is sitting on the report
Müdür raporu bekletiyor
üye olmak
bir kurul veya komitede görev yapmak
She sits on the school board
Okul yönetim kurulunda üye olarak görev yapıyor
üzerinde durmak
bir yüzeyin üzerinde durur pozisyonda olmak
The book sits on the table
Kitap masanın üzerinde duruyor
üzerine oturmak
bir şeyin veya birinin ağırlığını vermek
Please do not sit on the fragile chair
Lütfen kırılgan sandalyenin üzerine oturma
eylemsiz kalmak
bir konuda harekete geçmek yerine hiçbir şey yapmamak veya beklemek
Do not sit on the report
Raporu bekletme
oturmak
bir şeyin üzerinde oturur durumda bulunmak
Please sit on the chair
Lütfen sandalyeye otur
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
hiç
geçmişte bir noktadan bugüne kadar olan zaman
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
disipline etmek
Sahnedebirine kurallara uymayı öğretmek
Parents must discipline their children
Ebeveynler çocuklarını disipline etmelidir
disiplin
davranışlarını kontrol edebilme yeteneği
He has great self-discipline
Onun harika bir öz disiplini var
disiplin
belirli bir akademik çalışma alanı
Biology is an academic discipline
Biyoloji akademik bir disiplindir
kural
uyulması gereken yasa veya yönerge
The school has a new discipline
Okulun yeni bir kuralı var
süreç
Sahnedebir sonuca ulaşmak için izlenen adımlar dizisi
It is a long process
Bu uzun bir süreç
işlemek
bir şeyi sistematik olarak ele almak
The computer processes the data
Bilgisayar verileri işler
işlemek
bir bilgiyi zihinde değerlendirmek
I need some time to process the information
Bu bilgiyi işlemek için biraz zamana ihtiyacım var