

Modern Family — 3. Sezon Bölüm 8
Kelimeler ve anlamları
523 kelime
Seviye
yarar
Sahnedebir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
kullanmak
bir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
rüzgarlı
Sahnedeçok rüzgar olan hava durumu
It is a bit blowy outside today
Bugün dışarısı biraz rüzgarlı
eşlik etmek
Sahnedebiriyle birlikte bir yere gitmek
I will go with you to the store
Mağazaya seninle geleceğim
seçmek
bir şeyi seçmek veya karar vermek
I will go with the red car
Kırmızı arabayı seçeceğim
yakışmak
birlikte iyi görünmek veya uygun olmak
This tie goes with your suit
Bu kravat takım elbisene yakışıyor
kabul etmek
bir öneriyi veya kararı uygun bulup onaylamak
I will go with your plan
Senin planını kabul edeceğim
rahatsız olmak
Sahnedebir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
zihin
kişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
dikkatli
Sahnedetehlike veya hatalardan kaçınmak için özen gösteren
Be careful
Dikkatli ol
bütün
Sahnedebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
kırmak
Sahnedebir şeyi parçalamak veya bozmak
Don't break the glass
Bardağı kırma
ara
Sahnedeaktiviteye verilen kısa mola
Let's take a break
Bir ara verelim
çiğnemek
bir kurala veya yasaya uymamak
Do not break the rules
Kuralları çiğneme
haber vermek
birine önemli bir bilgiyi açıklamak
She had to break the news to him
Haberi ona vermek zorundaydı
yok olmak
Sahnedemevcut olmamak veya ortadan kalkmak
The pain will go away soon
Ağrı yakında geçecek
tatile gitmek
kısa bir tatil için başka bir yere seyahat etmek
We will go away for the weekend
Hafta sonu için tatile gideceğiz
gitmek
bir yerden ayrılmak
You should go away now
Şimdi gitmelisin
gitmek
bir yerden başka bir yere ayrılmak
Please go away now
Lütfen şimdi git
bağırmak
Sahnedebirine yüksek sesle ve öfkeyle hitap etmek
Don't yell at me
Bana bağırma
moda
Sahnedekıyafet veya davranışlardaki popüler eğilim
This style is in fashion now
Bu tarz şu an moda
şekillendirmek
bir şeyi belli bir biçime sokmak
He fashioned a tool from a stone
Taştan bir alet yaptı
baba
Sahnedebaba için kullanılan gayriresmi bir kelime
My old man is home
Babam evde
yaşlı adam
yaşlı bir erkek için kullanılan kelime
The old man is sitting
Yaşlı adam oturuyor
yaşlı adam
yaşı ilerlemiş erkek
The old man sat on the bench
Yaşlı adam bankta oturdu
yaşlı adam
ilerlemiş yaştaki erkek
He is a very kind old man
O çok nazik bir yaşlı adam
seni kaldırmak
Sahnedebirini yerden yukarı kaldırmak
I will pick you up
Seni kaldıracağım
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
sonlandırmak
bir şeyi durdurmak veya bitirmek
We had to kill the project
Projeyi sonlandırmak zorunda kaldık
çok
Sahnedebüyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
zaman
olayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
telefon
Sahnedearama yapmak için kullanılan aygıt
The phone is on the table
Telefon masanın üzerinde
telefon etmek
telefonla aramak
I will phone you tomorrow
Seni yarın arayacağım
telefon
arama yapmak ve internete girmek için kullanılan cihaz
My phone is charging
Telefonum şarj oluyor
telefon
arama yapmak ve mesaj göndermek için kullanılan cihaz
I use my phone every day
Telefonumu her gün kullanırım
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
aksi takdirde
eğer böyle olmazsa
Hurry up, else we'll be late
Acele et, yoksa geç kalacağız
harika
Sahnedehayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
harika
çok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
düşük
Sahnedemiktarı veya derecesi az olan
The price is very low
Fiyat çok düşük
alçak
kötü veya adil olmayan
That was a low act
Bu alçak bir hareketti
böğürmek
inek gibi derin ve kalın bir ses çıkarmak
The cow lowed in the field
İnek tarlada böğürdü
çakılmak
Sahnedeçok hızlı bir şekilde düşmek
The stock prices took a nosedive
Hisse fiyatları çakıldı
harika
Sahnedeçok iyi
This cake is fantastic
Bu kek harika
inanılmaz
çok büyük ölçüde
He spent a fantastic amount of money
İnanılmaz miktarda para harcadı
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
suçlu
Sahnedebir suç işlemiş olan veya kendini suçlu hisseden
He felt guilty about lying
Yalan söylediği için kendini suçlu hissetti
suçlu
bir hata veya suç işlemekten sorumlu olan
He felt guilty about lying
Yalan söylediği için kendini suçlu hissetti
suçluluk duyan
bir şeyi yanlış yaptığı için kötü hissetme
He felt guilty about lying
Yalan söylediği için suçluluk duydu
suçlu
yasalara veya ahlaki kurallara aykırı bir şey yapmış olma
The jury found him guilty
Jüri onu suçlu buldu
eskiden yapmak
Sahnedegeçmişte düzenli olarak yapılan ama artık yapılmayan eylemler için kullanılır
I used to swim every day
Eskiden her gün yüzerdim
alışkın
bir durumu önceden deneyimlediği için ona aşina olma
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım
alışkın olmak
bir duruma tecrübe yoluyla aşina olmak
I am used to living here
Burada yaşamaya alışkınım
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
dönüşmek
bir şeyden başka bir şeye geçmek
Water will become ice
Su buza dönüşecek
canlı
Sahnedehayat sahibi olan
All living things need water
Tüm canlıların suya ihtiyacı vardır
yaşam tarzı
Sahnedebir kişinin hayatını sürdürme biçimi
They have a simple way of living
Onların basit bir yaşam tarzı var
yaşam
yaşanılan yer veya koşullar
Their living conditions are poor
Yaşam koşulları kötüdür
geçim
hayatını sürdürmek için kazandığı para
He earns a living as a teacher
Öğretmenlik yaparak geçimini sağlıyor
yok etmek
Sahnedebir şeyi tamir edilemeyecek kadar ağır hasara uğratmak
The storm destroyed the village
Fırtına köyü yok etti
ezip geçmek
bir oyunda veya yarışmada birini çok kolay bir şekilde yenmek
We destroyed the other team in the game
Oyunda diğer takımı ezip geçtik
öldürmek
bir canlının yaşamına son vermek
They had to destroy the sick dog
Hasta köpeği öldürmek zorunda kaldılar
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
biraz
Sahnedeaz miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
tür
belirli bir çeşit veya tip
This is a new kind of fruit
Bu yeni bir tür meyve
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
kaza
Sahnedebeklenmedik ve zararlı olay
It was a car accident
Bu bir araba kazasıydı
kaza
planlanmadan meydana gelen olay
It was just an accident
Bu sadece bir kazaydı
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
Sahnededaha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
avantaj
Sahnedebir durumun iyi olan tarafı
The upside is the pay
İyi tarafı maaşıdır
üst taraf
bir şeyin üst kısmı
The upside of the box is open
Kutunun üst tarafı açık
binmek
Sahnedehareket eden bir hayvanın üzerine oturmak ve onu kontrol etmek
She is riding a horse
O bir ata biniyor
binmek
bir hayvanın veya aracın üzerine oturup gitmek
I am riding a horse
Ata biniyorum
dar
Sahnedeiki taraf veya miktar arasında çok az fark olması
The schedule is very tight
Program çok dar
dar
vücuda çok sıkı oturan
This shirt is too tight
Bu gömlek çok dar
zorlu
başa çıkması güç olan
We are in a tight situation
Zorlu bir durumdayız
sıkı
yerinde sağlam bir şekilde tutulan
The lid of the jar is tight
Kavanozun kapağı sıkı
kuşak
Sahnedebenzer zamanlarda doğmuş insan grubu
Every generation is different
Her kuşak farklıdır
üretim
bir şeyi ortaya çıkarma veya yapma eylemi
This machine is used for the generation of electricity
Bu makine elektrik üretimi için kullanılır
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
kağıt
Sahnedeyazı yazmak veya baskı yapmak için kullanılan ince tabaka
I need a piece of paper
Bir parça kağıda ihtiyacım var
kağıtla kaplamak
bir yüzeyi duvar kağıdı gibi bir maddeyle örtmek
They decided to paper the bedroom
Yatak odasını kağıtla kaplamaya karar verdiler
makale
okul veya yayın için hazırlanan yazılı çalışma
She wrote a paper about history
Tarih hakkında bir makale yazdı
kağıt
üzerine yazı yazılan ince malzeme
I need a piece of paper
Bir parça kağıda ihtiyacım var
tamam
Sahnededinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
nefes nefese
Sahnedeşok acı veya yorgunluk nedeniyle ani ve derin nefes alma
She was gasping for air
Nefes nefese kalmıştı
nefes nefese
kısa ve hızlı nefes alıp verme durumu
He was gasping for air
Nefes nefese kalmıştı
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
en sevilen
Sahnedediğerlerinden daha çok sevilen
Blue is my favorite color
Mavi benim en sevdiğim renktir
favori
en çok tercih edilen
This is my favorite song
Bu benim favori şarkım
baskı altında
Sahnedetalepler nedeniyle endişeli hissetmek
I work well under pressure
Baskı altında iyi çalışırım
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
almak
Sahnedebir nesneyi yerden kaldırmak veya birini bir yerden almak
I will pick up my friend from the airport
Arkadaşımı havaalanından alacağım
iyileşmek
daha iyi hale gelmek veya artmak
The economy is starting to pick up
Ekonomi canlanmaya başlıyor
fark etmek
bir şeyi gözlemlemek veya anlamak
I picked up a strange smell in the room
Odaya girince tuhaf bir koku fark ettim
tavlamak
birini romantik olarak etkilemeye çalışmak
He always tries to pick up women
Her zaman kadınları tavlamaya çalışır
gidip getirmek
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden almak
I will pick you up at seven
Seni saat yedide alacağım
tavlama
birini etkileyerek romantik bir ilişki başlatma girişimi
He is very good at the pick-up
O tavlama konusunda çok başarılıdır
teslim alma
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden alma işlemi
The package pick-up is at the front desk
Paket teslim alma yeri resepsiyondadır
kaldığı yerden devam etmek
bir işe ara verdikten sonra tekrar başlamak
We will pick up the lesson tomorrow
Derse yarın kaldığımız yerden devam edeceğiz
almak
birini veya bir şeyi gidip getirmek
I will pick up my sister from school
Kız kardeşimi okuldan alacağım
kaldırmak
bir şeyi eline almak veya yerden yukarı kaldırmak
Please pick up the pen from the floor
Lütfen yerdeki kalemi kaldır
açmak
çalan telefona cevap vermek
Please pick up the phone
Lütfen telefonu aç
açmak
çaldığında telefona cevap vermek
Please pick up the phone
Lütfen telefonu aç
öğrenmek
bir bilgi veya beceri edinmek
She picked up Spanish quickly
İspanyolcayı hızlıca öğrendi
edinmek
bir şeyi kazanmak veya öğrenmek
He picked up a new language easily
O yeni bir dili kolayca edindi
fark etmek
bir şeyi farkına varmak ya da duymak
I picked up a faint sound
Hafif bir ses duydum
artmak
daha güçlü ya da daha fazla hale gelmek
Sales picked up this month
Satışlar bu ay arttı
vergi
Sahnedegelir veya mallar üzerinden hükümete ödenen para
I have to pay my taxes
Vergilerimi ödemem gerekiyor
zorlamak
bir şeye aşırı yük bindirmek
This difficult task taxes my energy
Bu zor görev enerjimi tüketiyor
kaldırmak
Sahnedebir şeyi daha yüksek bir konuma taşımak
Can you lift this box
Bu kutuyu kaldırabilir misin
arabayla bırakmak
bir araçla ücretsiz olarak bir yere götürmek
He gave me a lift
Beni arabayla bıraktı
asansör
bir binada insanları veya eşyaları katlar arasında aşağı yukarı taşıyan cihaz
The lift is broken so we must take the stairs
Asansör bozuk olduğu için merdivenleri kullanmalıyız
iyileştirmek
bir şeyi daha iyi veya daha çekici hale getirmek
This paint will lift the look of the room
Bu boya odanın görünümünü iyileştirecek
muktedir
Sahnedebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
artık
Sahnedeartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
daha fazla
bir şeyden daha fazla miktarda
Would you like any more?
Biraz daha ister misin?
masa
Sahnedeüzerine eşya koymaya yarayan ayaklı mobilya
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ertelemek
bir konunun görüşülmesini sonraya bırakmak
We will table the proposal
Öneriyi erteleyeceğiz
traktör
Sahnedebir şeyleri çekmek için kullanılan bir tarım makinesi
The farmer has a red tractor
Çiftçinin kırmızı bir traktörü var
araba
Sahnededört tekerlekli ve motorlu kara taşıtı
He drives his car to work
İşe arabasıyla gidiyor
vagon
trenin yolcu veya yük taşımak için kullanılan bölümü
We sat in the last car of the train
Trenin son vagonunda oturduk
havlu
Sahnedebir şeyleri kurulamak için kullanılan kumaş parçası
Please give me a towel
Lütfen bana bir havlu ver
görmek
Sahnedebir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
görüşmek
biriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
anlamak
bir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
sonuna kadar götürmek
bir işi bitene kadar sürdürmek
I will see the project through
Projeyi sonuna kadar götüreceğim
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
rahatsız edici
Sahnedebirinin üzülmesine veya endişelenmesine neden olan
The news was very disturbing
Haberler çok rahatsız ediciydi
Rahatsız edici
huzursuzluk veya tiksinti veren
The movie had some disturbing scenes
Filmde bazı rahatsız edici sahneler vardı
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şey değil
I found nothing
Hiçbir şey bulamadım
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
fırsatı olmak
Sahnedebir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
başlamak
bir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
teşekkür ederim
Sahnedeminnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan nazik ifade
I want to say thank you
Sana teşekkür ederim demek istiyorum
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
olup olmadığı
Sahnedeiki olasılığı belirtmek için kullanılır
I don't know whether he will come
Gelip gelmeyeceğini bilmiyorum
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
golf
Sahnedetopun deliklere sokulduğu bir spor
He plays golf on weekends
O hafta sonları golf oynar
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
spazm
Sahnedeani ve istemsiz kas kasılması
He felt a sudden spasm in his leg
Bacağında ani bir spazm hissetti
kasılmak
kasların istemsizce ve aniden hareket etmesi
My arm started to spasm
Kolum kasılmaya başladı
yeniden inşa etmek
Sahnedebir şeyi yeniden yapmak
They had to rebuild the house after the fire
Yangından sonra evi yeniden inşa etmek zorunda kaldılar
yeniden kurmak
eski haline getirmek için tekrar oluşturmak
It takes time to rebuild trust
Güveni yeniden kurmak zaman alır
sürtük
Sahnedebir kadın veya kişi için kullanılan kaba bir kelime
He called her a bitch
Ona sürtük dedi
sızlanmak
memnuniyetsizliğini veya rahatsızlığını dile getirmek
Stop bitching about the weather
Hava hakkında sızlanmayı bırak
dişi köpek
dişi köpek
The bitch is guarding her puppies
Dişi köpek yavrularını koruyor
zorlu iş
zor ve can sıkıcı durum veya görev
Solving this problem is a real bitch
Bu problemi çözmek çok zorlu bir iş
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
tamam
birinin kabul edip etmediğini ya da anlayıp anlamadığını kontrol etmek için kullanılan ifade
Okay?
Tamam mı?
bağış yapmak
Sahnedeözellikle yardım amacıyla bir şeyi ücretsiz vermek
I want to donate some money
Biraz para bağışlamak istiyorum
inşa etmek
Sahnedeparçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They build a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
vücut yapısı
bir kişinin vücudunun şekli ve boyutu
He has a strong build
Güçlü bir vücut yapısı var
artmak
bir şeyin zamanla daha büyük veya güçlü hale gelmesi
The excitement began to build
Heyecan artmaya başladı
oluşturmak
zamanla bir şeyi meydana getirmek veya kurmak
We want to build a strong team
Güçlü bir ekip oluşturmak istiyoruz
bina
duvarları ve çatısı olan büyük yapı
They built a large structure
Büyük bir yapı inşa ettiler
ikram etmek
Sahnedebirine bir şeyi alma şansı vermek
He offered me some water
Bana biraz su ikram etti
teklif
bir şeyin yapılması veya verilmesi yönündeki öneri
He accepted the job offer
İş teklifini kabul etti
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
sonuçlanmak
Sahnedebir durumun belli bir şekilde neticelenmesi
The situation worked out eventually
Durum sonunda sonuçlandı
çözmek
Sahnedebir problemin çözümünü bulmak
I will work out the problem
Sorunu çözeceğim
spor yapmak
zindelik için fiziksel aktivite yapmak
I work out every morning
Her sabah spor yaparım
planlamak
bir şeyi dikkatlice düşünmek ve geliştirmek
We need to work out a plan
Bir plan yapmamız gerekiyor
kamyon şoförü
Sahnedekamyon süren kişi
My uncle is a trucker
Amcam bir kamyon şoförüdür
sağlamak
Sahnedebirinin ihtiyacı olan bir şeyi vermek
The company provides free food
Şirket ücretsiz yemek sağlıyor
sağlamak
ihtiyaç duyulan bir şeyi vermek
The company provides free water
Şirket ücretsiz su sağlıyor
şartıyla
bir durumun gerçekleşmesi için gereken koşulu belirtir
You can go out provided you finish your homework
Ödevini bitirmen şartıyla dışarı çıkabilirsin
sağlamak
ihtiyaç duyulan bir şeyi vermek veya sunmak
The hotel provides free breakfast
Otel ücretsiz kahvaltı sağlıyor
seçti
Sahnedebir grup arasından bir şeyi seçmek
He chose a red car
Kırmızı bir araba seçti
ikinci
Sahnedebirinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
saniye
Sahnededakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
ikinci porsiyon
yemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
şaka
Sahnedeciddiye alınmaması gereken şey
His excuse was a joke
Bahanesi bir şakaydı
şaka
insanları güldürmek için yapılan komik veya zekice davranış
He played a joke on his friend
Arkadaşına bir şaka yaptı
şaka yapmak
gülmek için bir şeyler söylemek veya ciddi olmadığını belirtmek
I was only joking
Sadece şaka yapıyordum
boşanmak
Sahnedeevliliği yasal olarak bitirmek
They decided to divorce last year
Geçen yıl boşanmaya karar verdiler
boşanmış kadın
yasal olarak eşinden ayrılmış kadın
She is a divorce who lives happily
O mutlu bir şekilde yaşayan boşanmış bir kadın
ayırmak
bir şeyle olan bağlantıyı kesmek
It is hard to divorce facts from opinions
Gerçekleri fikirlerden ayırmak zordur
arkadaşlık
Sahnedearkadaş olma durumu
Our friendship is very strong
Arkadaşlığımız çok güçlü
arkadaşlık
arkadaşlar arasındaki yakın ilişki
They have a long friendship
Uzun bir arkadaşlıkları var