

How I Met Your Mother — 8. Sezon Bölüm 24
Kelimeler ve anlamları
466 kelime
Seviye
kapmak
Sahnedebir şeyi elinle hızla almak
She reached out to grab the bag
Çantayı kapmak için uzandı
çevrelemek
bir şeyi her taraftan sarmak
The walls grab the garden
Duvarlar bahçeyi çevreliyor
bastırmak
Sahnedebir şeyi hareket ettirmek için baskı uygulamak
Push the button
Düğmeye bas
zorlamak
birini bir şey yapmaya teşvik etmek
My parents push me to study
Ailem beni ders çalışmaya zorluyor
uyuşturucu satmak
yasadışı uyuşturucu maddeleri insanlara satmaya çalışmak
He was caught pushing drugs on the street
Sokakta uyuşturucu satarken yakalandı
neredeyse
Sahnedetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
umarım
Sahnedebir şeyin olmasını dileyerek
Hopefully, the weather will be nice
Umarım hava güzel olur
evet
Sahnedeevet demenin gayri resmi yolu
Yep, I can help you
Evet, sana yardım edebilirim
kesin
Sahnedeşüpheye yer bırakmayacak şekilde doğru olduğunu gösteren
The evidence was conclusive
Kanıtlar kesinydi
katı
Sahnedeyumuşak veya sıvı olmayan
Ice is solid
Buz katıdır
iyilik
birine yapılan yardımsever davranış
Can you do me a solid?
Bana bir iyilik yapabilir misin?
güçlü
olma ihtimali yüksek olan
He has a solid chance to win
Kazanma şansı oldukça yüksek
kesintisiz
hiç durmadan devam eden
We worked for three solid hours
Üç saat boyunca aralıksız çalıştık
Aman Tanrım
Sahnedeşaşkınlık veya şok belirtmek için kullanılır
My gosh, look at that cake!
Aman Tanrım, şu keke bak!
yanında
Sahnedebir şeye veya birine çok yakın
He sat next to me
O benim yanımda oturdu
neredeyse
bir durumun gerçekleşmesine çok az kalması
It is next to impossible
Bu neredeyse imkansız
sıradaki
mevcut olandan sonra gelen
Who is next to go
Gitmek için sıradaki kim
şişman
Sahnedevücut yapısı geniş veya ağırlığı fazla olan
The fat cat is sleeping
Şişman kedi uyuyor
yüklü
bir şeyi vurgulamak için kullanılan
He received a fat salary
Yüklü bir maaş aldı
yağ
yiyeceklerde bulunan doğal yağlı madde
This food has too much fat
Bu yiyecek çok fazla yağ içeriyor
yaşamak
Sahnedebir yerde ikamet etmek
I live in London
Londra'da yaşıyorum
yatılı
biriyle aynı evde yaşayan
They have a live-in nanny
Yatılı bir bakıcıları var
lojman kalmak
çalışılan binanın içinde ikamet etmek
The nanny lives in with the family
Bakıcı aileyle birlikte evde kalıyor
gelecek zaman
Sahnedegelecek zaman planı veya niyeti belirtir
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
bir yere düzenli olarak gitmek
I am going to university
Üniversiteye gidiyorum
evlenmek
Sahnedebirisiyle hayatını birleştirmek
They decided to marry last year
Geçen yıl evlenmeye karar verdiler
evlenmek
Sahnedebiriyle eş olmak
They want to marry soon
Yakında evlenmek istiyorlar
adamak
bir şeye kendini tamamen bağlamak
He married his life to music
Hayatını müziğe adadı
ortaya çıkarmak
Sahnedegizli olan bir şeyi göstermek
She revealed the secret
Sırrı ortaya çıkardı
çok
Sahnedebüyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
önemsemek
bir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
lanet olsun
öfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
eylem
Sahnedebir kişinin yaptığı herhangi bir şey
This was a brave act
Bu cesurca bir eylemdi
yasa
devlet tarafından konulan resmi kural
The government passed a new act
Hükümet yeni bir yasa çıkardı
gösteri
izleyiciler için yapılan kısa süreli performans
The circus act was funny
Sirk gösterisi komikti
Central Park
Sahnedeçimenlerin ve ağaçların bulunduğu halka açık alan
Central Park is in New York
Central Park New York'tadır
esinti
Sahnededoğal hava hareketi
There is a soft wind
Hafif bir esinti var
nefes
solunan hava
I lost my wind
Nefesim kesildi
sarmak
bir şeyi defalarca döndürmek
Wind the yarn
İpliği sar
duyum
gizli kalmış bilgi veya haber
She caught wind of the secret plan
Gizli planın kokusunu aldı
devam etmek
Sahnedebir eylemi yapmayı sürdürmek
Keep trying until you succeed
Başarana kadar denemeye devam et
tutmak
Sahnedebir şeye sahip olmaya devam etmek
You can keep the book
Kitabı tutabilirsin
korumak
bir şeyi güvenli bir şekilde muhafaza etmek
The soldier will keep the gate safe
Asker kapıyı koruyacak
önlemek
bir şeyin gelmesini veya olmasını engellemek
This fence keeps the dog out
Bu çit köpeğin içeri girmesini önler
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı belirten bir ifade
Damn it, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
kafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
pizza
Sahnedepeynir ve malzemelerle yapılan yuvarlak İtalyan yemeği
I love eating pizza
Pizza yemeyi severim
orada yukarda
Sahnededaha yüksek bir yerde
The bird is up there
Kuş orada yukarda
yukarıda
daha önce belirtilen yer
The bird is up there in the tree
Kuş yukarıda ağaçta
yukarıda
yukarıdaki o yerde
Look at the bird up there
Yukarıdaki kuşa bak
yukarıda
sözü edilen veya görülen daha yüksek bir konum
Look at the bird up there
Şu yukarıdaki kuşa bak
yukarıda
o daha yüksek yer
He lives up there in the mountains
O yukarıda dağlarda yaşıyor
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
kalça
Sahnedeüzerine oturulan vücut bölümü
He fell on his butt
Kalçasının üzerine düştü
dipçik
bir aletin veya silahın tutulan kalın ucu
He held the rifle by the butt
Tüfeği dipçiğinden tuttu
alay konusu
dalga geçilen kişi veya şey
He is the butt of the joke
Şakanın alay konusu o
toslamak
baş ile sertçe vurmak
The goat butted the fence
Keçi çite tosladı
hafta
Sahnedeyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
prova
Sahnedebir performansı sergilemeden önce yapılan çalışma
We have a rehearsal at 5 PM
Saat 5'te provamız var
yemek
Sahnedeyemek yenen şeyler
I like Italian food
İtalyan yemeklerini severim
tam
Sahnedetüm parçaları içeren
Please write your full name
Lütfen tam adınızı yazın
dolu
mümkün olduğunca çok şeyle doldurulmuş
The glass is full of water
Bardak suyla dolu
tam
mümkün olan en yüksek derecede
He has full control
O tam kontrole sahip
tok
yeterince yemek yemiş olma durumu
I am full after that meal
O yemekten sonra tokum
kutlamak
Sahnedeözel bir olay için eğlenceli bir şeyler yapmak
We will celebrate your birthday tonight
Bu gece doğum gününü kutlayacağız
eklemek
Sahnedebir şeyi başka bir şeye katmak
Add some salt to the soup
Çorbaya biraz tuz ekle
dikkat eksikliği
odaklanmayı zorlaştıran bir bozukluk
He has ADD and struggles to focus
Onun dikkat eksikliği var ve odaklanmakta zorlanıyor
eklemek
daha fazla şey söylemek
He added that he will be late
Geç kalacağını da ekledi
plan
Sahnedebir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
planlamak
bir şeyi yapmak için düzenleme yapmak
I plan to visit my friend
Arkadaşımı ziyaret etmeyi planlıyorum
dans etmek
Sahnedemüziğe uyumlu şekilde hareket etmek
They dance together at the party
Partide birlikte dans ediyorlar
dans
müzik eşliğinde yapılan ritmik hareket sanatı
They performed a traditional dance
Geleneksel bir dans sergilediler
dans eşi
birlikte bir şeyler yaptığınız kişi
He was her dance for the night
O gece onun dans eşiydi
wi-fi
Sahnedeinternete kablosuz bağlanma yolu
Is there wi-fi here?
Burada wi-fi var mı?
kablosuz bağlantı
internete bağlanmak için kullanılan kablosuz yöntem
My wi-fi connection is slow
Wi-fi bağlantım yavaş
kablosuz internet
kablo kullanmadan internete bağlanma imkanı
I need the wi-fi password
Wi-fi şifresine ihtiyacım var
kablosuz internet
kablo olmadan internete bağlanma teknolojisi
Is there Wi-Fi here
Burada Wi-Fi var mı
kablosuz internet
kablolar olmadan internete bağlanma yolu
The cafe has free wi-fi
Kafede ücretsiz kablosuz internet var
yer
Sahnedebelirli bir alan veya konum
This is a beautiful place
Burası güzel bir yer
gerçekleşmek
meydana gelmek veya vuku bulmak
The meeting will take place tomorrow
Toplantı yarın gerçekleşecek
yerleştirmek
bir şeyi belirli bir konuma koymak
Please place the book on the table
Lütfen kitabı masanın üzerine koyun
tanımak
birini nereden tanıdığını hatırlamak
I know his face but I can't place him
Yüzünü hatırlıyorum ama onu çıkaramıyorum
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
We will come to the city soon
Şehre yakında varacağız
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
başlamak
bir şeyi yapmaya girişmek
I come to like this song
Bu şarkıyı sevmeye başlıyorum
ilgili olmak
bir konu hakkında olmak
When it comes to cooking he is an expert
Yemek pişirmek söz konusu olduğunda o bir uzmandır
ayılmak
tekrar bilinci yerine gelmek
The patient started to come to after the surgery
Hasta ameliyattan sonra ayılmaya başladı
hediye
Sahnedebirine ücretsiz olarak verilen şey
This is a gift for you
Bu senin için bir hediye
yetenek
bir şeyi iyi yapma konusundaki doğal kabiliyet
She has a gift for music
Onun müzik konusunda bir yeteneği var
hediye etmek
birine bir şeyi karşılıksız vermek
She decided to gift the book to her friend
Kitabı arkadaşına hediye etmeye karar verdi
yetki
bir şeyi kararlaştırma veya verme hakkı
She has the gift to make final decisions
Nihai kararları verme yetkisi var
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
son
Sahnedeyakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
ezmek
Sahnedebir şeyi büyük bir güçle sıkıştırmak
He crushed the empty can
Boş kutuyu ezdi
platonik aşk
birine karşı duyulan güçlü romantik çekim
I have a crush on him
Ondan hoşlanıyorum
hoşlanma
birine karşı duyulan romantik ilgi
I have a crush on him
Ondan hoşlanıyorum
ezmek
birini tamamen yenilgiye uğratmak
Our team will crush the rival
Takımımız rakibi ezecek
çekmek
Sahnedebir kaptan veya gruptan bir şey çıkarmak
He drew a card from the deck
Desteden bir kart çekti
çizmek
kalemle resim yapmak
I like to draw flowers
Çiçekler çizmeyi severim
berabere kalmak
bir oyunu aynı skorla bitirmek
The game ended in a draw
Maç berabere bitti
yaklaşmak
bir şeye doğru hareket etmek
The holidays are drawing near
Tatiller yaklaşıyor
bölme
Sahnedebir alanı bölen veya kapatan dikey yapı
They put a wall in the room
Odaya bir bölme yaptılar
duvar
taş veya tuğladan yapılmış güçlü yapı
The wall is made of brick
Duvar tuğladan yapılmıştır
duvarla çevirmek
bir alanı duvarla çevrelemek
They walled off the area
Alanı duvarla çevirdiler
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
imkansız
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesinin mümkün olmadığını belirtmek için kullanılır
No way he can win
Onun kazanması imkansız
hadi canım
şaşkınlık ifade etmek veya bir şeye inanmakta güçlük çekmek
No way you won the lottery
Hadi canım piyangoyu kazandığına inanamıyorum
asla
bir şeyi yapmayı reddetmek için kullanılan ifade
No way I am doing that
Bunu asla yapmam
araba
Sahnededört tekerlekli ve motorlu kara taşıtı
He drives his car to work
İşe arabasıyla gidiyor
vagon
trenin yolcu veya yük taşımak için kullanılan bölümü
We sat in the last car of the train
Trenin son vagonunda oturduk
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
yargı
Sahnedebir ülkedeki mahkemeler ve hakimler
The judiciary is independent
Yargı bağımsızdır
teşekkür ederim
Sahnedeminnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan nazik ifade
I want to say thank you
Sana teşekkür ederim demek istiyorum
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
yerleştirmek
Sahnedeeşyaları bir kabın içine doldurmak
Pack the boxes
Kutuları doldur
sürü
bir arada bulunan canlılar grubu
A pack of dogs
Bir köpek sürüsü
yumruk atmak
bir şeye kuvvetle vurmak
He packs a hard punch
O çok sert yumruk atar
paket
bir şeyleri içine koymaya yarayan küçük kutu
I bought a pack of gum
Bir paket sakız aldım
keyif almak
Sahnedebir şeyden zevk almak
I enjoy reading books
Kitap okumaktan keyif alırım
siyasi
Sahnedehükümetle veya kamu işleriyle ilgili olan
He is a political leader
O, siyasi bir lider
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
haline gelmek
Sahnededeğişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
orta
Sahnedemerkezdeki nokta veya bölüm
He is in the middle of the room
Odanın ortasında
koku
Sahnedeburunla algılanan özellik
I love the smell of rain
Yağmurun kokusunu seviyorum
kokusunu almak
bir kokuyu fark etmek veya tanımak
I can smell smoke
Duman kokusunu alabiliyorum
kokmak
bir koku yaymak
The fish smells bad
Balık kötü kokuyor
geri dönmek
eski bir konuma veya popülariteye yeniden kavuşmak
The trend began to smell again
Moda tekrar geri dönmeye başladı
büyük
Sahnedeboyut veya derece bakımından önemli olan
This is a major problem
Bu büyük bir sorun
bölüm
üniversitede bir öğrencinin uzmanlaştığı ana konu
My major is psychology
Benim bölümüm psikoloji
binbaşı
ordu veya hava kuvvetlerinde yüksek rütbeli bir subay
He is a major in the army
O, orduda binbaşıdır
kalibre
merminin çapının ölçüsü
The rifle uses a major of nine millimeters
Tüfek dokuz milimetrelik bir kalibre kullanıyor
rol yapmak
Sahnedebir filmde veya oyunda rol üstlenmek
He plays a doctor in the movie
Filmde bir doktoru canlandırıyor
oynamak
eğlenmek için bir şeyler yapmak
The children play in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
ses çıkarmak
bir ses oluşturmak
The toy plays music
Oyuncak müzik çalar
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
alevler içinde
Sahnedealevlerle yanmakta olan
The house is on fire
Ev yanıyor
çok başarılı
bir şeyi oldukça iyi ve etkileyici bir şekilde yapmak
Our team is on fire tonight
Takımımız bu gece harika oynuyor
coşkulu
bir konu hakkında çok heyecanlı veya enerjik olmak
She is on fire about her new project
Yeni projesi konusunda çok coşkulu
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan
I will definitely come
Kesinlikle geleceğim
kalkış
Sahnedebir uçağın yerden ayrıldığı an
The plane is ready for takeoff
Uçak kalkış için hazır
kaşık
Sahnedeyemek yemek için kullanılan araç
I use a spoon for soup
Çorba için kaşık kullanırım
kaşıkla sarılmak
birine arkadan vücudunu kıvırarak sarılmak
They like to spoon
Kaşık şeklinde sarılmayı severler
hakimlik
Sahnedehakim olma görevi veya makamı
He was appointed to a federal judgeship
Federal hakimlik görevine atandı
hayal etmek
Sahnedezihinde bir görüntü oluşturmak
I am imagining a forest
Bir orman hayal ediyorum
hayal etme
zihindeki bir resim veya fikir
She is imagining a happy ending
O mutlu bir son hayal ediyor
çuvallamak
Sahnedebir işi yanlış yaparak hata yapmak
I screwed up the test
Testte çuvalladım
bozmak
bir şeylerin yanlış gitmesine neden olmak
Don't screw up this chance
Bu şansı bozma
beceriksiz
sürekli hata yapan kimse
He is a total screw-up
O tam bir beceriksiz
hızlı
Sahnedeyüksek hızda
He runs very fast
O çok hızlı koşar
oruç tutmak
belirli bir süre boyunca yemek yememek
He decided to fast for a day
Bir gün boyunca oruç tutmaya karar verdi
ileri
saatin gerçek zamandan daha ileride olması
My watch is five minutes fast
Saatim beş dakika ileri
derince
genellikle uyku için kullanılan derin bir şekilde
The baby is fast asleep
Bebek derin uykuda
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
izlemek
Sahnedebir şeye dikkatle bakmak
I like to watch movies
Film izlemeyi severim
gözetmek
bir şeyi korumak veya kontrol etmek
Please watch my bag
Lütfen çantamı kolla
kol saati
bileğe takılan küçük saat
My watch is broken
Saatim bozuk
dikkat etmek
bir şeyi yaparken özenli ve dikkatli olmak
Watch your step on the stairs
Merdivenlerde adımına dikkat et
kaçık
Sahnedegarip veya aptalca bir şekilde komik
He has a wacky sense of humor
Onun kaçık bir mizah anlayışı var
duygu
Sahnedeiçte yaşanan duygusal durum
Love is a strong feeling
Aşk güçlü bir duygudur
hava
bir yerin genel havası veya karakteri
The room has a cozy feeling
Odada rahat bir hava var
his
bir şeyin doğru olduğuna dair düşünce veya görüş
I have a feeling it will rain
Yağmur yağacak gibi bir hissim var
duygu
yoğun bir his veya heyecan durumu
Love is a powerful feeling
Aşk güçlü bir duygudur
hissetmek
fiziksel veya duygusal bir tecrübe yaşamak
I am feeling happy today
Bugün mutlu hissediyorum
duymak
fiziksel bir algıya sahip olmak
I can feel the wind
Rüzgarı duyabiliyorum
sezmek
bir şeyin olduğuna dair düşünceye sahip olmak
I feel that we are lost
Kaybolduğumuzu seziyorum
izlenim
bir şeyin doğru olduğuna dair inanç
I have a feeling he knows
Onun bildiğine dair bir izlenimim var
sezgi
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğuna inanmak
She trusts her intuition
Sezgilerine güveniyor
his
fiziksel veya duygusal bir duyu
I have a strange feeling
Garip bir hissim var
umut
iyi şeylerin gerçekleşmesini bekleme hissi
I have a hopeful feeling about this
Bunun hakkında umutlu bir hissim var
düşünce
bir konu hakkında fikir veya tutum sahibi olma
I have a feeling that we should go
Gitmemiz gerektiğine dair bir düşüncem var
uzaktan
Sahnedeuzak bir yerden
I saw him from afar
Onu uzaktan gördüm
soyadı
Sahnedehangi aileye ait olduğunuzu gösteren isim
What is your last name?
Soyadınız nedir?
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
ihtimal
Sahnedebir şeyin gerçekleşme olasılığı
There is a chance of rain
Yağmur yağma ihtimali var
fırsat
bir şeyi yapmak için uygun olan zaman veya durum
I had a chance to travel
Seyahat etme fırsatım oldu
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
There is a chance of failure
Başarısızlık riski var
aynı
Sahnedefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
bahsetmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden söz etmek
He referred to the book during the lecture
Ders sırasında kitaptan bahsetti
yönlendirmek
birini yardım veya karar için başka bir yere veya kişiye göndermek
My doctor will refer me to a specialist
Doktorum beni bir uzmana yönlendirecek
tebrik
Sahnedebirinin başarısını kutlamak için söylenen sözler
Congratulations on your graduation
Mezuniyetin için tebrikler
torun
Sahnedeçocuğun oğlu
He is my grandson
O benim torunum
sıyrılmak
Sahnedebir sorumluluktan veya işten kurtulmak
I want to get out of this meeting
Bu toplantıdan sıyrılmak istiyorum
kaçmak
Sahnedebir yerden uzaklaşmak
You should get out of the house
Evden kaçmalısın