

How I Met Your Mother — 2. Sezon Bölüm 19
Kelimeler ve anlamları
529 kelime
Seviye
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
iyi
nazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
kol
Sahnedeomuzdan ele kadar olan vücut bölümü
My arm hurts
Kolum ağrıyor
silahlandırmak
silah veya araç gereç sağlamak
The soldiers were armed
Askerler silahlandırıldı
silah
savaşta kullanılan ateşli veya kesici araç
He had to drop his arm
Silahını bırakmak zorunda kaldı
kol
büyük bir organizasyonun belirli bir iş alanıyla ilgilenen bölümü
This is the research arm of the company
Bu şirketin araştırma koludur
sahte
Sahnedegerçek olmayan veya hakiki olmayan
This is a fake diamond
Bu sahte bir elmas
numara yapmak
gerçek olmadığı halde gerçekmiş gibi göstermek
He faked a cough
Öksürme numarası yaptı
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
eskiden yapmak
Sahnedegeçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
telefon
Sahnedeuzaktaki kişilerle konuşmayı sağlayan araç
She answered the phone quickly
Telefona hızlıca cevap verdi
cep telefonu
arama yapmaya ve internete erişmeye yarayan taşınabilir cihaz
I lost my cell phone yesterday
Dün cep telefonumu kaybettim
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeyle değiştirmek
I want to switch my seat
Koltuğumu değiştirmek istiyorum
düğme
bir şeyi açıp kapatmak için kullanılan küçük kontrol
Press the switch to start
Başlatmak için düğmeye basın
olmak
Sahnedebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
varmak
bir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
sahip olmak
bir şeye sahip olmak veya onu içinde bulundurmak
I have got a new bike
Yeni bir bisikletim var
beklemek
Sahnedebir şeyin olacağını düşünmek
I expect a call today
Bugün bir telefon bekliyorum
hamile
bir bebeğe gebe olmak
She is expecting a baby
Bebek bekliyor
beklenmek
bir eylemi yapması istenmek
You are expected to come
Gelmeniz bekleniyor
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
kiralamak
Sahnedebir şeyi geçici olarak kullanmak için ücret ödemek
I want to rent a car
Bir araba kiralamak istiyorum
kira
bir mülkün kullanımı için ödenen para
The rent is too high
Kira çok yüksek
mükemmel
Sahnedeçok iyi
This cake is excellent
Bu kek mükemmel
aynı
Sahnedefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
seks yapmak
Sahnedecinsel aktivitede bulunmak
They decided to have sex
Seks yapmaya karar verdiler
memnun
Sahnedememnuniyet veya mutluluk duyan
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnun oldum
herhangi bir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
dünya
Sahnedeüzerinde yaşadığımız gezegen
The world is round
Dünya yuvarlaktır
dünya
belirli bir alan veya varoluş
He lives in his own world
Kendi dünyasında yaşıyor
dünya
canlı olma ve deneyimlere sahip olma durumu
She brought a new baby into the world
O dünyaya yeni bir bebek getirdi
aslında
Sahnedebir durumu düzeltmek veya ekleme yapmak için kullanılır
I thought he was American, but actually he is British
Onun Amerikalı olduğunu sanıyordum ama aslında İngiliz
gerçekten
bir şeyin doğru veya gerçek olduğunu vurgulamak için kullanılır
Did he actually say that
Bunu gerçekten söyledi mi
sekizinci
Sahnedeyedinciden sonra gelen
This is the eighth page
Bu sekizinci sayfa
sekizde bir
bir bütünün sekiz eşit parçasından biri
Eat one eighth of the cake
Kekin sekizde birini ye
sakinleşmek
Sahnededaha az üzgün veya heyecanlı hale gelmek
You need to calm down
Sakinleşmen gerekiyor
sakinleştirmek
birini veya bir durumu huzurlu hale getirmek
He tried to calm down his angry friend
Arkadaşını sakinleştirmeye çalıştı
hayat kadını
Sahnedecinsel hizmetlerini satan kişi
She was a hooker
O bir hayat kadınıydı
kancacı
kanca kullanan kişi
He is a hooker
O bir kancacıdır
arena
Sahnedespor veya etkinliklerin yapıldığı yer
The match was held in a large arena
Maç büyük bir arenada yapıldı
alan
bir faaliyet veya ilgi alanı
Politics is a difficult arena
Siyaset zorlu bir alandır
sıfır
Sahnede0 sayısı
The temperature is zero
Sıcaklık sıfır
zaman
Sahnedeolayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
hemen
tam bu anda
I need to go right now
Hemen gitmem gerekiyor
porno film
Sahnedecinsel ilişki görüntüleri içeren film
He watched a porno film
O bir porno film izledi
pornografi
cinsel içerikli yayınlar veya materyaller
Pornography is banned here
Pornografi burada yasaktır
hâlâ
Sahnedeşimdiye kadar veya şu an devam eden
I am still waiting
Hâlâ bekliyorum
yine de
Sahnedesöylenenlere rağmen
It was raining, but he still went out
Yağmur yağıyordu ama yine de dışarı çıktı
hareketsiz
hareket etmeyen
Stand still
Hareketsiz dur
kontrol etmek
Sahnedebir şeye dikkatlice bakmak
Please check your answers
Lütfen cevaplarınızı kontrol edin
hesap
ödenmesi gereken miktarı gösteren belge
Can I have the check please
Hesabı alabilir miyim lütfen
kareli
kumaş üzerindeki küçük kareli desen
He wore a check shirt
Kareli bir gömlek giydi
kız evlat
Sahnedebir ebeveynin kız çocuğu
She has a daughter
Onun bir kızı var
yaşamak
Sahnedezor bir durumla başa çıkmak veya deneyimlemek
She went through a hard time
Zor bir zaman geçirdi
incelemek
bir şeyi başından sonuna kadar dikkatlice okumak veya kontrol etmek
Please go through these documents
Lütfen bu belgeleri inceleyin
geçmek
bir taraftan diğer tarafa hareket etmek
We will go through the tunnel
Tünelden geçeceğiz
onaylanmak
resmi olarak kabul edilmek veya tamamlanmak
The contract finally went through
Sözleşme sonunda onaylandı
üç katı
Sahnedeüç kat miktarında olan
The price is now triple
Fiyat şimdi üç katı
üç katına çıkarmak
bir şeyi üç katına ulaştırmak
The company wants to triple its sales
Şirket satışlarını üç katına çıkarmak istiyor
üçlü
üç parçadan oluşan grup
This pack comes in a triple set
Bu paket üçlü set halinde geliyor
inmek
Sahnededaha alçak bir yere veya bölgeye gitmek
Let's go down to the beach
Plaja inelim
düşmek
bir sayının veya miktarın belirli bir seviyeye gelmesi
The price went down to five dollars
Fiyat beş dolara düştü
gitmek
bir yere seyahat etmek
I will go down to the city
Şehre gideceğim
evde
Sahnedeyaşadığı yerde olmak
He is at home
O evde
evinde gibi
bir yerde mutlu ve rahat hissetmek
I feel at home here
Burada kendimi evimde gibi hissediyorum
ait olmak
Sahnededoğru yerde olmak
This book belongs on the shelf
Bu kitap rafa ait
damat
Sahnedeevlenen erkek
The groom looked very happy
Damat çok mutlu görünüyordu
bakım yapmak
bir kişiyi veya hayvanı temiz ve düzenli hale getirmek
She groomed her horse
Atının bakımını yaptı
yetiştirmek
birini bir görev veya iş için hazırlamak
The manager is grooming her for the position
Müdür onu pozisyon için yetiştiriyor
bütün
Sahnedeeksiksiz ve tam olan
She read the entire book
Bütün kitabı okudu
kadar
Sahnedebelirli bir vakte dek
I will work till five
Beşe kadar çalışacağım
yazar kasa
dükkanlarda paranın saklandığı cihaz
The cashier opened the till
Kasiyer yazar kasayı açtı
doldurmak
Sahnedebir şeyi tamamen dolu hale getirmek
Please fill the glass with water
Lütfen bardağı suyla doldur
bilgilendirmek
birine bir şey hakkında bilgi vermek
Please fill me in on the details
Lütfen bana detaylar hakkında bilgi ver
doldurmak
vaktini bir şey yaparak geçirmek
She fills her days with reading
Günlerini kitap okuyarak dolduruyor
doldurmak
boş yerlere bilgi yazmak
Please fill out this form
Lütfen bu formu doldurun
göz kırpmak
Sahnedebirine şaka yapmak için göz kırpmak
She winked at him
Ona göz kırptı
kısa uyku
kısa süreli uyku
He had a short sleep
Kısa süre uyudu.
herkes
Sahnedetüm insanlar
Everybody is here
Herkes burada
düzenlemek
Sahnedeeşyaları planlı bir sırayla yerleştirmek
Lay out the tools on the table
Aletleri masanın üzerine diz
bayıltmak
birine vurarak bilincini kaybetmesini sağlamak
The boxer laid out his opponent with one punch
Boksör rakibini tek yumrukla bayılttı
uzanmak
bir yerde dinlenmek için yatmak
We spent the day laying out on the beach
Günü kumsalda uzanarak geçirdik
açıklamak
bilgiyi açık ve net şekilde sunmak
He laid out the details of the project
Projenin detaylarını açıkladı
iç
Sahnedeiçte bulunan veya zihinle ilgili olan
She has a strong inner peace
Onun güçlü bir iç huzuru var
akşam yemeği
günün ana akşam öğünü
We will have dinner at seven
Saat yedide akşam yemeği yiyeceğiz
his
Sahnedebir duygu veya farkındalık
I have a sense of relief
Bir rahatlama hissi içindeyim
anlam
belirli bir mana veya yorum
This word has another sense
Bu kelimenin başka bir anlamı var
hissetmek
bir şeyin farkına varmak
I sense that something is wrong
Bir şeylerin yanlış olduğunu hissediyorum
mantık
açık veya makul olma özelliği
What you said makes sense
Söylediklerin mantıklı geliyor
güzel
Sahnedegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
açıklamak
Sahnedebir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this
Bunu açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır kılmak için bilgi vermek
Please explain the rules to me
Lütfen kuralları bana açıkla
uzağa
Sahnedebir şeyi başka bir yere taşımak
Put your toys away
Oyuncaklarını kaldır
durmaksızın
durmadan veya ara vermeden
He was working away
Durmadan çalışıyordu
uzakta
buranın uzağında
The city is far away
Şehir çok uzakta
uzakta
bir yerde bulunmama durumu
He is away for the weekend
O hafta sonu için uzakta
çocuk
Sahnedegenç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
şaka yapmak
Sahnedeciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
büyük
Sahnedeboyut veya miktar olarak çok olan
She has a large family
Onun büyük bir ailesi var
binlik
bin Amerikan dolarını ifade eden argo terim
He won five large in the game
Oyunda beş bin dolar kazandı
her şey
Sahnedetüm şeyler
He lost everything
Her şeyi kaybetti
çarmıh
Sahnedeüzerinde İsa figürü bulunan haç
He wears a small crucifix
Küçük bir çarmıh takıyor
olmadan
Sahnedebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
ikinci
Sahnedebirinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
saniye
Sahnededakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
ikinci porsiyon
yemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
serbest bırakmak
Sahnedebir şeyi serbest bırakmak veya salıvermek
Please release the bird
Lütfen kuşu serbest bırakın
feragatname
bir haktan veya iddiadan vazgeçildiğini gösteren yasal belge
She signed a legal release
O yasal bir feragatname imzaladı
işleme cihazı
Sahnedebir şeyi işleyen veya yöneten makine
This food processor is useful
Bu mutfak robotu faydalıdır
işlemci
verileri işleyen temel bilgisayar parçası
The processor is very fast
İşlemci çok hızlı
işlem memuru
belgeleri veya bilgileri işleyen kişi
He is a data processor
O bir veri işlemcisidir
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
sonlandırmak
bir şeyi durdurmak veya bitirmek
We had to kill the project
Projeyi sonlandırmak zorunda kaldık
rıhtım
Sahnedegemilerin yükleme ve boşaltma yaptığı yer
The ship docked at the wharf
Gemi rıhtıma yanaştı
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
uydurmak
Sahnedebir şeyi hayal ederek oluşturmak
He made up a story
Bir hikaye uydurdu
makyaj
yüzü renklendirmek için kullanılan ürünler
She puts on her make up
Makyajını yapıyor
karar vermek
bir konuda kesin bir karara varmak
He made up his mind
O kararını verdi
oluşum
bir şeyin parçalarının bir araya gelme şekli
The chemical make-up of the water is simple
Suyun kimyasal oluşumu basittir
sevişmek
insanlar arasında cinsel yakınlık
They were making up on the sofa
Kanepede sevişiyorlardı
görünüş
bir kişinin veya şeyin nasıl göründüğü
The make-up of the room is simple
Odanın görünüşü sade
müstakbel damat
Sahnedeevlenmek üzere olan erkek
He is the best man to be
O müstakbel damat
daire
Sahnedeyuvarlak ve kapalı bir eğri
Draw a circle on the paper
Kağıda bir daire çiz
çevre
ortak ilgi alanlarına sahip insan grubu
He has a small circle of friends
Küçük bir arkadaş çevresi var
etrafında dönmek
bir şeyin çevresinde dairesel bir yolla hareket etmek
The birds circle the lake
Kuşlar gölün etrafında dönüyor
daire içine almak
bir şeyin çevresine yuvarlak çizmek
Please circle the correct answer
Lütfen doğru cevabı daire içine alın
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
olup olmadığı
Sahnedeiki olasılığı belirtmek için kullanılır
I don't know whether he will come
Gelip gelmeyeceğini bilmiyorum
hata
Sahnedeyanlış veya hatalı olan şey
I made a mistake
Bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi olduğundan farklı sanmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
çözmek
Sahnedebir problemi çözmek veya bir şeyi anlamak
I need to figure out this puzzle
Bu bulmacayı çözmem gerekiyor
tahmin etmek
bir şeyin muhtemel olduğuna inanmak veya düşünmek
I figured out it would rain
Yağmur yağacağını tahmin ettim
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
kart
Sahnedegenellikle üzerinde bilgi bulunan küçük ve kalın kâğıt
I sent a birthday card
Bir doğum günü kartı gönderdim
ödeme kartı
mal veya hizmet satın almak için kullanılan küçük plastik kart
I paid with my card
Kartımla ödeme yaptım
oyun kartı
oyunlar için kullanılan kartlar
We played cards
Kart oynadık
hafıza kartı
dijital verileri saklamak için kullanılan küçük elektronik cihaz
I inserted the memory card into the camera
Hafıza kartını kameraya taktım
yetiştirilme tarzı
Sahnedebir kişinin çocukken büyütülme ve eğitilme şekli
She had a very strict upbringing
Çok katı bir yetiştirilme tarzı vardı
göstermek
Sahnedebir şeyi birinin görmesini sağlamak
Show me your book
Kitabını bana göster
program
Sahnedetelevizyon veya radyo programı
I watch a talk show
Bir sohbet programı izliyorum
görünmek
bir yerde ortaya çıkmak veya hazır bulunmak
He didn't show up
Gelmedi
gösteri
halka açık sergileme veya etkinlik
The show starts now
Gösteri şimdi başlıyor
hemen hemen
Sahnedeneredeyse veya esasen
I am pretty much finished
Hemen hemen bitirdim
neredeyse
neredeyse tamamen
I have pretty much finished the work
İşi neredeyse bitirdim
öğrenmek
Sahnedebir şeyi öğrenmek veya keşfetmek
I will find out the answer
Cevabı öğreneceğim
yakalanmak
birinin hatalı veya dürüst olmayan bir şey yaptığını keşfetmek
I hope he does not find out
Umarım o yakalanmaz
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
aramak
birini ya da bir şeyi bulmaya çalışmak
I looked for my keys
Anahtarlarımı aradım
klasik
Sahnedestandart bir örnek teşkil eden
This is a classic example
Bu klasik bir örnektir
klasik
yüksek kaliteli ve herkesçe beğenilen eser
This book is a classic
Bu kitap bir klasiktir
çünkü
Sahnedebir durumun nedenini açıklamak için kullanılır
I am happy because I passed the test
Mutluyum çünkü sınavı geçtim
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
karakter
Sahnedehikaye, film veya oyundaki kişi
He is my favorite character
O benim en sevdiğim karakter
karakter
bir insanı tanımlayan özellikler bütünü
He has a strong character
Güçlü bir karakteri var
karakter
yazı sisteminde kullanılan harf veya simge
This password requires eight characters
Bu şifre sekiz karakter gerektiriyor
karakter
özellikle sıra dışı veya dikkat çekici olan belirli bir kişi
That old man is a real character
O yaşlı adam gerçekten sıra dışı biri
ilerlemek
Sahnedeileriye doğru hareket etmek
Please proceed to the next room
Lütfen bir sonraki odaya ilerleyin
kaynaklanmak
bir yerden veya kaynaktan ortaya çıkmak
His success proceeds from hard work
Başarısı çok çalışmaktan kaynaklanıyor
gelir
bir etkinlik veya satıştan elde edilen para
All proceeds from the sale go to charity
Satıştan elde edilen tüm gelir hayır kurumuna gidiyor
devam etmek
bir şeye yapmaya sürmek
Please proceed with your work
Lütfen işinize devam edin
transkript
Sahnedesözlü ifadelerin yazıya dökülmüş hali
I read the transcript of the interview
Mülakatın transkriptini okudum
düşünceli
Sahnedebaşkalarını düşünen
It was very thoughtful of you
Çok düşünceliydiniz
yenilmek
Sahnedebir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
kaybetmek
bir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
anlayamamak
bir konuyu takip edememek
I lost you when you talked about science
Bilim hakkında konuştuğunda seni anlayamadım
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
bırakmak
bir şeye sahip olmayı ya da bir şeyi yapmayı bırakmak
She gave up smoking
Sigarayı bıraktı