

How I Met Your Mother — 4. Sezon Bölüm 24
Kelimeler ve anlamları
387 kelime
Seviye
ihtimal
Sahnedebir şeyin gerçekleşme olasılığı
The odds of winning are low
Kazanma ihtimali düşük
anlaşmazlık
bir fikir ayrılığı veya çatışma durumu
They are at odds about the plan
Plan konusunda anlaşmazlık içindeler
bugün
Sahnedeiçinde bulunulan gün
I am busy today
Bugün meşgulüm
fırsat
Sahnedebir şeyi yapmak için uygun olan zaman veya durum
I had a chance to travel
Seyahat etme fırsatım oldu
ihtimal
bir şeyin gerçekleşme olasılığı
There is a chance of rain
Yağmur yağma ihtimali var
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
There is a chance of failure
Başarısızlık riski var
fark etmek
Sahnedebir şeyi görmek veya dikkat etmek
I noticed a new sign
Yeni bir tabela fark ettim
duyuru
bilgi veya uyarı veren yazılı beyan
There is a notice on the wall
Duvarda bir duyuru var
dikkat
bir şeye dikkatini verme durumu
His new car caught my notice
Yeni arabası dikkatimi çekti
sonuçlanmak
Sahnedebir durumun belirli bir şekilde bitmesi
The meeting turned out well
Toplantı iyi sonuçlandı
ortaya çıkmak
gerçek durumun sonradan anlaşılması
It turned out that he was lying
Yalan söylediği ortaya çıktı
boşaltmak
bir kabın veya cebin içindekileri dışarı çıkarmak
He turned out his pockets to find the coin
Bozuk parayı bulmak için ceplerini boşalttı
katılmak
bir topluluğa veya etkinliğe hazır bulunmak
Many people turned out for the concert
Konsere pek çok insan katıldı
üretmek
büyük miktarlarda mal ortaya koymak
The factory turns out many toys
Fabrika çok sayıda oyuncak üretiyor
devam et
Sahnedebir şeye başlamak veya devam etmek
Please go ahead
Lütfen devam et
onay
bir işe başlamak için verilen resmi izin
We got the go ahead to start
Başlamak için onay aldık
hikaye
Sahnedeolayların anlatımı
I read a long story
Uzun bir hikaye okudum
kat
bir binanın seviyesi veya katı
The house has two stories
Evin iki katı var
durum
belirli bir durum veya olaylar dizisi
That is a different story
Bu farklı bir durum
şişman
Sahnedevücut yapısı geniş veya ağırlığı fazla olan
The fat cat is sleeping
Şişman kedi uyuyor
yüklü
bir şeyi vurgulamak için kullanılan
He received a fat salary
Yüklü bir maaş aldı
yağ
yiyeceklerde bulunan doğal yağlı madde
This food has too much fat
Bu yiyecek çok fazla yağ içeriyor
çevresel
Sahnededoğa veya çevreyle ilgili olan
We must address environmental issues
Çevresel sorunları ele almalıyız
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı belirten bir ifade
Damn it, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
küvet
Sahnedegeniş ve açık bir kap
The baby is in the tub
Bebek küvette
küvet
vücudumuzu yıkadığımız büyük kap
I took a bath in the tub
Küvette banyo yaptım
aşağı inmek
Sahnededaha alçak bir konuma geçmek
Get down from the table
Masadan aşağı in
üzmek
birini depresif veya cesaretsiz hissettirmek
This bad weather gets me down
Bu kötü hava beni üzüyor
kavramak
bir şeyi öğrenmeyi ve akılda tutmayı başarmak
It is hard to get down the rules of this game
Bu oyunun kurallarını kavramak zor
not etmek
bir şeyi kağıt üzerine yazmak
She tried to get down all the details of the meeting
Toplantıdaki tüm detayları not etmeye çalıştı
dans
bir tür dans veya eğlence
The party had a real get-down
Partide gerçekten harika bir dans vardı
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
kulağa gelmek
Sahnedebelli bir şekilde duyulmak
That sounds great
Bu kulağa harika geliyor
ses
duyulan şey
I heard a strange sound
Garip bir ses duydum
pansiyon
Sahnedesabah kahvaltısının da dahil olduğu küçük bir otel
We stayed at a bed and breakfast
Bir pansiyonda kaldık
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
yani
Sahnedesöylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
ikinci
Sahnedebirinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
saniye
Sahnededakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
ikinci porsiyon
yemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
karşı
Sahnedebir görüşe veya plana karşı olma durumu
He is against the plan
O bu plana karşı
dayalı
bir şeye temas eden veya yaslanmış durumda olan
He leaned against the wall
Duvara yaslandı
aykırı
bir duruma veya fikre zıt olan
It is against the rules
Bu kurallara aykırı
yüz bezi
Sahnedeyıkama için kullanılan küçük bir bez parçası
I need a clean washcloth
Temiz bir yüz bezine ihtiyacım var
anne
Sahnedekadın ebeveyn
I love my mother
Annemi seviyorum
takım elbise alışverişi
Sahnedetakım elbise bakma ve satın alma etkinliği
I am going suit shopping for the wedding
Düğün için takım elbise alışverişine gidiyorum
ayrılmak
Sahnedebir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
sol
sağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
kalmak
diğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
bırakmak
bir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
satın aldı
Sahnedepara ödeyerek bir şeyi edinmek
I bought a new car
Yeni bir araba satın aldım
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
küçük hanım
Sahnedegenç bir kıza veya kadına hitap etmek için kullanılan gayriresmi bir ifade
Listen to me, missy
Beni dinle, küçük hanım
başlangıçta önlemek
Sahnedebir sorun daha kötüleşmeden önce onu durdurmak
We need to nip this problem in the bud
Bu sorunu başlangıçta önlememiz gerekiyor
öncelikle
Sahnedeher şeyden önce; ilk olarak
First of all, we need a plan
Öncelikle, bir plana ihtiyacımız var
ilk olarak
başlangıçta
First of all we should discuss the plan
İlk olarak planı tartışmalıyız
kurtarmak
Sahnedekötü bir durumun önüne geçmek
We saved the project
Projeyi kurtardık
kurtarmak
Sahnedebirini tehlikeden veya ölümden kurtarmak
The doctor saved his life
Doktor onun hayatını kurtardı
biriktirmek
gelecekte kullanmak için saklamak
I save money every month
Her ay para biriktiririm
korumak
bir şeyi zarar görmekten uzak tutmak
A fence saves the garden from animals
Bir çit bahçeyi hayvanlardan korur
kanyon
Sahnededik yanları olan derin ve dar vadi
The Grand Canyon is very deep
Büyük Kanyon çok derindir
inanmak
Sahnedebir şeyin var olduğuna veya doğru olduğuna inanmak
I believe in magic
Sihre inanıyorum
inanmak
birine veya bir şeye güven duymak
I believe in my team
Takımıma inanıyorum
yemek
Sahnedeyemek yenen şeyler
I like Italian food
İtalyan yemeklerini severim
kariyer
Sahnedezaman içinde sürdürülen iş veya meslek
She wants a career in medicine
Tıp alanında bir kariyer istiyor
çalışma dönemi
bir kişinin belirli bir alanda geçirdiği zaman
The athlete ended her career after ten years
Sporcu çalışma dönemini on yılın sonunda bitirdi
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
ne kadar
bir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
ortaya çıkmak
Sahnedebeklenmedik bir durumun oluşması
A problem came up
Bir sorun çıktı
gündeme gelmek
bir konunun konuşulmaya başlanması
This topic will come up in the meeting
Bu konu toplantıda gündeme gelecek
yukarı çıkmak
yüksek bir yere doğru hareket etmek
Come up and see my room
Yukarı gel ve odamı gör
yetişmek
bir yerde büyüme süreci
She came up in a small town
O küçük bir kasabada yetişti
yaklaşmak
birine veya bir şeye doğru ilerlemek
A stranger came up to me
Bir yabancı bana yaklaştı
ortaya çıkmak
meydana gelmek veya görünmek
A problem came up at work
İş yerinde bir sorun ortaya çıktı
yukarı çıkmak
daha yüksek bir konuma hareket etmek
I came up the stairs to my office
Ofisime doğru merdivenlerden yukarı çıktım
bahsi geçmek
konuşulmak veya tartışılmak
Your name came up in our meeting
Toplantımızda isminizin bahsi geçti
yaklaşmak
yakın zamanda gerçekleşecek olmak
The exam date is coming up soon
Sınav tarihi yaklaşıyor
yaklaşmak
yakın gelecekte olacak olmak
Christmas is coming up fast
Noel hızla yaklaşıyor
meydana gelmek
olmak veya gerçekleşmek
Many questions came up during the event
Etkinlik sırasında birçok soru meydana geldi
yükselmek
daha üst bir konuma veya duruma gelmek
She came up in the company quickly
Şirkette hızlıca yükseldi
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
takım elbise
Sahnedebirbirine uygun ceket ve pantolondan oluşan kıyafet
He wore a black suit to the wedding
Düğüne siyah bir takım elbise giydi
dava
mahkemeye taşınan hak talebi veya anlaşmazlık
He brought a suit against his neighbor
Komşusuna karşı dava açtı
uymak
bir durum veya kişi için uygun olmak
This time suits me well
Bu zaman bana gayet iyi uyuyor
üzerine
Sahnedebir şeyin üstünde veya üzerine
He placed the book upon the table
Kitabı masanın üzerine koydu
sınıf
Sahnedebirlikte eğitim gören öğrenci grubu
My class is very friendly
Sınıfım çok cana yakın
sınıf
Sahnedeokulda aynı seviyede bulunan öğrenci grubu
I like my class
Sınıfımı seviyorum
seviyesizlik
kaba veya nezaketsiz davranış
That comment showed no class
O yorum hiç seviyeli değildi
hafifletmek
Sahnedebir suç için verilen cezayı azaltmak veya değiştirmek
The governor decided to commute the sentence
Vali cezayı hafifletmeye karar verdi
işe gidiş geliş
ev ile iş arasındaki düzenli yolculuk
My daily commute takes one hour.
Günlük işe gidiş geliş yolculuğum bir saat sürüyor.
işe gidip gelmek
ev ile iş arasında düzenli olarak seyahat etmek
It takes an hour to commute to work
İşe gidip gelmem bir saat sürüyor
affedersiniz
Sahnedeözür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
pardon
duyulmayan veya anlaşılmayan bir şeyi tekrar ettirmek için kullanılan ifade
Excuse me could you say that again
Pardon bunu tekrar söyleyebilir misiniz
sürmek
Sahnedehareket halindeki bir aracı kontrol ederek kullanmak
She wants to ride her new bike
Yeni bisikletini sürmek istiyor
araç yolculuğu
bir vasıta ile yapılan seyahat
The ride to the airport was long
Havaalanına araç yolculuğu uzundu
sürekli eleştirmek
birini sürekli rahatsız etmek veya eleştirmek
Stop riding me about my mistakes
Hatalarım hakkında beni sürekli eleştirmeyi bırak
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
tekrar tekrar
Sahnedebirçok kez, defalarca
I read the book over and over again
Kitabı tekrar tekrar okudum
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
turist
Sahnedeeğlenmek amacıyla bir yeri ziyaret eden kişi
The city is full of tourists
Şehir turistlerle dolu
şehir merkezi
Sahnedebir şehrin ana iş merkezi
I work downtown
Şehir merkezinde çalışıyorum
belki
Sahnedebelirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
ihtimal
gerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal
kenar
Sahnedeyuvarlak bir nesnenin dış kenarı
The glass has a gold rim
Bardağın altın bir kenarı var
sır
Sahnedebaşkalarına söylemediğiniz bilgi
I have a secret to tell you
Sana söyleyecek bir sırrım var
gizli
başkaları tarafından bilinmeyen
I have a secret plan
Gizli bir planım var
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
fikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
güzel
Sahnedebakıldığında hoş görünen
She is a pretty girl
O güzel bir kız
oldukça
Sahnedeorta derecede
This task is pretty hard
Bu görev oldukça zor
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
mimar
Sahnedebinaları tasarlayan kişi
She is a professional architect
O profesyonel bir mimardır
düzenlemek
Sahnedebir etkinlik organize etmek
I will throw a party
Bir parti düzenleyeceğim
diz örtüsü
yatak veya koltuk için hafif örtü
Put a throw on the sofa
Koltuğa bir diz örtüsü ser
atmak
bir şeyi fırlatmak
Throw the ball to me
Topu bana at
şaşırtmak
birini şaşkın veya kafası karışmış hissettirmek
The sudden question really threw me
O ani soru beni gerçekten şaşırttı
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
şeyler
Sahnedegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
eşyalar
kişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
boyut
Sahnedebir şeyin kapladığı fiziksel alan
The size of the room is small
Odanın boyutu küçük
ölçmek
bir şeyin ne kadar büyük veya küçük olduğunu belirlemek
The worker sized the material
İşçi malzemeyi ölçtü
pompalamak
Sahnedebir makine kullanarak sıvı veya havayı hareket ettirmek
The machine pumps water from the well
Makine kuyudan su pompalıyor
topuklu ayakkabı
kadınların giydiği bir tür topuklu ayakkabı
She wore black pumps to the party
Partiye siyah topuklu ayakkabı giydi
heyecanlı
çok mutlu ve enerji dolu hissetme
I am very pumped for the concert
Konser için çok heyecanlıyım
sorgulamak
birinden bilgi almak için çok soru sormak
The reporter tried to pump him for details
Muhabir ondan detayları öğrenmek için sorular sordu
çok
Sahnedebüyük miktarda veya sayıda
I have a lot of work to do
Yapacak çok işim var
arsa
küçük bir toprak parçası
He bought a parking lot
Bir otopark alanı satın aldı
kader
kişinin hayatındaki yazgısı
This is my lot in life
Bu benim hayattaki kaderim
kader
bir kişinin içinde bulunduğu durum veya hayat koşulları
He accepted his lot in life
Hayatındaki kaderini kabullendi
sıklıkla
birçok kez veya sıkça
I see him a lot
Onu sıklıkla görürüm
grup
bir insan topluluğu
That is a loud lot
O gürültülü bir grup
çok miktarda
büyük bir sayı veya miktar
We have a lot of time
Çok miktarda vaktimiz var
az miktarda
küçük bir sayı veya miktar
That is a lot less
O az miktarda
fazlasıyla
büyük ölçüde
I like it a lot
Onu fazlasıyla seviyorum
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
ziyafet
Sahnedebüyük ve özel bir yemek
They prepared a great feast
Büyük bir ziyafet hazırladılar
gözlerini şenlendirmek
bir şeye büyük bir keyifle bakmak
She feasted her eyes on the beautiful sunset
Gün batımını izlerken gözlerini şenlendirdi
ziyafet çekmek
çok miktarda yemek yemek
We feasted on the delicious food
Lezzetli yemekle ziyafet çektik
yortu
özel bir dini kutlama veya festival
They celebrated the religious feast
Dini yortuyu kutladılar
geri gelmek
Sahnedebir yere veya bir kişiye geri dönmek
When will you come back?
Ne zaman geri geleceksin?
geri dönmek
bir dönem sonra yeniden popüler veya başarılı hale gelmek
Vintage clothes are coming back
Vintage kıyafetler yeniden popüler oluyor
gökdelen
Sahnedeşehirdeki çok yüksek bina
New York has many skyscrapers
New York'ta birçok gökdelen var
ölmek
Sahnedecanlılığın sona ermesi
All living things will eventually die
Tüm canlılar sonunda ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
açık
Sahnedekapalı veya engellenmiş olmayan
The window is open
Pencere açık
açık fikirli
yeni bir şeyi değerlendirmeye hazır
I am open to suggestions
Önerilere açığım
açık
kapalı olmayan
The store is open now
Mağaza şimdi açık
açmak
kapalı veya engelli olan bir şeyi erişilebilir hale getirmek
Please open the door
Lütfen kapıyı aç
kazanmak
Sahnededaha fazlasını elde etmek
She gained a lot of experience
Çok deneyim kazandı
kazanmak
bir şeyi elde etmek
He wants to gain experience
Deneyim kazanmak istiyor
kazanç
değer veya miktarda artış
The investment resulted in a gain
Yatırım bir kazançla sonuçlandı
hâlâ
Sahnedeşimdiye kadar veya şu an devam eden
I am still waiting
Hâlâ bekliyorum
hareketsiz
hareket etmeyen
Stand still
Hareketsiz dur
yine de
söylenenlere rağmen
It was raining, but he still went out
Yağmur yağıyordu ama yine de dışarı çıktı
beklemek
Sahnedebir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
harika
Sahnedeçok etkileyici veya çok iyi
This view is awesome
Bu manzara harika
önünde
Sahnedebir şeyin veya birinin ön kısmında bulunan
The car is in front of the house
Araba evin önünde
herhangi bir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
geniş
Sahnedeyanlardan genişliği fazla olan
The road is very wide
Yol çok geniş
ardına kadar
tamamen veya büyük ölçüde
He opened his eyes wide
Gözlerini ardına kadar açtı
geniş
bir kenardan diğer kenara uzaklığı fazla olan
The river is very wide here
Nehir burada çok geniş
dinlemek
Sahnedesese dikkat etmek
I listen to music
Müzik dinlerim
dinlemek
bir sesi veya konuşan kişiyi duymaya çalışmak
I like to listen to music
Müzik dinlemeyi severim
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
nakavt etmek
Sahnedebirini bayıltmak veya devam edemez hale getirmek
The boxer knocked out his opponent in the first round
Boksör rakibini ilk rauntta nakavt etti
çabucak hazırlamak
bir şeyi hızla ve kolayca ortaya çıkarmak
She knocked out the report in an hour
Raporu bir saatte çabucak hazırladı
vurarak çıkarmak
sertçe vurarak bir şeyi bulunduğu yerden dışarı atmak
The accident knocked out his tooth
Kaza onun dişini yerinden çıkardı
çabucak bitirmek
bir işi hızlı ve başarılı bir şekilde tamamlamak
I can knock out this report in an hour
Bu raporu bir saatte çabucak bitirebilirim
çarpıcı
çok etkileyici veya çekici olan
She looked a real knock-out at the party
Partide gerçekten çok çarpıcı görünüyordu
ortadan kaldırmak
bir şeyi yok etmek veya bulunduğu yerden çıkarmak
The new law knocked out the old tax exemption
Yeni yasa eski vergi muafiyetini ortadan kaldırdı
daha da önemlisi
Sahnededaha önemli bir şekilde
He is talented and, more importantly, hardworking
Yetenekli ve daha da önemlisi çalışkan
uykulu
Sahnedeuyuma ihtiyacı hisseden
I feel sleepy
Uykulu hissediyorum