

How I Met Your Mother — Season 3 Episode 2
Kelimeler ve anlamları
555 kelime
Seviye
açık
Sahnedekapalı veya engellenmiş olmayan
The window is open
Pencere açık
açık fikirli
yeni bir şeyi değerlendirmeye hazır
I am open to suggestions
Önerilere açığım
açık
kapalı olmayan
The store is open now
Mağaza şimdi açık
açmak
kapalı veya engelli olan bir şeyi erişilebilir hale getirmek
Please open the door
Lütfen kapıyı aç
geri gelmek
bir yere veya bir kişiye geri dönmek
When will you come back?
Ne zaman geri geleceksin?
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
durdurmak
bir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the fire
Yangını durdurmalıyız
yaşam
Sahnedeyaşanılan yer veya koşullar
Their living conditions are poor
Yaşam koşulları kötüdür
canlı
hayat sahibi olan
All living things need water
Tüm canlıların suya ihtiyacı vardır
geçim
hayatını sürdürmek için kazandığı para
He earns a living as a teacher
Öğretmenlik yaparak geçimini sağlıyor
yaşam tarzı
bir kişinin hayatını sürdürme biçimi
They have a simple way of living
Onların basit bir yaşam tarzı var
yasa dışı
Sahnedeyasalarca izin verilmeyen
It is illegal to park here
Buraya park etmek yasa dışıdır
kaçak
ülkesinde yasal izni olmadan yaşayan kişi
The illegal tried to cross the border
Kaçak sınırı geçmeye çalıştı
ha
Sahnedekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
değil mi
karşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
bilirsin ya
konuşmacının adını söylemek istemediği bir şeye atıfta bulunmak için kullanılır
He is doing you know what again
Yine bilirsin ya, onu yapıyor
biliyor musun
konuşurken dikkat çekmek veya zaman kazanmak için kullanılan ifade
You know what we should go home
Biliyor musun eve gitmeliyiz
malum şey
ismini söylemek istemediğimiz şey
I forgot to buy you know what
Malum şeyi almayı unuttum
herhangi bir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
hiçbir şey
herhangi bir nesne veya madde
I don't have anything
Hiçbir şeyim yok
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
batıl inançlı
Sahnedebazı şeylerin şans getirdiğine veya uğursuz olduğuna inanan
He is very superstitious
O çok batıl inançlıdır
batıl inançlı
belirli şeylerin iyi veya kötü şans getirdiğine inanan
He is superstitious about black cats
O kara kediler konusunda batıl inançlıdır
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
Sahnedebiri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeyle değiştirmek
I want to switch my seat
Koltuğumu değiştirmek istiyorum
anahtar
bir cihazı açıp kapatmaya yarayan düzenek
Where is the light switch
Işık anahtarı nerede
düğme
bir şeyi açıp kapatmak için kullanılan küçük kontrol
Press the switch to start
Başlatmak için düğmeye basın
takas etmek
bir şeyi başka bir şeyle karşılıklı değiştirmek
Let's switch phones
Telefonlarımızı takas edelim
haber spikeri
Sahnedetelevizyon veya radyoda haber okuyan kişi
The newscaster announced the news
Haber spikeri haberleri sundu
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
hadi
Sahnedebir öneride bulunmak için kullanılan ifade
Let us go home
Hadi eve gidelim
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
civarında
Sahnedebir şeye yakın bir alanda
Is there a bank around here
Buralarda bir banka var mı
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
etrafında
bir şeyin her yanını çevreleyen
We sat around the table
Masanın etrafında oturduk
tersine
bir şeyi başka bir yöne çevirmek
Please turn around
Lütfen arkana dön
vegan
Sahnedehayvansal ürünler tüketmeyen kişi
I am a vegan
Ben veganım
Waldo'yu Bul
Karışık bir resim içinde gizlenmiş bir karakteri aradığınız bir oyun
I love playing Where's Waldo
Waldo'yu Bul oynamayı seviyorum
kanalizasyon
Sahnedeatık suları taşımak için kullanılan yer altı borusu
The sewer is blocked
Kanalizasyon tıkalı
terzi
dikiş diken kişi
She is a skilled sewer
O yetenekli bir terzi
devam etmek
bir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
olmak
meydana gelmek veya gerçekleşmek
What is going on here
Burada neler oluyor
çıkmak
bir yolculuğa veya tatile gitmek
They go on a vacation every summer
Her yaz tatile çıkarlar
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
katılmak
bir etkinliğe veya faaliyete dahil olmak
We decided to go on the tour
Tura katılmaya karar verdik
açılmak
bir cihazın veya ışığın çalışmaya başlaması
The heater goes on at night
Isıtıcı gece açılır
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
öğleden sonra
Sahnedeöğle vaktinden akşama kadar olan süre
I have a meeting in the afternoon
Öğleden sonra bir toplantım var
koltuk altı
Sahnedekolun gövdeyle birleştiği bölge
Put deodorant on your armpit
Koltuk altına deodorant sür
herkes
Sahnedebütün insanlar
Everyone is here
Herkes burada
herkes
Sahnedeher bir kişi
Everyone likes music
Herkes müziği sever
herkes
tüm kişiler
Everyone is happy
Herkes mutlu
hadi
birini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
çalışmaya başlamak
devreye girmek veya çalışmaya başlamak
The lights come on at night
Işıklar gece yanar
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
yön
Sahnedebir durumun özelliği
Every story has a bright side
Her hikayenin aydınlık bir yönü vardır
yan
bir nesnenin sol veya sağ kısmı
Stay by my side
Yanımda kal
garnitür
ana yemeğin yanında sunulan yiyecek
I ordered a side of fries
Yanına bir porsiyon patates kızartması söyledim
taraf
bir anlaşmazlıkta desteklenen görüş
Whose side are you on
Kimin tarafındasın
tekrar yayın
Sahnededaha önce yayınlanmış bir televizyon programının yeniden yayınlanması
I watched a rerun of the show
Programın tekrarını izledim
dün gece
bugünden önceki gece
I slept well last night
Dün gece iyi uyudum
dün gece
bugünden önceki gece
I went to the cinema last night
Dün gece sinemaya gittim
üçüncü
Sahnedebir seride ikinciden sonra gelen
He is the third person in line
Sıradaki üçüncü kişi o
üçüncü
ikinciden sonra gelen
March is the third month
Mart üçüncü aydır
harika
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
This movie is wonderful
Bu film harika
müthiş
çok iyi veya memnuniyet verici
We had a wonderful time
Müthiş vakit geçirdik
harika
çok iyi veya hoş olan
We had a wonderful time
Harika bir zaman geçirdik
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
benzemek
bir şeye benzer olmak
His words meet his actions
Sözleri davranışlarına benziyor
karşılamak
bir gereksinimi yerine getirmek
We must meet the requirements
Gereksinimleri karşılamalıyız
buluşma
insanların bir araya geldiği etkinlik
They organized a school meet
Okul için bir buluşma düzenlediler
güneşle ilgili
SahnedeGüneş ile ilgili olan
Solar energy is clean
Güneş enerjisi temizdir
liste
Sahnedebirbiri ardına yazılmış şeyler dizisi
I have a shopping list
Bir alışveriş listem var
listelemek
maddeleri bir sıra ile yazmak veya söylemek
List the items you need
İhtiyacın olan maddeleri listele
seçkinler
en başarılı veya ünlü kişilerden oluşan grup
They are on the A-list of Hollywood actors
Onlar Hollywood oyuncularının seçkinleri arasında
polaroid fotoğraf
Sahnedeanında basılan bir fotoğraf türü
He took a polaroid photo
Bir polaroid fotoğraf çekti
yerel
Sahnedebelirli bir bölgeye veya yere ait olan
I like local food
Yerel yemekleri severim
yerel otobüs
güzergah üzerindeki tüm duraklarda duran otobüs
I take the local bus to work
İşe gitmek için yerel otobüsü kullanıyorum
yerli
belirli bir bölgede yaşayan kimse
Ask a local for directions
Yön tarifi için bir yerliye sorun
harika
Sahnedeçok iyi
This cake is fantastic
Bu kek harika
inanılmaz
çok büyük ölçüde
He spent a fantastic amount of money
İnanılmaz miktarda para harcadı
tüm zamanların
tarihteki en iyisi olan
He is the all time greatest player
O tüm zamanların en iyi oyuncusudur
her zaman
herhangi bir zamanda gerçekleşen veya var olan
This is an all time high
Bu tüm zamanların en yüksek seviyesidir
ömür boyu
tüm bir yaşam veya kariyer boyunca süren
He is an all time supporter
O ömür boyu bir destekçidir
tüm zamanların
tarih boyunca gelmiş geçmiş en iyi olan
He is the greatest player of all time
O tüm zamanların en iyi oyuncusu
sonsuza dek
gelecekteki tüm zaman boyunca
I will love you for all time
Seni sonsuza dek seveceğim
meşgul
Sahnedeyapacak çok işi olan
I am very busy today
Bugün çok meşgulüm
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
şüpheli
Sahnedebir şeylerin yanlış olduğunu veya birinin dürüst olmadığını hissetme durumu
He looked very suspicious
Çok şüpheli görünüyordu
şüpheli
bir şeyin yanlış veya yasa dışı olduğunu düşündüren
He saw a suspicious car near the house
Evin yakınında şüpheli bir araba gördü
biraz
küçük bir miktar veya derece
I am a little bit tired
Biraz yorgunum
vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Whoa, look at that!
Vay, şuna bak!
en azından
bir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en az
belirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
eski erkek arkadaş
eskiden erkek arkadaşı olan kişi
She is talking to her ex boyfriend
Eski erkek arkadaşıyla konuşuyor
eski sevgili
geçmişte romantik bir ilişkisi olduğu erkek
He is my ex boyfriend
O benim eski sevgilim
evlenme teklif etmek
Sahnedebirine kendisiyle evlenmesini istemek
He decided to propose
Evlenme teklif etmeye karar verdi
evlenme teklif etmek
birine kendisiyle evlenmesini istemek
He proposed to her last night
Dün gece ona evlenme teklif etti
önermek
bir fikir veya plan sunmak
I propose a new plan
Yeni bir plan öneriyorum
gömlek
Sahnedevücudun üst kısmına giyilen giysi
He is wearing a white shirt
O beyaz bir gömlek giyiyor
silah
Sahnedemermi atan alet
The man has a gun
Adamın bir silahı var
ateş etmek
silahla ateş etmek
He gunned the target
Hedefe ateş etti
tabanca
bir maddeyi püskürten cihaz
She used a glue gun
Silikon tabancası kullandı
silah
mermi atarak ateş eden bir silah
He hid the gun in his bag
Silahı çantasına sakladı
çokça viski içmek
İskoç viskisini büyük miktarlarda içmek
He spent the night scotch swilling with friends
Geceyi arkadaşlarıyla çokça viski içerek geçirdi
tatlım
Sahnedesevilen birine hitap ederken kullanılan isim
Goodnight, sweet
İyi geceler, tatlım
süper
şaşkınlık veya heyecan belirtmek için kullanılır
Sweet! I got the tickets
Süper! Biletleri aldım
hoş
mutluluk veya haz veren
That is a sweet gesture
Bu çok hoş bir davranış
tatlı
şeker tadında olan
This apple is very sweet
Bu elma çok tatlı
evli
Sahnedebir eşi olan
Are you married?
Evli misiniz?
bağlı
bir şeye veya fikre güçlü bir şekilde bağlı olma
He is married to his work
İşine çok bağlı
paylaşmak
Sahnedebir şeyin bir kısmını başkalarına vermek
I share my toys
Oyuncaklarımı paylaşırım
pay
bir şeyin bir parçası veya bölümü
This is your share
Bu senin payın
paylaşmak
bir özelliği başkasıyla aynı şekilde taşımak
We share the same hobby
Aynı hobiyi paylaşıyoruz
ortak kullanmak
bir nesneyi başkalarıyla birlikte kullanmak
I share a room with him
Odamı onunla ortak kullanıyorum
turist
Sahnedeeğlenmek amacıyla bir yeri ziyaret eden kişi
The city is full of tourists
Şehir turistlerle dolu
evet
Sahnedeevet demenin gayri resmi yolu
Yep, I can help you
Evet, sana yardım edebilirim
evet
evet anlamında kullanılan gayriresmi kelime
Yep I will be there
Evet orada olacağım
tamam
bir şeyi onaylamak için kullanılan ifade
Yep that sounds right
Tamam bu doğru görünüyor
nefesini çekmek
Sahnedeşaşkınlık, korku veya ağrı nedeniyle aniden derin bir nefes almak
She gasped in surprise
Şaşkınlıkla nefesini çekti
pis koku
Sahnedehoş olmayan kötü bir koku
There is a terrible stink in here
Burada berbat bir pis koku var
berbat olmak
bir konuda çok başarısız olmak
I stink at playing tennis
Tenis oynamakta berbatım
yaygara
gürültülü bir şekilde yapılan kamusal şikayet veya itiraz
He raised a stink about the poor service
Kötü hizmet hakkında büyük bir yaygara kopardı
geri dönmek
bir yere veya bir konuya yeniden dönmek
I want to go back to my home
Evime geri dönmek istiyorum
Amerikalı
SahnedeAmerika Birleşik Devletleri'nden olan veya orayla ilgili olan
He is American
O Amerikalı
boru
Sahnedesıvıların veya havanın taşınmasını sağlayan uzun, içi boş nesne
The water pipe is leaking
Su borusu sızdırıyor
pipo
uyuşturucu madde içmek için kullanılan alet
The police found a drug pipe
Polis bir uyuşturucu piposu buldu
tur
Sahnedebir etkinliğin veya aktivitenin bölümü veya aşaması
He reached the final round
Final turuna ulaştı
yuvarlak
daire şeklinde olan
The table is round
Masa yuvarlak
etrafında
dairesel bir yolda veya yönde
She walked round the park
Parkın etrafında yürüdü
tur
bir grup insan için alınan içkiler
It is my round
Bu tur benden
felsefe
Sahnedehayat veya dünya hakkındaki düşünceler bütünü
He has a simple philosophy of life
Onun basit bir yaşam felsefesi var
felsefe
bilgi gerçeklik ve varoluş üzerine yapılan çalışma
She decided to study philosophy at university
Üniversitede felsefe okumaya karar verdi
çocuk
Sahnedegenç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
şaka yapmak
ciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
dolu
Sahnedemümkün olduğunca çok şeyle doldurulmuş
The glass is full of water
Bardak suyla dolu
tam
tüm parçaları içeren
Please write your full name
Lütfen tam adınızı yazın
tam
mümkün olan en yüksek derecede
He has full control
O tam kontrole sahip
dolu
içi boş olmayan veya alabileceği kadar çok şeyi barındıran
The glass is full of water
Bardak su ile dolu
aman
Sahnedebıkkınlık veya yalvarma durumunda kullanılır
Oh, please stop it
Ah, lütfen dur artık
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
anlaşıldı
telsiz mesajını almak ve kavramak
Please the transmission
İletiyi anladım
yetenekli
Sahnedebir şeyi yapabilme yeteneğine sahip olan
She is capable of doing the job
O bu işi yapabilecek yetenekte
yetenekli
bir şeyi iyi yapabilme becerisine sahip olan
She is a very capable student
O çok yetenekli bir öğrenci
sıyrılmak
bir sorumluluktan veya işten kurtulmak
I want to get out of this meeting
Bu toplantıdan sıyrılmak istiyorum
çıkmak
bir yerden veya araçtan ayrılmak
Get out of the car
Arabadan çık
elde etmek
birinden veya bir şeyden fayda veya bilgi almak
What did you get out of the course
Kurstan ne elde ettin
çıkarmak
bir şeyi bir şeyin içinden almak
Please get the book out of the bag
Lütfen kitabı çantadan çıkar
çıkmak
bir yerden veya araçtan dışarı gitmek
Please get out of the car
Lütfen arabadan çık
elde etmek
bir şeyi başka bir kaynaktan oluşturmak
We get electricity out of coal
Kömürden elektrik elde ederiz
elinden gelen her şeyi yapmak
birine yardım etmek için çok çabalamak
She bent over backwards to help him
Ona yardım etmek için elinden gelen her şeyi yaptı
kendini paralamak
birine yardımcı olmak için aşırı çaba sarf etmek
The company bent over backwards for the client
Şirket müşteri için kendini paraladı
normal
Sahnedealışılmış, sıradan veya garip olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
normal
alışılagelmiş veya tuhaf olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
yazmak
Sahnedebir yüzeye harfler veya kelimeler oluşturmak
Write your name here
Adınızı buraya yazın
yazmak
Sahnedemektup veya e-posta göndermek
I will write to you soon
Yakında sana yazacağım
yazmak
kitap, makale veya başka bir metin oluşturmak
She writes a book
O bir kitap yazıyor
çek yazmak
bankaya para ödemesi için verilen yazılı belge
I need to write a check for the rent
Kira için bir çek yazmam gerekiyor
yarın
Sahnedebugünden sonraki gün
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
yarın
bugünden sonraki gün
I will call you tomorrow
Seni yarın arayacağım
ertesi gün
bugünün ardındaki gün
We left on the next day
Ertesi gün yola çıktık
gelecek
zamanın ilerisi
Hope for a better tomorrow
Daha iyi bir gelecek için umut et
homurtu
Sahnedebir insan veya hayvan tarafından çıkarılan düşük kaba ses
The pig let out a loud grunt
Domuz yüksek bir homurtu çıkardı
homurdanmak
düşük ve kaba bir ses çıkarmak
He grunted in response
Cevap olarak homurdandı
er
düşük rütbeli asker için kullanılan gayriresmi bir sözcük
He started as a grunt
Er olarak başladı
ayrılmak
Sahnedebir yerden veya bir kişiden ayrılmak
I leave home at 8 AM
Saat 8'de evden ayrılırım
bırakmak
bir şeyi belirli bir durumda tutmak
Please leave the door open
Lütfen kapıyı açık bırak
dışarıda bırakmak
birini bir etkinlikten veya gruptan hariç tutmak
Please do not leave him out of the team
Lütfen onu takımdan dışarıda bırakma
miras bırakmak
ölürken bir şeyi birine vermek
She will leave all her money to her family
Tüm parasını ailesine miras bırakacak
kül
Sahnedebir şey yandıktan sonra geriye kalan ince gri toz
The fire left only ash
Ateş sadece kül bıraktı
dişbudak
güçlü odunu olan bir ağaç türü
This table is made of ash
Bu masa dişbudaktan yapılmıştır
temiz
Sahnedekirli veya lekeli olmayan
The glass is clean
Bardak temiz
tamamen
bütünüyle veya tamamen
I clean forgot the date
Tarihi tamamen unuttum
temiz
yasadışı veya dürüst olmayan işlere karışmamış
He has a clean record
Onun sicili temiz
temiz
yasa dışı uyuşturucu veya alkol kullanmayan
He has been clean for three years
O üç yıldır temiz
gürültü
Sahnededuyulan ses
There is a lot of noise
Çok fazla gürültü var
moda
Sahnedebelirli bir zamanda popüler olan tarz
Short hair is in vogue again
Kısa saçlar yeniden moda oldu
paniklemek
Sahnedeaşırı derecede korkmak veya üzülmek
Don't freak out
Panikleme
ucube
çok garip veya alışılmadık kişi
He is a total freak
O tam bir ucube
tuhaf
çok garip veya normal olmayan
It was a freak accident
Bu tuhaf bir kazaydı
bütün
Sahnedebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
dosya
Sahnedekağıtları bir arada tutan kapaklı araç
Put the paper in the folder
Kağıdı dosyaya koy
klasör
bilgisayarda dosyaları sakladığınız yer
I saved the document in a new folder
Belgeyi yeni bir klasöre kaydettim
uyumak
Sahnedegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
emeklemek
Sahnedeeller ve dizler üzerinde yavaşça hareket etmek
The baby is starting to crawl
Bebek emeklemeye başlıyor
bar turu
bir gecede birden fazla mekanı gezmeyi içeren sosyal etkinlik
We joined a pub crawl in the city
Şehirde bir bar turuna katıldık
evlenmek
Sahnedebiriyle karı koca olmak
I want to marry her
Onunla evlenmek istiyorum
evli
Sahnedeeşi olan
He is married
O evli
pipi
erkek cinsel organı için kullanılan çocukça kelime
He pointed to his pee pee
Pipisini işaret etti
çiş
idrar için çocukların kullandığı kelime
I need to go pee pee
Çişe gitmem lazım