

Modern Family — 4. Sezon Bölüm 3
Kelimeler ve anlamları
539 kelime
Seviye
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
We will come to the city soon
Şehre yakında varacağız
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
başlamak
bir şeyi yapmaya girişmek
I come to like this song
Bu şarkıyı sevmeye başlıyorum
ilgili olmak
bir konu hakkında olmak
When it comes to cooking he is an expert
Yemek pişirmek söz konusu olduğunda o bir uzmandır
ayılmak
tekrar bilinci yerine gelmek
The patient started to come to after the surgery
Hasta ameliyattan sonra ayılmaya başladı
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlerle iletişim kurmak
I can speak English
İngilizce konuşabiliyorum
konuşabilmek
bir dilde iletişim kurma becerisi
Do you speak Spanish
İspanyolca konuşabilir misin
konuşmak
tam şu anda bir şeyler ifade etmek
I am speaking right now
Şu anda konuşuyorum
sorun
Sahnedeendişe veya zorluk yaratan konu
We have a serious issue to discuss
Tartışmamız gereken ciddi bir sorun var
düzenlemek
bir şeyi resmi olarak vermek
The government will issue a new passport
Hükümet yeni bir pasaport düzenleyecek
sayı
belirli bir zaman için basılan dergi veya gazete
Have you seen the latest issue of the magazine
Derginin son sayısını gördün mü
bir tutam
Sahnedebir şeyin çok küçük miktarı
Add a pinch of salt
Bir tutam tuz ekle
çimdiklemek
birinin derisini parmaklarıyla sıkıştırmak
Don't pinch me
Beni çimdikleme
darlık
ihtiyaç duyulan bir şeyin zorlayıcı eksikliği
The family is in a financial pinch
Aile finansal bir darlık içinde
aylaklık etmek
Sahnedevaktini hiçbir yararlı iş yapmadan geçirmek
He spends his time sitting around
Vaktini aylaklık ederek geçiriyor
dinlenmek
rahatça oturup yorgunluk atmak
We sat around after lunch
Öğle yemeğinden sonra oturup dinlendik
oturarak beklemek
bir şeyin olmasını beklerken oturmak
We sat around for an hour
Bir saat oturarak bekledik
boş durmak
hiçbir şey yapmadan hareketsiz kalmak
We just sat around all day
Bütün gün sadece boş durduk
oturup boş durmak
bir şey yapmadan zaman geçirmek
They sit around all day
Bütün gün oturup boş duruyorlar
küçük kız
Sahnedegenç bir kız çocuk
The little girl is playing
Küçük kız oyun oynuyor
cesaret etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya cesareti olmak
He didn't dare to jump
Atlamaya cesaret edemedi
meydan okuma
cesaret göstermek için yapılan riskli eylem
I accepted the dare
Meydan okumayı kabul ettim
cesaret etmek
risk almaya veya yeni şeyler denemeye istekli olmak
She dared to sing on the stage
O sahnede şarkı söylemeye cesaret etti
aktif
Sahnedeçok hareket eden veya çalışan
He is an active child
O hareketli bir çocuk
aktif
şu anda kullanılan veya çalışır durumda olan
The account is still active
Hesap hâlâ aktif
faal
bir grupta veya organizasyonda yer alan
She is an active member of the club
O kulübün faal bir üyesidir
etkili
bir sonuç veya etki meydana getiren
The medicine is still active
İlaç hâlâ etkili
yaygın
Sahnedesıkça rastlanan veya birçok yerde bulunan
This is a common mistake
Bu yaygın bir hata
ortak
iki veya daha fazla kişiye ait olan veya paylaşılan
We have a common goal
Ortak bir hedefimiz var
ortak
çok sayıda insan tarafından kullanılan
English is a common language
İngilizce ortak bir dildir
nezaket
kibar davranış ve iyi görgü kuralları
It is common courtesy to say please
Lütfen demek bir nezakettir
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
sürdürmek
Sahnedebir durumu veya şeyi devam ettirmek
They maintain a good relationship
İyi bir ilişki sürdürüyorlar
iddia etmek
bir şeyin doğru olduğunu savunmak
He maintains that he is innocent
Masum olduğunu iddia ediyor
aptal
Sahnedemantıklı veya zeki olmayan
That was a stupid mistake
Bu aptalca bir hataydı
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
satmak
Sahnedebir şeyi para karşılığında vermek
I will sell my old phone
Eski telefonumu satacağım
satmak
kişisel çıkar için birini ele vermek
He sold his partner to the police
Ortağını polise sattı
ikna etmek
birini bir şeye inanmaya ikna etmek
He sold me on the new plan
Beni yeni plana ikna etti
satmak
bir fikri veya planı başkasına kabul ettirmek
He tried to sell his new plan to the team
Yeni planını takıma satmaya çalıştı
uğramak
Sahnedekısa süreliğine birini ziyaret etmek
I will stop by later
Daha sonra uğrayacağım
uğramak
bir kişi veya yeri kısa süreliğine ziyaret etmek
I will stop by your office later
Daha sonra ofisine uğrayacağım
tamamen
Sahnedeçok iyi veya eksiksiz bir şekilde
It is perfectly normal
Bu tamamen normal
tarz
Sahnedebir şeyin yapılış şekli veya biçimi
He spoke in a professional manner
Profesyonel bir tarzda konuştu
nezaket
kibar davranış
Good manners are important
Nezaket önemlidir
örtmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeyle örtmek
Cover the pot with a lid
Tencereyi bir kapakla ört
haber yapmak
bir olay hakkında haber raporlamak
The journalist will cover the event
Gazeteci olayı haber yapacak
bahane
gerçek amacı gizlemek için kullanılan sahte neden
He used work as a cover
İşini bahane olarak kullandı.
kostüm
Sahnedebaşka birine veya bir şeye benzemek için giyilen kıyafetler
He wore a pirate costume
Korsan kostümü giydi
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
boş
Sahnedeiçinde hiçbir şey bulunmayan
The room is empty
Oda boş
boş
Sahnedeamaçtan veya değerden yoksun
These are empty promises
Bunlar boş vaatler
boşaltmak
bir kabın içindekileri dışarı çıkarmak
Please empty the trash
Lütfen çöpü boşalt
dökülmek
bir akarsuyun daha büyük bir su kütlesine boşalması
The river empties into the sea
Nehir denize dökülür
insanlık dışı
Sahnedeçok zalim ve normal insan duygularından yoksun
The treatment of the prisoners was inhuman
Mahkumlara yapılan muamele insanlık dışıydı
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
haline gelmek
değişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
yeşil ışık
Sahnedesürücülere geçmelerini söyleyen trafik sinyali
We waited for the green light
Yeşil ışığı bekledik
onay vermek
bir şeye resmi izin vermek
The boss gave the green light to the project
Patron projeye onay verdi
yeşil ışık
başlamak veya ilerlemek için verilen izin
We are waiting for the green light
Yeşil ışığı bekliyoruz
sırt
Sahnedeinsan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
geri
önceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
doğaçlama yapmak
Sahnedehazırlıksız şekilde bir şeyler uydurmak
He likes to freestyle during his rap songs
Rap şarkıları sırasında doğaçlama yapmayı sever
serbest stil
kolları ve bacakları serbestçe hareket ettirerek yapılan bir yüzme biçimi
She swam in the freestyle event
O serbest stil yarışında yüzdü
hevesi kaçmak
Sahnedeuzun süre uğraştıktan sonra bir şeyi sevmeyi bırakmak
She tired of playing the game
Oyunu oynamaktan hevesi kaçtı
usanmak
bir şeye karşı hevesini veya sabrını kaybetmek
Children tire of their old toys
Çocuklar eski oyuncaklarından usanır
sıkılmak
bir şeyden zamanla bunalmak veya rahatsız olmak
You will tire of this game soon
Bu oyundan yakında sıkılacaksın
yorulmak
bir şeye karşı bıkkınlık duymaya başlamak
I tire of hearing the same excuses
Aynı bahaneleri duymaktan yoruluyorum
başarısız olmak
Sahnedebaşarısız olmak
He failed the test
Sınavda başarısız oldu
bozulmak
bir şeyin düzgün çalışmayı bırakması
The engine failed during the trip
Motor yolculuk sırasında bozuldu
hakaret etmek
Sahnedebirine kaba bir şey söylemek veya yapmak
Don't insult me
Bana hakaret etme
hakaret
birine karşı söylenen kırıcı söz
That comment was a terrible insult
O yorum korkunç bir hakaretti
değiştirmek
Sahnedebir şeyin yerine başka bir şeyi koymak
I need to replace the batteries
Pilleri değiştirmem gerekiyor
gotik
Sahnedekaranlık ve gizemli bir müzik ve moda tarzı olan alt kültür
She likes the goth style
O, gotik tarzı seviyor
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
sıcak hava balonu
Sahnedeiçindeki sıcak hava sayesinde uçan büyük araç
We flew in a hot air balloon yesterday
Dün bir sıcak hava balonunda uçtuk
sıcak hava balonu
sıcak hava ile doldurulmuş ve insanları bir sepetle taşıyan uçan araç
We flew in a hot air balloon
Sıcak hava balonuyla uçtuk
sıcak hava balonu
hava veya gazla dolu esnek bir torba
We saw a colorful hot-air balloon in the sky
Gökyüzünde renkli bir sıcak hava balonu gördük
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
birisi
Sahnedebilinmeyen veya belirtilmemiş bir kişi
Somebody is at the door
Kapıda biri var
biri
bilinmeyen bir kişi
I need somebody to help me
Bana yardım edecek birine ihtiyacım var
önemli biri
önemli veya yüksek statüye sahip kimse
She acts like she is really somebody
Gerçekten önemli biriymiş gibi davranıyor
aile
Sahnedekan veya evlilikle birbirine bağlı kişiler
I love my family
Ailemi seviyorum
yemek tarifi
yemek hazırlamak için gerekli talimatlar
Please follow the family for this dish
Lütfen bu yemek için tarifi izle
bölüm
bir televizyon dizisinin parçası
I watched the first family of the show
Dizinin ilk bölümünü izledim
ses tonu
Sahnedebirinin konuşurken çıkardığı sesin niteliği
He spoke in a firm tone
Kararlı bir ses tonuyla konuştu
ton
özellikle bir sinyal olan ses
The phone made a high tone
Telefon tiz bir ton çıkardı
ton
bir rengin sahip olduğu koyuluk ya da açıklık derecesi
The walls were painted in a soft tone of blue
Duvarlar yumuşak bir mavi tonuna boyanmıştı
ses tonu
bir sesin veya konuşmanın niteliği
She speaks with a gentle tone
Nazik bir ses tonuyla konuşuyor
seçmek
Sahnedeseçenekler arasından karar vermek
Choose a color
Bir renk seç
seçmek
seçenekler arasından birini almak
You can choose a color
Bir renk seçebilirsin
tembel
Sahnedeişten veya sorumluluktan kaçınan kimse
He is a total slacker who avoids his work
O işinden kaçan tam bir tembel
plan
Sahnedebir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
plan
Sahnedebir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
planlamak
bir şeyi yapmak için düzenleme yapmak
I plan to visit my friend
Arkadaşımı ziyaret etmeyi planlıyorum
fark etmek
Sahnedebir şeyi görmek veya dikkat etmek
I noticed a new sign
Yeni bir tabela fark ettim
duyuru
bilgi veya uyarı veren yazılı beyan
There is a notice on the wall
Duvarda bir duyuru var
dikkat
bir şeye dikkatini verme durumu
His new car caught my notice
Yeni arabası dikkatimi çekti
yalnız
Sahnedeyanında başka kimse olmayan
She is alone
O yalnız
sadece
tek bir şeyin yeterli olduğunu vurgulamak için kullanılır
The cost alone is high
Sadece maliyeti bile yüksek
tek başına
rahatsız edilmeden
Please leave me alone
Lütfen beni yalnız bırak
yetiştirmek
Sahnedebir çocuğu yetişkin olana kadar bakıp büyütmek
She raised three children alone
Üç çocuğunu tek başına yetiştirdi
kaldırmak
bir şeyi yukarı doğru hareket ettirmek
Please raise your hand
Lütfen elinizi kaldırın
gündeme getirmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
She raised a new point
Yeni bir konu gündeme getirdi
toplamak
belirli bir miktar para biriktirmek
They raised money for charity
Yardım için para topladılar
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
öğle yemeği
Sahnedegün ortasında yenilen yemek
I have lunch at noon
Öğle yemeğini öğlen yerim
dua etmek
SahnedeTanrı'ya yakarmak veya Onunla konuşmak
I pray every morning
Her sabah dua ederim
hasta
Sahnedetıbbi bakım alan kişi
The doctor sees the patient
Doktor hastayı muayene ediyor
sabırlı
beklerken veya sorunlarla uğraşırken sakin kalan
Please be patient
Lütfen sabırlı olun
son
Sahnedebir şeyin bitiş kısmı
I liked the ending of the movie
Filmin sonunu sevdim
bitiş
bir şeyin sona ermesi veya durması
The ending of the race was exciting
Yarışın bitişi heyecan vericiydi
sakinleştirmek
Sahnedesakin veya rahat hale getirmek
The music calmed her
Müzik onu sakinleştirdi
sakin
güçlü duygulardan uzak veya rahatlamış
Please stay calm
Lütfen sakin kal
beş yıllık
Sahnedebeş yıl süren
He has a five-year contract
Beş yıllık bir sözleşmesi var
çok
Sahnedebüyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
bir sürü
bir şeyin büyük miktarı veya sayısı
I have a lot of books
Bir sürü kitabım var
sağlıklı
Sahnedeiyi bir sağlık durumuna sahip olma
She is a healthy person
O sağlıklı bir insan
sağlıklı
sağlığa yararlı
Eating fruit is a healthy choice
Meyve yemek sağlıklı bir seçimdir
faydalı
yararlı veya olumlu
A healthy profit is good
İyi bir kar faydalıdır
sağlıksız
bedenen güçlü ve iyi durumda olmayan
He looks not healthy
Sağlıksız görünüyor
anladım
Sahnedebir şeyi anlamak
I got it
Anladım
başına gelmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin başına bir durumun gelmesi
What happened to your car
Arabana ne oldu
tesadüfen yapmak
planlamadan bir şey yapmak
I happened to meet him
Onunla tesadüfen karşılaştım
senkronize
Sahnedeaynı zaman dilimine veya duruma getirilmiş
Our calendars are synced
Takvimlerimiz senkronize edildi
eş zamanlı
iki veya daha fazla şeyin aynı anda gerçekleşmesini sağlamak
Please make sure your devices are synced
Lütfen cihazlarınızın eş zamanlı olduğundan emin olun
eşzamanlı
iki veya daha fazla şeyin aynı anda birlikte çalışması
The files are synced
Dosyalar eşzamanlı çalışıyor
melek
Sahnedebazı dinlerde göksel bir haberci olan ruhani varlık
She believes in angels
O meleklere inanır
tüm gün
Sahnedegünün tamamı boyunca
I worked all day
Tüm gün çalıştım
sürmek
Sahnedehareket halindeki bir aracı kontrol ederek kullanmak
She wants to ride her new bike
Yeni bisikletini sürmek istiyor
araç yolculuğu
bir vasıta ile yapılan seyahat
The ride to the airport was long
Havaalanına araç yolculuğu uzundu
sürekli eleştirmek
birini sürekli rahatsız etmek veya eleştirmek
Stop riding me about my mistakes
Hatalarım hakkında beni sürekli eleştirmeyi bırak
binmek
bir aracın üzerine oturup gitmek
I like to ride my bike
Bisikletime binmeyi seviyorum
hayvanat bahçesi
Sahnedeziyaretçiler için hayvanların tutulduğu yer
We went to the zoo
Hayvanat bahçesine gittik
zoo programı
gayriresmi ve gürültülü sabah radyo veya televizyon programı
The morning zoo is very noisy
Sabahki zoo programı çok gürültülü
alerji
Sahnedevücudun bir maddeye karşı verdiği olumsuz tepki
he has a peanut allergy
onun yer fıstığı alerjisi var
oluşturmak
Sahnedeyeni bir şey yapmak veya var etmek
I want to create a new account
Yeni bir hesap oluşturmak istiyorum
kağıt mendil
Sahnedetemizlik için kullanılan yumuşak kağıt parçası
I need a tissue
Bir kağıt mendile ihtiyacım var
doku
vücutta belirli bir görevi yerine getiren hücre grubu
Muscle tissue is strong
Kas dokusu güçlüdür
yarın
Sahnedebugünden sonraki gün
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
gelecek
zamanın ilerisi
Hope for a better tomorrow
Daha iyi bir gelecek için umut et
zorla girmek
Sahnedebir yere veya araca zor kullanarak girmek
Someone tried to break into my car
Birisi arabama zorla girmeye çalıştı
boşa harcamak
Sahnedebir şeyi gereksiz yere kullanmak
Do not waste your time
Zamanını boşa harcama
kafası güzel
çok sarhoş veya uyuşturucu etkisinde olmak
He was totally wasted
Tamamen kafası güzeldi
atık
istenmeyen malzemeler
Industrial waste is a problem
Endüstriyel atıklar bir sorundur
zayıflamak
güçten düşüp cılızlaşmak
He began to waste away
Güçten düşüp zayıflamaya başladı.
stres
Sahnedezor durumların neden olduğu endişe veya zihinsel gerginlik
High stress affects your health
Yüksek stres sağlığınızı etkiler
vurgulamak
bir şeye özel önem vermek
I want to stress this point
Bu noktayı vurgulamak istiyorum
gerilme
bir nesne üzerine uygulanan kuvvet
The bridge cannot take too much stress
Köprü çok fazla gerilmeye dayanamaz
stres yaratmak
birini kaygılı veya endişeli hale getirmek
This project stresses me
Bu proje bende stres yaratıyor
belki
Sahnedebelirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
ihtimal
gerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal
belki
muhtemelen
Maybe he is late
Belki geç kalmıştır
gece boyunca
Sahnedegecenin tamamı boyunca
I stayed awake all night
Gece boyunca uyanık kaldım
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
tembel
Sahnedeçalışmaya veya aktif olmaya isteksiz
He is very lazy
O çok tembel
tembel
çalışmaya veya çaba göstermeye isteksiz
He is too lazy to clean his room
Odasını temizleyemeyecek kadar tembel
tembel
çalışmak veya çaba sarf etmek istemeyen
He is too lazy to work
O çalışmak için çok tembel
de
Sahnedeolumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
ya da
Sahnedeiki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
kuru temizlemeci
Sahnedekıyafetleri kimyasallarla temizleyen yer
I need to go to the dry cleaner
Kuru temizlemeciye gitmem gerekiyor
kuru temizlemeci
kıyafetleri su yerine kimyasal maddelerle temizleyen dükkan veya kişi
I need to take my suit to the dry cleaner.
Takım elbisemi kuru temizlemeciye götürmem gerekiyor.
aptal ameliyatı
Sahnedeaptallardan kurtulmak için kullanılan uydurma bir işlem
He needs a dumbass ectomy for saying such stupid things
Böyle aptalca şeyler söylediği için bir aptal ameliyatına ihtiyacı var
evlat edinmek
Sahnedebir çocuğu yasal olarak kendi çocuğu olarak kabul etmek
They decided to adopt a child
Bir çocuk evlat edinmeye karar verdiler
benimsemek
yeni bir tutum veya inancı kabullenmek
They adopted a new approach
Yeni bir yaklaşım benimsediler
panda
SahnedeAsya'ya özgü, büyük, siyah beyaz bir hayvan
The panda eats bamboo
Panda bambu yer
bademcik
Sahnedeboğazda bulunan küçük bir organ
My tonsils are swollen
Bademciklerim şişmiş
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
kağıt
Sahnedeyazı yazmak veya baskı yapmak için kullanılan ince tabaka
I need a piece of paper
Bir parça kağıda ihtiyacım var
kağıtla kaplamak
bir yüzeyi duvar kağıdı gibi bir maddeyle örtmek
They decided to paper the bedroom
Yatak odasını kağıtla kaplamaya karar verdiler
makale
okul veya yayın için hazırlanan yazılı çalışma
She wrote a paper about history
Tarih hakkında bir makale yazdı
kağıt
üzerine yazı yazılan ince malzeme
I need a piece of paper
Bir parça kağıda ihtiyacım var
yapacak
Sahnedegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım