

How I Met Your Mother — 6. Sezon Bölüm 22
Kelimeler ve anlamları
514 kelime
Seviye
seks işçisi
Sahnedepara karşılığında cinsel ilişkiye giren kişi
She worked as a prostitute
Seks işçisi olarak çalıştı
fuhuş yapmak
para karşılığında cinsel ilişkiye girmek
She refuses to prostitute
O fuhuş yapmayı reddediyor
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
gelmek
Sahnedebir yere varmak veya görünmek
He didn't show up for the meeting
Toplantıya gelmedi
ortaya çıkmak
birinin bir yerde görünmesi veya gelmesi
He finally showed up at the party
Sonunda partide göründü
rezil etmek
birini başkalarının önünde utandırmak
She showed him up in front of the team
Onu takımın önünde rezil etti
kaybetmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
yenilmek
bir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
bir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
anlayamamak
bir konuyu takip edememek
I lost you when you talked about science
Bilim hakkında konuştuğunda seni anlayamadım
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
seçim
Sahnedebir şeyi seçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçkin
çok iyi kalitede olan
We were served choice wine
Bize seçkin bir şarap ikram edildi
seçim
birinin en çok tercih ettiği şey
This blue dress is my choice
Bu mavi elbise benim seçimim
yerine getirmek
Sahnedebir görevi veya sözü tamamlamak
He fulfilled his promise
Sözünü yerine getirdi
yerine getirmek
yapılması gerekeni veya söz verileni tamamlamak
She fulfilled her promise
O verdiği sözü yerine getirdi
tatmin etmek
birini mutlu veya memnun hissettirmek
This work will fulfill you
Bu iş seni tatmin edecek
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
beklemek
bir şeyin olacağını ummak ya da tahmin etmek
You are looking for trouble
Bela arıyorsun
başlamak
Sahnedebir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
fırsatı olmak
Sahnedebir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
olur
kabul veya onay bildiren bir ifade
Good, let's do that
Olur, bunu yapalım
oo
Sahnedeşaşkınlık veya haz belirten bir ünlem
Ooh, look at that cake!
Oo, şu pastaya bak!
tuhaf
Sahnedenormalden veya beklenenden farklı
He is a very odd man
O çok tuhaf bir adam
olasılık
bir şeyin gerçekleşme ihtimali
The odds of winning are low
Kazanma olasılığı düşük
tek
ikiye tam bölünemeyen sayı
Three is an odd number
Üç tek bir sayıdır
tek tük
nadiren gerçekleşen veya ortaya çıkan
I do odd jobs for my neighbors
Komşularım için tek tük işler yapıyorum
yumuşak ve ezilmiş
Sahnededokusu yumuşak ve sulu olan
The vegetables are too mushy
Sebzeler çok fazla yumuşamış
proje
Sahnedebelirli bir hedefi olan planlı çalışma
I have a school project
Bir okul projem var
yansıtmak
bir görüntüyü bir yüzeye aktarmak
He projected the image on the wall
Görüntüyü duvara yansıttı
yansıtmak
kendi duygularını başkalarında varmış gibi düşünmek
He tends to project his anger onto others
O öfkesini başkalarına yansıtma eğilimindedir
öngörmek
gelecekte ne olacağını tahmin etmek
They project a rise in sales next year
Gelecek yıl satışlarda artış öngörüyorlar
dışarı
Sahnedebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
tamamlamak
bir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı çıkarmak
bir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
herpes
Sahnedeyaralara neden olan yaygın bir viral enfeksiyon
Herpes can cause small blisters on the skin
Herpes ciltte küçük kabarcıklara neden olabilir
herhangi bir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
çünkü
Sahnedebir durumun nedenini açıklamak için kullanılır
I am happy because I passed the test
Mutluyum çünkü sınavı geçtim
engeli kaldırmak
Sahnedeengellenmiş birinin tekrar katılmasına izin vermek
The admin decided to unban him
Yönetici onun engelini kaldırmaya karar verdi
meme ucu
Sahnedegöğüs üzerindeki süt üreten küçük çıkıntı
The baby is nursing at the nipple
Bebek meme ucundan emiyor
metin
Sahnedeyazılı bir eser veya içerik
Please read this text carefully
Lütfen bu metni dikkatlice oku
mesaj atmak
telefonla yazılı mesaj göndermek
Please text me later
Daha sonra bana mesaj at
mesajlaşmak
telefondan yazılı ileti göndermek
I will text you later
Sana daha sonra mesaj atacağım
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
sürmek
Sahnedebir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
geçen
şimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
ev sahibi
Sahnedemisafirleri bir etkinliğe davet eden kişi
The host was very kind
Ev sahibi çok nazikti
ev sahipliği yapmak
bir etkinliği düzenlemek ve yürütmek
Turkey will host the meeting
Türkiye toplantıya ev sahipliği yapacak
ordu
büyük bir asker grubu
A host of soldiers stood on the hill
Tepede büyük bir asker ordusu duruyordu
nedeniyle
Sahnedebir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
dışarı
bir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
dışında tutmak
birini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
-den
bir yerden veya kaynaktan gelmek
I got the water out of the tap
Suyu musluktan aldım
arasından
bir grubun içinden seçilmek
Choose one out of these three
Bu üçünün arasından bir tane seç
içinden
bir şeyin iç kısmından gelmek
He came out of the room
Odanın içinden geldi
yoksun
bir şeye sahip olmamak
We are out of bread
Ekmeksiz kaldık
uzaklaşarak
bir yerden ayrılmak
Please get out of my house
Lütfen evimden çık
dışında
artık bir grubun parçası olmamak
He is out of the team
O artık takımın dışında
tükenmiş
bir şeyin bitmiş olması
We are out of gas
Benzinimiz bitti
dışarıda
bir yerin içinde olmamak
She is out of the office
Ofisin dışında
dışarı
bir yerin içerisi olmaması
Stay out of the rain
Yağmurun dışında kal
çıkararak
bir şeyi bir yerden almak
Take the keys out of your pocket
Anahtarları cebinden çıkar
alınarak
birini veya bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
They took the boy out of school
Çocuğu okuldan aldılar
kalmamış
bir şeyin tamamen bitmiş olması
We are out of sugar for the tea
Çay için şekerimiz kalmadı
belki
Sahnedebelirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
ihtimal
gerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal
inşa etmek
Sahnedeparçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They are building a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
bina
Sahnededuvarları ve çatısı olan yapı
This building is very tall
Bu bina çok yüksek
üzerine inşa etme
bir şeyi temel alarak daha fazla ilerleme kaydetmek
They are building on their past success
Geçmiş başarılarının üzerine inşa ediyorlar
inşaat
bir yapıyı oluşturma süreci
The building of the new house is almost finished
Yeni evin inşaatı neredeyse bitti
ulusal
Sahnedebir ulusla ilgili olan veya ona ait olan
This is a national park
Burası bir ulusal parktır
ulusal şampiyona
bir ülkedeki en iyi takımlar için düzenlenen büyük yarışma
She is competing in the nationals
Ulusal şampiyonada yarışıyor
ülke vatandaşı
bir ülkenin vatandaşı olan kişi
She is a French national
O, Fransa vatandaşıdır.
canlı
Sahnedehayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
Sahnedebir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
değerlendirmek
Sahnedebir durumu kendi lehine kullanmak
He took advantage of the opportunity
Fırsatı değerlendirdi
suistimal etmek
birini kendi çıkarı için haksızca kullanmak
Don't let them take advantage of you
Onların seni suistimal etmesine izin verme
yararlanmak
bir durumdan veya fırsattan fayda sağlamak
You should take advantage of this chance
Bu şanstan yararlanmalısın
yararlanmak
bir durumdan veya fırsattan fayda sağlamak
You should take advantage of this opportunity
Bu fırsattan yararlanmalısın
yerine
Sahnedebir şeyin yerine başka bir seçeneğin kullanılması
I will have tea instead of coffee
Kahve yerine çay içeceğim
çekmek
Sahnedebir kaptan veya gruptan bir şey çıkarmak
He drew a card from the deck
Desteden bir kart çekti
çizmek
kalemle resim yapmak
I like to draw flowers
Çiçekler çizmeyi severim
berabere kalmak
bir oyunu aynı skorla bitirmek
The game ended in a draw
Maç berabere bitti
yaklaşmak
bir şeye doğru hareket etmek
The holidays are drawing near
Tatiller yaklaşıyor
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
sürdürmek
Sahnedebir şeyi yapmaya veya sahip olmaya devam etmek
She keeps working hard
O çok çalışmayı sürdürüyor
tutar
bir şeyi elinde bulundurmak ve gitmesini engellemek
She keeps the ball in her hand
O topu elinde tutar
bilgilendirmek
birine güncel bilgi vermek
He keeps his team informed about the project
O ekibini proje hakkında bilgilendirir
kalmak
belirli bir yerde veya durumda durmak
He keeps calm under pressure
O baskı altında sakin kalır
emekli olmak
Sahnedeiş hayatını sonlandırıp çalışmayı bırakmak
He wants to retire next year
Gelecek yıl emekli olmak istiyor
çekilmek
bulunduğu odadan çıkıp başka bir yere gitmek
He retired to his room to read
Okumak için odasına çekildi
yorgan
Sahnedesıcak tutmak için kullanılan kalın yatak örtüsü
I need a warm comforter
Sıcak bir yorgana ihtiyacım var
tarafını tutmak
Sahnedebir tartışmada birini desteklemek
I decided to side with my friend
Arkadaşımın tarafını tutmaya karar verdim
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
karşı
Sahnedebir görüşe veya plana karşı olma durumu
He is against the plan
O bu plana karşı
dayalı
bir şeye temas eden veya yaslanmış durumda olan
He leaned against the wall
Duvara yaslandı
aykırı
bir duruma veya fikre zıt olan
It is against the rules
Bu kurallara aykırı
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
şeyler
Sahnedegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
eşyalar
kişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
savunmasız
Sahnedekolayca zarar görebilen veya incinebilen
Small animals are vulnerable to predators
Küçük hayvanlar avcılara karşı savunmasızdır
misafir
Sahnedesizi ziyaret eden veya sizinle olan kişiler
I have company tonight
Bu akşam misafirim var
şirket
mal veya hizmet satan kuruluş
He works for a big company
Büyük bir şirkette çalışıyor
Company
popüler bir Amerikan televizyon programı
I watched the show Company
Company programını izledim
yukarıdan bakmak
Sahnedeyukarıdan bir manzaraya sahip olmak
The hotel overlooks the ocean
Otel okyanusa bakıyor
gözden kaçırmak
bir şeyi fark etmemek
I overlooked a small mistake
Küçük bir hatayı gözden kaçırdım
manzara noktası
bir yerin aşağısını görmeyi sağlayan yüksek konum
We stopped at the overlook to take photos
Fotoğraf çekmek için manzara noktasında durduk
biriyle yatmak
Sahnedebirisiyle cinsel ilişkiye girmek
He slept with her
Onunla yattı
aynı yatağı paylaşmak
başka bir kişiyle aynı yatakta uyumak
She sleeps with her brother
O erkek kardeşiyle aynı yatağı paylaşıyor
konuşmak
Sahnedebirisiyle sohbet etmek amacıyla konuşmak
I need to speak to you
Seninle konuşmam gerekiyor
hitap etmek
birinin duygularına veya düşüncelerine seslenmek
This movie really speaks to me
Bu film gerçekten duygularıma hitap ediyor
balkon
Sahnedebir binaya bitişik yüksek platform
I am standing on the balcony
Balkonda duruyorum
yapamamak
Sahnedebir şeyi yapmaya gücü yetmemek
I cannot swim
Yüzemem
savunmak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarar görmemesi için korumak
The army defended the city
Ordu şehri savundu
savunmak
bir şeyin doğru olduğunu göstermek için sebepler sunmak
She defended her decision
Kararını savundu
desteklemek
birinin veya bir şeyin tarafını tutmak
He defended his friend
Arkadaşını destekledi
uydurmak
Sahnedebir şeyi hayal ederek oluşturmak
He made up a story
Bir hikaye uydurdu
karar vermek
Sahnedebir konuda kesin bir karara varmak
He made up his mind
O kararını verdi
makyaj
yüzü renklendirmek için kullanılan ürünler
She puts on her make up
Makyajını yapıyor
oluşum
bir şeyin parçalarının bir araya gelme şekli
The chemical make-up of the water is simple
Suyun kimyasal oluşumu basittir
sevişmek
insanlar arasında cinsel yakınlık
They were making up on the sofa
Kanepede sevişiyorlardı
görünüş
bir kişinin veya şeyin nasıl göründüğü
The make-up of the room is simple
Odanın görünüşü sade
şart
Sahnedebir anlaşmanın kuralı veya parçası
The terms of the contract are fair
Sözleşmenin şartları adildir
terim
belirli bir bağlamda kullanılan kelime veya ifade
This is a technical term
Bu teknik bir terimdir
dönem
belirli bir görev süresi veya zaman dilimi
His term in office ends soon
Görev süresi yakında doluyor
ilişki
insanların birbirleriyle kurduğu ilişki biçimi
They are on good terms
Araları iyi redden
vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Whoa, look at that!
Vay, şuna bak!
affedersiniz
Sahnedeözür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
pardon
duyulmayan veya anlaşılmayan bir şeyi tekrar ettirmek için kullanılan ifade
Excuse me could you say that again
Pardon bunu tekrar söyleyebilir misiniz
saç
Sahnedekafa derisinde yetişen teller
I cut my hair
Saçımı kestirdim
kıl payı
çok küçük bir miktar veya mesafe
He won by a hair
Kıl payı kazandı
kıl
insan vücudunda yetişen ince teller
He has hair on his arms
Kollarında kıl var
husumet
Sahnedeuzun süreli ve öfkeli bir anlaşmazlık
The two families have a long feud
İki aile arasında uzun süreli bir husumet var
karşı çıkmak
Sahnedebir şeye veya birine karşı direnç göstermek
She decided to go up against the new policy
Yeni politikaya karşı çıkmaya karar verdi
katılmak
Sahnedebir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
eşlik etmek
Sahnedebirinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
evlendirmek
evlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
birleştirmek
iki şeyi birbirine bağlamak
Please join these two pieces of rope
Lütfen bu iki ip parçasını birleştirin
hışımla ayrılmak
Sahnedeçok öfkeli bir şekilde bir yerden çıkmak
He stormed out of the meeting
Toplantıdan hışımla ayrıldı
fırtına
yağmur veya karla gelen güçlü rüzgar
There is a storm tonight
Bu gece fırtına var
basmak
bir yere zorla girmek
The soldiers stormed the castle
Askerler kaleyi bastı
başarılar
Sahnedebirine başarı veya mutluluk dileme
I wish you good luck with your exam
Sınavında sana başarılar dilerim
şans
başarı veya olumlu sonuç
Winning that game required some good luck
O oyunu kazanmak biraz şans gerektirdi
çevresel
Sahnededoğa veya çevreyle ilgili olan
We must address environmental issues
Çevresel sorunları ele almalıyız
protesto etmek
Sahnedebir şeye karşı olduğunu söylemek veya göstermek
They protest against the new law
Yeni yasayı protesto ediyorlar
protesto
güçlü bir şikayet veya itiraz
The decision met with a loud protest
Karar sert bir protestoyla karşılandı
olmadan idare etmek
Sahnedebir şey olmadan yaşamaya veya çalışmaya devam etmek
I can do without coffee today
Bugün kahve olmadan idare edebilirim
kafa karıştırıcı
Sahnedeanlaşılması zor
The instructions are confusing
Talimatlar kafa karıştırıcı
çevre
Sahnedebir kimseyi veya şeyi çevreleyen koşullar
He works in a quiet environment
Sessiz bir ortamda çalışıyor
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
beklemek
Sahnedebir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
ters bakış
Sahnedekızgın olduğunuzu gösteren bakış
She gave me the stink eye
Bana ters bir bakış attı
aileler
Sahnedekan bağı veya evlilikle birbirine bağlı insan grubu
Many families live here
Burada birçok aile yaşıyor
mafya ailesi
organize suç üyelerinden oluşan grup
These crime families control the city
Bu suç aileleri şehri kontrol ediyor
metres
Sahnedeevli bir adamla romantik ilişkisi olan kadın
He had a secret mistress
Gizli bir metresi vardı
pankek
Sahnedehamurdan yapılan yassı ve yuvarlak kek
I love eating pancakes
Pankek yemeyi çok severim
uğramak
Sahnedebir yere geçerken kısa süreliğine ziyaret etmek
I will walk by your office later
Sonra senin ofisine uğrayacağım
yanından yürüyüp geçmek
Sahnedebir şeyin veya birinin yanından geçerek yürümek
I walk by the park every day
Her gün parkın yanından yürüyerek geçerim
teklif etmek
Sahnedebirine cinsel ilişki teklif etmek
He tried to proposition her
Ona cinsel teklifte bulundu
teklif
öne sürülen bir plan veya hareket tarzı
He made an interesting proposition
İlginç bir teklifte bulundu
popüler
Sahnedeşu an çok ilgi gören
This game is hot
Bu oyun çok popüler
sıcak
yüksek sıcaklıkta olan
The coffee is hot
Kahve sıcak
hevesli
bir şeyi yapmaya çok istekli olan
He is hot to start his new job
Yeni işine başlamak için çok hevesli
popüler
çok beğenilen veya talep gören
That game is very hot right now
O oyun şu an çok popüler
okyanus
Sahnedeçok büyük tuzlu su alanı
The ocean is very deep
Okyanus çok derindir
çocukluk
Sahnedeçocuk olduğu zamanlar
I had a happy childhood
Mutlu bir çocukluğum vardı
ilgilenmek
Sahnedebir sorunu çözmek için harekete geçmek
I have to deal with this problem
Bu sorunla ilgilenmem gerekiyor
muhatap olmak
bir kişiyle iş yapmak veya iletişim kurmak
I do not like dealing with rude people
Kaba insanlarla muhatap olmayı sevmiyorum
romantik
Sahnedesevgi gösteren veya ifade eden
He is a romantic man
O romantik bir adamdır
yetişkin olmak
Sahnedeyetişkin bir birey haline gelmek
I want to be a doctor when I grow up
Büyüdüğümde doktor olmak istiyorum
kadar
bir sınıra veya miktara kadar
The price can grow up to fifty dollars
Fiyat elli dolara kadar çıkabilir