

How I Met Your Mother — 8. Sezon Bölüm 6
Kelimeler ve anlamları
542 kelime
Seviye
ciddiyetle
Sahnedeiçtenlikle veya ciddi bir tavırla
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
ciddi bir şekilde
çok ağır veya aşırı bir durumda
He was seriously injured in the accident
Kazada ciddi bir şekilde yaralandı
gerçekten
sahiden ve şaka yapmadan
I seriously want to help
Gerçekten yardım etmek istiyorum
merak etmek
Sahnedebir şeyi kendi kendine sormak veya merak duymak
I wonder why she is late
Neden geç kaldığını merak ediyorum
hayranlık
şaşkınlık ve hayranlık duygusu
She looked at the stars in wonder
Yıldızlara hayranlıkla baktı
harika
şaşkınlık veya hayranlık uyandıran şey
The pyramids are a wonder of the world
Piramitler dünyanın bir harikasıdır
ödeme kartı
Sahnedemal veya hizmet satın almak için kullanılan küçük plastik kart
I paid with my card
Kartımla ödeme yaptım
oyun kartı
oyunlar için kullanılan kartlar
We played cards
Kart oynadık
kart
genellikle üzerinde bilgi bulunan küçük ve kalın kâğıt
I sent a birthday card
Bir doğum günü kartı gönderdim
hafıza kartı
dijital verileri saklamak için kullanılan küçük elektronik cihaz
I inserted the memory card into the camera
Hafıza kartını kameraya taktım
öf
Sahnederahatsızlık veya sıkkınlık belirten ünlem
Ugh, I hate waking up early
Öf, erken uyanmaktan nefret ederim
aşağı çekmek
Sahnedebir şeyi aşağıya doğru hareket ettirmek veya yıkmak
Pull down the blinds
Perdeleri aşağı çek
kazanmak
yaptığı iş karşılığında para almak
She earns a good salary
İyi bir maaş kazanıyor
tıklamak
Sahnedebir cihaz üzerindeki düğmeye basmak
Click the mouse to open the file
Dosyayı açmak için fareye tıklayın
kilometre
bir kilometre uzunluğundaki mesafe birimi
We traveled five clicks today
Bugün beş kilometre yol katettik
tık sesi çıkarmak
kısa ve keskin bir ses yapmak
I heard a click at the door
Kapıda bir tık sesi duydum
ödemek
Sahnedebir şey için para vermek
I have to pay the bill
Faturayı ödemem gerekiyor
işe yaramak
iyi bir sonuç veya avantaj getirmek
Honesty will pay in the end
Dürüstlük sonunda işe yarayacak
göstermek
bir şeye dikkat veya saygı yöneltmek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
kazançlı olmak
zaman veya çaba harcamaya değmek
It pays to arrive on time
Zamanında gelmek kazançlıdır
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
iyi
iyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
tamam
birinin kabul edip etmediğini ya da anlayıp anlamadığını kontrol etmek için kullanılan ifade
Okay?
Tamam mı?
yer
Sahnedebelirli bir alan veya konum
This is a beautiful place
Burası güzel bir yer
gerçekleşmek
meydana gelmek veya vuku bulmak
The meeting will take place tomorrow
Toplantı yarın gerçekleşecek
yerleştirmek
bir şeyi belirli bir konuma koymak
Please place the book on the table
Lütfen kitabı masanın üzerine koyun
tanımak
birini nereden tanıdığını hatırlamak
I know his face but I can't place him
Yüzünü hatırlıyorum ama onu çıkaramıyorum
âşık
Sahnedebirine karşı güçlü bir romantik sevgi duymak
They are in love
Onlar birbirine âşık
belâ
Sahnedesıkıntı veya zarar veren şey
This addiction is a curse
Bu bağımlılık bir beladır
lanet
Sahnedekötü şans getiren sihirli büyü
The curse lasted for years
Lanet yıllarca sürdü
lanetlemek
sihir kullanarak zarar vermek
He cursed his enemy
Düşmanını lanetledi
küfretmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Stop cursing now
Şimdi küfretmeyi bırak
zemin
Sahnedebir odada üzerinde yürüdüğünüz yüzey
Please clean the floor
Lütfen zemini temizleyin
kat
bir binanın katı veya seviyesi
I live on the third floor
Üçüncü katta yaşıyorum
şoke etmek
birini çok şaşırtmak
The news floored him
Haber onu şoke etti
gazlamak
bir aracın pedalına sonuna kadar basmak
He decided to floor it on the highway
Otoyolda gaza sonuna kadar basmaya karar verdi
söylemek
Sahnedebirine bir şeyi anlatmak veya söylemek
Tell me your name
Bana adını söyle
ayırt etmek
Sahnedebir şeyi fark etmek veya tanımak
I can't tell them apart
Onları birbirinden ayırt edemiyorum
yani
Sahnedesöylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
restoran
Sahnedeyemek satın alıp yiyebileceğiniz yer
This restaurant is very famous
Bu restoran çok ünlü
yırtmak
Sahnedebir şeyi parçalara ayırmak
I tore my shirt
Gömleğimi yırttım
gözyaşı
Sahnedegözden akan tuzlu sıvı damlası
A single tear fell
Tek bir gözyaşı damlası düştü
yıkmak
birini duygusal olarak çok üzmek
This news will tear him apart
Bu haber onu yıkacak
hızla gitmek
bir yerden çok süratli geçmek
He tore down the street
Sokakta hızla ilerledi
ızdırap
Sahnedefiziksel veya duygusal hoş olmayan his
Love can cause pain
Aşk acı verebilir
baş belası
sinir bozucu kimse veya bir şey
Stop being a pain
Baş belası olmayı bırak
ekmek
un ve sudan yapılan pişmiş yiyecek
This pain is fresh
Bu ekmek taze
hmm
Sahnededüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Hmm, let me think
Hmm, bir düşüneyim
ıslak
Sahnedesu veya başka bir sıvı ile kaplı
The grass is wet
Çimler ıslak
ıslatmak
bir şeyi ıslak veya nemli hale getirmek
Wet the cloth first
Önce bezi ıslat
hatalı
bir konuda tamamen yanlış düşünme durumu
You are completely wet if you think that
Bunu düşünüyorsan tamamen hatalısın
pısırık
cesareti veya karakter gücü olmayan
He is too wet to stand up for himself
Kendini savunmak için fazla pısırık
sınırların dışında
Sahnedeizin verilen alanın dışında kalan
The ball went out of bounds
Top sınırların dışına çıktı
yasak
izin verilmeyen veya kurallara aykırı olan
The topic was out of bounds
Konu yasak kapsamındaydı
oyun alanı dışı
sporda saha sınırlarının ötesindeki bölge
The ball landed out of bounds
Top oyun alanı dışına düştü
yasak
girmeye veya kullanmaya izin verilmeyen
That area is out of bounds for students
O bölge öğrenciler için yasak
yasak bölge
insanların girmesine izin verilmeyen alan
The construction site is out of bounds
İnşaat alanı yasak bölgedir
meyveli çörek
Sahnedemeyve veya peynirle doldurulmuş tatlı bir çörek
I ate a cherry danish for breakfast
Kahvaltıda vişneli bir meyveli çörek yedim
Danca
Danimarkada konuşulan dil
They speak Danish in Denmark
Danimarkada Danca konuşurlar
şahsen
Sahnedekişinin kendi bakış açısına göre
Personally I think it is a good idea
Şahsen bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
bizzat
başkası yerine doğrudan kendisi tarafından yapılan
She signed the document personally
Belgeyi bizzat imzaladı
saniye
Sahnededakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
ikinci
birinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
ikinci porsiyon
yemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
daha uzun
Sahnedebir uçtan diğer uca daha büyük mesafe ölçen
This stick is longer than that one
Bu çubuk diğerinden daha uzun
artık değil
geçmişte olan ama şimdi olmayan
I no longer live here
Artık burada yaşamıyorum
daha uzun süre
zaman bakımından daha fazla
I cannot wait any longer
Daha uzun süre bekleyemem
kum midyesi
Sahnedeyenilebilen, sert kabuklu bir deniz hayvanı
He found a clam on the beach
Kumsalda bir kum midyesi buldu
ayrılmak
Sahnedebir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
kalmak
Sahnedediğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
sol
sağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
bırakmak
bir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
mum
Sahnedeışık vermek için yanan fitilli balmumu çubuk
I lit a candle
Bir mum yaktım
ışıkla kontrol etmek
yumurtanın gelişimini görmek için ışığa tutmak
Farmers candle eggs to check for fertility
Çiftçiler döllenmeyi kontrol etmek için yumurtaları ışıkla inceler
itiraf etmek
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
tek
eşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
silmek
Sahnedebir şeyi kaldırmak veya yok etmek
Delete the file
Dosyayı sil
fark etmek
Sahnedebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
mesele
Sahnedeçok önemli olan durum
It is a big deal
Bu büyük bir mesele
başa çıkmak
bir sorunu çözmek için harekete geçmek
I can deal with this
Bununla başa çıkabilirim
çok miktar
bir şeyin büyük miktarı
This task takes a great deal of time
Bu görev çok fazla zaman alıyor
yasa dışı ticaret yapmak
yasa dışı ürünlerin alım satımını yapmak
He was arrested for dealing drugs
Uyuşturucu ticaretinden tutuklandı
fark etmek
Sahnedebir şeyi görmek veya dikkat etmek
I noticed a new sign
Yeni bir tabela fark ettim
duyuru
bilgi veya uyarı veren yazılı beyan
There is a notice on the wall
Duvarda bir duyuru var
dikkat
bir şeye dikkatini verme durumu
His new car caught my notice
Yeni arabası dikkatimi çekti
en yakın arkadaş
Sahnedeçok yakın olan arkadaş
She is my bff
O benim en yakın arkadaşım
cehennem
Sahnedeölümden sonraki azap yeri
I don't believe in hell
Cehenneme inanmam
cehennem
öfke veya vurgu belirtmek için kullanılır
Go to hell
Cehenneme git
cehennem
büyük acı veya sefalet hali
Life was hell for him
Hayatı onun için cehennem gibiydi
başa çıkmak
Sahnedebir sorunla veya durumla mücadele etmek
Can you take it
Bununla başa çıkabilir misin
kabul etmek
sunulan bir şeyi almak
I will take it
Onu kabul edeceğim
almak
bir şeyi tutup yanına götürmek
Take it with you
Onu yanına al
yarın
Sahnedebugünden sonraki gün
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
gelecek
zamanın ilerisi
Hope for a better tomorrow
Daha iyi bir gelecek için umut et
resim yapmak
Sahnedeboya kullanarak resim oluşturmak
She likes to paint
O resim yapmayı sever
boyamak
bir yüzeyi boya ile renklendirmek
I will paint the wall
Duvarı boyayacağım
boya
yüzeyleri renklendirmek için kullanılan sıvı madde
The paint is blue
Boya mavi
resmetmek
bir durumu veya kişiyi kelimelerle betimlemek
The report paints a sad picture of the situation
Rapor durumu üzücü bir şekilde resmediyor
daha az miktarda
Sahnededaha küçük bir miktar veya sayı
I want less water
Daha az suya ihtiyacım var
kutsamak
tanrıdan korumasını veya yardım etmesini istemek
May God bless you
Tanrı seni kutsasın
sayısız
sayılamayacak kadar çok
The stars are endless
Yıldızlar sayısızdır
siz eki
bir şeyin bulunmadığını belirten son ek
She is fearless
O korkusuz
kısa
Sahnedeboyu veya uzunluğu az olan
She has short hair
Onun saçları kısa
eksik
bir şeyin yeterli miktarda olmaması
We are short of time
Vaktimiz az
kısa
az süren
We had a short meeting
Kısa bir toplantı yaptık
şort
belden dize kadar uzanan giysi
He bought a new short
Yeni bir şort aldı
aniden
bir uyarı olmadan birdenbire
He stopped short when he saw the car
Arabayı gördüğünde aniden durdu
kısa
az sözle ifade edilen
The speech was very short
Konuşma çok kısaydı
şınav
Sahnedekolları kullanarak vücudu indirip kaldırma egzersizi
I do twenty push ups every morning
Her sabah yirmi şınav çekerim
tüp dondurma
altından itilerek yenilen tüp biçimindeki dondurma
She enjoyed eating a cold push up
Soğuk bir tüp dondurma yemenin tadını çıkardı
yukarı itmek
bir şeyi kuvvet uygulayarak yukarı doğru hareket ettirmek
Can you push up this window
Bu pencereyi yukarı itebilir misin
destekli sütyen
göğüsleri daha dik göstermek için tasarlanmış bir sütyen türü
She is wearing a push up bra
O destekli bir sütyen giyiyor
çıkmak
Sahnedebirisiyle romantik bir amaçla görüşmek
They have been dating for two months
İki aydır çıkıyorlar
tarih
ayın veya yılın belirli bir günü
What is today's date?
Bugünün tarihi ne?
hurma
palmiye ağacından yetişen tatlı kahverengi meyve
I like eating dates
Hurma yemeyi severim
bugüne kadar
şimdiki zamana kadar
We have learned a lot to date
Bugüne kadar çok şey öğrendik
sönmek
Sahnedeyanmayı veya çalışmayı durdurmak
The lights suddenly went out
Işıklar aniden söndü
dışarı çıkmak
Sahnedebir yerden ayrılıp başka bir yere gitmek
It is time to go out
Dışarı çıkma zamanı geldi
gönderilmek
bir yere ulaştırılmak üzere yola çıkmak
The invitations went out yesterday
Davetiyeler dün gönderildi
cin
Sahnedehikayelerde geçen sihirli varlık
The genie granted three wishes
Cin üç dilek gerçekleştirdi
kadar
Sahnedebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
dakika
Sahnedealtmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
tam o an
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
yenmek
Sahnedebirini veya bir şeyi mağlup etmek
They beat the champion
Şampiyonu yendiler
devriye bölgesi
bir polisin veya görevlinin düzenli olarak dolaştığı bölge
The officer walked his beat every evening
Memur her akşam devriye bölgesinde yürürdü
bitkin
çok yorgun
I am completely beat after work
İşten sonra tamamen bitkinim
ritim
düzenli tekrarlanan ses veya hareket
I like the beat of this song
Bu şarkının ritmini seviyorum
verileri işlemek
Sahnedehesaplamalar yapmak veya sayısal verileri işlemek
The computer can crunch data quickly
Bilgisayar verileri hızlıca işleyebilir
kıtırtı
sert bir şeyi ısırırken veya kırarken çıkan yüksek ses
I love the crunch of fresh carrots
Taze havuçların kıtırtısını seviyorum
çiğnemek
yiyeceği dişlerinle ses çıkararak ezmek
He crunched a carrot
Bir havucu gürültülü bir şekilde çiğnedi
itiraz
Sahnedebir kararın değiştirilmesi için yapılan resmi başvuru
He filed an appeal
Temyize başvurdu
cezbetmek
ilgi çekici veya hoş gelmek
This idea appeals to me
Bu fikir bana cazip geliyor
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
daha az iyi
Sahnedebaşka bir şey kadar iyi olmayan
This one is less good
Bu daha az iyi
serbest
Sahnedebir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
hoş karşılanan
memnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
karşılamak
varan birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
aslında
Sahnedebir durumu düzeltmek veya ekleme yapmak için kullanılır
I thought he was American, but actually he is British
Onun Amerikalı olduğunu sanıyordum ama aslında İngiliz
gerçekten
Sahnedebir şeyin doğru veya gerçek olduğunu vurgulamak için kullanılır
Did he actually say that
Bunu gerçekten söyledi mi
tabii ki
Sahnedeonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
nedeniyle
Sahnedebir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
dışarı
bir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
dışında tutmak
birini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
-den
bir yerden veya kaynaktan gelmek
I got the water out of the tap
Suyu musluktan aldım
arasından
bir grubun içinden seçilmek
Choose one out of these three
Bu üçünün arasından bir tane seç
içinden
bir şeyin iç kısmından gelmek
He came out of the room
Odanın içinden geldi
yoksun
bir şeye sahip olmamak
We are out of bread
Ekmeksiz kaldık
uzaklaşarak
bir yerden ayrılmak
Please get out of my house
Lütfen evimden çık
dışında
artık bir grubun parçası olmamak
He is out of the team
O artık takımın dışında
tükenmiş
bir şeyin bitmiş olması
We are out of gas
Benzinimiz bitti
dışarıda
bir yerin içinde olmamak
She is out of the office
Ofisin dışında
dışarı
bir yerin içerisi olmaması
Stay out of the rain
Yağmurun dışında kal
çıkararak
bir şeyi bir yerden almak
Take the keys out of your pocket
Anahtarları cebinden çıkar
alınarak
birini veya bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
They took the boy out of school
Çocuğu okuldan aldılar
kalmamış
bir şeyin tamamen bitmiş olması
We are out of sugar for the tea
Çay için şekerimiz kalmadı
fizik
Sahnedemadde, enerji ve hareketi inceleyen bilim dalı
I love physics
Fiziği seviyorum
belki
Sahnedebelirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
ihtimal
gerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal
endişe
Sahnedebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelenmek
bir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
kaygılandırmak
birini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişe
insanı kaygılandıran düşünceler veya durumlar
I have many worries about my future
Geleceğim hakkında birçok endişem var
endişeli
gergin veya kaygılı hissetme
Do not worry about the exam
Sınav hakkında endişelenme
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
We will come to the city soon
Şehre yakında varacağız
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
başlamak
bir şeyi yapmaya girişmek
I come to like this song
Bu şarkıyı sevmeye başlıyorum
ilgili olmak
bir konu hakkında olmak
When it comes to cooking he is an expert
Yemek pişirmek söz konusu olduğunda o bir uzmandır
ayılmak
tekrar bilinci yerine gelmek
The patient started to come to after the surgery
Hasta ameliyattan sonra ayılmaya başladı
priz
Sahnededuvardaki elektrik bağlantı noktası
Where is the electrical outlet?
Elektrik prizi nerede?
çıkış yolu
duyguların veya enerjinin dışarı aktarıldığı yol
Art is a great emotional outlet
Sanat harika bir duygusal çıkış yoludur
yayın kuruluşu
haberleri aktaran kuruluşlar
Several news outlets covered the event
Birçok yayın kuruluşu olayı haberleştirdi
satış mağazası
bir şeyler satın aldığınız yer
He bought shoes at the outlet
Ayakkabıları satış mağazasından aldı
acemi
Sahnedebelirli bir faaliyeti daha önce hiç yapmamış kişi
I am a virgin at this game
Bu oyunda acemiyim
saf
henüz kullanılmamış veya işlenmemiş
This is virgin olive oil
Bu saf zeytinyağıdır
bakir
cinsel ilişkiye girmemiş kişi
He was a virgin until his marriage
Evliliğine kadar bakirdi
alkolsüz
içinde hiç alkol bulunmayan
I ordered a virgin mojito
Alkolsüz bir mojito sipariş ettim
hata
Sahnedebir sorun veya yanlışlık için sorumluluk durumu
It was my fault that we were late
Geç kalmamız benim hatamdı
fay
yer kabuğundaki büyük kırık
There is a fault line under this city
Bu şehrin altında bir fay hattı var
kusur
bir kişinin karakterindeki kötü veya zayıf özellik
Everyone has a personal fault
Herkesin kişisel bir kusuru vardır
kusur bulmak
birinin bir şeyi yanlış yaptığını söylemek
It is hard to fault his work
Onun işinde kusur bulmak zor
alan
Sahnedeboş veya kullanılabilir alan
There is no space here
Burada hiç yer yok
dalıp gitmek
odaklanmayı kaybetmek veya unutmak
I spaced out during the lesson
Ders sırasında dalıp gittim
aralık bırakmak
nesneleri birbirlerinden uzağa yerleştirmek
You should space the plants out
Bitkiler arasında aralık bırakmalısın
alan
bir kişinin mevcut durumu veya koşulları
I am in a good space right now
Şu an iyi bir durumdayım
tuhaf
Sahnedealışılmadık veya garip
This is a weird smell
Bu tuhaf bir koku
garip hissettirmek
birine kendini garip veya rahatsız hissettirmek
He weirded me out
Beni garip hissettirdi
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
dönüşmek
bir şeyden başka bir şeye geçmek
Water will become ice
Su buza dönüşecek
harika
Sahnedehayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
harika
çok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
pürüzsüzce işleyen
Sahnedesorunsuz bir şekilde ve gayet iyi çalışan
The process is well oiled now
Süreç artık pürüzsüzce işliyor
Vay canına
Sahnedeheyecan veya şaşkınlık belirtmek için kullanılan bir ünlem
Yowza! Look at that car!
Vay canına! Şu arabaya bak!
uydurmak
Sahnedebir şeyi hayal ederek oluşturmak
He made up a story
Bir hikaye uydurdu
makyaj
yüzü renklendirmek için kullanılan ürünler
She puts on her make up
Makyajını yapıyor
karar vermek
bir konuda kesin bir karara varmak
He made up his mind
O kararını verdi
oluşum
bir şeyin parçalarının bir araya gelme şekli
The chemical make-up of the water is simple
Suyun kimyasal oluşumu basittir
sevişmek
insanlar arasında cinsel yakınlık
They were making up on the sofa
Kanepede sevişiyorlardı
görünüş
bir kişinin veya şeyin nasıl göründüğü
The make-up of the room is simple
Odanın görünüşü sade
dikmek
Sahnedeiplikle birleştirmek
I can sew a button
Bir düğme dikebilirim
kelime
Sahnedeanlamı olan tek bir dil birimi
I don't know this word
Bu kelimeyi bilmiyorum
tavsiye
kısa bir tavsiye veya bilgi
Let me give you a word of advice
Sana bir tavsiye vereyim
etnik
Sahnedeortak bir kültüre veya kökene sahip bir insan grubuyla ilgili
They serve delicious ethnic food here
Burada lezzetli etnik yemekler servis ediyorlar
yapacak
Sahnedegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
oyun kurucu
Sahnedetakımın hücumunu yöneten basketbolcu
The point guard passes the ball
Oyun kurucu topu paslar
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
bu yüzden
Sahnedeaz önce belirtilenin bir sonucu olarak
It is raining hence we will stay inside
Yağmur yağıyor bu yüzden içeride kalacağız
bundan sonra
şu andan itibaren
We will leave ten days hence
Bundan on gün sonra ayrılacağız
ilgilenmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin sorumluluğunu almak
She takes care of the children
O çocuklarla ilgileniyor
halletmek
bir sorunu veya durumu çözmek
I will take care of the dishes
Bulaşıkları ben halledeceğim