

How I Met Your Mother — 8. Sezon Bölüm 1
Kelimeler ve anlamları
478 kelime
Seviye
daha uzun
Sahnedebir uçtan diğer uca daha büyük mesafe ölçen
This stick is longer than that one
Bu çubuk diğerinden daha uzun
artık değil
geçmişte olan ama şimdi olmayan
I no longer live here
Artık burada yaşamıyorum
daha uzun süre
zaman bakımından daha fazla
I cannot wait any longer
Daha uzun süre bekleyemem
dışarı çıkmak
Sahnedebir yerden ayrılıp başka bir yere gitmek
It is time to go out
Dışarı çıkma zamanı geldi
sönmek
yanmayı veya çalışmayı durdurmak
The lights suddenly went out
Işıklar aniden söndü
gönderilmek
bir yere ulaştırılmak üzere yola çıkmak
The invitations went out yesterday
Davetiyeler dün gönderildi
-den beri
Sahnedegeçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
için
bir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
karar vermek
Sahnedebir konu hakkında seçim yapmak
I need to decide what to eat
Ne yiyeceğime karar vermem lazım
tavuk
Sahnedeetinden ve yumurtasından faydalanılan bir çiftlik hayvanı
The chicken is eating corn
Tavuk mısır yiyor
cesaret oyunu
iki kişinin birbirini geri çekilmeye zorladığı bir durum
We played a game of chicken
Bir cesaret oyununa giriştik
korkak
cesur olmayan
Do not be such a chicken
Bu kadar korkak olma
smokin
Sahnederesmi etkinliklerde giyilen siyah takım elbise
He wore a tux to the wedding
Düğüne smokin giydi
telefonda
Sahnedetelefon kullanarak konuşma eylemi
I am on the phone right now
Şu an telefondayım
aynı
Sahnedefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
tartışmak
Sahnedebir konu hakkında biriyle konuşmak
We need to discuss the plan
Planı tartışmamız gerekiyor
mutfak
Sahnedeyemek pişirmek için kullanılan oda
The kitchen is clean
Mutfak temiz
yormak
Sahnedebirini çok yormak
Working all day exhausts me
Tüm gün çalışmak beni yoruyor
egzoz
motorlu taşıtların dışarı attığı atık gaz
The exhaust from the car is black
Arabadan çıkan egzoz siyahtır
tüketmek
bir şeyi hiç kalmayana kadar kullanmak
They exhausted their savings
Birikimlerini tükettiler
erkek arkadaş
Sahnederomantik bir ilişki içinde olunan erkek
She went to the cinema with her boyfriend
O erkek arkadaşıyla sinemaya gitti
küçük kız
Sahnedegenç bir kız çocuk
The little girl is playing
Küçük kız oyun oynuyor
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
açık büfe
Sahnedeyemeklerin masadan kendilerinin alındığı servis şekli
The hotel has a breakfast buffet
Otelin bir kahvaltı büfesi var
hırpalamak
bir şeyi kuvvetlice ve sürekli olarak vurup sarsmak
The strong winds buffeted the boat
Sert rüzgarlar tekneyi hırpaladı
osuruk
Sahnedevücuttan çıkan gaz
He let out a loud fart
Yüksek sesle osurdu
yellenmek
vücuttan gaz çıkarmak
The dog farted in the living room
Köpek oturma odasında yelendi
gitar
Sahnedeparmaklarla veya pena ile çalınan telli bir müzik aleti
I play the guitar
Gitar çalarım
öpmek
Sahnedesevgi veya selamlaşma belirtisi olarak dudakları değdirmek
She kissed her baby
Bebeğini öptü
hafifçe dokunmak
bir şeye yavaşça temas etmek
The ball kissed the table edge
Top masanın kenarına hafifçe dokundu
Kiss müzik grubu
birlikte müzik yapan müzisyen grubu
I love the band Kiss
Kiss grubunu seviyorum
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
ait olmak
Sahnededoğru yerde olmak
This book belongs on the shelf
Bu kitap rafa ait
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
olmak
Sahnedebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
sahip olmak
bir şeye sahip olmak veya onu içinde bulundurmak
I have got a new bike
Yeni bir bisikletim var
sunak
Sahnededini törenlerde kullanılan masa
The couple stood before the altar
Çift sunağın önünde durdu
halat
Sahnedebağlamak için kullanılan kalın ve güçlü ip
He used a rope to tie the box
Kutuyu bağlamak için bir halat kullandı
kandırmak
birini bir şey yapması için aldatmak
They roped me into helping them
Onlara yardım etmem için beni kandırdılar
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
dönüşmek
bir şeyden başka bir şeye geçmek
Water will become ice
Su buza dönüşecek
aşırı derecede
Sahnedeçok büyük bir ölçüde
They were deliriously happy about the wedding
Düğün hakkında aşırı derecede mutlulardı
panda
SahnedeAsya'ya özgü, büyük, siyah beyaz bir hayvan
The panda eats bamboo
Panda bambu yer
hoşça kal
Sahnedeayrılırken kullanılan bir kelime
Bye, see you tomorrow
Hoşça kal, yarın görüşürüz
gelinle ilgili
Sahnedegelinle veya düğünle ilgili olan
She is wearing a bridal gown
O bir gelinlik giyiyor
evlenmek
Sahnedeevlilik bağıyla bağlanmak
They want to get married
Evlenmek istiyorlar
evli
bir eşe sahip olma durumu
They are married
Onlar evli
suçlamak
Sahnedebirinin bir yanlıştan sorumlu olduğunu söylemek
Do not blame me for this mistake
Bu hata için beni suçlama
suç
kötü bir durumdan dolayı sorumlu tutulma durumu
He accepted the blame for the accident
Kazanın suçunu üstlendi
belki
Sahnedebelirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
ihtimal
gerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal
söz
Sahnedebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
gelecek vaadi
gelecekte başarılı olacağını gösteren nitelik
The young student shows great promise
Genç öğrenci büyük gelecek vaat ediyor
söz vermek
birine bir şeyin gerçekleşeceğini söylemek
I promise to call you later
Seni daha sonra arayacağıma söz veriyorum
banliyö
Sahnedeşehrin dışındaki yerleşim alanlarıyla ilgili
I live in a suburban neighborhood
Banliyöde bir mahallede yaşıyorum
pencere
Sahnedeışık girmesini sağlayan, duvarda veya kapıda bulunan camlı alan
She opened the window
Pencereyi açtı
fırsat aralığı
bir şeyin yapılması için uygun olan kısıtlı zaman
We have a narrow window to finish the project
Projeyi bitirmek için kısıtlı bir zamanımız var
hava
Sahnedegenel bir his veya ortam
This room has a cool vibe
Bu odanın çok hoş bir havası var
etkilemek
birini belli bir şekilde etkilemek
She vibes with her colleagues
O çalışma arkadaşları üzerinde iyi bir etki bırakıyor
keyif yapmak
rahatlayıp anın tadını çıkarmak
They are just vibing at the beach
Sahilde keyif yapıyorlar
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeyle değiştirmek
I want to switch my seat
Koltuğumu değiştirmek istiyorum
düğme
bir şeyi açıp kapatmak için kullanılan küçük kontrol
Press the switch to start
Başlatmak için düğmeye basın
sevgili
Sahnedesevilen kişi
She is my sweetheart
O benim sevgilim
terim
Sahnedebir şeyi tanımlamak için kullanılan sözcük veya ifade
This is a medical term
Bu tıbbi bir terimdir
beklemek
Sahnedebir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
yazık
Sahnedebir durumun üzücü olduğunu belirtmek için kullanılır
Too bad you cannot come
Gelememen ne yazık
yalan söylemek
Sahnedegerçek olmayan bir şey söylemek
Do not lie to me
Bana yalan söyleme
uzanmak
bir yüzeyde yatay pozisyonda durmak
I like to lie on the beach
Plajda uzanmayı severim
bulunmak
belirli bir yerde veya durumda olmak
The village lies in the valley
Köy vadide bulunur
kalabalık
Sahnedebirlikte bulunan çok sayıda insan
There is a large crowd at the concert
Konserde büyük bir kalabalık var
sıkıştırmak
dar bir alana sığdırmaya çalışmak
Do not crowd the passengers in the elevator
Asansördeki yolcuları sıkıştırmayın
gitti
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
He went to the store
Mağazaya gitti
hale gelmek
bir durumdan başka bir duruma geçmek
The milk went bad
Süt bozuldu
bırakmak
tutulan veya hapsedilen birini veya bir şeyi serbest bırakmak
He let the bird go
O kuşu serbest bıraktı
alçalmak
daha düşük bir yere doğru hareket etmek
The elevator went down to the first floor
Asansör birinci kata alçaldı
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
ev
Sahnedeyaşanılan yer
I am going home
Eve gidiyorum
eve doğru
yaşadığın yere doğru
We are heading home
Eve doğru gidiyoruz
oh
Sahnederahatlama veya bitkinlik ifade etmek için kullanılır
Whew, that was a close call!
Oh, ucuz atlattık!
yalamak
Sahnededilini bir şeyin üzerinde gezdirmek
The dog licked my hand
Köpek elimi yaladı
darbe
sert bir vuruş veya cezalandırma
He took a hard lick during the match
Maç sırasında sert bir darbe aldı
üstesinden gelmek
zor bir problemi çözmeyi başarmak
He finally licked the problem
Sonunda problemin üstesinden geldi
müzikal motif
kısa ve basit bir müzik dizisi
The guitarist played a cool lick
Gitarist havalı bir müzikal motif çaldı
mesaj atmak
Sahnedetelefonla yazılı mesaj göndermek
Please text me later
Daha sonra bana mesaj at
metin
yazılı bir eser veya içerik
Please read this text carefully
Lütfen bu metni dikkatlice oku
mesajlaşmak
telefondan yazılı ileti göndermek
I will text you later
Sana daha sonra mesaj atacağım
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
ilgili
Sahnedeele alınan konuyla bağlantılı olan
Please provide all relevant information
Lütfen tüm ilgili bilgileri sağlayın
penis
Sahnedeerkek üreme organı
The penis is part of the reproductive system
Penis, üreme sisteminin bir parçasıdır
hafta
Sahnedeyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Can anyone help me?
Bana yardım edebilecek biri var mı?
endişe
Sahnedebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelenmek
bir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
kaygılandırmak
birini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişe
insanı kaygılandıran düşünceler veya durumlar
I have many worries about my future
Geleceğim hakkında birçok endişem var
endişeli
gergin veya kaygılı hissetme
Do not worry about the exam
Sınav hakkında endişelenme
peşinden koşmak
Sahnedebir şeyi elde etmek veya başarmak için çabalamak
You should go after your dreams
Hayallerinin peşinden gitmelisin
saldırmak
birini sert bir şekilde eleştirmek veya suçlamak
The critics went after his new book
Eleştirmenler onun yeni kitabına saldırdı
peşinden gitmek
bir şeyi yakalamaya veya elde etmeye çalışmak
You should go after your dreams
Hayallerinin peşinden gitmelisin
tuğla
Sahnedeyapı yapmak için kullanılan sert blok
The wall is made of brick
Duvar tuğladan yapılmıştır
bozuk para
Sahnedeküçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
değiştirmek
bir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
hikaye
Sahnedeolayların anlatımı
I read a long story
Uzun bir hikaye okudum
kat
bir binanın seviyesi veya katı
The house has two stories
Evin iki katı var
durum
belirli bir durum veya olaylar dizisi
That is a different story
Bu farklı bir durum
kaygan
Sahnedepürüzsüz ve tutması zor
The road is slick with rain
Yol yağmur nedeniyle kaygan
kurnaz
hileli bir şekilde zeki
He is a slick salesman
O kurnaz bir satıcı
kaygan
çok pürüzsüz ve parlak olan yüzey
The road was slick after the rain
Yağmurdan sonra yol kaygandı
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
sonra
Sahnedebir olaydan sonra gerçekleşen
We will eat later
Yemekten sonra yiyeceğiz
geç
beklenenden daha geç
She arrived later than me
O benden geç geldi
merhum
vefat etmiş kişi
The late king died long ago
Merhum kral uzun zaman önce öldü
yeni
son zamanlarda gerçekleşen
That is a later development
O yeni bir gelişme
daha sonra
gelecekte veya belirli bir olaydan sonra
I will do it later
Bunu daha sonra yapacağım
sonra
şu andan daha ileri bir vakit
See you later
Seni sonra görürüm
gelecekte
ileriki bir zamanda
I will be back later
Gelecekte geri döneceğim
gecikmeli
beklenen zamandan daha geç gerçekleşen
The later train arrived at midnight
Gecikmeli tren gece yarısı vardı
geç dönem
bir zaman diliminin sonuna yakın olan
This is a later work of the artist
Bu sanatçının geç dönem bir eseri
vakitli değil
kararlaştırılan zamanda olmayan
He is later than usual
Her zamankinden daha vakitsiz
daha sonra
şu andan sonraki bir zamanda
I will call you later
Seni daha sonra arayacağım
zaman
Sahnedeolayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
itiraf etmek
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu söylemek
He admitted his mistake
Hatasını itiraf etti
kabul etmek
bir yere girmeye izin vermek
The club admits members only
Kulüp sadece üyeleri kabul eder
zorunda
Sahnedebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
söylemek
Sahnedebirine bir şeyi anlatmak veya söylemek
Tell me your name
Bana adını söyle
ayırt etmek
bir şeyi fark etmek veya tanımak
I can't tell them apart
Onları birbirinden ayırt edemiyorum
vakit geçirmek
Sahnederahat bir şekilde zaman harcamak
I just want to hang out at home
Sadece evde vakit geçirmek istiyorum
sarkıtmak
vücudun bir kısmını pencere veya kapıdan dışarı çıkarmak
Do not hang out the window
Pencereden dışarı sarkma
takılma
arkadaşlarla yapılan gündelik sosyal buluşma
We planned a fun hang out for Friday
Cuma günü için eğlenceli bir takılma planladık
içeri girmek
Sahnedeyürüyerek bir yere girmek
He walked into the room
Odaya girdi
içine girilebilir dolap
içine yürüyerek girilebilen geniş saklama alanı
She has a walk in closet
Onun içine girilebilir bir dolabı var
içine girilebilir
bir kişinin içine girebileceği kadar geniş olan depo veya dolap
We have a walk in closet for our clothes
Kıyafetlerimiz için içine girilebilir bir dolabımız var
randevusuz
önceden yer ayırtmamış müşterilere hizmet veren
This clinic is a walk in service
Bu klinik randevusuz hizmet veren bir servistir
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
bırak
Sahnedetutmayı bırakmak
Just let it go
Sadece bırak gitsin
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
They had to let him go
Onu işten çıkarmak zorunda kaldılar
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya konuşmayı bırakmak
Just let it go and relax
Sadece boşver ve rahatla
ilgili
Sahnedebir şeyi öğrenmek veya bilmek isteyen
I am interested in space
Uzaya ilgi duyuyorum
ilgili
bir konuya karşı merak duyan
I am interested in astronomy
Astronomiye ilgi duyuyorum
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
kurtulmak
Sahnedebir şeyi veya birini uzaklaştırmak
I want to get rid of this old chair
Bu eski sandalyeden kurtulmak istiyorum
şnitzel
Sahnedegaleta ununa bulanıp kızartılmış ince et parçası
I ate a delicious schnitzel for dinner
Akşam yemeğinde lezzetli bir şnitzel yedim
koro
Sahnedebirlikte şarkı söyleyen insan grubu
She sings in the school choir
O, okul korosunda şarkı söylüyor
orada yukarda
Sahnededaha yüksek bir yerde
The bird is up there
Kuş orada yukarda
yukarıda
daha önce belirtilen yer
The bird is up there in the tree
Kuş yukarıda ağaçta
yukarıda
yukarıdaki o yerde
Look at the bird up there
Yukarıdaki kuşa bak
yukarıda
sözü edilen veya görülen daha yüksek bir konum
Look at the bird up there
Şu yukarıdaki kuşa bak
yukarıda
o daha yüksek yer
He lives up there in the mountains
O yukarıda dağlarda yaşıyor
harika
Sahnedehayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
harika
çok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
kelime
Sahnedeanlamı olan tek bir dil birimi
I don't know this word
Bu kelimeyi bilmiyorum
tavsiye
kısa bir tavsiye veya bilgi
Let me give you a word of advice
Sana bir tavsiye vereyim
sevgi dolu
Sahnedesevgi ve ilgi gösteren
She is a loving mother
O, sevgi dolu bir anne
sevmek
bir şeyi çok beğenmek veya ondan zevk almak
I am loving this music
Bu müziği çok seviyorum