

How I Met Your Mother — 9. Sezon Bölüm 9
Kelimeler ve anlamları
515 kelime
Seviye
sahip olmak
Sahnedebir şeye sahip olmak
I have got a red car
Benim kırmızı bir arabam var
şeyler
Sahnedegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
eşyalar
kişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
baş sallamak
Sahnedeonaylamak için başını yukarı aşağı hareket ettirmek
He nodded in agreement
Onaylayarak başını salladı
baş sallama
onay veya izin belirtisi olan hareket
He gave a nod of approval
Onay olarak başını salladı
fırın
Sahnedeekmek ve pasta gibi ürünlerin yapılıp satıldığı yer
I bought some bread at the bakery
Fırından biraz ekmek aldım
ölmek
Sahnedecanlılığın sona ermesi
All living things will eventually die
Tüm canlılar sonunda ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
başka bir
Sahnedebir tane daha veya farklı bir tane
I want another cup of coffee
Bir fincan daha kahve istiyorum
sonunda varmak
Sahnedesonunda belirli bir yere veya duruma gelmek
We ended up at the beach
Sonunda plaja vardık
tuhaf tip
Sahnedesıradışı veya garip davranan kişi
He is a bit of a weirdo
O biraz tuhaf bir tip
meydan okumak
Sahnedebirini yarışmaya veya dövüşmeye çağırmak
I challenge you to a game of chess
Sana satrançta meydan okuyorum
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
tam
doğrudan ya da kesin bir biçimde
The hotel is right beside the station
Otel istasyonun tam yanında
güvensiz
Sahnedegüvenli olmayan
This road is unsafe
Bu yol güvensiz
kadar
Sahnedebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
takdir etmek
Sahnedebir şeyin değerini anlamak
I appreciate your help
Yardımını takdir ediyorum
minnettar olmak
bir şey için teşekkür hissetmek
I appreciate your help
Yardımınız için minnettarım
rahatsız olmak
bir durumdan dolayı hoşnutsuzluk duymak
I would appreciate it if you stopped bothering me
Beni rahatsız etmeyi bırakırsan sevinirim
takdir etmek
bir şeyin önemini veya değerini anlamak
I appreciate the effort you put into this
Bunun için harcadığın çabayı takdir ediyorum
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
tahmin etmek
Sahnedeemin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
tam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
adam
Sahnedebir erkek için kullanılan samimi ifade
He is a nice guy
O iyi bir adam
adamlar
Sahnedeerkekler için kullanılan samimi ifade
Those guys are tall
Şu adamlar uzun
millet
bir grup insan için kullanılan gayriresmi ifade
Listen guys
Dinleyin millet
üzgün
Sahnedeüzüntü veya mutsuzluk hissetmek
I feel sad today
Bugün üzgün hissediyorum
yürek burkan
Sahnedebüyük bir üzüntüye neden olan
It was a heartbreaking story
Yürek burkan bir hikayeydi
gerçekten
Sahnedegerçek ve dürüst bir şekilde
I am genuinely sorry
Gerçekten üzgünüm
yaygın
Sahnedebir şeyle dolu veya yaygın
The city was rife with rumors
Şehir dedikodularla doluydu
geçirdi
Sahnedezamanı bir şeyi yaparak kullandı
She spent the day reading
Günü okuyarak geçirdi
bitkin
çok yorgun veya enerjisi kalmamış
I am completely spent
Tamamen bitkinim
harcadı
bir şey karşılığında para verdi
He spent all his money
Bütün parasını harcadı
tükenmiş
zaten kullanılmış veya tüketilmiş
The battery is spent
Pil tükenmiş
yasal olarak
Sahnedeyasalara veya kurallara uygun bir şekilde
He won the election legitimately
Seçimi yasal olarak kazandı
gerçekten
gerçek veya hakiki bir biçimde
She is legitimately worried about the test
Sınav hakkında gerçekten endişeli
taksi
Sahnedeücret ödeyerek bindiğiniz araç
I called a cab
Bir taksi çağırdım
kırmızı şarap
cabernet sauvignon üzümünden yapılan şarap çeşidi
We had a glass of cab
Bir kadeh kırmızı şarap içtik
çarşaf
Sahnedeyatak üzerine serilen ince kumaş
I need a clean sheet for the bed
Yatak için temiz bir çarşafa ihtiyacım var
çarşaf
yatağı örtmek için kullanılan büyük kumaş parçası
I put a clean sheet on the bed
Yatağa temiz bir çarşaf serdim
hıçkırık
Sahnedediyaframın kasılmasıyla oluşan ses
Water can stop hiccups
Su hıçkırığı durdurabilir
doldurmak
Sahnedevaktini bir şey yaparak geçirmek
She fills her days with reading
Günlerini kitap okuyarak dolduruyor
doldurmak
bir şeyi tamamen dolu hale getirmek
Please fill the glass with water
Lütfen bardağı suyla doldur
bilgilendirmek
birine bir şey hakkında bilgi vermek
Please fill me in on the details
Lütfen bana detaylar hakkında bilgi ver
doldurmak
boş yerlere bilgi yazmak
Please fill out this form
Lütfen bu formu doldurun
tam
Sahnedeher şeyi kapsayan
It was a total failure
Tam bir başarısızlıktı
tamamen
bütünüyle bir şekilde
I totally agree with you
Sana tamamen katılıyorum
pert etmek
bir araca onarılamayacak kadar hasar vermek
He totaled his car
Arabasını pert etti
toplam
bütün miktar veya sayı
The total is fifty
Toplam elli ediyor
çeyrek
Sahnededört eşit parçadan biri
Give me a quarter of the cake
Bana pastanın dörtte birini ver
merhamet
bir düşmana veya rakibe gösterilen şefkat
They showed no quarter
Hiç merhamet göstermediler
konaklama yeri
insanların yaşadığı veya kaldığı yer
He moved into new quarters
Yeni bir kalacak yere taşındı
çeyrek dolar
Amerika Birleşik Devletleri'nde kullanılan 25 sentlik madeni para
I paid with a quarter
Ödemeyi bir çeyrek dolarla yaptım
konaklama yerleri
birinin yaşadığı ya da kaldığı odalar
The crew returned to their quarters
Mürettebat kaldıkları yerlere döndü
kıç
bir geminin arka tarafı
The ship's quarter was damaged
Geminin kıçı hasar gördü
anne
Sahnedekadın ebeveyn
I love my mother
Annemi seviyorum
cevap
Sahnedebir şeye verilen yanıt
I am waiting for your response
Cevabınızı bekliyorum
tepki
bir şeye karşı verilen fiziksel veya zihinsel karşılık
His body had a strong response to the medicine
Vücudu ilaca güçlü bir tepki verdi
müdahale
bir durumla başa çıkmak için yapılan eylem
The team's response was quick
Ekibin müdahalesi hızlıydı
uzaklık
Sahnedeiki kişi veya nesne arasındaki boşluk
The distance is too big
Uzaklık çok fazla
uzaklaşmak
birinden veya bir şeyden uzak durmak
He tried to distance himself from the problem
Sorundan uzaklaşmaya çalıştı
mesafe
kat edilen toplam yol
We traveled a long distance
Uzun bir mesafe katettik
telefon görüşmesi
Sahnedetelefon üzerinden yapılan konuşma
I have a phone call
Bir telefon görüşmem var
kaval kemiği
Sahnededizin altındaki bacağın ön kısmı
He hit his shin on the table
Kaval kemiğini masaya çarptı
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi bir yolu
Yup, I can do it
Evet, yapabilirim
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
ne kadar
bir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
dokunmak
Sahnedeelini bir şeye koymak
Do not touch the glass
Cama dokunma
duygulandırmak
birinin duygularını etkilemek
Your kind words touched me
Nazik sözlerin beni duygulandırdı
yetenek
bir şeyi iyi yapma konusundaki doğal beceri
He has a professional touch
Profesyonel bir dokunuşu var
küçük bir miktar
bir şeyden çok küçük bir miktar
Add a touch of salt
Biraz
dört gözle beklemek
Sahnedegelecekte olacak bir şeyi heyecanla beklemek
I look forward to the holiday
Tatili dört gözle bekliyorum
ileriye bakmak
ileriye veya geleceğe doğru
Look forward when you walk
Yürürken ileriye bak
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
ritmik olarak
Sahnededüzenli ve tekrarlayan bir biçimde
She breathed rhythmically
Ritmik bir şekilde nefes aldı
batırmak
Sahnedebir işi kötü bir şekilde yapmak
I messed up the test
Sınavı batırdım
dağıtmak
bir yeri düzensiz hale getirmek
You messed up my room
Odamı dağıttın
mahvetmek
bir şeyi bozmak veya kötüleştirmek
Do not mess up this task
Bu görevi mahvetme
karıştırmak
bir durumu içinden çıkılmaz hale getirmek veya düzensizliğe yol açmak
Do not mess up my plans
Planlarımı karıştırma
batırmak
bir şeyi kötü yapmak veya mahvetmek
Do not mess up this project
Bu projeyi batırma
oyun
Sahnedebir oyun veya spor türü
I love this game
Bu oyunu seviyorum
yetenek
bir konuda doğal beceri
Her game is improving
Yeteneği gelişiyor
strateji
uzun vadeli hedeflere ulaşmak için planlanan hareketler bütünü
He plays a long game to win the election
Seçimi kazanmak için uzun vadeli bir strateji izliyor
istekli
bir şeyi denemeye veya yapmaya hazır olma
Are you game for a long hike
Uzun bir doğa yürüyüşüne var mısın
bırakmak
Sahnedebir şeyi yapmayı bırakmak
I want to give up smoking
Sigarayı bırakmak istiyorum
işten çıkarmak
birini bir işi bırakmaya veya bir yerden ayrılmaya zorlamak
The company had to give up some staff
Şirket bazı personeli işten çıkarmak zorunda kaldı
ilişki
Sahnedeiki kişi veya şey arasındaki bağlantı biçimi
There is a relationship between diet and health
Diyet ve sağlık arasında bir ilişki vardır
ilişki
iki kişi arasındaki yakın bağ
They have a good relationship
Onların iyi bir ilişkisi var
ilişki
iki kişi arasındaki duygusal veya romantik bağ
They have a strong relationship
Güçlü bir ilişkileri var
okumak
Sahnedeyazılı kelimeleri görüp anlamak
I read a book every month
Her ay bir kitap okurum
rol okumak
bir rol için metin okuyarak seçmelere katılmak
She will read for the part
Rol için seçmelere katılacak
almak
telsizle konuşurken birinin söylediklerini duymak ve anlamak
Do you read me
Beni alabiliyor musun
okumak
birinin düşüncelerini söylemeden anlamak
I can read your mind
Aklını okuyabiliyorum
ne
Sahnedebilgi istemek için kullanılan soru sözcüğü
What is your name
Adın ne
nadir
Sahnedesık rastlanmayan veya görülmeyen
This is a rare coin
Bu nadir bir paradır
az pişmiş
çok kısa süre pişmiş
I like my steak rare
Bifteğimi az pişmiş severim
bekârlık yemini etmiş
Sahnedecinsel ilişkiye girmeyen veya evlenmeyen
The monk is celibate
Keşiş bekârlık yemini etmiştir
bugün
Sahnedeiçinde bulunulan gün
I am busy today
Bugün meşgulüm
değer
Sahnedeyeterli değere veya hakka sahip olmak
The book is worth reading
Kitap okunmaya değer
değer
bir şeyi denemeye değer olmak
It is worth a try
Denemeye değer
değer
maddi veya manevi kıymet
This ring has great worth
Bu yüzüğün büyük bir değeri var
ihtimal
Sahnedebir şeyin gerçekleşme olasılığı
There is a chance of rain
Yağmur yağma ihtimali var
fırsat
bir şeyi yapmak için uygun olan zaman veya durum
I had a chance to travel
Seyahat etme fırsatım oldu
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
There is a chance of failure
Başarısızlık riski var
uzaklaşmak
Sahnedebir yerden veya durumdan uzaklaşmak
He decided to walk away
Uzaklaşmaya karar verdi
çıkmak
Sahnedebirisiyle romantik bir amaçla görüşmek
They have been dating for two months
İki aydır çıkıyorlar
tarih
ayın veya yılın belirli bir günü
What is today's date?
Bugünün tarihi ne?
hurma
palmiye ağacından yetişen tatlı kahverengi meyve
I like eating dates
Hurma yemeyi severim
bugüne kadar
şimdiki zamana kadar
We have learned a lot to date
Bugüne kadar çok şey öğrendik
ciddi
Sahnedeşaka yapmayan, söylediklerinde samimi olan
Are you serious?
Ciddi misin?
ciddi
dikkatli düşünme veya eylem gerektiren
This is a serious problem
Bu ciddi bir problem
ciddi
zarar veya tehlikeye neden olan
He had a serious accident
O ciddi bir kaza geçirdi
ciddi
miktarı veya derecesi yüksek olan
It is a serious problem
Bu ciddi bir problem
beraber
Sahnedeaynı yerde veya aynı zamanda
We study together
Birlikte çalışıyoruz
barışmış
bir ayrılığın ardından tekrar sevgili olmak
They got back together recently
Yakın zamanda tekrar barıştılar
toplamda
sayıların toplamını hesaplamak
How much is it all together
Hepsi toplamda ne kadar
düzenli
mantıklı ve planlı bir şekilde
She is a very together person
O çok düzenli bir insandır
yunus
Sahnedeokyanusta yaşayan zeki bir memeli
The dolphin is swimming
Yunus yüzüyor
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
sonsuza kadar
Sahnedetüm zamanlar boyunca
I will love you forever
Seni sonsuza kadar seveceğim
sonsuza dek
çok uzun bir süre
I will remember this day forever
Bu günü sonsuza dek hatırlayacağım
sarhoş
Sahnedeçok fazla alkol aldığı için kendinde olmayan
He is too drunk to drive
Araba sürmek için çok sarhoş
ayyaş
çok fazla alkol tüketen kişi
He is a drunk
O bir ayyaş
içilmiş
içilerek tüketilmiş
I have drunk all the water
Tüm suyu içtim
fırsat
Sahnedeuygun bir zaman veya durum
This is a great opportunity
Bu harika bir fırsat
her şey
Sahnedetüm şeyler
He lost everything
Her şeyi kaybetti
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
dönüştürmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeye dönüştürmek
She turned the room into a gym
Odayı bir spor salonuna dönüştürdü
sıra
başkalarından sonra bir şeyi yapabileceğiniz zaman
It is your turn now
Şimdi senin sıran
vermek
bir şeyi başkasına uzatmak
Please turn the book to him
Lütfen kitabı ona ver
çevirmek
bir cihazı çalıştırmak için düğmeyi hareket ettirmek
Turn the knob to start the machine
Makineyi çalıştırmak için düğmeyi çevir
yarın
Sahnedebugünden sonraki gün
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
gelecek
zamanın ilerisi
Hope for a better tomorrow
Daha iyi bir gelecek için umut et
yetimhane
Sahnedeebeveynleri olmayan çocukların yaşadığı yer
He grew up in an orphanage
O, bir yetimhanede büyüdü
kız çocuk
Sahnedegenç bir dişi kişi
The girl is playing
Kız çocuk oynuyor
kız
Sahnededişi bir insan
She is a smart girl
O zeki bir kız
kız
Sahnedekadınlar için kullanılan samimi ifade
I am with the girls
Kızlarla beraberim
sonra
Sahnedebir olaydan sonra gerçekleşen
We will eat later
Yemekten sonra yiyeceğiz
geç
beklenenden daha geç
She arrived later than me
O benden geç geldi
merhum
vefat etmiş kişi
The late king died long ago
Merhum kral uzun zaman önce öldü
yeni
son zamanlarda gerçekleşen
That is a later development
O yeni bir gelişme
daha sonra
gelecekte veya belirli bir olaydan sonra
I will do it later
Bunu daha sonra yapacağım
sonra
şu andan daha ileri bir vakit
See you later
Seni sonra görürüm
gelecekte
ileriki bir zamanda
I will be back later
Gelecekte geri döneceğim
gecikmeli
beklenen zamandan daha geç gerçekleşen
The later train arrived at midnight
Gecikmeli tren gece yarısı vardı
geç dönem
bir zaman diliminin sonuna yakın olan
This is a later work of the artist
Bu sanatçının geç dönem bir eseri
vakitli değil
kararlaştırılan zamanda olmayan
He is later than usual
Her zamankinden daha vakitsiz
daha sonra
şu andan sonraki bir zamanda
I will call you later
Seni daha sonra arayacağım
dışarı
Sahnedebir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
nedeniyle
bir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
dışında tutmak
birini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
-den
bir yerden veya kaynaktan gelmek
I got the water out of the tap
Suyu musluktan aldım
arasından
bir grubun içinden seçilmek
Choose one out of these three
Bu üçünün arasından bir tane seç
içinden
bir şeyin iç kısmından gelmek
He came out of the room
Odanın içinden geldi
yoksun
bir şeye sahip olmamak
We are out of bread
Ekmeksiz kaldık
uzaklaşarak
bir yerden ayrılmak
Please get out of my house
Lütfen evimden çık
dışında
artık bir grubun parçası olmamak
He is out of the team
O artık takımın dışında
tükenmiş
bir şeyin bitmiş olması
We are out of gas
Benzinimiz bitti
dışarıda
bir yerin içinde olmamak
She is out of the office
Ofisin dışında
dışarı
bir yerin içerisi olmaması
Stay out of the rain
Yağmurun dışında kal
çıkararak
bir şeyi bir yerden almak
Take the keys out of your pocket
Anahtarları cebinden çıkar
alınarak
birini veya bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
They took the boy out of school
Çocuğu okuldan aldılar
kalmamış
bir şeyin tamamen bitmiş olması
We are out of sugar for the tea
Çay için şekerimiz kalmadı
acele
Sahnedebir şeyi hızlıca yapma durumu
I am in a hurry
Acelem var
acele etmek
hızlı hareket etmek
Please hurry up
Lütfen acele et
hayatta kalan
Sahnedetehlikeli bir olaydan sonra hayatta kalan kişi
He is a survivor of the crash
O, kazadan hayatta kalan kişidir
Survivor
popüler bir gerçeklik şovu yarışma programı
I love watching Survivor
Survivor izlemeyi seviyorum
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
sepet
Sahnedeeşyaları taşımak için kullanılan kap
He put the fruit in the basket
Meyveleri sepete koydu
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
bırakmak
bir şeye sahip olmayı ya da bir şeyi yapmayı bırakmak
She gave up smoking
Sigarayı bıraktı
beceri
Sahnedepratik bilgi veya yetenek
He has the know-how to fix the car
Arabayı tamir edecek becerisi var
ayaklarla flört etmek
Sahnederomantik veya şakacı bir şekilde birinin ayağına kendi ayağıyla dokunmak
They were playing footsies under the table
Masanın altında ayaklarıyla flört ediyorlardı
geri dönüş
Sahnedeeski konuma veya popülerliğe yeniden kavuşma
The singer made a huge comeback
Şarkıcı büyük bir geri dönüş yaptı
hazırcevap yanıt
bir söze verilen hızlı ve etkili cevap
He has a great comeback for everything
Her şeye harika bir cevabı var
kapatmak
Sahnedetelefon görüşmesini sonlandırmak
Please do not hang up the phone
Lütfen telefonu kapatma
takıntı
bir şey hakkındaki endişe veya zorluk hissi
He has a hang up about his age
Yaşıyla ilgili bir takıntısı var
bırakmak
bir işi veya aktiviteyi sona erdirmek
He decided to hang up his career
Kariyerini noktalamaya karar verdi
kafaya takmak
bir şeyi gereğinden fazla düşünmek veya ona odaklanmak
He is hung up on that small mistake
O küçük hatayı kafaya takıyor
patlamak
Sahnedegürültüyle parçalara ayrılmak
The bomb blew up
Bomba patladı
büyütmek
daha büyük hale getirmek
Blow up the photo
Fotoğrafı büyüt
patlama yapmak
bir durumun aniden çok hareketli hale gelmesi
Her social media accounts blew up overnight
Sosyal medya hesapları bir gecede patlama yaptı
büyütmek
bir şeyin boyutunu daha büyük hale getirmek
I want to blow up this photo
Bu fotoğrafı büyütmek istiyorum
patlamak
aniden çok ünlü veya başarılı hale gelmek
His career blew up after that song
Onun kariyeri o şarkıdan sonra patladı
mesaj yağmuruna tutmak
birine çok sayıda mesaj veya arama göndermek
She was blowing up my phone with messages
Sürekli mesaj atarak telefonumu rahatsız etti
şişme
hava ile doldurulmuş
We played with a blow-up ball
Şişme bir topla oynadık
kavga
aniden çıkan şiddetli tartışma
They had a sudden blow-up during the meeting
Toplantı sırasında aniden büyük bir kavga çıktı
memnun
Sahnedememnuniyet veya mutluluk duyan
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnun oldum
yoğun
Sahnedeçok güçlü veya aşırı
The party was a bit too full on
Parti biraz fazla yoğundu