

How I Met Your Mother — 1. Sezon Bölüm 15
Kelimeler ve anlamları
499 kelime
Seviye
rapor
Sahnedebir olay veya durum hakkındaki anlatım
She gave a detailed report
Detaylı bir rapor verdi
bildirmek
talimat üzerine bir yere gitmek
Report to the manager immediately
Derhal müdüre başvurun
bildirmek
bir konu hakkında bilgi vermek
She reported the news to her boss
Haberleri patronuna bildirdi
mezuniyet töreni
Sahnedeöğrencilerin okulu bitirdiği resmi tören
We attended the university graduation
Üniversite mezuniyet törenine katıldık
bebeğim
Sahnedesevilen birine hitap şekli
I love you baby
Seni seviyorum bebeğim
bebek
çok küçük çocuk
The baby is sleeping
Bebek uyuyor
mızmız
olgunlaşmamış gibi davranan kişi
Don't be such a baby
Bu kadar mızmız olma
yavru
çok genç hayvan
Look at that baby goat
Şu yavru keçiye bak
şımarık çocuk
Sahnedekötü davranan çocuk
He is acting like a brat
O şımarık bir çocuk gibi davranıyor
bratwurst
genellikle ızgarada pişirilen bir sosis türü
I like grilled brats
Izgara bratwurstları severim
asker çocuğu
askeri bir ailede büyüyen çocuk
She grew up as a military brat
O bir asker çocuğu olarak büyüdü
çok
Sahnedebüyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kabul etmek
I don't buy his story
Onun hikayesine inanmıyorum
satın almak
Sahnedepara ödeyerek bir şeye sahip olmak
I want to buy a car
Bir araba satın almak istiyorum
satın alınan şey
satın alınan ürün veya eşya
This dress was a great buy
Bu elbise harika bir alışverişti
sebep olmak
bir durumun veya sorunun meydana gelmesine yol açmak
His arrogance bought him a lot of trouble
Kibri başına çok dert açtı
alay etmek
Sahnedebirisiyle veya bir şeyle saygısızca alay etmek
They scoffed at his idea
Onun fikriyle alay ettiler
hapur hupur yemek
bir şeyi hızlıca ve iştahla yemek
He scoffed down the sandwich
Sandviçi hapur hupur yedi
ileri sarmak
Sahnedebir videonun veya kaydın sonraki kısımlarına hızla geçmek
Please fast forward the video
Lütfen videoyu ileri sar
hızlıca ilerlemek
yüksek hızla ileriye gitmek
The story fast forwards to the ending
Hikaye hızlıca sona ilerliyor
hızlı ileri sarma
bir kaydı yüksek hızda oynatma yöntemi
Use the fast forward button
Hızlı ileri sarma düğmesini kullan
ileri sarmak
hızla ilerlemek
Fast forward the video
Videoyu ileri sar
ileriye atlamak
hızlıca daha sonraki bir noktaya geçmek
Fast forward to the next scene
Bir sonraki sahneye hızlıca atla
ileri sarma
ses veya videonun daha hızlı oynatılmasını sağlayan kontrol
You can fast forward the video
Videoyu ileri sarabilirsin
bahsetmek
Sahnedebir şeyden söz etmek
He didn't speak of the accident
Kazadan bahsetmedi
bahsetmeye değer
üzerinde konuşulacak kadar önemli olan
It is a success worth speaking of
Bu bahsetmeye değer bir başarı
geleneksel
Sahnedegeleneklere dayanan
They wore traditional clothes
Geleneksel kıyafetler giydiler
şarkı söyleme
Sahnedesesini kullanarak müzik yapma
I heard her singing a song
Onun bir şarkı söylediğini duydum
ilişki
Sahnedeiki kişi veya şey arasındaki bağlantı biçimi
There is a relationship between diet and health
Diyet ve sağlık arasında bir ilişki vardır
ilişki
iki kişi arasındaki yakın bağ
They have a good relationship
Onların iyi bir ilişkisi var
ilişki
iki kişi arasındaki duygusal veya romantik bağ
They have a strong relationship
Güçlü bir ilişkileri var
yer
Sahnededünyanın katı yüzeyi
Sit on the ground
Yere otur
öğütmek
yiyecekleri çok küçük parçalara ayırmak
He ground the pepper
Karabiberi öğüttü
aralık
iki hareketli nesne arasındaki boşluk
Keep ground between the cars
Arabaların arasında aralık bırak
gerekçe
bir kararın veya inancın dayandığı neden
There is no ground for your complaint
Şikayetin için bir gerekçe yok
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please continue reading
Lütfen okumaya devam et
devam etmek
bir eylemi kesintisiz sürdürmek
They decided to continue the meeting
Toplantıya devam etmeye karar verdiler
uydurmak
Sahnedebir şeyi hayal ederek oluşturmak
He made up a story
Bir hikaye uydurdu
makyaj
yüzü renklendirmek için kullanılan ürünler
She puts on her make up
Makyajını yapıyor
karar vermek
bir konuda kesin bir karara varmak
He made up his mind
O kararını verdi
oluşum
bir şeyin parçalarının bir araya gelme şekli
The chemical make-up of the water is simple
Suyun kimyasal oluşumu basittir
sevişmek
insanlar arasında cinsel yakınlık
They were making up on the sofa
Kanepede sevişiyorlardı
görünüş
bir kişinin veya şeyin nasıl göründüğü
The make-up of the room is simple
Odanın görünüşü sade
dünya
Sahnedeüzerinde yaşadığımız gezegen
The world is round
Dünya yuvarlaktır
dünya
Sahnedebelirli bir alan veya varoluş
He lives in his own world
Kendi dünyasında yaşıyor
dünya
canlı olma ve deneyimlere sahip olma durumu
She brought a new baby into the world
O dünyaya yeni bir bebek getirdi
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durdurmak
bir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
suçunu kanıtlamak
Sahnedebirinin suçlu olduğunu ispatlamak
The police finally nailed the thief
Polis sonunda hırsızın suçunu kanıtladı
tırnak
parmak ucundaki sert ince tabaka
She painted her nails
Tırnaklarını boyadı
çivi
bir şeyleri birleştirmek için kullanılan sivri uçlu ince metal parça
I hit the nail with a hammer
Çiviyi çekiçle çaktım
çivilemek
bir şeyi çivi ile sabitlemek
I will nail the board to the wall
Tahtayı duvara çivileyeceğim
değiştirmek
Sahnedebir şeyi farklı hale getirmek
He is changing the plan
Planı değiştiriyor
kıyafet değiştirme
kıyafetleri çıkarıp yenilerini giyme eylemi
He is changing his clothes now
O şu an kıyafetlerini değiştiriyor
başarılı
Sahnedeiyi bir sonuç elde etmiş olan
She is a successful doctor
O, başarılı bir doktordur
başarılı
istenen sonuca ulaşmış
He is a successful student
O başarılı bir öğrenci
yeni konuya geçmek
Sahnedebaşka bir konuya geçmek
Let's move on to the next topic
Hadi bir sonraki konuya geçelim
atlatmak
geçmişteki kötü bir olayın etkisinden kurtulup hayatına devam etmek
She is ready to move on after the breakup
Ayrılıktan sonra hayatına devam etmeye hazır
yeni bir başlangıç yapmak
önceki bir işi bitirdikten sonra farklı bir şeye başlamak
It is time to move on with your life
Hayatına yeni bir başlangıç yapma zamanı geldi
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
kaka
Sahnedevücudun attığı katı atık
The dog left some crap on the carpet
Köpek halıya kaka yaptı
çöp
Sahnededüşük değerli veya kalitesiz şeyler
This movie is total crap
Bu film tamamen çöp
umursama
bir şeye gösterilen ilgi veya kaygı
I do not give a crap
Umurumda değil
kötülemek
birisi veya bir şey hakkında çok olumsuz konuşmak
Do not crap on my work
Çalışmamı kötüleme
ağlamak
Sahnedegözden yaş akıtmak
The baby started to cry
Bebek ağlamaya başladı
yalvarmak
bir şeyi acil bir şekilde istemek
She cried for help
Yardım için yalvardı
bağırmak
yüksek ses çıkarmak
He cried out in pain
Acıyla bağırdı
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
kafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
tel
Sahnedeözellikle müzik aletlerinde bulunan ince malzeme
The guitar string broke
Gitar teli koptu
oyalamak
birini boş umutlarla kandırmak
Stop stringing her along
Onu oyalamayı bırak
asmak
birini iple asarak öldürmek
They threatened to string him up
Onu asmakla tehdit ettiler
bağlamak
bir ip veya iplikle sabitlemek
I will string the parcels together
Paketleri birbirine bağlayacağım
utanmak
Sahnedeutangaç veya rahatsız hissetmek
I felt embarrassed
Utandım
utandırmak
birini utangaç veya rahatsız hissettirmek
Don't embarrass me
Beni utandırma
tur
Sahnedebir etkinliğin veya aktivitenin bölümü veya aşaması
He reached the final round
Final turuna ulaştı
yuvarlak
daire şeklinde olan
The table is round
Masa yuvarlak
tur
bir grup insan için alınan içkiler
It is my round
Bu tur benden
utanç verici
Sahnedeinsanı utandıran veya mahcup eden
It was a humiliating experience
Utanç verici bir deneyimdi
davranmak
Sahnedebelli bir şekilde hareket etmek
He behaved strangely
Garip davrandı
iyi davranmak
doğru kabul edilen kurallara göre hareket etmek
You must behave while you are at school
Okuldayken iyi davranmalısın
dedikodu
Sahnedebirinin özel hayatı hakkındaki utanç verici bilgiler
Tell me all the dirt
Bana tüm dedikoduları anlat
toprak
Sahnedeyer yüzeyindeki toprak veya zemin
There is dirt on the floor
Yerde toprak var
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
kulüp
Sahnedeortak ilgi alanına sahip kişilerin kurduğu organizasyon
I joined the chess club
Satranç kulübüne katıldım
golf sopası
golfte topa vurmak için kullanılan sopa
He bought a new golf club
Yeni bir golf sopası aldı
kulüp sandviç
üç dilim ekmek et peynir ve sebzeyle yapılan sandviç
I ordered a club sandwich for lunch
Öğle yemeği için bir kulüp sandviç sipariş ettim
yaka
giysinin boyun kısmına gelen parça
The shirt has a white collar
Gömleğin beyaz bir yakası var
bilgi
Sahnededeneyimle kazanılan bilgi veya farkındalık
She has a lot of knowledge about history
Tarih hakkında çok bilgisi var
hile yapmak
Sahnedeavantaj sağlamak amacıyla dürüst olmayan bir şekilde davranmak
Do not cheat on the exam
Sınavda hile yapma
hileci
avantaj elde etmek için dürüst olmayan davranışlarda bulunan kimse
He is a known cheat
O bilinen bir hilecidir
kurtulmak
kötü bir durumdan kaçınmak
He managed to cheat death
Ölümden kurtulmayı başardı
aldatmak
ilişki içindeyken başkasıyla gizli romantik veya cinsel ilişki kurmak
He cheated on his wife
O karısını aldattı
hile yapmak
bir konuda dürüst olmayan davranmak
Do not cheat on the exam
Sınavda hile yapma
başka bir
Sahnedebir tane daha veya farklı bir tane
I want another cup of coffee
Bir fincan daha kahve istiyorum
şoför
Sahnedebir aracı kullanan kişi
He is a taxi driver
O bir taksi şoförü
Sürücü
Bilgisayarın donanımla iletişim kurmasını sağlayan yazılım
I need to update the printer driver
Yazıcı sürücüsünü güncellemem lazım
paspas
Sahnedeayakkabıları temizlemek için kapı önüne konulan malzeme
Please wipe your feet on the doormat
Lütfen ayaklarını paspasa sil
paspas
başkalarının kendisine kötü davranmasına izin veren kişi
She is not a doormat
O bir paspas değil
rol yapmak
Sahnedebir filmde veya oyunda rol üstlenmek
He plays a doctor in the movie
Filmde bir doktoru canlandırıyor
oynamak
Sahnedeeğlenmek için bir şeyler yapmak
The children play in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
ses çıkarmak
bir ses oluşturmak
The toy plays music
Oyuncak müzik çalar
ayrılmak
Sahnedebiriyle romantik ilişkiyi bitirmek
They decided to split up after five years
Beş yıl sonra ayrılmaya karar verdiler
bölmek
parçalara ayırmak
We split up the cake
Pastayı böldük
ayrılmak
farklı yönlere gitmek
They decided to split up after the meeting
Toplantıdan sonra ayrılmaya karar verdiler
harika bir şekilde
Sahnedeçok etkileyici bir şekilde
He played the piano awesomely
Piyanoyu harika bir şekilde çaldı
kısa
Sahnedeboyu veya uzunluğu az olan
She has short hair
Onun saçları kısa
eksik
bir şeyin yeterli miktarda olmaması
We are short of time
Vaktimiz az
kısa
az süren
We had a short meeting
Kısa bir toplantı yaptık
şort
belden dize kadar uzanan giysi
He bought a new short
Yeni bir şort aldı
aniden
bir uyarı olmadan birdenbire
He stopped short when he saw the car
Arabayı gördüğünde aniden durdu
kısa
az sözle ifade edilen
The speech was very short
Konuşma çok kısaydı
efsanevi
Sahnedeçok ünlü ve hakkında çok konuşulan
He is a legendary guitar player
O efsanevi bir gitaristtir
ancak
Sahnedebir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
tamam
birinin kabul edip etmediğini ya da anlayıp anlamadığını kontrol etmek için kullanılan ifade
Okay?
Tamam mı?
video kaseti
Sahnedevideo kaydetmek için kullanılan manyetik bant
He found an old videotape
Eski bir video kaset buldu
videoya çekmek
bir şeyin video kaydını yapmak
I will videotape the concert
Konseri videoya çekeceğim
yargılamak
Sahnedebiri hakkında görüş oluşturmak
Do not judge people by their looks
İnsanları dış görünüşlerine göre yargılamayın
hakim
mahkemeyi yöneten kişi
The judge listened to the witness
Hakim tanığı dinledi
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
biriyle yatmak
Sahnedebiriyle cinsel ilişkiye girmek
He hopes to get laid tonight
Bu gece biriyle yatmayı umuyor
dönmek
Sahnedebir yere geri gitmek
He returned to London
Londra'ya döndü
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
tartışma
Sahnedeinsanların farklı görüşlere sahip olduğu bir konuşma
They had a loud argument
Şiddetli bir tartışma yaşadılar
sav veya argüman
bir fikri desteklemek için sunulan nedenler bütünü
His argument was very convincing
Onun savı çok ikna ediciydi
kazanmak
Sahnedebir yarışmada veya müsabakada birinci olmak
She wants to win the race
O yarışı kazanmak istiyor
yakışmak
birinin üzerinde iyi durmak
That jacket wins on you
O ceket sana çok yakışıyor
elde etmek
çaba göstererek bir şeyi hak etmek
She worked hard to win his respect
Saygısını elde etmek için çok çalıştı
maalesef
Sahnedeüzüntü veya hayal kırıklığı yaratan bir şekilde
Unfortunately, I cannot come
Maalesef gelemem
yakında
Sahnedekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
işemek
Sahnedevücuttaki sıvı atıkları dışarı atmak
I need to pee
İşemem gerekiyor
çiş
vücudun ürettiği sıvı atık
I need to pee right now
Şu an çişim var
en iyi
Sahnedeen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
elinden gelenin en iyisi
gösterebileceğin en yüksek çaba
I did my best
Elimden gelenin en iyisini yaptım
kokusunu almak
Sahnedebir kokuyu fark etmek veya tanımak
I can smell smoke
Duman kokusunu alabiliyorum
kokmak
bir koku yaymak
The fish smells bad
Balık kötü kokuyor
koku
burunla algılanan özellik
I love the smell of rain
Yağmurun kokusunu seviyorum
geri dönmek
eski bir konuma veya popülariteye yeniden kavuşmak
The trend began to smell again
Moda tekrar geri dönmeye başladı
kişiselleştirmek
Sahnedebir şeyi bir kişinin ihtiyaçlarına göre değiştirmek
You can customize your profile
Profilinizi kişiselleştirebilirsiniz
tek gecelik ilişki
Sahnedesadece bir gece süren cinsel birliktelik
They had a one night stand after meeting at the bar
Barda tanıştıktan sonra tek gecelik bir ilişki yaşadılar
tek gecelik ilişki
kısa süren romantik veya cinsel ilişki
It was just a one night stand
Bu sadece tek gecelik bir ilişkiydi
tek gecelik ilişki
yalnızca bir geceyle sınırlı cinsel birliktelik
He doesn't want a one night stand
Tek gecelik bir ilişki istemiyor
orta
Sahnedemerkezdeki nokta veya bölüm
He is in the middle of the room
Odanın ortasında
ilerlemek
Sahnedeileriye doğru gitmek
The army continued to advance
Ordu ilerlemeye devam etti
avans
kazanılmadan önce verilen para
I asked for a salary advance
Maaş avansı istedim
kur yapma
birine romantik veya cinsel olarak yakınlaşma girişimi
He made a romantic advance
Romantik bir yakınlaşma girişiminde bulundu
önceden
bir şey gerçekleşmeden önce
Please book the tickets in advance
Lütfen biletleri önceden ayırtın
çalışmak
Sahnedebir işte maaş karşılığı görev almak
I work at a shop
Bir dükkanda çalışıyorum
çalışmak
bir işte uğraşmak veya görev yapmak
She works at a hospital
O bir hastanede çalışıyor
çalışmak
bir şeyin amaçlandığı gibi işlemesi veya işlev görmesi
This machine does not work at high speeds
Bu makine yüksek hızlarda çalışmıyor
küçük
Sahnedeboyutu büyük olmayan
This is a small cat
Bu küçük bir kedi
hakkında konuşmak
Sahnedebir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
işte buna denir
bir durumun aşırı veya sıra dışı olduğunu vurgulamak için kullanılır
Talk about a lucky break
İşte buna büyük bir şans denir
bahsetmek
bir konu hakkında bir şeyler söylemek
They talked about the project
Projeden bahsettiler
koymak
Sahnederesmi bir kural veya kanun belirlemek
The committee laid down new rules
Komite yeni kurallar koydu
feda etmek
önemli bir şeyi gözden çıkarmak
He laid down his life for his country
Ülkesi için hayatını feda etti
uzanmak
vücudunu yatay duruma getirmek
You should lay down if you feel tired
Yorgun hissediyorsan uzanmalısın
kaydetmek
stüdyoda müzik kaydı yapmak
We will lay down the vocals tomorrow
Yarın vokalleri kaydedeceğiz
uzanmak
vücudunu düz bir konuma getirmek
I need to lay down for a while
Biraz uzanmam gerekiyor
feda etmek
önemli bir şeyi bırakmak veya vazgeçmek
He will lay down his life for his country
O ülkesi için hayatını feda edecek
yatırmak
bir şeyi düz bir zemine koymak
Please lay down your books
Lütfen kitaplarını yatır
telefon
Sahnedearama yapmak için kullanılan aygıt
The phone is on the table
Telefon masanın üzerinde
telefon etmek
telefonla aramak
I will phone you tomorrow
Seni yarın arayacağım
aslında
Sahnedebir durumu düzeltmek veya ekleme yapmak için kullanılır
I thought he was American, but actually he is British
Onun Amerikalı olduğunu sanıyordum ama aslında İngiliz
gerçekten
Sahnedebir şeyin doğru veya gerçek olduğunu vurgulamak için kullanılır
Did he actually say that
Bunu gerçekten söyledi mi
hatırlamak
Sahnedebir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
inşa etmek
Sahnedeparçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They build a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
vücut yapısı
bir kişinin vücudunun şekli ve boyutu
He has a strong build
Güçlü bir vücut yapısı var
artmak
bir şeyin zamanla daha büyük veya güçlü hale gelmesi
The excitement began to build
Heyecan artmaya başladı
oluşturmak
zamanla bir şeyi meydana getirmek veya kurmak
We want to build a strong team
Güçlü bir ekip oluşturmak istiyoruz
bina
duvarları ve çatısı olan büyük yapı
They built a large structure
Büyük bir yapı inşa ettiler
vakit geçirmek
Sahnederahat bir şekilde zaman harcamak
I just want to hang out at home
Sadece evde vakit geçirmek istiyorum
sarkıtmak
vücudun bir kısmını pencere veya kapıdan dışarı çıkarmak
Do not hang out the window
Pencereden dışarı sarkma
takılma
arkadaşlarla yapılan gündelik sosyal buluşma
We planned a fun hang out for Friday
Cuma günü için eğlenceli bir takılma planladık
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
nesneler
Sahnedegörebildiğiniz ve dokunabildiğiniz fiziksel şeyler
There are many objects on the table
Masanın üzerinde birçok nesne var
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
bağırmak
Sahnedeyüksek sesle haykırmak
He started to yell at his friend
Arkadaşına bağırmaya başladı
vızıldamak
Sahnededüşük ve sürekli bir uğultu çıkarmak
Bees buzz around the flowers
Arılar çiçeklerin etrafında vızıldar
heyecan
mutluluk veya uyarılma hissi
I felt a buzz after the game
Maçtan sonra bir heyecan hissettim
zile basmak
giriş izni vermek için zile basmak
Please buzz me in
Lütfen kapıyı açın
başarmak
Sahnedebir şeyi yapmayı başarmak
He worked hard to make it
Başarmak için çok çalıştı
gerçekleştirmek
bir şeyin meydana gelmesini sağlamak
We will make it happen
Bunu gerçekleştireceğiz
toparlamak
bir yeri temiz ve düzgün hale getirmek
I need to make it tidy
Onu toparlamam gerek
hayatta kalmak
zor bir deneyimden sağ çıkmak veya dayanmak
Many people did not make it through the storm
Fırtınada birçok insan hayatta kalamadı
garipleştirmek
bir durumu utanç verici hale getirmek
Do not make it awkward
Durumu garipleştirme
iyileştirmek
bir şeyi daha iyi hale getirmek
You can make it better
Bunu iyileştirebilirsin
az kalorili yapmak
normalden daha az kalori içerecek şekilde hazırlamak
Can you make it low calorie
Bunu az kalorili yapabilir misin
mümkün kılmak
bir şeyin gerçekleşmesini sağlamak
You made it possible
Bunu sen mümkün kıldın
gibi duyurmak
bir şeyin belirli bir nitelikte duyulmasını sağlamak
Do not make it sound bad
Kötü duyulmasını sağlama
kötüleştirmek
bir şeyi daha tatsız hale getirmek
Do not make it worse
Durumu kötüleştirme
hale getirmek
bir şeyi belirli bir duruma sokmak
Please make it easy
Lütfen bunu kolay bir hale getir
hazırlamak
bir şeyi oluşturmak veya hazırlamak
I will make it for dinner
Onu akşam yemeği için hazırlayacağım
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
çöp
Sahnedeistenmeyen veya işe yaramaz malzeme
Please take out the trash
Lütfen çöpü dışarı çıkar
ayaktakımı
genellikle alt tabakadan görülen ve kötü davranışları olan insanlar
He treats them like trash
Onlara ayaktakımı muamelesi yapıyor
kötülemek
birisi hakkında kötü şeyler söylemek
He likes to trash his rivals
Rakiplerini kötülemeyi seviyor
mahvetmek
bir şeyi yok etmek veya çok dağınık hale getirmek
They decided to trash the old room
Eski odayı mahvetmeye karar verdiler