

How I Met Your Mother — 8. Sezon Bölüm 23
Kelimeler ve anlamları
506 kelime
Seviye
varlık
Sahnedegerçek veya canlı olma durumu
The existence of water is essential
Suyun varlığı esastır
varoluş
hayatta olma durumu
This is the purpose of his existence
Bu onun varoluşunun amacıdır
söylemek
Sahnedebirine bir şeyi anlatmak veya söylemek
Tell me your name
Bana adını söyle
ayırt etmek
bir şeyi fark etmek veya tanımak
I can't tell them apart
Onları birbirinden ayırt edemiyorum
atmak
Sahnedebir şeyi fırlatmak
Throw the ball to me
Topu bana at
diz örtüsü
yatak veya koltuk için hafif örtü
Put a throw on the sofa
Koltuğa bir diz örtüsü ser
düzenlemek
bir etkinlik organize etmek
I will throw a party
Bir parti düzenleyeceğim
şaşırtmak
birini şaşkın veya kafası karışmış hissettirmek
The sudden question really threw me
O ani soru beni gerçekten şaşırttı
yetenek
Sahnedebir şeyi yapabilme gücü veya becerisi
She has the ability to sing well
Onun iyi şarkı söyleme yeteneği var
versiyon
Sahnedebir şeyin belirli bir biçimi
This is the new version of the book
Bu, kitabın yeni versiyonu
kaz
Sahnedeuzun boyunlu büyük bir su kuşu
The goose is in the pond
Kaz gölettedir
itimat etmek
Sahnedebirine güven duymak
You can trust his advice
Onun tavsiyesine itimat edebilirsin
güven
birinin dürüstlüğüne veya güvenilirliğine duyulan inanç
I have trust in you
Sana güvenim var
güven
anlam taşıyan tek bir dil birimi
Trust is a word
Güven bir kelimedir
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
üniversite
Sahnedeliseden sonra öğrencilerin eğitim gördüğü yer
She is studying at college
O üniversitede okuyor
madalyon
Sahnedeiçine fotoğraf konulan ve zincirle taşınan küçük takı
She wears a gold locket
Altın bir madalyon takıyor
ayak
Sahnedebacağın uç kısmındaki vücut bölümü
My left foot hurts
Sol ayağım ağrıyor
alt kısım
bir şeyin en alt veya son kısmı
He sat at the foot of the bed
Yatağın ayakucunda oturdu
fut
12 inç'e eşit olan ölçü birimi
The ceiling is ten feet high
Tavan on fut yüksekliğinde
iyi başlangıç
bir işe olumlu bir şekilde başlamak
They got off on the right foot
İşe iyi bir başlangıç yaptılar
müthiş
Sahnedeçok iyi veya etkileyici argo
That car is sick
Bu araba müthiş
iğrenç
tiksinme duygusu uyandıran
This is a sick joke
Bu iğrenç bir şaka
hasta
kendini iyi hissetmeyen
I feel sick today
Bugün hasta hissediyorum
bıkkın
bir şeyden uzun süre maruz kaldığı için sıkılmış olma durumu
I am sick of this noise
Bu gürültüden bıktım
masal
Sahnedegerçek veya hayali olayların anlatımı
She told a fairy tale
Bir peri masalı anlattı
gece boyunca
Sahnedegecenin tamamı boyunca
I stayed awake all night
Gece boyunca uyanık kaldım
göndermek
Sahnedebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
bir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
göndermek
bir şeyi veya birini bir yere ulaştırmak amacıyla yola çıkarmak
Please send the letter to my house
Lütfen mektubu evime gönder
çünkü
Sahnedebir durumun nedenini açıklamak için kullanılır
I am happy because I passed the test
Mutluyum çünkü sınavı geçtim
nefret etmek
Sahnedebir şeyden veya birinden çok fazla nefret etmek
I despise people who lie
Yalan söyleyen insanlardan nefret ederim
ile başlamak
Sahnedebir şeyi yaparak başlamak
Let's start with the first page
Hadi birinci sayfa ile başlayalım
tamam
Sahnededinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
erzak
Sahnedegelecekte kullanmak üzere saklanan malzeme
They have enough provisions for the trip
Gezi için yeterli erzakları var
hüküm
bir anlaşmadaki kural veya gereklilik
This contract has a special provision
Bu sözleşmenin özel bir hükmü var
kabul etmek
Sahnedesunulan bir şeyi almak
I will take it
Onu kabul edeceğim
başa çıkmak
bir sorunla veya durumla mücadele etmek
Can you take it
Bununla başa çıkabilir misin
almak
bir şeyi tutup yanına götürmek
Take it with you
Onu yanına al
mülakat
Sahnedesoru sormak için yapılan resmi görüşme
I have a job interview tomorrow
Yarın bir iş mülakatım var
mülakat yapmak
resmi bir görüşmede birine sorular sormak
They will interview the candidates today
Adaylarla bugün mülakat yapacaklar
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
karşı
Sahnedeiki taraf arasındaki karşıtlığı veya rekabeti belirten sözcük
Real Madrid versus Barcelona
Real Madrid Barcelona'ya karşı
yoğunlaşmak
Sahnededaha yoğun veya kıvamlı hale gelmek
The steam condenses into water
Buhar yoğunlaşarak suya dönüşür
kısaltmak
bir şeyi daha kısa veya daha toplu hale getirmek
Please condense your report
Lütfen raporunuzu kısaltın
uçuş
Sahnedeuçakla yapılan yolculuk
The flight was long
Uçuş uzundu
merdiven kolu
iki kat arasındaki basamak dizisi
She climbed a flight of stairs
Bir merdiven kolunu çıktı
nöbet
ani ve kısa süreli tuhaf davranış veya duygu dönemi
He had a sudden flight of temper
Ani bir sinir nöbeti geçirdi
kaçma
tehlikeden uzaklaşmak için vücudun verdiği doğal tepki
The fight or flight response is instinctive
Savaş ya da kaç tepkisi içgüdüseldir
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
hamle
yapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
hızla satılmak
genellikle düşük fiyata hızlıca elden çıkarılmak
These cheap goods move very fast
Bu ucuz ürünler hızla satılıyor
başarısız kişi
Sahnedebaşarılı olamamış kişi
Don't be such a loser
Bu kadar başarısız biri olma
kötü kaybeden
kaybettiğinde üzülen veya sinirlenen kişi
He acts like a sore loser when he plays games
Oyun oynarken kötü bir kaybeden gibi davranır
kaybeden
bir oyunda veya yarışmada yenilen kişi
The loser of the game was sad
Oyunun kaybedeni üzgündü
uzakta
Sahnedeburanın uzağında
The city is far away
Şehir çok uzakta
uzağa
Sahnedebir şeyi başka bir yere taşımak
Put your toys away
Oyuncaklarını kaldır
durmaksızın
durmadan veya ara vermeden
He was working away
Durmadan çalışıyordu
uzakta
bir yerde bulunmama durumu
He is away for the weekend
O hafta sonu için uzakta
yutmak
Sahnedebir şeyi boğazdan aşağı mideye indirmek
Swallow the pill with water
Hapı suyla yut
yutmak
bir şeyi doğru kabul etmek veya inanmak
He swallowed the lie completely
Yalanı tamamen yuttu
kırlangıç
küçük sivri kanatlı ve çatallı kuyruklu bir kuş
I saw a swallow flying in the sky
Gökyüzünde uçan bir kırlangıç gördüm
yutmak
bir şeyi tamamen örtmek veya içine almak
The darkness swallowed the whole city
Karanlık bütün şehri yuttu
küçük bir parça
Sahnedebir bütünün küçük bir parçası
Only a fraction of the students passed
Öğrencilerin sadece küçük bir kısmı geçti
kalp atışı
Sahnedekalbin atma sesi veya hareketi
I can feel my heartbeat
Kalp atışlarımı hissedebiliyorum
anında
çok hızlı bir şekilde ve gecikmeden
He agreed in a heartbeat
O anında kabul etti
geçici iş
Sahnedegeçici bir iş veya performans
He got a gig as a DJ
DJ olarak geçici bir iş buldu
sahne almak
özellikle ücretli bir iş olarak müzik performansı sergilemek
The band is going to gig at the club tonight
Grup bu gece kulüpte sahne alacak
konser
canlı müzik gösterisi
Did you enjoy the rock gig last night
Dün geceki rock konserini beğendin mi
gigabayt
bilgisayar verisi depolama birimi
The file size is one gig
Dosya boyutu bir gigabayt
duygusal olarak
Sahnededuygularla ilgili olarak
She is emotionally strong
O duygusal olarak güçlüdür
evet
Sahnedeevet demek veya onaylamak için kullanılır
Yea, I agree
Evet, katılıyorum
vasıf
Sahnedebir kişinin sahip olduğu özel özellik
He has leadership qualities
Onun liderlik vasıfları var
kalite
bir şeyin ne kadar iyi veya kötü olduğu
This is high quality work
Bu yüksek kaliteli bir iştir
eylem
Sahnedeyapılan veya gerçekleşen bir şey
Take action now
Şimdi harekete geç
motor
başlamak için verilen işaret
The director shouted action
Yönetmen motor diye bağırdı
mekanizma
bir silahın doldurmasını ve ateşlemesini sağlayan hareketli parçalar
The gun's action is smooth
Silahın mekanizması düzgün çalışıyor
galip gelmek
Sahnedebir mücadelede veya durumda üstün gelmek
Justice will prevail
Adalet galip gelecek
yaygın olmak
bir şeyin en çok rastlanan veya yaygın olması
Optimism prevails in this town
Bu kasabada iyimserlik yaygındır
sınav
Sahnedebilgi veya yeteneği ölçmek için hazırlanan sorular bütünü
I have a math test tomorrow
Yarın matematik sınavım var
denemek
kalitesini kontrol etmek için bir şeyi denemek
I want to test the new car
Yeni arabayı denemek istiyorum
deney
bir hipotezi sınamak için yapılan işlem
The scientist ran a test
Bilim insanı bir deney yaptı
test
bir şeyin nasıl çalıştığını öğrenmek için yapılan inceleme
The test shows how the machine works
Test makinenin nasıl çalıştığını gösterir
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
balon sakızı
Sahnedebalon şişirilebilen tatlı ve yumuşak bir sakız
I like to chew bubblegum
Balon sakızı çiğnemeyi severim
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
bakmak
Sahnedegözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
görünmek
belirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
aramak
birini ya da bir şeyi bulmaya çalışmak
I looked for my keys
Anahtarlarımı aradım
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
varsaymak
bir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
çok
Sahnedebüyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
önermek
Sahnedebir fikri değerlendirilmesi için sunmak
I suggest we go home
Eve gitmemizi öneririm
işaret etmek
bir şeyi göstermek veya ima etmek
The evidence suggests he is guilty
Kanıtlar onun suçlu olduğunu gösteriyor
güvenilmez
Sahnedegüvenilemeyecek olan
He is untrustworthy
O güvenilmezdir
puro
Sahnedekurutulmuş tütün yapraklarından yapılan tütün ürünü
He is smoking a cigar
O bir puro içiyor
herkes
Sahnedebütün insanlar
Everyone is here
Herkes burada
tabure
Sahnedesırtlığı veya kolçağı olmayan oturak
Sit on the stool
Tabureye otur
dışkı
vücuttan atılan katı atık
The doctor asked for a stool sample
Doktor dışkı örneği istedi
hay aksi
Sahnedehafif kızgınlık veya hayal kırıklığı belirten ünlem
Shoot, I forgot my keys
Hay aksi, anahtarlarımı unuttum
silah ateşlemek
Sahnedebir silahı kullanıp patlatmak
Please do not shoot the weapon
Lütfen silahı ateşleme
hay aksi
şaşkınlık veya kızgınlık ifade eden ünlem
Shoot I forgot my keys
Hay aksi anahtarlarımı unuttum
çekmek
kamera ile görüntü kaydetmek
We will shoot a movie
Bir film çekeceğiz
çekmek
kamera ile görüntü kaydetmek
We will shoot a movie tomorrow
Yarın bir film çekeceğiz
ateşlemek
bir silahın patlamasını sağlamak
He shot the gun into the air
Silahı havaya ateşledi
vurmak
birini veya bir şeyi vurmak için silah kullanmak
You should not shoot at birds
Kuşlara ateş etmemelisin
ateş etmek
birine veya bir şeye silah doğrultup ateşlemek
The soldier shot at the target
Asker hedefe ateş etti
yaralamak
silahla birini vurarak sakat bırakmak
The robber shot the security guard
Soyguncu güvenlik görevlisini vurdu
enjekte etmek
bir sıvıyı zorla bir yere vermek
The doctor will shoot the medicine
Doktor ilacı enjekte edecek
vurup öldürmek
silah kullanarak birini öldürmek
They shot the man in the street
Adamı sokakta vurup öldürdüler
fırlatmak
bir şeyi hızla ileriye doğru göndermek
Please shoot the ball to me
Lütfen topu bana fırlat
şeker
Sahnedeşekerle yapılan küçük ve tatlı yiyecek
Do you want some candy?
Biraz şeker ister misin?
çıkmak
Sahnedebir yerden ayrılmak
I am outta here
Ben buradan gidiyorum
deli
mantıklı düşünemeyen
He must be outta his mind
Aklını kaçırmış olmalı
kalmamış
elinde hiç kalmamış
We’re outta coffee
Kahvemiz kalmadı
fırçalamak
Sahnedebir şeyi fırça kullanarak temizlemek
I brush my teeth every morning
Her sabah dişlerimi fırçalarım
fırça
temizlik veya boyama için kullanılan kıllı araç
I need a paint brush
Bir boya fırçasına ihtiyacım var
hafifçe değmek
bir şeyi başka bir şeye hafifçe sürterek hareket ettirmek
His arm brushed against mine
Kolu benimkine hafifçe değdi
çalı
yabani ortamda yetişen sık ağaç veya bitki örtüsü
We walked through the thick brush
Sık çalıların arasından yürüdük
gerçek
Sahnedebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
önemli olmak
Sahnedebir şeyin değer veya önem taşıması
It does not matter to me
Bu benim için önemli değil
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
madde
eşyaların yapıldığı fiziksel temel
Everything is made of matter
Her şey maddeden yapılmıştır
mesele
ele alınması gereken önemli bir konu
This is a private matter
Bu özel bir mesele
takım elbise
Sahnedebirbirine uygun ceket ve pantolondan oluşan kıyafet
He wore a black suit to the wedding
Düğüne siyah bir takım elbise giydi
dava
mahkemeye taşınan hak talebi veya anlaşmazlık
He brought a suit against his neighbor
Komşusuna karşı dava açtı
uymak
bir durum veya kişi için uygun olmak
This time suits me well
Bu zaman bana gayet iyi uyuyor
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
hemen
tam bu anda
I need to go right now
Hemen gitmem gerekiyor
şaka
Sahnedeciddiye alınmaması gereken şey
His excuse was a joke
Bahanesi bir şakaydı
şaka
insanları güldürmek için yapılan komik veya zekice davranış
He played a joke on his friend
Arkadaşına bir şaka yaptı
yer
Sahnedebelirli bir alan veya konum
This is a beautiful place
Burası güzel bir yer
gerçekleşmek
meydana gelmek veya vuku bulmak
The meeting will take place tomorrow
Toplantı yarın gerçekleşecek
yerleştirmek
bir şeyi belirli bir konuma koymak
Please place the book on the table
Lütfen kitabı masanın üzerine koyun
tanımak
birini nereden tanıdığını hatırlamak
I know his face but I can't place him
Yüzünü hatırlıyorum ama onu çıkaramıyorum
düzenli bir şekilde
Sahnedetemiz ve düzenli bir biçimde
She folded the clothes neatly
Kıyafetleri düzenli bir şekilde katladı
bahane
Sahnedebir durumu açıklamak için sunulan gerekçe
He has a good excuse
Onun iyi bir bahanesi var
affedersiniz
nazikçe dikkat çekmek veya özür dilemek için kullanılan ifade
Excuse me may I pass
Affedersiniz geçebilir miyim
affetmek
bir hatayı hoşgörüyle karşılamak
Please excuse my foolish error
Lütfen aptalca hatamı affedin
var gücüyle
Sahnedebütün çaba veya enerji kullanılarak
They went all out to win the game
Oyunu kazanmak için var güçleriyle çalıştılar
topyekün
tam ve eksiksiz
They launched an all out attack
Topyekün bir saldırı başlattılar
tüm gücüyle
tüm enerji ve kaynakları kullanarak
I will go all out for this project
Bu proje için tüm gücümü ortaya koyacağım
kalmamış
bir şeyin tamamen tükenmiş olması
We are all out of coffee
Kahvemiz tamamen bitti
kalmamış
bir şeyin hiç kalmadığı durum
We are all out of milk
Sütümüz kalmadı
var gücüyle
mümkün olan en yüksek çaba ile yapılan
They went all out to win the game
Oyunu kazanmak için var güçleriyle çalıştılar
topyekün
maksimum çaba veya enerji ile
They went all out to win the game
Oyunu kazanmak için topyekün çaba sarf ettiler
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
uymak
Sahnedebir kurala veya karara uymak
You must abide by the rules
Kurallara uymalısın
lazer tag
Sahnedeoyuncuların birbirlerini lazer silahlarıyla vurduğu bir oyun
We played laser tag last weekend
Geçen hafta sonu lazer tag oynadık
sıvı
Sahnedeakışkan olan ve katı olmayan madde
Water is a liquid
Su bir sıvıdır
likit
borçları ödemek için hazır paraya sahip olan
The company is liquid enough to pay its debts
Şirket borçlarını ödeyecek kadar likit durumda
alkollü
alkol içeren içeceklerle ilgili
They served liquid refreshments at the party
Partide alkollü içecekler servis ettiler
hayvan
Sahnedebitki olmayan canlı varlık
The lion is a wild animal
Aslan vahşi bir hayvandır
hayvansal
temel fiziksel içgüdülerle ilgili
He has an animal instinct for survival
Hayatta kalmak için hayvansal bir içgüdüsü var
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
fırsatı olmak
Sahnedebir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
başlamak
bir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
haline gelmek
değişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
geçmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin yanından gitmek
He passed the car
Arabayı geçti
geçiş belgesi
bir yere girmenizi sağlayan resmi belge
I have a security pass
Güvenlik kartım var
geçmek
bir sınavda veya testte başarılı olmak
I passed the exam
Sınavı geçtim
demode
artık modası geçmiş olan
This hat is passé
Bu şapka demode
deneme
bir şeyi yapmaya yönelik tek bir girişim
He made one pass at the task
Görevi bir kez denedi
alışkın olmak
Sahnedebir şeyi tecrübe ettiği için ona aşina olmak
You will soon get used to the busy traffic
Yoğun trafiğe kısa sürede alışkın olacaksın
alışmak
bir şeye zamanla alışmak ve onu yadırgamamak
I am getting used to the new city
Yeni şehre alışıyorum
benimsemek
zamanla bir şeyi kabullenir hale gelmek
It takes time to get used to a new city
Yeni bir şehri benimsemek zaman alır
iş
Sahnedepara kazanmak için yapılan çalışma
I have a new job
Yeni bir işim var
operasyon
vücudu değiştirmek için yapılan tıbbi müdahale
She had a nose job
Burun ameliyatı oldu
görev
yapılması gereken bir iş parçası
Your job is to clean the room
Senin görevin odayı temizlemek
hakim olmak
Sahnedebir şeyi veya birini kontrol etmek
Anger possessed him
Öfke ona hakim oldu
sahip olmak
bir şeyin mülkiyetini elinde bulundurmak
She possesses many expensive books
O birçok pahalı kitaba sahip
etkisine almak
birini bir şey yapmaya itmek
What possessed you to do that
Bunu yapman için seni ne etkiledi
nostaljik
Sahnedegeçmişi hatırladığında hem mutlu hem üzgün hissetmek
I feel nostalgic when I see old photos
Eski fotoğrafları gördüğümde nostaljik hissediyorum
yalancı
Sahnededoğru olmayan şeyler söyleyen kişi
He is a liar
O bir yalancı
osuruk
Sahnedevücuttan çıkan gaz
He let out a loud fart
Yüksek sesle osurdu
yellenmek
vücuttan gaz çıkarmak
The dog farted in the living room
Köpek oturma odasında yelendi
doğal
Sahnedebeklenen veya alışılmış olan
It is natural to feel nervous
Gergin hissetmek doğaldır
doğuştan yetenekli
bir konuda doğuştan yeteneği olan kimse
He is a natural at playing piano
O piyano çalmakta doğuştan yetenekli
doğal
doğada kendiliğinden var olan ve insan yapımı olmayan
We prefer natural food
Biz doğal yiyecekleri tercih ederiz