

How I Met Your Mother — 3. Sezon Bölüm 11
Kelimeler ve anlamları
483 kelime
Seviye
bilet
Sahnedebir yere girmek veya seyahat etmek için kullanılan belge
I bought a movie ticket
Bir sinema bileti aldım
trafik cezası
trafik kurallarını ihlal ettiğiniz için verilen ceza makbuzu
He got a parking ticket
Park cezası yedi
giriş bileti
bir yere girmeye izin veren belge
I bought a ticket for the concert
Konser için bilet aldım
baş belası
uğraşması zor olan kişi
That child is a real ticket
O çocuk tam bir baş belası
çekiliş bileti
birine ödül kazanma şansı veren kâğıt
She bought a ticket for the prize draw
Ödül çekilişi için bir bilet aldı
görünüşe göre
Sahnedegöründüğü kadarıyla
Apparently, he forgot the meeting
Görünüşe göre toplantıyı unuttu
çıkmak
Sahnedebirisiyle romantik bir amaçla görüşmek
They have been dating for two months
İki aydır çıkıyorlar
tarih
ayın veya yılın belirli bir günü
What is today's date?
Bugünün tarihi ne?
hurma
palmiye ağacından yetişen tatlı kahverengi meyve
I like eating dates
Hurma yemeyi severim
bugüne kadar
şimdiki zamana kadar
We have learned a lot to date
Bugüne kadar çok şey öğrendik
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
olmak
Sahnedebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
varmak
bir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
sahip olmak
bir şeye sahip olmak veya onu içinde bulundurmak
I have got a new bike
Yeni bir bisikletim var
herkes
Sahnedebütün insanlar
Everyone is here
Herkes burada
plan
Sahnedebir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
planlamak
bir şeyi yapmak için düzenleme yapmak
I plan to visit my friend
Arkadaşımı ziyaret etmeyi planlıyorum
yenilmek
Sahnedebir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
kaybetmek
bir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
anlayamamak
bir konuyu takip edememek
I lost you when you talked about science
Bilim hakkında konuştuğunda seni anlayamadım
kaçınılmaz olarak
Sahnedekaçınılamaz bir şekilde
The price will inevitably rise
Fiyatlar kaçınılmaz olarak artacak
asla ama asla
Sahnedehiçbir zaman
I will never ever do that again
Bunu bir daha asla yapmayacağım
kocaman
Sahnedeboyut veya miktar olarak çok büyük
He lives in a huge house
Kocaman bir evde yaşıyor
büyük
son derece önemli veya etkili olan
This is a huge decision for us
Bu bizim için büyük bir karar
tamamen
Sahnedeçok iyi veya eksiksiz bir şekilde
It is perfectly normal
Bu tamamen normal
emir
Sahnedebir şeyi yapılması için verilen talimat
The captain gave a strict order
Kaptan kesin bir emir verdi
düzen
şeylerin yerleştirilme veya birbirini takip etme şekli
Put the books in alphabetical order
Kitapları alfabetik sıraya koy
tarikat
aynı dini kurallara bağlı topluluk
He joined a religious order
Dini bir tarikata katıldı
sipariş etmek
bir restoranda yemek ya da içecek istemek
I want to order a pizza
Bir pizza sipariş etmek istiyorum
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
talep
Sahnedebir şeyi isteme eylemi
I sent a request for more information
Daha fazla bilgi için bir talep gönderdim
rica etmek
birinden bir şey yapmasını istemek
You should request more time
Daha fazla zaman rica etmelisin
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
sonuçlanmak
Sahnedebir durumun belirli bir şekilde bitmesi
The meeting turned out well
Toplantı iyi sonuçlandı
ortaya çıkmak
gerçek durumun sonradan anlaşılması
It turned out that he was lying
Yalan söylediği ortaya çıktı
boşaltmak
bir kabın veya cebin içindekileri dışarı çıkarmak
He turned out his pockets to find the coin
Bozuk parayı bulmak için ceplerini boşalttı
katılmak
bir topluluğa veya etkinliğe hazır bulunmak
Many people turned out for the concert
Konsere pek çok insan katıldı
üretmek
büyük miktarlarda mal ortaya koymak
The factory turns out many toys
Fabrika çok sayıda oyuncak üretiyor
film
Sahnedesinemada veya televizyonda gösterilen hikaye
I love watching movies
Film izlemeyi severim
çevre
Sahnedebir alanın dış sınırı
The perimeter of the garden is 50 meters
Bahçenin çevresi 50 metredir
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
okumak
Sahnedeyazılı kelimeleri görüp anlamak
I read a book every month
Her ay bir kitap okurum
rol okumak
bir rol için metin okuyarak seçmelere katılmak
She will read for the part
Rol için seçmelere katılacak
almak
telsizle konuşurken birinin söylediklerini duymak ve anlamak
Do you read me
Beni alabiliyor musun
okumak
birinin düşüncelerini söylemeden anlamak
I can read your mind
Aklını okuyabiliyorum
kesinlikle
Sahnedehiç şüphe olmadan
He will surely win
Kesinlikle kazanacak
akılda kalıcı
Sahnedekolayca hatırlanan veya tanınan
The song has a catchy melody
Şarkının akılda kalıcı bir melodisi var
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
oynamak
Sahnedeeğlenmek için bir şeyler yapmak
The children play in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
rol yapmak
bir filmde veya oyunda rol üstlenmek
He plays a doctor in the movie
Filmde bir doktoru canlandırıyor
ses çıkarmak
bir ses oluşturmak
The toy plays music
Oyuncak müzik çalar
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
sonlandırmak
bir şeyi durdurmak veya bitirmek
We had to kill the project
Projeyi sonlandırmak zorunda kaldık
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
aramak
birini ya da bir şeyi bulmaya çalışmak
I looked for my keys
Anahtarlarımı aradım
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi bir yolu
Yup, I can do it
Evet, yapabilirim
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
kurtulmak
Sahnedebir şeyi yok etmek veya uzaklaştırmak
I need to get rid of this old sofa
Bu eski kanepeden kurtulmam gerekiyor
yapışkanlı not kağıdı
Sahnedearkasında yapıştırıcı bulunan ve not yazmak için kullanılan küçük kağıt parçası
I wrote a reminder on a post it
Bir hatırlatıcıyı yapışkanlı not kağıdına yazdım
cam / bardak
Sahnedesert şeffaf bir madde veya içecek kabı
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
cam
pencerelerde ve şişelerde kullanılan sert ve saydam madde
The window is made of glass
Pencere camdan yapılmıştır
bardağa koymak
bir şeyi cam bir kabın içine yerleştirmek
She will glass the juice
Meyve suyunu bardağa koyacak
brunch
Sahnedekahvaltı ve öğle yemeğinin birleşimi olan geç sabah yemeği
Let's have brunch on Sunday
Pazar günü brunch yapalım
milyon
Sahnedebin tane binlikten oluşan sayı
A million people live here
Burada bir milyon insan yaşıyor
vurmak
Sahnedebirine veya bir şeye kuvvetle dokunmak
He hit the ball
Topa vurdu
hit
çok popüler veya başarılı olan kişi veya şey
The song is a big hit
Şarkı büyük bir hit
uğramak
bir yere gitmek
Let's hit the gym
Hadi spor salonuna uğrayalım
parasını ödemek
Sahnedebir şeyin karşılığında para vermek
I will pay for the coffee
Kahvenin parasını ben ödeyeceğim
bedel ödemek
geçmişteki bir eylemin kötü sonuçlarına katlanmak
You will pay for what you did
Yaptıklarının bedelini ödeyeceksin
parasını ödemek
bir şey karşılığında para vermek
I paid for the ticket
Biletin parasını ödedim
sıcak
Sahnedeyüksek sıcaklıkta olan
The coffee is hot
Kahve sıcak
popüler
Sahnedeşu an çok ilgi gören
This game is hot
Bu oyun çok popüler
hevesli
bir şeyi yapmaya çok istekli olan
He is hot to start his new job
Yeni işine başlamak için çok hevesli
popüler
çok beğenilen veya talep gören
That game is very hot right now
O oyun şu an çok popüler
başına gelmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin başına bir durumun gelmesi
What happened to your car
Arabana ne oldu
tesadüfen yapmak
planlamadan bir şey yapmak
I happened to meet him
Onunla tesadüfen karşılaştım
oyun
Sahnedebir oyun veya spor türü
I love this game
Bu oyunu seviyorum
yetenek
bir konuda doğal beceri
Her game is improving
Yeteneği gelişiyor
strateji
uzun vadeli hedeflere ulaşmak için planlanan hareketler bütünü
He plays a long game to win the election
Seçimi kazanmak için uzun vadeli bir strateji izliyor
istekli
bir şeyi denemeye veya yapmaya hazır olma
Are you game for a long hike
Uzun bir doğa yürüyüşüne var mısın
dökmek
Sahnedebir sıvıyı bir kaptan akıtmak
Please pour me some water
Lütfen bana biraz su dök
bardaktan boşalırcasına yağmak
çok şiddetli yağmur yağması
It is pouring outside today
Bugün dışarıda bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyor
vermek
tüm dikkatini veya çabasını bir şeye yöneltmek
He poured all his attention into the work
Tüm dikkatini işine verdi
tabii ki
Sahnedeonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
dışarı
Sahnedebir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
nedeniyle
bir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
dışında tutmak
birini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
-den
bir yerden veya kaynaktan gelmek
I got the water out of the tap
Suyu musluktan aldım
arasından
bir grubun içinden seçilmek
Choose one out of these three
Bu üçünün arasından bir tane seç
içinden
bir şeyin iç kısmından gelmek
He came out of the room
Odanın içinden geldi
yoksun
bir şeye sahip olmamak
We are out of bread
Ekmeksiz kaldık
uzaklaşarak
bir yerden ayrılmak
Please get out of my house
Lütfen evimden çık
dışında
artık bir grubun parçası olmamak
He is out of the team
O artık takımın dışında
tükenmiş
bir şeyin bitmiş olması
We are out of gas
Benzinimiz bitti
dışarıda
bir yerin içinde olmamak
She is out of the office
Ofisin dışında
dışarı
bir yerin içerisi olmaması
Stay out of the rain
Yağmurun dışında kal
çıkararak
bir şeyi bir yerden almak
Take the keys out of your pocket
Anahtarları cebinden çıkar
alınarak
birini veya bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
They took the boy out of school
Çocuğu okuldan aldılar
kalmamış
bir şeyin tamamen bitmiş olması
We are out of sugar for the tea
Çay için şekerimiz kalmadı
ilgilenmek
Sahnedebir şeye ilgi duymak veya katılmak
I don't go in for politics
Siyasetle ilgilenmem
katılmak
bir etkinliğe dahil olmak veya onunla ilgilenmek
I decided to go in for the competition
Yarışmaya katılmaya karar verdim
dernek
Sahnedeortak bir ilgi alanı olan kişilerin kurduğu organizasyon
He joined the tennis association
Tenis derneğine katıldı
bağlantı
insanlar veya şeyler arasındaki ilişki
there is a strong association between smoking and illness
sigara içmek ve hastalık arasında güçlü bir bağlantı var
keşfetmek
Sahnedebir şeyi ilk kez bulmak
They discovered a new planet
Yeni bir gezegen keşfettiler
keşfetmek
bilinmeyen bir şeyi ortaya çıkarmak
Scientists discovered a new planet
Bilim insanları yeni bir gezegen keşfetti
geriye bakmak
Sahnedegeçmişteki olayları düşünmek
Looking back, I learned a lot
Geriye baktığımda çok şey öğrendim
alay
Sahnedebirini küçük düşürmek için yapılan alay
The boy's clothes were a subject of mockery
Çocuğun kıyafetleri alay konusu oldu
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
aslında
Sahnedebir durumu düzeltmek veya ekleme yapmak için kullanılır
I thought he was American, but actually he is British
Onun Amerikalı olduğunu sanıyordum ama aslında İngiliz
gerçekten
bir şeyin doğru veya gerçek olduğunu vurgulamak için kullanılır
Did he actually say that
Bunu gerçekten söyledi mi
devam etmek
Sahnedebir eylemi yapmayı sürdürmek
Keep trying until you succeed
Başarana kadar denemeye devam et
korumak
bir şeyi güvenli bir şekilde muhafaza etmek
The soldier will keep the gate safe
Asker kapıyı koruyacak
tutmak
bir şeye sahip olmaya devam etmek
You can keep the book
Kitabı tutabilirsin
önlemek
bir şeyin gelmesini veya olmasını engellemek
This fence keeps the dog out
Bu çit köpeğin içeri girmesini önler
korkmuş
Sahnedekorku hissetme
She is afraid of spiders
O örümceklerden korkar
korkarım ki
kötü bir durumdan dolayı üzüntü veya endişe duyma
I am afraid I cannot help you
Korkarım ki size yardım edemem
sabit
Sahnededeğişmeyen veya hareket etmeyen
He has a steady job
Sabit bir işi var
düzene girmek
düzenli veya sakin hale gelmek
His heart rate steadied
Kalp atış hızı düzene girdi
sevgili
ciddi ve özel bir ilişki içinde olunan kişi
He is my steady
O benim sevgilim
sabitlemek
bir şeyi sağlam veya sabit hale getirmek
He held the ladder to steady it
Merdiveni sabitlemek için tuttu
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
son
Sahnedebir şeyin son kısmı
This is the end of the road
Bu yolun sonu
bitmek
Sahnedesona ermek veya durmak
The movie ends now
Film şimdi bitiyor
uç
bir şeyin en uzak noktası
He stood at the end of the road
Yolun ucunda duruyordu
taraf
bir durumun belirli bir kişiye ait olan kısmı
Everything is fine on my end
Benim tarafımda her şey yolunda
seçti
Sahnedebir grup arasından bir şeyi seçmek
He chose a red car
Kırmızı bir araba seçti
de
Sahnedeolumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
ya da
iki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
civarında
Sahnedebir yerin yakınındaki alan
Many trees are around the school
Okulun civarında çok ağaç var
aşina
bir şeyi nasıl kullanacağını veya idare edeceğini bilmek
She knows her way around the office
Ofis konusunda bilgisi var
tersine
bir şeyin yönünü veya sonucunu değiştirmek
We must turn the situation around
Durumu tersine çevirmeliyiz
olasılık
Sahnedegerçekleşebilecek olan şey
There is a possibility of rain
Yağmur yağma olasılığı var
seçenek
yapılabilecek veya olabilecek alternatif
We are considering every possibility
Her seçeneği değerlendiriyoruz
ihtimal
meydana gelebilen durum
There is a possibility of success
Başarı ihtimali var
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı belirten bir ifade
Damn it, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
sık sık
Sahnedebirçok kez veya düzenli olarak
I often visit my grandmother
Büyükannemi sık sık ziyaret ederim
polis
Sahnedepolis teşkilatının bir üyesi
The cop stopped the car
Polis arabayı durdurdu
almak
bir şeyi ele geçirmek veya elde etmek
I copped a new shirt at the store
Mağazadan yeni bir gömlek aldım
nakliyeci
Sahnedemobilyaları taşıyan kişi
The mover carried the sofa
Nakliyeci kanepeyi taşıdı
etkili kişi
bir şeyleri gerçekleştirme gücüne sahip kimse
He is a big mover in the industry
O sektörde etkili bir isimdir
kaka yapmak
Sahnedevücuttaki katı atıkları dışarı atmak
The baby pooped
Bebek kaka yaptı
kaka
vücuttan atılan katı atık
There is dog poop on the grass
Çimlerin üzerinde köpek kakası var
kıç güverte
geminin arka kısmındaki üst güverte
The captain stood on the poop deck
Kaptan kıç güvertede duruyordu
takdir etmek
Sahnedebirine hak ettiği övgüyü vermek
I have to hand it to her
Onu takdir etmeliyim
uzatmak
birine bir şeyi elden vermek
Please hand the book to me
Lütfen kitabı bana uzat
ölçek
Sahnedebir şeyin boyutu veya kapsamı
We need to understand the scale of this problem
Bu sorunun ölçeğini anlamamız gerekiyor
pul
balıkların derisini kaplayan küçük sert parçalar
The fish has shiny scales
Balığın parlak pulları var
tırmanmak
dik bir yere yukarı doğru çıkmak
The climber scaled the wall
Dağcı duvara tırmandı
gam
müzik notalarının belirli bir sıraya göre dizilmesi
She practiced the piano scale
O piyano gamı çalıştı
bel dövmesi
Sahnedebelin alt kısmına yapılan dövme
She has a tramp stamp
Onun bir bel dövmesi var
gelmek
Sahnedebir yere ait olmak veya orada doğmuş olmak
I come from Turkey
Ben Türkiye'den geliyorum
geçit yapmak
Sahnedegösteri amacıyla toplu halde yürümek
The soldiers parade in the square
Askerler meydanda geçit yapıyor
başvuru
Sahnedeinceleme için gönderilen belge veya çalışma
The deadline for submission is tomorrow
Başvuru için son tarih yarın
teslimiyet
boyun eğme veya itaat etme durumu
He demanded their submission
Teslim olmalarını istedi
çalışma masası
Sahnedeyazı yazmak veya çalışmak için kullanılan düz yüzeyli mobilya
The book is on the desk
Kitap masanın üzerinde
masa
üstünde yazı yazılan veya çalışılan mobilya
Please put the book on the desk
Lütfen kitabı masanın üstüne koy
masada çalışmak
bir masanın başında oturup iş yapmak
I will desk for the whole day
Bütün gün masada çalışacağım
aynı
Sahnedefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
tropikal orman
Sahnedesıcak bölgelerdeki yoğun orman
Many animals live in the jungle
Birçok hayvan tropikal ormanda yaşar
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
haline gelmek
değişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
tam
doğrudan ya da kesin bir biçimde
The hotel is right beside the station
Otel istasyonun tam yanında
paket
Sahnedeeşyaları koymaya yarayan küçük kap veya zarf
I bought a packet of seeds
Bir paket tohum aldım
hassas
Sahnedekolayca kırılabilen veya zarar görebilen
The glass vase is very delicate
Cam vazo çok hassastır
hassas
dikkat ve özen gerektiren
This is a delicate situation
Bu hassas bir durum
yumuşak
dokunulduğunda yumuşak ve hoş olan
This delicate fabric feels soft
Bu narin kumaş yumuşak hissettiriyor
hikaye
Sahnedeolayların anlatımı
I read a long story
Uzun bir hikaye okudum
kat
bir binanın seviyesi veya katı
The house has two stories
Evin iki katı var
durum
belirli bir durum veya olaylar dizisi
That is a different story
Bu farklı bir durum
tahmin etmek
Sahnedeemin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
tam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
çok
Sahnedeçok sayıda olan
I have many books
Çok kitabım var