

Modern Family — 1. Sezon Bölüm 10
Kelimeler ve anlamları
488 kelime
Seviye
dakika
Sahnedealtmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
tam o an
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
yaramaz
Sahnedekötü davranan veya söz dinlemeyen
He is a naughty child
O yaramaz bir çocuk
yaramaz
kurallara uymayan veya kötü davranan
The naughty child did not listen
Yaramaz çocuk söz dinlemedi
biraz
Sahnedebir dereceye kadar
I'm kinda tired
Biraz yorgunum
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
büyütmek
bir çocuğa yetişkin olana kadar bakmak
They brought up three children
Üç çocuk büyüttüler
hafta
Sahnedeyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
kıkırdamak
Sahnedesessizce ve hafifçe gülmek
He chuckles at the joke
Şakaya kıkırdıyor
oluşturmak
Sahnedebir yüzeyde yazı meydana getirmek
She writes content for the website
Web sitesi için içerik oluşturuyor
çek yazmak
bankaya para ödemesi için verilen yazılı belge
I need to write a check for the rent
Kira için bir çek yazmam gerekiyor
büyütücü
Sahnedebir nesneyi olduğundan daha büyük gösteren
The magnifying lens makes small print easier to see
Büyütücü mercek küçük yazıları görmeyi kolaylaştırıyor
uymak
Sahnedebir şeyin bir yere girecek doğru boyutta veya şekilde olması
The key fits the lock perfectly
Anahtar kilide tam uyuyor
uygun
belirli bir durum için doğru olan
He is not fit for the job
Bu iş için uygun değil
formda
güçlü ve fiziksel olarak sağlıklı
She exercises to stay fit
Formda kalmak için egzersiz yapıyor
nöbet
aniden gelen güçlü bir duygu veya davranış
He had a fit of anger
Bir öfke nöbeti geçirdi
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
bak
dikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
basamak
Sahnedeyukarı veya aşağı çıkan basamaklardan her biri
He sat on the bottom stair
En alt basamağa oturdu
ikinci porsiyon
Sahnedeyemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
ikinci
birinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
saniye
dakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
denedi
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba göstermek
He tried to open the door
Kapıyı açmayı denedi
denenmiş
tecrübeyle işe yaradığı kanıtlanmış
This is a tried method
Bu denenmiş bir yöntem
belki
Sahnedeihtimalle veya olabilir anlamında
Perhaps it will rain today
Belki bugün yağmur yağar
batmak
Sahnedeözellikle suyun içine doğru aşağı inmek
The ship started to sink
Gemi batmaya başladı
lavabo
yıkama için kullanılan kap
Wash your hands in the sink
Ellerini lavaboda yıka
batmak
bir girişimin başarısızlığa uğraması
His new company started to sink
Yeni şirketi batmaya başladı
ısı emici
ısıyı emip dağıtan cihaz
The computer needs a heat sink
Bilgisayarın bir ısı emiciye ihtiyacı var
çok
Sahnedebüyük miktarda veya sayıda
I have a lot of work to do
Yapacak çok işim var
arsa
küçük bir toprak parçası
He bought a parking lot
Bir otopark alanı satın aldı
kader
kişinin hayatındaki yazgısı
This is my lot in life
Bu benim hayattaki kaderim
kader
bir kişinin içinde bulunduğu durum veya hayat koşulları
He accepted his lot in life
Hayatındaki kaderini kabullendi
sıklıkla
birçok kez veya sıkça
I see him a lot
Onu sıklıkla görürüm
grup
bir insan topluluğu
That is a loud lot
O gürültülü bir grup
çok miktarda
büyük bir sayı veya miktar
We have a lot of time
Çok miktarda vaktimiz var
az miktarda
küçük bir sayı veya miktar
That is a lot less
O az miktarda
fazlasıyla
büyük ölçüde
I like it a lot
Onu fazlasıyla seviyorum
tam
Sahnedeher şeyi kapsayan
It was a total failure
Tam bir başarısızlıktı
tamamen
bütünüyle bir şekilde
I totally agree with you
Sana tamamen katılıyorum
pert etmek
bir araca onarılamayacak kadar hasar vermek
He totaled his car
Arabasını pert etti
toplam
bütün miktar veya sayı
The total is fifty
Toplam elli ediyor
bundan sonra
Sahnedeşu andan itibaren
From now on, I will be more careful
Bundan sonra daha dikkatli olacağım
artık
şu anki zamandan başlayarak
I will not eat junk food from now on
Artık abur cubur yemeyeceğim
şimdiden sonra
bugün itibarıyla ve gelecekte
Keep the door locked from now on
Şimdiden sonra kapıyı kilitli tutun
temiz
Sahnedekir veya leke barındırmayan
Please put on a clean shirt
Lütfen temiz bir gömlek giy
tamamen
bütünüyle veya tamamen
I clean forgot the date
Tarihi tamamen unuttum
temiz
yasadışı veya dürüst olmayan işlere karışmamış
He has a clean record
Onun sicili temiz
adil
hile yapmadan kurallara uygun
They played a clean game
Adil bir oyun oynadılar
anlaşılır
kolayca kavranabilen veya yorumlanabilen
This is a clean answer
Bu anlaşılır bir cevap
yumruklamak
özellikle yüzüne sertçe vurmak
He cleaned him in the face
Onun yüzünü yumrukladı
masum
bir suçtan dolayı suçlu olmayan
The jury found him clean
Jüri onu masum buldu
temiz
yasa dışı hiçbir şey yapmamış olan
His record is clean
Onun sicili temiz
pak
kir veya leke içermeyen
Please keep your room clean
Lütfen odanı pak tut
lekesiz
kirden tamamen arındırılmış
The glass is completely clean
Bardak tamamen lekesiz
sıkı sarılma
Sahnedebirini kolların arasına alarak yapılan sıkı kucaklama
He gave his friend a bear hug
Arkadaşına sıkı bir kucaklama verdi
itiraf etmek
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu söylemek
He admitted his mistake
Hatasını itiraf etti
kabul etmek
bir yere girmeye izin vermek
The club admits members only
Kulüp sadece üyeleri kabul eder
affetmek
Sahnedebirinin hatası nedeniyle ona kızmayı bırakmak
Please forgive me
Lütfen beni affet
küvet
Sahnedebanyo yapmak için kullanılan büyük kap
The baby is in the bathtub
Bebek küvetin içinde
Cinco de Mayo
Sahnede5 Mayıs tarihinde kutlanan bir Meksika bayramı
Many people celebrate Cinco de Mayo with parties
Birçok insan Cinco de Mayo'yu partilerle kutlar
şaka
Sahnedeciddiye alınmaması gereken şey
His excuse was a joke
Bahanesi bir şakaydı
şaka
insanları güldürmek için yapılan komik veya zekice davranış
He played a joke on his friend
Arkadaşına bir şaka yaptı
şaka yapmak
gülmek için bir şeyler söylemek veya ciddi olmadığını belirtmek
I was only joking
Sadece şaka yapıyordum
ölümcül
Sahnedeölüme yol açan
The car accident was fatal
Araba kazası ölümcüldü
iptal etmek
Sahnedeplanlanmış bir etkinliğin gerçekleşmeyeceğine karar vermek
They had to cancel the meeting
Toplantıyı iptal etmek zorunda kaldılar
geçersiz kılmak
bir bilet veya pulun artık kullanılamayacağını belirtmek için işaretlemek
The machine will cancel your ticket
Makine biletinizi geçersiz kılacak
dışlamak
birine olan desteği veya onayı kamusal alanda durdurmak
People decided to cancel the actor
İnsanlar oyuncuyu dışlamaya karar verdi
başlangıç
Sahnedebir şeyin ilk kısmı
The beginning of the movie was great
Filmin başlangıcı harikaydı
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
beceri
Sahnedepratik bilgi veya yetenek
He has the know-how to fix the car
Arabayı tamir edecek becerisi var
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
dünya
Sahnedeüzerinde yaşadığımız gezegen
The world is round
Dünya yuvarlaktır
dünya
belirli bir alan veya varoluş
He lives in his own world
Kendi dünyasında yaşıyor
dünya
insanlarla birlikte yeryüzü
Peace in the world is important
Dünyada barış önemlidir
dünya
canlı olma ve deneyimlere sahip olma durumu
She brought a new baby into the world
O dünyaya yeni bir bebek getirdi
iyi
Sahnedenazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
hoş
keyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
bu arada
Sahnedekonu dışı veya ek bir yorum yaparken kullanılan ifade
By the way I like your shoes
Bu arada ayakkabılarını beğendim
bütün
Sahnedebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
şarkı
Sahnedesözleri olan müzik parçası
I love this song
Bu şarkıyı seviyorum
şarkı
sözleri olan kısa müzik parçası
She sang a short song
Kısa bir şarkı söyledi
benzemek
Sahnededış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
gibi görünmek
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
benzemek
bir şeye benzer bir dış görünüşe sahip olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
benzemek
dış görünüşü birine veya bir şeye benzemek
You look like your brother
Erkek kardeşine benziyorsun
alkışlamak
Sahnedeellerini çırparak onay göstermek
The audience began to applaud
İzleyiciler alkışlamaya başladı
alkışlamak
birine beğeni veya onay göstermek
The audience began to applaud
Seyirciler alkışlamaya başladı
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
klavyeyle yazma
Sahnedeklavyedeki tuşlara basarak yazı yazma eylemi
She is typing a letter
Bir mektup yazıyor
gevezelik etmek
Sahnedehızlı ve sürekli konuşmak
They chatter all day
Tüm gün gevezelik ederler
herkes
Sahnedebütün insanlar
Everyone is here
Herkes burada
vay canına
Sahnedeşaşkınlığı ifade etmek için kullanılır
Gosh, it is cold outside
Vay canına, dışarısı çok soğuk
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
hayal kızları
Sahnedemüzikal veya gösterilerdeki kadın şarkıcı grubu
The dreamgirls performed on stage
Hayal kızları sahnede performans sergiledi
birisi
Sahnedebelirsiz veya bilinmeyen bir kişi
Someone is at the door
Kapıda biri var
saygı
Sahnedebaşkalarına karşı gösterilen nazik davranış ve özen
We show respect for our elders
Yaşlılarımıza saygı gösteririz
yön
bir şeyin belirli bir parçası veya detayı
He is right in this respect
O bu yönden haklı
saygı duymak
bir kişi veya şey hakkında olumlu düşüncelere sahip olmak
I respect my teacher
Öğretmenime saygı duyarım
içeri girmek
Sahnedebir odaya veya binaya girmek
Please come in
Lütfen içeri girin
mevcut olmak
belirli bir formda satılmak veya bulunmak
This dress comes in red
Bu elbisenin kırmızısı var
gelmek
bir ürünün belirli seçenekleri veya çeşitleri ile sunulması
These shirts come in three sizes
Bu gömlekler üç bedende gelir
dereceye girmek
bir yarışmada belirli bir sırada bitirmek
She came in second in the race
Yarışta ikinci geldi
dahil olmak
bir durumda rol veya görev üstlenmek
Where does the expert come in
Uzman nerede devreye giriyor
gelmek
bir yere ulaşmak veya bir sırada yer almak
She came in first in the race
Yarışta birinci geldi
işe yaramak
bir durumda kullanışlı hale gelmek
This tool will come in handy later
Bu alet sonra işe yarayacak
dahil olmak
bir duruma katılmak veya rol almak
They asked me to come in on the project
Benden projeye dahil olmamı istediler
telsizden cevap vermek
telsiz çağrısına yanıt vermek
I called him on the radio, but he did not come in
Ona telsizden seslendim ama cevap vermedi
geleneksel
Sahnedegeleneklere dayanan
They wore traditional clothes
Geleneksel kıyafetler giydiler
yokluk
Sahnedebir yerde bulunmama durumu
His absence was noticed by everyone
Yokluğu herkes tarafından fark edildi
sessizce söylemek
Sahnedeses çıkarmadan dudaklarını hareket ettirmek
She mouthed the words
Kelimeleri sessizce söyledi
ağız
yemek yemek ve konuşmak için kullanılan yüzdeki açıklık
Open your mouth
Ağzını aç
doyurulacak ağız
beslenmesi gereken kişi
We have another mouth to feed.
Doyurmamız gereken bir ağız daha var.
ağız
bir şeyin içine girilen ya da içinden çıkılan açıklık
The bottle has a wide mouth
Şişenin ağzı geniş
geri getirmek
Sahnedebirini veya bir şeyi tekrar geri getirmek
Can you bring back my book?
Kitabımı geri getirebilir misin?
hatırlatmak
birinin bir şeyi anımsamasını sağlamak
That music brings back memories
O müzik anıları hatırlatıyor
yeniden getirmek
bir uygulamanın tekrar başlamasını sağlamak
They will bring back the rule
Kuralı yeniden getirecekler
geri getirmek
bir şeyi geldiği yere tekrar getirmek
Please bring back my book
Lütfen kitabımı geri getir
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
yer
Sahnedebelirli bir alan veya nokta
This is a nice spot for a picnic
Burası piknik için güzel bir yer
fark etmek
birini veya bir şeyi görmek veya fark etmek
I spotted him in the crowd
Onu kalabalığın içinde fark ettim
zaaf
bir şeye duyulan özel sevgi
She has a soft spot for cats
Kedilere karşı bir zaafı var
hesabını karşılamak
birinin masrafını veya borcunu ödemek
I will spot you for lunch today
Bugün öğle yemeğini senin yerine ödeyeceğim
kıkırdamak
Sahnedesessizce gülmek
He chuckled at the joke
Şakaya kıkırdadı
tabak
Sahnedeyemek servis etmek veya yemek yemek için kullanılan düz kap
Please put the dish on the table
Lütfen tabağı masaya koy
yemek
hazırlanmış bir yemek veya öğün
This dish tastes great
Bu yemek harika tadıyor
dedikodu yapmak
başkaları hakkında özel haber veya dedikodu paylaşmak
We gathered to dish about the latest news
En son haberler hakkında dedikodu yapmak için toplandık
aynı fikirde olmak
Sahnedebiriyle aynı düşünceye sahip olmak
I have the same opinion as you
Seninle aynı fikirdeyim
iyi gelmek
birine yararlı veya uygun olmak
This climate suits me
Bu iklim bana iyi geliyor
üç
Sahnedeüç sayısı
I have three apples
Üç elmam var
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
bırakmak
Sahnedebir şeyi yapmayı bırakmak
I want to give up smoking
Sigarayı bırakmak istiyorum
pes etmek
denemeyi bırakmak veya teslim olmak
Don't give up now
Şimdi pes etme
işten çıkarmak
birini bir işi bırakmaya veya bir yerden ayrılmaya zorlamak
The company had to give up some staff
Şirket bazı personeli işten çıkarmak zorunda kaldı
adil davranmak
Sahnedebirine nazik ve dürüst bir şekilde davranmak
He rubbed the team the right way
Takıma karşı adil davrandı
pürüz
bir zorluk veya anlaşmazlık noktası
That is the rub
Sorun da bu
sürtmek
bir şeyi bir yüzeye bastırıp hareket ettirmek
He rubbed his hands together to stay warm
Isınmak için ellerini birbirine sürttü
merhem
ağrıyı azaltmak için cilde sürülen ilaçlı madde
She applied a rub to her sore back
Ağrıyan sırtına bir merhem sürdü
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
hoş karşılanan
Sahnedememnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
serbest
Sahnedebir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
karşılamak
varan birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
paradoksal olarak
Sahnedebeklenenin aksine veya çelişkili bir biçimde
Paradoxically the slower you drive the sooner you arrive
Paradoksal olarak ne kadar yavaş sürersen o kadar çabuk varırsın
en iyi
Sahnedeen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
elinden gelenin en iyisi
gösterebileceğin en yüksek çaba
I did my best
Elimden gelenin en iyisini yaptım
özel
Sahnedesınırlı süreliğine sunulan ürün veya hizmet
The lunch special is very cheap
Öğle yemeği menüsü çok ucuz
özel
Sahnedesıradan olmayan durum
Today is a special day
Bugün özel bir gün
özel ikram
zevk veren bir şey
Getting ice cream was a special treat
Dondurma yemek özel bir ikramdı
özel
alışılmış olandan farklı
Today is a very special day
Bugün çok özel bir gün
kitap
Sahnedeyazılı sayfaların ciltlenmiş hali
I read a book
Bir kitap okudum
rezervasyon yapmak
bir şeyi önceden ayırmak
I want to book a room
Bir oda ayırtmak istiyorum
kaydetmek
birinin tutuklanmasını polis kayıtlarına resmi olarak işlemek
The police decided to book the suspect
Polis şüpheliyi kaydetmeye karar verdi
popüler
Sahnedebirçok kişi tarafından sevilen
This song is very popular
Bu şarkı çok popüler
popüler
çok sayıda insan tarafından beğenilen
This song is very popular
Bu şarkı çok popüler
duygulandırmak
Sahnedebirinin duygularını etkilemek
Your kind words touched me
Nazik sözlerin beni duygulandırdı
dokunmak
elini bir şeye koymak
Do not touch the glass
Cama dokunma
yetenek
bir şeyi iyi yapma konusundaki doğal beceri
He has a professional touch
Profesyonel bir dokunuşu var
küçük bir miktar
bir şeyden çok küçük bir miktar
Add a touch of salt
Biraz
zor
Sahnedekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
alkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
sert
yumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sert
birine kaba veya katı davranan
The coach was hard on the team
Koç takıma karşı sert davrandı
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Can anyone help me?
Bana yardım edebilecek biri var mı?
film
Sahnedesinemada veya televizyonda gösterilen hikaye
I love watching movies
Film izlemeyi severim
sönük
Sahnedeheyecan verici ya da ilginç olmayan
The team gave a lackluster performance
Takım sönük bir performans sergiledi
en azından
Sahnedeen azı ile
At least three people came
En az üç kişi geldi
en az
Sahnedemiktar veya derece olarak en küçük
This is the least expensive room
Bu en az pahalı oda
en azından
olumsuz bir duruma rağmen olumlu bir şeyi vurgulamak için kullanılır
It was cold but at least we had a heater
Hava soğuktu ama en azından bir ısıtıcımız vardı
en ufak
en küçük derece veya miktarda
I am not in the least bit worried
En ufak bir endişe duymuyorum
affetme
Sahnedeyanlış yapan birine karşı duyulan öfkenin sona ermesi
She asked for his forgiveness
Onun affını istedi
solunumla ilgili
Sahnedesoluk alıp verme ile ilgili
The lungs are part of the respiratory system
Akciğerler solunum sisteminin bir parçasıdır
astı
Sahnedebir şeyi yukarıdan sarkacak şekilde tutturmak
He hung the picture on the wall
Resmi duvara astı
asmak
birini iple asarak idam etmek
They hung the prisoner
Mahkumu astılar
kapatmak
bir telefon görüşmesini sonlandırmak
He hung up the phone
O telefonu kapattı
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
aramak
birini ya da bir şeyi bulmaya çalışmak
I looked for my keys
Anahtarlarımı aradım
pipet
Sahnedeiçecekleri içmek için kullanılan ince boru
Can I have a straw please
Lütfen bir pipet alabilir miyim
saman
tahıl bitkilerinin kurutulmuş sapları
The horse ate the straw
At saman yedi
suçsuz
Sahnedeyanlış bir şey yapmamış olan
He is innocent
O suçsuzdur
masum
zarar verme amacı gütmeyen
It was an innocent mistake
Masum bir hataydı