

How I Met Your Mother — 6. Sezon Bölüm 21
Kelimeler ve anlamları
467 kelime
Seviye
beklemek
Sahnedekısa bir süre beklemek veya durmak
Please hold on a moment
Lütfen bir an bekleyin
sıkıca tutmak
bir şeyi sıkıca kavramak
Hold on to the rail
Korkuluğa sıkıca tutun
tutmak
bir şeyi bulunduğu konumda bırakmamak
Hold on to your ticket
Biletinizi elinizde tutun
gizli
Sahnedebaşkaları tarafından bilinmeyen
I have a secret plan
Gizli bir planım var
sır
başkalarına söylemediğiniz bilgi
I have a secret to tell you
Sana söyleyecek bir sırrım var
çoğunlukla
Sahnedebüyük ölçüde veya genel olarak
The students are mostly from Turkey
Öğrencilerin çoğu Türkiye'den
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
başlamak
bir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
fırsatı olmak
bir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
oldukça
Sahnedeorta derecede
This task is pretty hard
Bu görev oldukça zor
güzel
bakıldığında hoş görünen
She is a pretty girl
O güzel bir kız
yani
Sahnedesöylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
iğrenç
Sahnedeçok nahoş veya şok edici
That smell is gross
Bu koku iğrenç
arkasında
Sahnedebir şeyin arka kısmında
The cat is behind the sofa
Kedi kanepenin arkasında
gerisinde
zaman olarak daha sonra
He is behind schedule
Programın gerisinde kaldı
arkasında
birini desteklemek
We are behind you
Senin arkandayız
popo
vücudun üzerine oturulan arka kısmı
He fell on his behind
Poposunun üzerine düştü
arkasında
bir şeyin arka tarafındaki yer
The ball is behind the chair
Top sandalyenin arkasında
arkasındaki
bir olayın gerçekleşmesine sebep olan kişi veya şey
She is the force behind this project
O bu projenin arkasındaki güç
gizlice
birinin haberi olmadan
He did it behind my back
Bunu benim arkamdan yaptı
geride
bir yerden ayrılırken bir yerde bırakılan
He left his keys behind
Anahtarlarını geride bıraktı
güvenli
Sahnedetehlikeli veya riskli olmayan
You are safe here
Burada güvendesin
çelik kasa
değerli eşyaları korumak için kullanılan metal kutu
The documents are in the safe
Belgeler çelik kasada
güvenilir
bir işi iyi yapacağına inanılan
She is a safe choice for the job
O bu iş için güvenilir bir seçenek
kesin
bir şeyden emin olma durumu
It is a safe bet
Bu kesin bir bahis
kapalı
Sahnedegirişlere izin verilmeyen
The shop is closed
Mağaza kapalı
bitirmek
bir işi veya durumu sona erdirmek
He closed the meeting
Toplantıyı bitirdi
başka bir
Sahnedebir tane daha veya farklı bir tane
I want another cup of coffee
Bir fincan daha kahve istiyorum
yapman lazım
Sahnedebir şeyi yapmanın zorunlu veya gerekli olduğunu belirtir
You gotta see this movie
Bu filmi izlemen lazım
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
çok
büyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
telefon
Sahnedearama yapmak için kullanılan aygıt
The phone is on the table
Telefon masanın üzerinde
telefon etmek
telefonla aramak
I will phone you tomorrow
Seni yarın arayacağım
biraz
Sahnedebir dereceye kadar
I'm kinda tired
Biraz yorgunum
erken
Sahnedebeklenenden daha önce gerçekleşen
I arrived early today
Bugün erken geldim
erken
bir zaman diliminin başlangıcına yakın
I woke up early today
Bugün erkenden uyandım
erken
şimdiki zamandan önceki bir vakitte
We arrived early
Erken geldik
sekiz
Sahnedesekiz sayısı
I have eight apples
Sekiz tane elmam var
dikkatini dağıtmak
Sahnedebirinin dikkatini başka yöne çekmek
Don't distract me while I am working
Ben çalışırken dikkatimi dağıtma
çalışmak
Sahnedebir iş veya faaliyet gerçekleştirmek
He is workin on his project
O projesi üzerinde çalışıyor
işlemek
bir cihazın veya sistemin faaliyet göstermesi
The machine is working
Makine işliyor
puslu
Sahnedenet olmayan veya görüşün düşük olduğu
The view was hazy today
Bugün manzara pusluydu
ünlü
Sahnedebirçok kişi tarafından bilinen
He is a well known actor
O tanınmış bir aktördür
kontrol etmek
Sahnedebir şeye dikkatlice bakmak
Please check your answers
Lütfen cevaplarınızı kontrol edin
hesap
ödenmesi gereken miktarı gösteren belge
Can I have the check please
Hesabı alabilir miyim lütfen
kareli
kumaş üzerindeki küçük kareli desen
He wore a check shirt
Kareli bir gömlek giydi
sona erdirmek
Sahnedebir ilişkiyi veya etkinliği sonlandırmak
They broke up the session
Oturumu sona erdirdiler
parçalamak
bir şeyi çatlatmak veya bölmek
The ice began to break up
Buz parçalanmaya başladı
kesilmek
telefon veya görüntülü görüşmede bağlantının bozulması
Your voice is breaking up
Sesin kesiliyor
sarsılmak
çok üzgün veya duygusal hissetmek
He broke up when he heard the news
Haberi duyduğunda sarsıldı
ayrılık
romantik bir ilişkinin sona ermesi
The break-up happened last week
Ayrılık geçen hafta gerçekleşti
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
film
Sahnedesinemada veya televizyonda gösterilen hikaye
I love watching movies
Film izlemeyi severim
gülümsemek
Sahnedeağzını kıvırarak mutluluk belirtmek
She smiled at me
Bana gülümsedi
gülümseme
yüzdeki mutlu ifade
He has a beautiful smile
Onun güzel bir gülümsemesi var
gülümsemek
birine nezaket veya onay göstermek
Fortune smiled on the family
Şans aileye güldü
alan
Sahnedeaçık arazi parçası
There is a field behind the house
Evin arkasında bir alan var
alan
belirli bir uzmanlık veya faaliyet dalı
He is a leader in his field
Alanında bir liderdir
yanıtlamak
soru veya istekleri cevaplandırmak
The CEO fielded several tough questions
CEO birçok zor soruyu yanıtladı
çözmek
Sahnededüşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure it out
Bunu çözemiyorum
rakam
bir sayıyı temsil eden sembol
The figure is written here
Rakam burada yazılı
şekil
bir kişinin veya şeyin biçimi
It is a strange figure
Bu tuhaf bir şekil
şahsiyet
önemli veya tanınan kişi
He is a leading figure in politics
O siyasette önde gelen bir şahsiyettir
tahmin etmek
Sahnedeemin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
tam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
hoşça kal
Sahnedeayrılırken kullanılan bir kelime
Bye, see you tomorrow
Hoşça kal, yarın görüşürüz
kişilik
Sahnedebir kişinin kendine özgü nitelikleri
She has a strong personality
Onun güçlü bir kişiliği var
internet fenomeni
internette geniş kitlelerce tanınan ünlü kişi
She is a popular internet personality
O popüler bir internet fenomeni
belki
Sahnedeihtimalle veya olabilir anlamında
Perhaps it will rain today
Belki bugün yağmur yağar
tüm zamanların
Sahnedetarih boyunca gelmiş geçmiş en iyi olan
He is the greatest player of all time
O tüm zamanların en iyi oyuncusu
tüm zamanların
tarihteki en iyisi olan
He is the all time greatest player
O tüm zamanların en iyi oyuncusudur
her zaman
herhangi bir zamanda gerçekleşen veya var olan
This is an all time high
Bu tüm zamanların en yüksek seviyesidir
ömür boyu
tüm bir yaşam veya kariyer boyunca süren
He is an all time supporter
O ömür boyu bir destekçidir
sonsuza dek
gelecekteki tüm zaman boyunca
I will love you for all time
Seni sonsuza dek seveceğim
yıl
Sahnede12 ay veya 365 gün süren takvim dönemi
This year is 2024
Bu yıl 2024
yıl
365 günlük zaman dilimi
It lasted five years
Beş yıl sürdü
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
yanmak
Sahnedeateş almak veya tutuşturmak
The wood burns quickly
Odun hızlıca yanar
öfkelendirmek
birini çok öfkelendirmek
His comment burned him
Yorumu onu öfkelendirdi
yakmak
sızlama şeklinde acı vermek
This soap burns my eyes
Bu sabun gözlerimi yakıyor
çarçur etmek
parayı çok hızlı ve gereksiz yere harcamak
He burned all his cash in one week
Tüm parasını bir haftada çarçur etti
mağaza
Sahnedeürünlerin satıldığı yer
I am going to the store
Mağazaya gidiyorum
depolamak
bir şeyi sonra kullanmak için bir yere koymak
Store the grain in the barn
Tahılları ahıra depola
bekleyen
gelecekte olması beklenen
There is a surprise in store for you
Seni bir sürpriz bekliyor
opera
Sahnedeşarkı ve müzik içeren dramatik bir eser
I love watching opera
Opera izlemeyi severim
yazık
Sahnedebir durumun üzücü olduğunu belirtmek için kullanılır
Too bad you cannot come
Gelememen ne yazık
yürümek
Sahnedebir ayağını diğerinin önüne koyarak ilerlemek
She likes to walk in the park
O parkta yürümeyi sever
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
adım adım anlatmak
bir süreci aşama aşama tarif etmek
Let me walk you through the process
Süreci sana adım adım anlatayım
kaput
Sahnedebir arabanın motorunu örten metal kapak
Open the car hood
Araba kaputunu aç
kapüşon
bir giysinin başı örten kısmı
Pull up your hood
Kapüşonunu çek
mahalle
insanların yaşadığı yerel bir bölge
He grew up in a rough hood
Sert bir mahallede büyüdü
durum soneki
bir ismin durumunu veya halini belirten sonek
Childhood describes the state of being a child
Childhood kelimesi çocuk olma durumunu tanımlar
birisi
Sahnedebilinmeyen veya belirtilmemiş bir kişi
Somebody is at the door
Kapıda biri var
önemli biri
önemli veya yüksek statüye sahip kimse
She acts like she is really somebody
Gerçekten önemli biriymiş gibi davranıyor
herhangi bir yer
Sahnedeherhangi bir yer veya konum
You can sit anyplace
Herhangi bir yere oturabilirsin
festival
Sahnedemüzik, yemek veya gösterilerin olduğu özel bir etkinlik
We went to the music festival
Müzik festivaline gittik
üçüncü
Sahnedebir seride ikinciden sonra gelen
He is the third person in line
Sıradaki üçüncü kişi o
üçte bir
bir şeyin üç eşit parçasından biri
I ate a third of the pizza
Pizzanın üçte birini yedim
oley
Sahnedeheyecan veya sevinç gösteren yüksek sesli haykırış
Whoo hoo! That is great news!
Oley! Bu harika bir haber!
yaşasın
neşe veya heyecan belirtisi
Whoo hoo! We finally did it!
Yaşasın! Sonunda başardık!
popüler
Sahnedeşu an çok ilgi gören
This game is hot
Bu oyun çok popüler
sıcak
yüksek sıcaklıkta olan
The coffee is hot
Kahve sıcak
hevesli
bir şeyi yapmaya çok istekli olan
He is hot to start his new job
Yeni işine başlamak için çok hevesli
popüler
çok beğenilen veya talep gören
That game is very hot right now
O oyun şu an çok popüler
yarar
Sahnedebir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
konu
Sahnedebir konuşmanın veya yazının temel meselesi
What is the topic of the lesson
Dersin konusu ne
arkadaş
Sahnedeİspanyolca kökenli erkek arkadaş anlamına gelen kelime
Hello, amigo!
Merhaba, dostum!
seyirci
Sahnedebir şeyi izleyen dinleyen veya okuyan insan grubu
The audience enjoyed the show
Seyirci gösteriden keyif aldı
huzura kabul
önemli bir kişiyle yapılan resmi görüşme
He requested an audience with the King
Kral ile bir görüşme talep etti
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
olmak
gerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
iyi geceler
Sahnedeayrılırken veya uyumaya giderken kullanılan bir ifade
Good night, see you tomorrow
İyi geceler, yarın görüşürüz
güzel bir akşam
akşam saatlerinde geçirilen keyifli vakit
I had a good night with my friends
Arkadaşlarımla güzel bir akşam geçirdim
kelime
Sahnedeanlamı olan tek bir dil birimi
I don't know this word
Bu kelimeyi bilmiyorum
tavsiye
kısa bir tavsiye veya bilgi
Let me give you a word of advice
Sana bir tavsiye vereyim
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
yol açmak
bir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
bırakmak
bir şeye sahip olmayı ya da bir şeyi yapmayı bırakmak
She gave up smoking
Sigarayı bıraktı
serbest bırakmak
Sahnedebağlarından kurtararak özgür kılmak
He cut loose the rope
Halatı kesti
rahatlamak
dikkatli veya kontrollü olmayı bırakmak
You should cut loose at the party
Partide rahatlamalısın
belki
Sahnedebelirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
ihtimal
gerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal
eyvah
Sahnedeşaşkınlık veya endişe belirtmek için kullanılan bir ses
Oh oh, look at that
Eyvah, şuna bak
eyvah
küçük bir sorun veya hata olduğunu belirtmek için kullanılır
Oh oh, I forgot my keys
Eyvah, anahtarlarımı unuttum
eyvah
bir şeyin yanlış gittiğini göstermek için çıkarılan ses
Oh oh I dropped my ice cream
Eyvah dondurmamı düşürdüm
dünya
Sahnedeüzerinde yaşadığımız gezegen
The world is round
Dünya yuvarlaktır
dünya
belirli bir alan veya varoluş
He lives in his own world
Kendi dünyasında yaşıyor
dünya
canlı olma ve deneyimlere sahip olma durumu
She brought a new baby into the world
O dünyaya yeni bir bebek getirdi
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
sübvanse etmek
Sahnedemali destek sağlamak
The government subsidizes public transport
Hükümet toplu taşımayı sübvanse ediyor
leopar
Sahnedesarı kürkü ve siyah benekleri olan büyük vahşi bir kedi
The leopard is very fast
Leopar çok hızlıdır
hayal kırıklığına uğratmak
Sahnedebirinin umduğunu yapmayarak onu üzmek
I do not want to disappoint you
Seni hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
dönüşmek
bir şeyden başka bir şeye geçmek
Water will become ice
Su buza dönüşecek
en kötü
Sahnedekalite bakımından en düşük seviyede olan
This is the worst restaurant in town
Bu şehirdeki en kötü restoran
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
fikir
Sahnedekişisel görüş veya yargı
What is your opinion?
Senin fikrin nedir?
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
büyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
büyütmek
bir çocuğa yetişkin olana kadar bakmak
They brought up three children
Üç çocuk büyüttüler
bencil
Sahnedesadece kendisini düşünen
He is a selfish person
O bencil bir insandır
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
utandırmak
Sahnedebirini utangaç veya rahatsız hissettirmek
Don't embarrass me
Beni utandırma
utanmak
Sahnedeutangaç veya rahatsız hissetmek
I felt embarrassed
Utandım
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
polis
Sahnedesuçları önleyen görevli grup
Call the police
Polisi ara
çok hareketli
Sahnedeenerji ve hareket dolu
He is feeling jiggidy jammiest today
Bugün kendini aşırı enerjik hissediyor
mesleki
Sahnedeözel eğitim gerektiren bir işle ilgili olan
She wants to improve her professional skills
Mesleki becerilerini geliştirmek istiyor
profesyonel
bir işte oldukça yetenekli olan kişi
He is a professional photographer
O profesyonel bir fotoğrafçıdır
profesyonel
bir kişinin işi veya kariyeri ile ilgili
This is a professional decision
Bu profesyonel bir karar
acil durum
Sahnedebeklenmedik ve acil müdahale gerektiren durum
I have a family emergency
Ailevi bir acil durumum var
acil servis
hastanelerin acil tıbbi bakım sağlayan bölümü
He is in the emergency
O acil serviste
zıt
Sahnedebaşka bir şeyden mümkün olduğunca farklı olan şey
Black is the opposite of white
Siyah, beyazın zıttıdır
karşı
bir şeyin diğer tarafında bulunan
They sat opposite each other
Birbirlerinin karşısında oturdular
mevkidaş
farklı bir grupta aynı işi yapan kişi
I met my opposite at the conference
Konferansta mevkidaşımla tanıştım