

Modern Family — 4. Sezon Bölüm 11
Kelimeler ve anlamları
496 kelime
Seviye
telefon
Sahnedearama yapmak için kullanılan aygıt
The phone is on the table
Telefon masanın üzerinde
telefon etmek
telefonla aramak
I will phone you tomorrow
Seni yarın arayacağım
telefon
arama yapmak ve internete girmek için kullanılan cihaz
My phone is charging
Telefonum şarj oluyor
telefon
arama yapmak ve mesaj göndermek için kullanılan cihaz
I use my phone every day
Telefonumu her gün kullanırım
mahvetmek
Sahnedebir hata yapmak veya bir şeyi başaramamak
I blew my chance
Şansımı mahvettim
üflemek
ağızdan kuvvetle hava çıkarmak
Blow the candles
Mumları üfle
darbe
bir nesne veya el ile atılan sert vuruş
He received a blow to the head
Kafasına bir darbe aldı
şaşırtmak
birini çok şaşırtmak veya hayrete düşürmek
That performance blew me away
O performans beni çok şaşırttı
fark etmek
Sahnedebir şeyi görmek veya dikkat etmek
I noticed a new sign
Yeni bir tabela fark ettim
duyuru
bilgi veya uyarı veren yazılı beyan
There is a notice on the wall
Duvarda bir duyuru var
dikkat
bir şeye dikkatini verme durumu
His new car caught my notice
Yeni arabası dikkatimi çekti
dikkatini çevirmek
Sahnedebir şeye odaklanmaya başlamak
Now let us turn to the next topic
Şimdi dikkatimizi bir sonraki konuya çevirelim
yardım istemek
birinden destek veya tavsiye istemek
You can always turn to your family
Her zaman ailenden yardım isteyebilirsin
sayfaya geçmek
kitapta belirli bir sayfaya ilerlemek
Students turn to page fifty
Öğrenciler ellinci sayfaya geçiyor
dönmek
birine bakmak için vücudunu hareket ettirmek
Please turn to me
Lütfen bana dön
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
otel
Sahnedeseyahat ederken konaklamak için para ödenen yer
I booked a hotel room
Bir otel odası ayırttım
otel
seyahat edenlerin kaldığı yer
The hotel is near the beach
Otel plajın yakınında
otel
gezginlerin kalabileceği ve uyuyabileceği yer
We stayed at a small hotel
Küçük bir otelde kaldık
çocuk doktoru
Sahnedeçocukları tedavi eden doktor
I took my son to the pediatrician
Oğlumu çocuk doktoruna götürdüm
karın ağrısı
Sahnedemidede hissedilen ağrı
I have a stomachache
Karın ağrım var
kontrol etmek
Sahnedebir şeye dikkatlice bakmak
Please check your answers
Lütfen cevaplarınızı kontrol edin
hesap
ödenmesi gereken miktarı gösteren belge
Can I have the check please
Hesabı alabilir miyim lütfen
kareli
kumaş üzerindeki küçük kareli desen
He wore a check shirt
Kareli bir gömlek giydi
yeni yıl
Sahnedeyeni takvim yılının başlangıcı
Happy New Year
Mutlu yıllar
yılbaşı
Sahnedeyılın ilk günü
We celebrate New Year's Day
Yılbaşını kutlarız
yılbaşı
takvime göre yeni bir yılın başlangıcı
We celebrate the new year with a party
Yılbaşını bir partiyle kutlarız
her kim
Sahnedekim olduğu fark etmeksizin herhangi bir kişi
Whoever arrives first wins
İlk gelen her kimse kazanır
her kim
kim olursa olsun o kişi
Whoever knows the answer should raise their hand
Cevabı bilen her kimse elini kaldırmalı
-e rağmen
Sahnedesöylenen bir şeye rağmen şaşırtıcı bir durumu belirtmek için kullanılır
Even though it was raining, we went for a walk
Yağmur yağmasına rağmen yürüyüşe çıktık
olmasına rağmen
bir durumun olmasına karşın
I went out even though it was raining
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktım
benlik
Sahnedebir kişinin kendi varlığı
She discovered her true self
Kendi gerçek benliğini keşfetti
benlik
birinin aslında olduğu kişi
He is trying to find his true self
O gerçek benliğini bulmaya çalışıyor
kendi
kişinin bireysel kimliği
You must love yourself
Kendini sevmelisin
çamaşır
Sahnedeyıkanması gereken veya yıkanmış giysiler
I need to fold the laundry
Çamaşırları katlamam gerekiyor
kirli çamaşırlar
yıkanması gereken kirli giysiler
Put your laundry in the basket
Kirli çamaşırlarını sepete koy
çamaşır
yıkanması gereken giysiler
I need to do the laundry
Çamaşır yıkamam gerekiyor
çamaşırhane
giysilerin yıkandığı ve kurutulduğu yer
The laundry is on the first floor
Çamaşırhane birinci kattadır
dans etmek
Sahnedemüziğe uyumlu şekilde hareket etmek
They dance together at the party
Partide birlikte dans ediyorlar
dans
müzik eşliğinde yapılan ritmik hareket sanatı
They performed a traditional dance
Geleneksel bir dans sergilediler
dans eşi
birlikte bir şeyler yaptığınız kişi
He was her dance for the night
O gece onun dans eşiydi
nazik
Sahnedebaşkalarına karşı nazik ve hoş olan
She is a very gracious host
O çok nazik bir ev sahibi
nazik
nezaket ve merhamet gösteren
She was very gracious to her guests
Misafirlerine karşı çok nazikti
uyumak
Sahnedegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
sütyen
Sahnedegöğüsleri destekleyen bir iç çamaşırı
She bought a new bra
Yeni bir sütyen aldı
hayran
Sahnedebirini veya bir şeyi çok seven kişi
He is a big fan of jazz
O, cazın büyük bir hayranıdır
vantilatör
havayı hareket ettiren kanatlı makine
Turn on the fan
Vantilatörü aç
yellemek
hava akımı oluşturmak için sallamak
She fanned herself with a book
Kitapla kendini yelledi
hoşlanmayan kişi
birinden veya bir şeyden hoşlanmayan kimse
He is a fan of no one here
Buradaki kimseden hoşlanmıyor
giydirmek
Sahnedebirine kıyafet giydirmek
She helped clothe the baby
Bebeği giydirmesine yardım etti
giysi
vücudu örtmeye yarayan parça
He bought a new piece of clothing
O yeni bir kıyafet aldı
içecek
Sahnedeiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
Sahnedesıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
alt etmek
Sahnedebir yarışmada birini geçerek üstünlük sağlamak
She wanted to outdo her rival in the race
Yarışta rakibini alt etmeyi istedi
geride bırakmak
birinden veya bir şeyden daha iyisini yapmak
She always tries to outdo her rivals
O her zaman rakiplerini geride bırakmaya çalışır
parça
Sahnedebütünün bir kısmı
The engine has many parts
Motorun birçok parçası var
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bölge
bir yer ya da yöre
This part is quiet
Bu bölge sessiz
yalnız
Sahnedeyanında başka kimse olmayan
She is alone
O yalnız
sadece
tek bir şeyin yeterli olduğunu vurgulamak için kullanılır
The cost alone is high
Sadece maliyeti bile yüksek
tek başına
rahatsız edilmeden
Please leave me alone
Lütfen beni yalnız bırak
üzüm
Sahnedesalkımlar halinde yetişen küçük, yuvarlak bir meyve
I like eating green grapes
Yeşil üzüm yemeyi severim
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
Sahnedekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
yontulmamış
Sahnedehenüz tam olgunlaşmamış veya mükemmelleşmemiş olma durumu
This script is good but still a bit rough around the edges
Bu senaryo iyi ama hala biraz yontulmamış
yontulmamış
davranışları veya tavırları henüz incelmemiş
He is a good leader but a bit rough around the edges
İyi bir lider ama biraz yontulmamış
kusurlu
küçük hataları olan mükemmel olmayan
His performance was a bit rough around the edges
Performansı biraz kusurluydu
silah ateşlemek
Sahnedebir silahı kullanıp patlatmak
Please do not shoot the weapon
Lütfen silahı ateşleme
hay aksi
hafif kızgınlık veya hayal kırıklığı belirten ünlem
Shoot, I forgot my keys
Hay aksi, anahtarlarımı unuttum
hay aksi
şaşkınlık veya kızgınlık ifade eden ünlem
Shoot I forgot my keys
Hay aksi anahtarlarımı unuttum
çekmek
kamera ile görüntü kaydetmek
We will shoot a movie
Bir film çekeceğiz
çekmek
kamera ile görüntü kaydetmek
We will shoot a movie tomorrow
Yarın bir film çekeceğiz
ateşlemek
bir silahın patlamasını sağlamak
He shot the gun into the air
Silahı havaya ateşledi
vurmak
birini veya bir şeyi vurmak için silah kullanmak
You should not shoot at birds
Kuşlara ateş etmemelisin
ateş etmek
birine veya bir şeye silah doğrultup ateşlemek
The soldier shot at the target
Asker hedefe ateş etti
yaralamak
silahla birini vurarak sakat bırakmak
The robber shot the security guard
Soyguncu güvenlik görevlisini vurdu
enjekte etmek
bir sıvıyı zorla bir yere vermek
The doctor will shoot the medicine
Doktor ilacı enjekte edecek
vurup öldürmek
silah kullanarak birini öldürmek
They shot the man in the street
Adamı sokakta vurup öldürdüler
fırlatmak
bir şeyi hızla ileriye doğru göndermek
Please shoot the ball to me
Lütfen topu bana fırlat
borçlu olmak
Sahnedebirine para veya bir şey verme zorunluluğu
I owe you ten dollars
Sana on dolar borçluyum
dayandırmak
bir şeyi bir nedene bağlamak
He owes his success to hard work
Başarısını çok çalışmaya dayandırıyor
masa örtüsü
Sahnedemasayı örtmek için kullanılan bez
She put a white tablecloth on the table
Masaya beyaz bir masa örtüsü serdi
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
getirmek
bir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
büyütmek
bir çocuğa yetişkin olana kadar bakmak
They brought up three children
Üç çocuk büyüttüler
hazırcevap yanıt
Sahnedebir söze verilen hızlı ve etkili cevap
He has a great comeback for everything
Her şeye harika bir cevabı var
geri dönüş
eski konuma veya popülerliğe yeniden kavuşma
The singer made a huge comeback
Şarkıcı büyük bir geri dönüş yaptı
kadeh kaldırmak
Sahnedebirini onurlandırmak için kadeh kaldırıp içmek
They made a toast to the success
Başarı için kadeh kaldırdılar
kızartmak
ekmeği ısıtarak rengini kahverengiye döndürmek
I toast the bread
Ekmeği kızartırım
kızarmış ekmek
ısı ile rengi kahverengiye dönmüş ekmek
I eat toast for breakfast
Kahvaltıda kızarmış ekmek yerim
bitmiş
başarısız veya kurtarılamaz bir durumda olan
If we lose this game we are toast
Eğer bu maçı kaybedersek bittik demektir
hatırlatıcı
Sahnedebir şeyi hatırlamaya yardımcı olan şey
I set a reminder on my phone
Telefonuma bir hatırlatıcı kurdum
benimsemek
Sahnedebir şeyi isteyerek kabul etmek
She decided to embrace the new culture
Yeni kültürü benimsemeye karar verdi
kucaklamak
birini kollarıyla sarmak
They embraced each other warmly
Birbirlerini sıcak bir şekilde kucakladılar
duymak
Sahnedebir şeyi birinden öğrenmek
Did you hear about the accident?
Kazayı duydun mu?
duymak
bir kişi veya durum hakkında bilgi ya da haber almak
Did you hear about the accident
Kazayı duydun mu
duymak
bir şeyi öğrenmek veya işitmek
Did you hear about the news
Haberleri duydun mu
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
ayrılmak
Sahnedebir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
kalmak
Sahnedediğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
sol
sağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
bırakmak
bir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
soğuk
Sahnededüşük sıcaklık
The winter cold is harsh
Kış soğuğu serttir
soğuk
nezaket veya sevgi göstermeyen
He is a cold person
O soğuk bir insandır
soğuk algınlığı
burun akıntısı ve öksürükle seyreden hastalık
I have a cold
Soğuk algınlığına yakalandım
bilinçsiz
olan bitenin farkında olmayacak şekilde uyanık olmama durumu
He was knocked cold in the fight
Dövüşte darbe alıp bilinçsiz hale geldi
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
izin vermek
Sahnedebir şeyin yapılmasına onay vermek
They allowed us to go home
Eve gitmemize izin verdiler
öpüşmek
Sahnedebiriyle romantik bir şekilde öpüşmek
They were making out in the park
Parkta öpüşüyorlardı
anlamak
bir şeyi güçlükle görmek duymak veya kavramak
I cannot make out the words on this page
Bu sayfadaki kelimeleri anlayamıyorum
başarmak
bir durumla uğraşmak veya hayatta ilerlemek
How did you make out on your exam
Sınavında nasıl bir başarı gösterdin
açık
Sahnedekapalı veya engellenmiş olmayan
The window is open
Pencere açık
açık fikirli
yeni bir şeyi değerlendirmeye hazır
I am open to suggestions
Önerilere açığım
açık
kapalı olmayan
The store is open now
Mağaza şimdi açık
açmak
kapalı veya engelli olan bir şeyi erişilebilir hale getirmek
Please open the door
Lütfen kapıyı aç
yenidoğan
Sahnedeyeni doğmuş çocuk veya hayvan
The newborn baby is sleeping
Yenidoğan bebek uyuyor
satın almak
Sahnedepara ödeyerek bir şeye sahip olmak
I want to buy a car
Bir araba satın almak istiyorum
inanmak
bir şeyin doğru olduğunu kabul etmek
I don't buy his story
Onun hikayesine inanmıyorum
satın alınan şey
satın alınan ürün veya eşya
This dress was a great buy
Bu elbise harika bir alışverişti
sebep olmak
bir durumun veya sorunun meydana gelmesine yol açmak
His arrogance bought him a lot of trouble
Kibri başına çok dert açtı
kusursuz
Sahnedehiçbir hatası veya kusuru olmayan
This diamond is perfect
Bu elmas kusursuz
mükemmelleştirmek
bir şeyi kusursuz hale getirmek
She wants to perfect her skills
Becerilerini mükemmelleştirmek istiyor
tam puan
okul çalışması için verilen en yüksek not
She got a perfect on her history exam
Tarih sınavından tam puan aldı
bahane
bir hatayı açıklamak için öne sürülen neden
That is just a perfect for being late
Bu geç kalmak için sadece bir bahane
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
tam
doğrudan ya da kesin bir biçimde
The hotel is right beside the station
Otel istasyonun tam yanında
yatmaya gitmek
Sahnedeuyumak için yatağa gitmek
I am tired so I will hit the sack
Yoruldum bu yüzden yatmaya gidiyorum
kuzen
Sahnedehala, teyze, amca veya dayı çocukları
She is my cousin
O benim kuzenim
romantizm
Sahnedederin bir sevgi duygusu
Romance is important in a relationship
Bir ilişkide romantizm önemlidir
aşk hikayesi
aşk ve romantik ilişkiler hakkında bir hikaye
I like reading romance novels
Aşk romanları okumayı severim
önem arz etmek
önemli veya dikkate değer olmak
This small detail does not romance at all
Bu küçük detay hiç önem arz etmiyor
çok komik
Sahnedeaşırı derecede komik veya güldüren
That joke was hilarious
O şaka çok komikti
kapı
Sahnedebina veya oda girişindeki hareketli panel
Close the door please
Lütfen kapıyı kapat
yarı yolda bırakmak
Sahnedebirini zor bir durumda tek başına bırakmak
He bailed on me at the last minute
Beni son dakikada yarı yolda bıraktı
yarı yolda bırakmak
birini veya bir durumu aniden terk edip gitmek
He decided to bail on the project
Projeyi yarı yolda bırakmaya karar verdi
ekmek
planlanan bir etkinliğe gitmemek
He bailed on the party
Partiyi ekti
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
kaba
Sahnedenazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
görünmek
belirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
aramak
birini ya da bir şeyi bulmaya çalışmak
I looked for my keys
Anahtarlarımı aradım
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
Sahnedearkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
otuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
ortamı yumuşatmak
Sahnedebir durumu daha az gergin veya ciddi hale getirmek
He told a joke to lighten the mood
Ortamı yumuşatmak için bir fıkra anlattı
Rolls Royce Corniche
SahnedeBir Rolls Royce otomobil modeli
He drove a vintage Rolls Royce Corniche
Klasik bir Rolls Royce Corniche sürdü
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
brokoli
Sahnedebirçok küçük çiçek başı olan yeşil bir sebze
I like eating broccoli
Brokoli yemeyi severim
sıcak
Sahnedeyüksek sıcaklıkta olan
The coffee is hot
Kahve sıcak
popüler
Sahnedeşu an çok ilgi gören
This game is hot
Bu oyun çok popüler
hevesli
bir şeyi yapmaya çok istekli olan
He is hot to start his new job
Yeni işine başlamak için çok hevesli
popüler
çok beğenilen veya talep gören
That game is very hot right now
O oyun şu an çok popüler
eşcinsel
Sahnedeaynı cinsiyetten kişilere ilgi duyan
He is gay
O eşcinsel
eşcinsel
LGBTQ kültürüyle ilişkilendirilen kişi
He is an openly gay man
O açık bir eşcinsel erkek
eğlenceli
insanları güldürmeyi amaçlayan neşeli durum
The party had a gay atmosphere
Partinin eğlenceli bir atmosferi vardı
hızla gitmek
Sahnedeküçük hareketlerle hızlıca hareket etmek
He scooted away
Hızla uzaklaştı
üniversite
Sahnedeliseden sonra öğrencilerin eğitim gördüğü yer
She is studying at college
O üniversitede okuyor
diskotek
Sahnedeinsanların müzik eşliğinde dans ettiği yer
They went to the disco
Diskoteke gittiler
orada yukarda
Sahnededaha yüksek bir yerde
The bird is up there
Kuş orada yukarda
yukarıda
daha önce belirtilen yer
The bird is up there in the tree
Kuş yukarıda ağaçta
yukarıda
yukarıdaki o yerde
Look at the bird up there
Yukarıdaki kuşa bak
yukarıda
sözü edilen veya görülen daha yüksek bir konum
Look at the bird up there
Şu yukarıdaki kuşa bak
yukarıda
o daha yüksek yer
He lives up there in the mountains
O yukarıda dağlarda yaşıyor
şekerleme
Sahnedekısa süreli uyku
I took a short nap
Kısa bir şekerleme yaptım
kestirmek
kısa süreliğine uyumak
I like to nap after lunch
Öğle yemeğinden sonra kestirmeyi severim
kase
Sahnedeyemek için kullanılan yuvarlak ve derin kap
I have a bowl of soup
Bir kase çorbam var
yuvarlamak
bowling gibi bir oyunda topu yuvarlamak
He bowls the ball slowly
Topu yavaşça yuvarlıyor
turnuva
ödüllü bir yarışma veya müsabaka
They played in the big bowl
Büyük turnuvada oynadılar
top atmak
krikette vurucuya top göndermek
He learned how to bowl
Top atmayı öğrendi
yıl
Sahnede12 ay veya 365 gün süren takvim dönemi
This year is 2024
Bu yıl 2024
yıl
Sahnede12 aylık zaman birimi
Happy New Year
Mutlu yıllar
yıl
365 günlük zaman dilimi
It lasted five years
Beş yıl sürdü
yarı fiyatına
Sahnedenormal fiyatın yarısına satılan
The shoes were half off
Ayakkabılar yarı fiyatınaydı
yarı fiyatına
bir ürünün normal fiyatının yarısına satılması
These shoes are half off today
Bu ayakkabılar bugün yarı fiyatına
iç çamaşırı
Sahnededış kıyafetlerin altına giyilen giysi
I need to buy new underwear
Yeni iç çamaşırı almam gerekiyor
daha büyük
Sahnedeboyut olarak daha geniş veya hacimli
I need a bigger box
Daha büyük bir kutuya ihtiyacım var
daha büyük
daha geniş veya kapsamlı bir ölçüde
The issue is much bigger than we expected
Sorun beklediğimizden çok daha büyük
tekne
Sahnedesuda seyahat etmek için kullanılan araç
The boat is on the water
Tekne suyun üzerinde
tekneyle gitmek
tekne kullanarak bir yerden başka bir yere gitmek
We boated across the lake
Gölü tekneyle geçtik
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
yol açmak
bir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
bırakmak
bir şeye sahip olmayı ya da bir şeyi yapmayı bırakmak
She gave up smoking
Sigarayı bıraktı
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
kalmadı
Sahnedebir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
dışarı
Sahnedebir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
nedeniyle
Sahnedebir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
dışında tutmak
birini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
-den
bir yerden veya kaynaktan gelmek
I got the water out of the tap
Suyu musluktan aldım
arasından
bir grubun içinden seçilmek
Choose one out of these three
Bu üçünün arasından bir tane seç
içinden
bir şeyin iç kısmından gelmek
He came out of the room
Odanın içinden geldi
yoksun
bir şeye sahip olmamak
We are out of bread
Ekmeksiz kaldık
uzaklaşarak
bir yerden ayrılmak
Please get out of my house
Lütfen evimden çık
dışında
artık bir grubun parçası olmamak
He is out of the team
O artık takımın dışında
tükenmiş
bir şeyin bitmiş olması
We are out of gas
Benzinimiz bitti
dışarıda
bir yerin içinde olmamak
She is out of the office
Ofisin dışında
dışarı
bir yerin içerisi olmaması
Stay out of the rain
Yağmurun dışında kal
çıkararak
bir şeyi bir yerden almak
Take the keys out of your pocket
Anahtarları cebinden çıkar
alınarak
birini veya bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
They took the boy out of school
Çocuğu okuldan aldılar
kalmamış
bir şeyin tamamen bitmiş olması
We are out of sugar for the tea
Çay için şekerimiz kalmadı
binmek
Sahnedebir araca binmek
Hop in the car!
Arabaya bin!