

Modern Family — 2. Sezon Bölüm 11
Kelimeler ve anlamları
538 kelime
Seviye
içeri girmek
Sahnedebir odaya veya binaya girmek
Please come in
Lütfen içeri girin
mevcut olmak
belirli bir formda satılmak veya bulunmak
This dress comes in red
Bu elbisenin kırmızısı var
gelmek
bir ürünün belirli seçenekleri veya çeşitleri ile sunulması
These shirts come in three sizes
Bu gömlekler üç bedende gelir
dereceye girmek
bir yarışmada belirli bir sırada bitirmek
She came in second in the race
Yarışta ikinci geldi
dahil olmak
bir durumda rol veya görev üstlenmek
Where does the expert come in
Uzman nerede devreye giriyor
gelmek
bir yere ulaşmak veya bir sırada yer almak
She came in first in the race
Yarışta birinci geldi
işe yaramak
bir durumda kullanışlı hale gelmek
This tool will come in handy later
Bu alet sonra işe yarayacak
dahil olmak
bir duruma katılmak veya rol almak
They asked me to come in on the project
Benden projeye dahil olmamı istediler
telsizden cevap vermek
telsiz çağrısına yanıt vermek
I called him on the radio, but he did not come in
Ona telsizden seslendim ama cevap vermedi
süper
Sahnedeşaşkınlık veya heyecan belirtmek için kullanılır
Sweet! I got the tickets
Süper! Biletleri aldım
hoş
Sahnedemutluluk veya haz veren
That is a sweet gesture
Bu çok hoş bir davranış
tatlı
şeker tadında olan
This apple is very sweet
Bu elma çok tatlı
tatlım
sevilen birine hitap ederken kullanılan isim
Goodnight, sweet
İyi geceler, tatlım
biriyle yatmak
Sahnedebiriyle cinsel ilişkiye girmek
He hopes to get laid tonight
Bu gece biriyle yatmayı umuyor
hıncını çıkarmak
Sahnedebaşka bir şeye kızdığı için birine kötü davranmak
Don't take it out on me
Hıncını benden çıkarma
hıncını çıkarmak
başka bir şeye kızgın olduğun için birine kötü davranmak
Don't take it out on me just because you had a bad day
Kötü bir gün geçirdin diye hıncını benden çıkarma
nedeniyle
Sahnedebir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
dışarı
bir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
dışında tutmak
birini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
-den
bir yerden veya kaynaktan gelmek
I got the water out of the tap
Suyu musluktan aldım
arasından
bir grubun içinden seçilmek
Choose one out of these three
Bu üçünün arasından bir tane seç
içinden
bir şeyin iç kısmından gelmek
He came out of the room
Odanın içinden geldi
yoksun
bir şeye sahip olmamak
We are out of bread
Ekmeksiz kaldık
uzaklaşarak
bir yerden ayrılmak
Please get out of my house
Lütfen evimden çık
dışında
artık bir grubun parçası olmamak
He is out of the team
O artık takımın dışında
tükenmiş
bir şeyin bitmiş olması
We are out of gas
Benzinimiz bitti
dışarıda
bir yerin içinde olmamak
She is out of the office
Ofisin dışında
dışarı
bir yerin içerisi olmaması
Stay out of the rain
Yağmurun dışında kal
çıkararak
bir şeyi bir yerden almak
Take the keys out of your pocket
Anahtarları cebinden çıkar
alınarak
birini veya bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
They took the boy out of school
Çocuğu okuldan aldılar
kalmamış
bir şeyin tamamen bitmiş olması
We are out of sugar for the tea
Çay için şekerimiz kalmadı
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
niyet
Sahnedeyapmak veya başarmak istenen şey
My intention is to learn English
Niyetim İngilizce öğrenmek
son
Sahnedebir şeyin son kısmı
This is the end of the road
Bu yolun sonu
bitmek
Sahnedesona ermek veya durmak
The movie ends now
Film şimdi bitiyor
uç
bir şeyin en uzak noktası
He stood at the end of the road
Yolun ucunda duruyordu
taraf
bir durumun belirli bir kişiye ait olan kısmı
Everything is fine on my end
Benim tarafımda her şey yolunda
üçte iki
Sahnedeüç eşit parçadan ikisini belirten kesir
Two thirds of the class passed the exam
Sınıfın üçte ikisi sınavı geçti
deli
Sahnedeakıl hastası veya çok garip davranan kişi
He is a complete lunatic
O tam bir deli
salata
Sahnedeçiğ sebzelerin soğuk karışımı
I like fresh salad
Taze salatayı severim
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
hemen
tam bu anda
I need to go right now
Hemen gitmem gerekiyor
sıra
Sahnedebir işi yapma sırasının gelmesi
It is my turn to play
Oyun sırası bende
dönmek
merkez bir nokta etrafında dairesel hareket etmek
The wheels turn when the car moves
Araba hareket edince tekerlekler döner
dönüşmek
farklı bir duruma veya hale gelmek
The leaves turn yellow in autumn
Sonbaharda yapraklar sarıya döner
kapatmak
bir düğmeye basarak veya çevirerek cihazı durdurmak
He turns off the lights
O ışıkları kapatıyor
tekerlek
Sahnedearaçların hareket etmesini sağlayan yuvarlak nesne
The car has four wheels
Arabanın dört tekerleği var
iterek götürmek
tekerlekli bir nesneyi iterek hareket ettirmek
He wheeled the suitcase
Valizi iterek götürdü
tekerlek
bir şeyin hareket etmesini sağlayan dönen yuvarlak parça
The car has four wheels
Arabanın dört tekerleği var
kapmak
Sahnedebir şeyi elinle hızla almak
She reached out to grab the bag
Çantayı kapmak için uzandı
çevrelemek
bir şeyi her taraftan sarmak
The walls grab the garden
Duvarlar bahçeyi çevreliyor
kapmak
hızlı bir hareketle bir şeyi almak
She grabbed her keys and left
Anahtarlarını kaptı ve gitti
çıldırmak
Sahnedekontrolsüz veya vahşi bir şekilde davranmaya başlamak
He will go crazy
O çıldıracak
bırak onu
Sahnedebirinden veya bir şeyden uzaklaşmak
Leave it behind
Onu geride bırak
bırakmak
bir şeyi belirli bir durumda tutmak
Leave the door open
Kapıyı açık bırak
kalsın
bir şeyi almamaya karar vermek
I do not need a receipt so you can leave it
Fişe ihtiyacım yok o yüzden kalsın
oralarda bir yerlerde
Sahnededünyada veya bir yerde mevcut olan
There are many opportunities out there
Oralarda bir yerlerde birçok fırsat var
sıra dışı
tuhaf veya alışılmadık
His ideas are a bit out there
Fikirleri biraz sıra dışı
orada
bulunulan yerin uzağında
I left my umbrella out there
Şemsiyemi orada bıraktım
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
seçmek
Sahnedebir şeyi almaya veya yapmaya karar vermek
I will go for the cake
Keki seçeceğim
geçerli olmak
bir durumun birisi veya bir şey için geçerli olması
The same rule goes for everyone
Aynı kural herkes için geçerlidir
hedeflemek
bir amaca ulaşmaya çalışmak
I will go for the win
Galibiyeti hedefliyorum
girişmek
bir şeyi elde etmeye veya yapmaya çalışmak
I will go for the top prize
Büyük ödül için girişiyorum
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı amaçlamak
We go for an early start tomorrow
Yarın erken başlamaya niyetleniyoruz
ahmak
Sahnedeakılsız veya sinir bozucu kişi
Stop acting like such a yutz
Böyle bir ahmak gibi davranmayı bırak
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
olmak
gerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
harika
Sahnedeçok etkileyici veya çok iyi
This view is awesome
Bu manzara harika
her ne zaman
Sahnedeherhangi bir zamanda
Call me whenever you want
İstediğin her an beni ara
her ne zaman
uygun olan herhangi bir zamanda
Come visit whenever you like
Ne zaman istersen gel
iptal etmek
Sahnedeplanlanmış bir etkinliğin gerçekleşmeyeceğine karar vermek
They had to cancel the meeting
Toplantıyı iptal etmek zorunda kaldılar
geçersiz kılmak
bir bilet veya pulun artık kullanılamayacağını belirtmek için işaretlemek
The machine will cancel your ticket
Makine biletinizi geçersiz kılacak
dışlamak
birine olan desteği veya onayı kamusal alanda durdurmak
People decided to cancel the actor
İnsanlar oyuncuyu dışlamaya karar verdi
evlenmek
Sahnedeevlilik bağıyla bağlanmak
They want to get married
Evlenmek istiyorlar
evli
bir eşe sahip olma durumu
They are married
Onlar evli
evlenmek
nikah kıyarak eş olma
They will get married in June
Onlar haziranda evlenecekler
tedavi
Sahnedebir hastalığı iyileştirmek için uygulanan bakım
The patient needs special treatment
Hastanın özel tedaviye ihtiyacı var
tedavi
hastaya uygulanan tıbbi bakım
He needs urgent treatment
Acil tedaviye ihtiyacı var
kaplama
bir pencere için örtü veya süsleme
She chose a modern window treatment
Modern bir pencere kaplaması seçti
cilt bakımı
yüz için uygulanan güzellik işlemi
She went to the spa for a skin treatment
Cilt bakımı için spaya gitti
bir zamanlar
Sahnedegeçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
bir kez
tek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
olduğunda
olduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
yol göstermek
Sahnedeyolu göstermek veya yönetmek
She will lead the group
Gruba o yol gösterecek
kurşun
ağır ve yumuşak bir metal
Lead is a heavy metal
Kurşun ağır bir metaldir
ipucu
bir problemi veya gizemi çözmeye yardımcı olan bilgi parçası
The police followed a new lead in the case
Polis vakada yeni bir ipucunu takip etti
başrol
bir film veya tiyatro oyunundaki ana karakter
She played the lead in the movie
Filmde başrolü o oynadı
bahse girmek
Sahnedebir şeyden çok emin olmak
I bet he is late
Bahse girerim geç kalmıştır
bahis oynamak
bir oyun veya yarış için para riske atmak
He bet on the red car
Kırmızı arabaya bahis oynadı
seçenek
en uygun veya yararlı olan tercih
Taking the train is your best bet
Trene binmek en iyi seçeneğin
girdi
Sahnedebir liste veya hesapta yazılı olan öğe
There is a new entry in the list
Listede yeni bir girdi var
giriş
bir yere girme eylemi
Entry is forbidden here
Buraya giriş yasaktır
başvuru
bir yarışmaya katılmak için gönderilen çalışma
She submitted her entry for the art contest
O sanat yarışması için başvurusunu gönderdi
girdi
bir liste veya koleksiyondaki tek bir öğe
There is a new entry in the dictionary
Sözlükte yeni bir girdi var
mümkün
Sahnedeyapılabilen veya gerçekleşebilen durum
It is possible to finish the work today
İşi bugün bitirmek mümkün
aday
seçilme ihtimali olan kişi
She is a possible for the role
O bu rol için bir aday
bütün
Sahnedebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
bebek arabası
Sahnedebebeklerin taşınması için kullanılan tekerlekli araç
The baby is sleeping in the stroller
Bebek bebek arabasında uyuyor
korkmuş
Sahnedekorku hissetme
She is afraid of spiders
O örümceklerden korkar
korkarım ki
kötü bir durumdan dolayı üzüntü veya endişe duyma
I am afraid I cannot help you
Korkarım ki size yardım edemem
incinmiş
Sahnedefiziksel veya duygusal acı hissetmek
He felt deeply hurt
Derinden incinmiş hissetti
incitmek
birine veya bir şeye fiziksel ya da duygusal zarar vermek
Don't hurt your brother
Kardeşini incitme
kırgın
üzgün veya alınmış hissetmek
She felt hurt by his words
Onun sözleri yüzünden kırgın hissetti
acıtmak
birine fiziksel acı vermek
Don't hurt your knee
Dizini acıtma
değer
Sahnedebir şeyin ne kadar yararlı veya önemli olduğu
This ring has great value
Bu yüzüğün büyük bir değeri var
değer vermek
bir şeyi önemli bulmak
I value your friendship
Arkadaşlığına değer veriyorum
doğan
Sahnedediğer hayvanları avlayan hızlı bir kuş
The falcon flies very fast
Doğan çok hızlı uçar
gönüllü olmak
Sahnedebir şeyi ücret almadan yapmayı teklif etmek
I will volunteer to help
Yardım etmek için gönüllü olacağım
gönüllü
ücret almadan çalışan kişi
He is a volunteer
O bir gönüllüdür
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
Sahnedebir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
tatlım
Sahnedesevilen birine hitap ederken kullanılan sevgi sözcüğü
Good night, my sweet pea
İyi geceler, tatlım
inmek
Sahnededaha düşük bir yere hareket etmek
Please come down from the ladder
Lütfen merdivenden in
düşmek
seviye miktar veya sıcaklık olarak azalmak
Prices will come down soon
Fiyatlar yakında düşecek
dayanmak
bir durumun temel sebebinin belirli bir şeye bağlı olması
It all comes down to money
Her şey paraya dayanıyor
sert davranmak
birine karşı katı ve disiplinli bir tavır takınmak
The teacher came down on the student
Öğretmen öğrenciye sert davrandı
inmek
yüksek bir yerden aşağıya doğru hareket etmek
The rain began to come down
Yağmur inmeye başladı
alçalmak
daha yüksek bir noktadan daha aşağıya gelmek
The plane will come down soon
Uçak yakında alçalacak
ziyarete gelmek
bir yerden başka bir yere gitmek
You should come down to our office
Ofisimize ziyarete gelmelisin
yıkılmak
yapısal bir bütünlüğünü kaybedip çökmek
The old building might come down soon
Eski bina yakında yıkılabilir
collie
Sahnedeuzun burunlu ve kalın tüylü bir köpek türü
The collie is a smart dog
Collie zeki bir köpektir
dikkatli
Sahnedetehlike veya hatalardan kaçınmak için özen gösteren
Be careful
Dikkatli ol
tamam
Sahnededinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
konuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
bilmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
Do you know the answer
Cevabı biliyor musun
kaçmak
Sahnedebir yerden uzaklaşmak
You should get out of the house
Evden kaçmalısın
sıyrılmak
bir sorumluluktan veya işten kurtulmak
I want to get out of this meeting
Bu toplantıdan sıyrılmak istiyorum
geri kalan
Sahnedegeride kalan kısım
I will do the rest tomorrow
Geri kalanını yarın yapacağım
dinlenmek
enerji toplamak için hareket etmeyi veya çalışmayı bırakmak
I need some rest
Biraz dinlenmeye ihtiyacım var
destek
bir şeyi tutan veya destekleyen nesne
He used a foot rest
Bir ayak desteği kullandı
kol
Sahnedeomuzdan ele kadar olan vücut bölümü
My arm hurts
Kolum ağrıyor
silahlandırmak
silah veya araç gereç sağlamak
The soldiers were armed
Askerler silahlandırıldı
silah
savaşta kullanılan ateşli veya kesici araç
He had to drop his arm
Silahını bırakmak zorunda kaldı
kol
büyük bir organizasyonun belirli bir iş alanıyla ilgilenen bölümü
This is the research arm of the company
Bu şirketin araştırma koludur
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
zaman
olayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
mantık
Sahnedeaçık veya makul olma özelliği
What you said makes sense
Söylediklerin mantıklı geliyor
anlam
belirli bir mana veya yorum
This word has another sense
Bu kelimenin başka bir anlamı var
hissetmek
bir şeyin farkına varmak
I sense that something is wrong
Bir şeylerin yanlış olduğunu hissediyorum
his
bir duygu veya farkındalık
I have a sense of relief
Bir rahatlama hissi içindeyim
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
köpekgil
Sahnedeköpek veya onunla akraba olan hayvan
Wolves are canine animals
Kurtlar köpekgil hayvanlardır
çimdiklemek
Sahnedebirinin derisini parmaklarıyla sıkıştırmak
Don't pinch me
Beni çimdikleme
bir tutam
bir şeyin çok küçük miktarı
Add a pinch of salt
Bir tutam tuz ekle
darlık
ihtiyaç duyulan bir şeyin zorlayıcı eksikliği
The family is in a financial pinch
Aile finansal bir darlık içinde
görmezden gelmek
Sahnedebir şeye dikkat etmemek
Ignore the warning signs
Uyarı işaretlerini görmezden gel
yok saymak
birini veya bir şeyi fark etmemezlikten gelmek
He ignored me at the party
Partide beni yok saydı
dikkate almamak
bir şeye bakmamak veya dinlememek
Just ignore the noise
Sadece gürültüyü dikkate alma
görmezden gelmek
birine veya bir şeye bilerek dikkat etmemek
He ignored my question
Sorumu görmezden geldi
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
gerçek
Sahnedebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
sürmek
Sahnedehareket halindeki bir aracı kontrol ederek kullanmak
She wants to ride her new bike
Yeni bisikletini sürmek istiyor
araç yolculuğu
bir vasıta ile yapılan seyahat
The ride to the airport was long
Havaalanına araç yolculuğu uzundu
sürekli eleştirmek
birini sürekli rahatsız etmek veya eleştirmek
Stop riding me about my mistakes
Hatalarım hakkında beni sürekli eleştirmeyi bırak
binmek
bir aracın üzerine oturup gitmek
I like to ride my bike
Bisikletime binmeyi seviyorum
komşu
Sahnedeyakınınızda yaşayan kimse
He is my new neighbor
O benim yeni komşum
yolcu
Sahnedebir araca veya hayvana binen kişi
The bus rider scanned his ticket
Otobüs yolcusu biletini okuttu
ek madde
yasal belgeye veya sözleşmeye eklenen ilave bölüm
The contract includes a rider
Sözleşme bir ek madde içeriyor
sürücü
at bisiklet veya motosiklet kullanan kişi
The rider wore a helmet
Sürücü kask takıyordu
dikkate almak
Sahnedebir şeyi dikkatlice düşünmek veya hesaba katmak
You should take into account his age
Onun yaşını dikkate almalısın
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
aksi takdirde
eğer böyle olmazsa
Hurry up, else we'll be late
Acele et, yoksa geç kalacağız
oley
Sahnedeheyecan veya sevinç gösteren yüksek sesli haykırış
Whoo hoo! That is great news!
Oley! Bu harika bir haber!
yaşasın
neşe veya heyecan belirtisi
Whoo hoo! We finally did it!
Yaşasın! Sonunda başardık!
yuhuu
insanların heyecan veya mutluluklarını belirtmek için çıkardıkları yüksek ses
Whoo hoo we won the game
Yuhuu oyunu kazandık
saçmalık
Sahnedemantıksız veya gerçek olmayan sözler veya fikirler
Stop talking nonsense
Saçmalamayı bırak
ikinci
Sahnedebirinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
saniye
Sahnededakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
ikinci porsiyon
yemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
dedi
Sahnedesözle ifade etmek
He said no
Hayır dedi
söyledi
bir düşünceyi veya bilgiyi kelimelerle ifade etmek
He said that he was busy
Meşgul olduğunu söyledi
bahsi geçen
daha önce değinilmiş olan
The said document is missing
Bahsi geçen belge kayıp
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
listelemek
Sahnedemaddeleri bir sıra ile yazmak veya söylemek
List the items you need
İhtiyacın olan maddeleri listele
liste
birbiri ardına yazılmış şeyler dizisi
I have a shopping list
Bir alışveriş listem var
seçkinler
en başarılı veya ünlü kişilerden oluşan grup
They are on the A-list of Hollywood actors
Onlar Hollywood oyuncularının seçkinleri arasında
temizlemek
Sahnedebir yeri düzenli veya temiz hale getirmek
I need to clean up my room
Odamı temizlemem gerekiyor
temizlik
bir yeri düzenli hale getirme işlemi
The cleanup was fast
Temizlik hızlıydı
temizlik
bir yeri temiz ve düzenli hale getirme eylemi
We started the clean up after the party
Partiden sonra temizliğe başladık
şık görünmek
temiz ve düzgün görünmek
He cleaned up well for the party
Parti için çok şık görünüyordu
köşeyi dönmek
büyük miktarda para kazanmak veya elde etmek
They cleaned up at the casino
Kumarhanede köşeyi döndüler
suçtan arındırmak
bir bölgedeki yasadışı faaliyetleri durdurmak veya azaltmak
The police want to clean up the city
Polis şehri suçtan arındırmak istiyor
temizlik
bir yeri düzenli veya kirden arınmış hale getirme eylemi
The beach clean-up starts at noon
Sahil temizliği öğlen başlıyor
biraz
Sahnedeküçük bir miktar veya derece
I am a little bit tired
Biraz yorgunum
onu al
Sahnedebir şeyi eline almak veya yerden kaldırmak
Pick it up from the floor
Onu yerden al
kaldığı yerden devam etmek
duraklamadan sonra tekrar başlamak
Let's pick it up tomorrow
Yarın kaldığımız yerden devam edelim
kapmak
bir şeyi resmi eğitim almadan kendiliğinden öğrenmek
I picked up some Spanish while traveling
Seyahat ederken biraz İspanyolca kaptım
evsiz
Sahnedeyaşayacak bir yeri olmayan
He is homeless
O evsiz
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
kafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
yumruklama
Sahnedeyumrukla bir şeye vurma eylemi
He is punching the bag
O kum torbasını yumrukluyor
yumruk atma
yumruğu kullanarak birine vurma hareketi
Stop punching your brother
Kardeşine yumruk atmayı bırak
yarın
Sahnedebugünden sonraki gün
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
gelecek
zamanın ilerisi
Hope for a better tomorrow
Daha iyi bir gelecek için umut et
tamamen açık
Sahnedehiçbir sınırlama veya kısıtlama olmaksızın
The competition is wide open
Yarış tamamen açık
ardına kadar açık
hiçbir engel veya bariyer olmadan
The door was left wide open
Kapı ardına kadar açık bırakılmıştı
sınırsız
kısıtlanmamış veya kontrol edilmemiş
The possibilities are wide open
Olasılıklar sınırsız
sonuna kadar açık
engellenmemiş veya korunmamış olan
The safe was left wide open
Kasa sonuna kadar açık bırakılmıştı
dönüşmek
Sahnedebaşka bir şeye dönüşmek veya değişmek
The caterpillar turned into a butterfly
Tırtıl bir kelebeğe dönüştü
sapağa girmek
farklı bir yola veya patikaya girmek için yön değiştirmek
Turn into the next street
Bir sonraki sokağa gir
dönüşmek
bir şeyin başka bir şeye dönüşmesi
The caterpillar will turn into a butterfly
Tırtıl kelebeğe dönüşecek
dönüşmek
bir şeyin başka bir şeye değişmesi
The caterpillar will turn into a butterfly
Tırtıl kelebeğe dönüşecek
uyuyor
Sahnedeuyku durumunda olan
The baby is asleep
Bebek uyuyor
sonuçlanmak
Sahnedebir durumun belirli bir şekilde bitmesi
The meeting turned out well
Toplantı iyi sonuçlandı
ortaya çıkmak
gerçek durumun sonradan anlaşılması
It turned out that he was lying
Yalan söylediği ortaya çıktı
boşaltmak
bir kabın veya cebin içindekileri dışarı çıkarmak
He turned out his pockets to find the coin
Bozuk parayı bulmak için ceplerini boşalttı
katılmak
bir topluluğa veya etkinliğe hazır bulunmak
Many people turned out for the concert
Konsere pek çok insan katıldı
üretmek
büyük miktarlarda mal ortaya koymak
The factory turns out many toys
Fabrika çok sayıda oyuncak üretiyor