

Modern Family — 5. Sezon Bölüm 5
Kelimeler ve anlamları
560 kelime
Seviye
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
bırakmak
bir şeye sahip olmayı ya da bir şeyi yapmayı bırakmak
She gave up smoking
Sigarayı bıraktı
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
olmak
gerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
hak etmek
Sahnedebir şeyi elde etmeye değer olmak
You deserve to be happy
Mutlu olmayı hak ediyorsun
özenle seçmek
Sahnedebir şeyi dikkatli bir şekilde seçmek
She hand-picked the best strawberries for the cake
Pasta için en iyi çilekleri özenle seçti
seçip ayırmak
bir grup arasından dikkatle ayırmak
He hand-picked the team members for this project
Bu proje için ekip üyelerini tek tek seçip ayırdı
bizzat seçmek
bir şeyi kendi tercihiyle seçmek
The manager hand-picked me for the special task
Müdür özel görev için beni bizzat seçti
yerleştirmek
Sahnedebirine nereye oturacağını göstermek
The host seated us
Ev sahibi bizi yerleştirdi
kapasitesi olmak
belirli sayıda kişiyi ağırlayabilmek
The room seats ten people
Oda on kişiyi alır
oturma yeri
üzerine oturulan yer
Please take your seat
Lütfen yerinize oturun
koltuk
birine hak veya ödül olarak verilen yer
She won a seat in parliament
O parlamentoda bir koltuk kazandı
hoş
Sahnedemutluluk veya haz veren
That is a sweet gesture
Bu çok hoş bir davranış
tatlım
Sahnedesevilen birine hitap ederken kullanılan isim
Goodnight, sweet
İyi geceler, tatlım
süper
şaşkınlık veya heyecan belirtmek için kullanılır
Sweet! I got the tickets
Süper! Biletleri aldım
tatlı
şeker tadında olan
This apple is very sweet
Bu elma çok tatlı
şımarık kız
Sahnedegenç ve genellikle saygısız kadın
That silly chit ignored my advice
O şımarık kız tavsiyemi görmezden geldi
gitmek
Sahnedebir yerden uzaklaşmak
It is time for us to get out
Bizim gitme vaktimiz geldi
çıkarmak
bir şeyi üretmek veya yayınlamak
They get out a new magazine
Yeni bir dergi çıkarıyorlar
çıkarmak
bir şeyi bir yerin içinden almak
Get the key out of the lock
Anahtarı kilitten çıkar
duyulmak
birçok kişi tarafından öğrenilir hale gelmek
The news will get out eventually
Haber sonunda duyulacak
gömlek
Sahnedevücudun üst kısmına giyilen giysi
He is wearing a white shirt
O beyaz bir gömlek giyiyor
gömlek
vücudun üst kısmına giyilen bir giysi
He is wearing a blue shirt
O mavi bir gömlek giyiyor
hızlıca
Sahnedehızlı bir şekilde veya gecikmeden
He ran quickly to the bus
Otobüse hızlıca koştu
soda
Sahnedeşekerli gazlı içecek
I want a soda
Bir soda istiyorum
gazlı içecek
tatlı ve köpüklü içecek
I bought a cold soda at the store
Mağazadan soğuk bir gazlı içecek aldım
ıslık çalmak
Sahnededudaklarla müzikal bir ses çıkarmak
He can whistle a song
O bir şarkıyı ıslıkla çalabilir
düdük
içine hava üflendiğinde yüksek ses çıkaran küçük alet
The referee blew the whistle
Hakem düdüğü çaldı
ıslık sesi çıkarmak
hava üfleyerek yüksek perdeli bir ses çıkarmak
The wind began to whistle
Rüzgar ıslık çalmaya başladı
adamlar
Sahnedeerkekler için kullanılan samimi ifade
Those guys are tall
Şu adamlar uzun
arkadaşlar
bir grup insan için kullanılan samimi ifade
Hi guys
Selam arkadaşlar
adam
bir erkek için kullanılan samimi ifade
He is a nice guy
O iyi bir adam
millet
bir grup insan için kullanılan gayriresmi ifade
Listen guys
Dinleyin millet
dedi
Sahnedesözle ifade etmek
He said no
Hayır dedi
söyledi
bir düşünceyi veya bilgiyi kelimelerle ifade etmek
He said that he was busy
Meşgul olduğunu söyledi
bahsi geçen
daha önce değinilmiş olan
The said document is missing
Bahsi geçen belge kayıp
dört
Sahnede4 sayısı
I have four apples
Dört elmam var
para
Sahnedebir şeyler satın almak için kullanılan madeni veya kağıt ödeme araçları
I have some money
Biraz param var
servet
bir kişinin kazandığı ya da sahip olduğu mal varlığı
She has a lot of money
Çok parası var
elbise
Sahnedekadınlar veya kızlar için üst ve alt kısmı örten giysi
She is wearing a blue dress
Mavi bir elbise giyiyor
giyinmek
Sahnedekıyafet giymek
I need to dress for work
İş için giyinmem gerekiyor
pansuman yapmak
bir yarayı temizleyip kapatmak
The nurse will dress the wound
Hemşire yaraya pansuman yapacak
süslemek
bir şeyi daha çekici hale getirmek için güzelleştirmek
We should dress the cake with fresh fruit
Pastayı taze meyveyle süslemeliyiz
daha hızlı
Sahnededaha kısa sürede gerçekleşen
We need a quicker way
Daha hızlı bir yola ihtiyacımız var
daha hızlı
daha kısa sürede gerçekleşen
This path is quicker
Bu yol daha hızlı
cesur
Sahnederisk almaya veya güçlü bir şekilde hareket etmeye istekli
He is a bold leader
O cesur bir liderdir
kalın
kalın ve koyu bir metin stili
Use bold text for the title
Başlık için kalın metin kullanın
belirgin
güçlü veya göze çarpan niteliğe sahip
He used a bold font for the title
Başlık için belirgin bir yazı tipi kullandı
teslimat
Sahnedemalların bir kişiye veya yere ulaştırılması
Your delivery is here
Teslimatınız geldi
doğum
bir bebeğin dünyaya getirilmesi süreci
The delivery went smoothly
Doğum sorunsuz geçti
konuşma tarzı
bir kişinin topluluk önünde hitabet şekli
His delivery of the speech was excellent
Onun konuşma tarzı harikaydı
bağlamak
Sahnedebir şeyi sıkıca tutturmak veya sabitlemek
Fasten your seatbelt
Emniyet kemerinizi bağlayın
sabitlemek
iki parçayı kapalı veya sabit kalmaları için birbirine tutturmak
Please fasten your seatbelt
Lütfen emniyet kemerinizi sabitleyin
yarar
Sahnedebir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
seçim
Sahnedebir şeyi seçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçkin
çok iyi kalitede olan
We were served choice wine
Bize seçkin bir şarap ikram edildi
seçim
birinin en çok tercih ettiği şey
This blue dress is my choice
Bu mavi elbise benim seçimim
inmek
Sahnedebir araçtan veya yerden ayrılmak
I will get off the bus at the next stop
Bir sonraki durakta otobüsten ineceğim
bırakmak
birine yönelik bir davranışı durdurmak
Get off my back
Peşimi bırak
cezadan kurtulmak
bir şey için cezalandırılmaktan kaçınmak
He got off with a fine
Cezadan bir para cezasıyla kurtuldu
kapatmak
bir telefon görüşmesini bitirmek
I need to get off the phone now
Şimdi telefonu kapatmam gerekiyor
inmek
bir yerden veya taşıttan ayrılmak
Please get off the bus
Lütfen otobüsten inin
rahat bırakmak
birini rahatsız etmeyi durdurmak
Get off him now
Onu hemen rahat bırak
inmek
bir yerden ayrılmak veya uzaklaşmak
I need to get off the bus
Otobüsten inmem gerekiyor
kurtulmak
bir ceza veya suçlamadan kaçınmak
He got off with a warning
Uyarı ile kurtuldu
tamam
Sahnededinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
yalnız
Sahnedeyanında başka kimse olmayan
She is alone
O yalnız
sadece
tek bir şeyin yeterli olduğunu vurgulamak için kullanılır
The cost alone is high
Sadece maliyeti bile yüksek
tek başına
rahatsız edilmeden
Please leave me alone
Lütfen beni yalnız bırak
şal deseni
Sahnedekavisli tüy şeklinde bir desen
She wore a paisley dress
Şal desenli bir elbise giydi
evlilik töreni
Sahnedeiki kişinin evlendiği merasim
The wedding ceremony starts at noon
Evlilik töreni öğlen başlıyor
gelin
evlenen kadın
The bride arrived at the wedding early
Gelin düğüne erken geldi
düğün
evlilik töreni
We are going to a wedding this Saturday
Bu cumartesi bir düğüne gidiyoruz
düğün
evlilik töreni
They are planning their wedding
Onlar düğünlerini planlıyorlar
düğün
iki kişinin evlendiği tören
They are planning a beautiful wedding
Güzel bir düğün planlıyorlar
nikah
evlilik bağıyla birleşme töreni
They had a small nikah ceremony
Küçük bir nikah töreni yaptılar
içecek
Sahnedeiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
Sahnedesıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
araba
Sahnededört tekerlekli ve motorlu kara taşıtı
He drives his car to work
İşe arabasıyla gidiyor
vagon
trenin yolcu veya yük taşımak için kullanılan bölümü
We sat in the last car of the train
Trenin son vagonunda oturduk
beslenmek
Sahnedegıda alarak yaşamak
Cows feed on grass
İnekler otla beslenir
besleme
bir makineye veya sisteme sağlanan veri ya da malzeme
The machine needs a steady feed
Makinenin sürekli beslemeye ihtiyacı var
içerik akışı
sürekli güncellenen bilgi dizisi
The website has a constant content feed
Web sitesinin sürekli bir içerik akışı var
yayın
canlı video veya veri akışı
The news feed is updated constantly
Haber akışı sürekli güncelleniyor
yem
hayvanlar için yiyecek
The farmer bought some feed for the cows
Çiftçi inekler için biraz yem aldı
beslemek
bir kişiye veya hayvana yiyecek vermek
It is time to feed the baby
Bebeği besleme zamanı geldi
yayın
görüntü veya sesin canlı iletimi
The live feed has started
Canlı yayın başladı
ikiz
Sahnedeaynı anda doğan iki kişiden her biri
They are twins
Onlar ikizler
ikiz kardeş
aynı anda doğan iki çocuktan biri
I have a twin brother
Bir ikiz kardeşim var
altında
Sahnedebir şeyin tam altında
The cat is underneath the table
Kedi masanın altında
alt
bir şeyin altında kalan kısım
I looked underneath the car
Arabanın altına baktım
teşekkür ederim
Sahnedeminnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan nazik ifade
I want to say thank you
Sana teşekkür ederim demek istiyorum
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
adamlar
Sahnedeyetişkin erkek insanlar
Two men are here
İki adam burada
erkekler
yetişkin insan erkekler
Many men work here
Burada birçok erkek çalışıyor
erkekler
yetişkin erkek insanlar
The men are standing outside
Erkekler dışarıda duruyor
tartışmasız
Sahnedehiç şüphe olmadan
She won the race hands down
Yarışı tartışmasız kazandı
kesinlikle
şüphe olmadan veya zorlanmadan
This is hands down the best pizza
Bu kesinlikle en iyi pizza
rahatlıkla
bir işin kolaylıkla ve tartışmaya yer bırakmadan yapılması
She won the race hands down
Yarışı rahatlıkla kazandı
kesinlikle
Sahnedekesin olarak
I will be there for sure
Kesinlikle orada olacağım
kesinlikle
bir teklifi veya durumu onaylamak
I will help you for sure
Sana kesinlikle yardım edeceğim
güncel
Sahnedeşu an gerçekleşen veya var olan
What is your current address
Güncel adresiniz nedir
akıntı
belirli bir yöne doğru hareket eden su
The current is very strong here
Buradaki akıntı çok güçlü
akım
elektrik yükünün hareketi
The current flows through the wire
Akım telin içinden geçer
sus
Sahnedekonuşmayı bırakmak veya birini susturmak
Please shut up
Lütfen sus
susturmak
birinin konuşmayı bırakmasını sağlamak
Just shut up and listen
Sadece sus ve dinle
susmak
konuşmayı kesmek veya birine sessiz kalmasını söylemek
Please shut up while I am working
Çalışırken lütfen sus
susmak
konuşmayı bırakmak
Please shut up and listen
Lütfen sus ve beni dinle
kumaş
Sahnedeliflerden yapılmış malzeme
This fabric is very soft
Bu kumaş çok yumuşak
yapı
bir şeyin temel düzeni veya çatısı
The fabric of society is changing
Toplumun yapısı değişiyor
kadar
Sahnedebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
saniye
Sahnededakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
ikinci
birinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
ikinci porsiyon
yemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
ruj
Sahnededudaklar için kullanılan renkli kozmetik ürün
She is wearing red lipstick
Kırmızı ruj sürüyor
ruj
dudaklara sürülen renkli madde
Put some lipstick on
Biraz ruj sür
boyamak
Sahnedebir şeye renk vermek
She colors the picture
Resmi boyuyor
renk
Sahnedekırmızı veya mavi gibi renklerin adı
Red is my favorite color
Kırmızı benim en sevdiğim renktir
etkilemek
birinin bir şey hakkındaki düşünce veya duygularını biçimlendirmek
His past experiences colored his view
Geçmiş deneyimleri görüşünü etkiledi
ten rengi
kişinin cildinin doğal rengi
His color is pale
Ten rengi solgun
uyuyor
Sahnedeuyku durumunda olan
The baby is asleep
Bebek uyuyor
santimetre
Sahnedebir metrenin yüzde birine eşit olan uzunluk birimi
This line is five centimeters long
Bu çizgi beş santimetre uzunluğunda
çok
Sahnedebüyük miktarda veya sayıda
I have a lot of work to do
Yapacak çok işim var
arsa
küçük bir toprak parçası
He bought a parking lot
Bir otopark alanı satın aldı
kader
kişinin hayatındaki yazgısı
This is my lot in life
Bu benim hayattaki kaderim
kader
bir kişinin içinde bulunduğu durum veya hayat koşulları
He accepted his lot in life
Hayatındaki kaderini kabullendi
sıklıkla
birçok kez veya sıkça
I see him a lot
Onu sıklıkla görürüm
grup
bir insan topluluğu
That is a loud lot
O gürültülü bir grup
çok miktarda
büyük bir sayı veya miktar
We have a lot of time
Çok miktarda vaktimiz var
az miktarda
küçük bir sayı veya miktar
That is a lot less
O az miktarda
fazlasıyla
büyük ölçüde
I like it a lot
Onu fazlasıyla seviyorum
düşmek
Sahnedeyerinden çıkıp düşmek
The tooth fell out
Diş düştü
gözden düşmek
popüler veya tercih edilen bir seçenek olmaktan çıkmak
This style has fallen out of fashion
Bu tarz artık gözden düştü
arasının açılması
bir kişiyle olan ilişkiyi bozmak
We fell out after the argument
Tartışmadan sonra aramız açıldı
kalmadı
Sahnedebir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
nedeniyle
Sahnedebir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
dışarı
bir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
dışında tutmak
birini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
-den
bir yerden veya kaynaktan gelmek
I got the water out of the tap
Suyu musluktan aldım
arasından
bir grubun içinden seçilmek
Choose one out of these three
Bu üçünün arasından bir tane seç
içinden
bir şeyin iç kısmından gelmek
He came out of the room
Odanın içinden geldi
yoksun
bir şeye sahip olmamak
We are out of bread
Ekmeksiz kaldık
uzaklaşarak
bir yerden ayrılmak
Please get out of my house
Lütfen evimden çık
dışında
artık bir grubun parçası olmamak
He is out of the team
O artık takımın dışında
tükenmiş
bir şeyin bitmiş olması
We are out of gas
Benzinimiz bitti
dışarıda
bir yerin içinde olmamak
She is out of the office
Ofisin dışında
dışarı
bir yerin içerisi olmaması
Stay out of the rain
Yağmurun dışında kal
çıkararak
bir şeyi bir yerden almak
Take the keys out of your pocket
Anahtarları cebinden çıkar
alınarak
birini veya bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
They took the boy out of school
Çocuğu okuldan aldılar
kalmamış
bir şeyin tamamen bitmiş olması
We are out of sugar for the tea
Çay için şekerimiz kalmadı
yakışıklı
Sahnedeiyi görünümlü
He is very handsome
O çok yakışıklı
kez
Sahnedebir olayın gerçekleşme sayısı
I read this book three times
Bu kitabı üç kez okudum
zaman
bir olayın sürdüğü dönem
It takes time to finish the work
İşi bitirmek zaman alıyor
çarpı
matematikte çarpma işlemi
Five times five is twenty five
Beş çarpı beş yirmi beş eder
gazete
haberleri yayınlayan bir kuruluş
This newspaper is called the Times
Bu gazetenin adı Times
zaman
bir olayın meydana geldiği an veya dönem
We had good times together
Birlikte güzel zamanlar geçirdik
artık
Sahnedeartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
daha fazla
bir şeyden daha fazla miktarda
Would you like any more?
Biraz daha ister misin?
yürümek
Sahnedebir ayağını diğerinin önüne koyarak ilerlemek
She likes to walk in the park
O parkta yürümeyi sever
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
adım adım anlatmak
bir süreci aşama aşama tarif etmek
Let me walk you through the process
Süreci sana adım adım anlatayım
ele alma
Sahnedebir şeyin kontrolünü veya mülkiyetini üstlenmek
I am taking charge
Kontrolü ele alıyorum
götürmek
birini veya bir şeyi bir yerden başka bir yere taşımak
He is taking the box to the kitchen
Kutuyu mutfağa götürüyor
mola verme
bir süre için işe veya aktiviteye ara vermek
We are taking a break
Mola veriyoruz
benimsemek
bir konu hakkındaki düşünce tarzını kabul etmek
She is taking a firm stance on this issue
Bu konuda kararlı bir tutum benimsiyor
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
duymak
bir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
zorunda
Sahnedebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
zorunda olmak
bir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
halka açık
Sahnedeherkesin kullanımına açık olan
This park is public
Bu park halka açık
halk
sıradan insanlardan oluşan grup
The public loves the new law
Halk yeni yasayı sevdi
halka açık
herkesin kullanımına sunulmuş olan
This is a public park
Bu halka açık bir park
topluluk önünde
birçok insanın görüp duyabileceği bir ortam
She spoke in public about the problem
O sorun hakkında topluluk önünde konuştu
alçalmak
Sahnedekısa süreliğine aniden aşağı inmek
The temperature will dip tonight
Hava sıcaklığı bu gece düşecek
batırmak
bir şeyi kısa süreliğine bir sıvının içine sokmak
Dip the bread in the oil
Ekmeği yağa batır
Of
şaşkınlık hayal kırıklığı veya hafif bir rahatsızlık ifade etmek için kullanılan gayriresmi ünlem
Dip I missed the bus
Of otobüsü kaçırdım
sos
yiyecekleri batırmak için kullanılan yoğun bir sos
I like eating chips with a dip
Cipsleri sosla yemeyi severim
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
aramak
birini ya da bir şeyi bulmaya çalışmak
I looked for my keys
Anahtarlarımı aradım
ne
Sahnedeöfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılan vurgu
What the hell is happening
Ne halt oluyor burada
rastlamak
Sahnedebiriyle tesadüfen karşılaşmak
I ran into an old friend
Eski bir arkadaşıma rastladım
sorun yaşamak
bir problem veya zorlukla karşılaşmak
We ran into some problems
Bazı sorunlar yaşadık
bulmak
belli bir miktara veya seviyeye ulaşmak
The costs ran into thousands
Masraflar binleri buldu
çarpmak
hareket halindeyken kazara bir nesneye vurmak
I ran into a tree while skiing
Kayak yaparken bir ağaca çarptım
geri dönmek
Sahnedebir yere veya konuya tekrar gitmek
I went back to the office
Ofise geri döndüm
teori
Sahnedebir durumu açıklamak için kurulan sistemli fikirler bütünü
The theory of relativity is complex
Görelilik teorisi karmaşıktır
varsayım
bir olayla ilgili öne sürülen fikir veya tahmin
I have a theory about why she left
Neden gittiğine dair bir varsayımım var
teori
bir şeyin nasıl çalıştığını açıklayan fikirler
This theory explains how the engine works
Bu teori motorun nasıl çalıştığını açıklıyor
şey
Sahnedetereddüt ederken veya düşünürken çıkarılan ses
Uhh I do not know the answer
Şey cevabı bilmiyorum
bırakmak
Sahnedebir şeyi bir yere götürüp teslim etmek
I will drop off your book tomorrow
Yarın kitabını bırakacağım
gözden kaybolmak
görünür veya duyulur olmayı bırakmak
They began to drop off one by one
Birer birer gözden kaybolmaya başladılar
uyuyakalmak
genellikle farkında olmadan uykuya dalmak
I might drop off during the movie
Film sırasında uyuyakalabilirim
bırakma noktası
insanların veya eşyaların bırakıldığı yer
Please wait at the drop-off point
Lütfen bırakma noktasında bekleyin
en sevilen
Sahnedediğerlerinden daha çok sevilen
Blue is my favorite color
Mavi benim en sevdiğim renktir
favori
en çok tercih edilen
This is my favorite song
Bu benim favori şarkım
acele etmek
Sahnedehızlı hareket etmek
Please hurry up
Lütfen acele et
aceleye getirmek
Sahnedebir şeyi çok hızlı yapmak
Don't hurry the work
İşi aceleye getirme
acele
bir şeyi hızlıca yapma durumu
I am in a hurry
Acelem var
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
suçlamak
Sahnedebirinin yanlış bir şey yaptığını söylemek
Do not accuse him without proof
Kanıt olmadan onu suçlama
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
Vay
şaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
düşünce
Sahnedezihinden geçen fikir veya inanış
He had a strange thought
Aklına tuhaf bir düşünce geldi
düşünme
dikkatli bir şekilde düşünme eylemi
He was lost in thought
Düşüncelere dalmıştı
bahsetmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
He thought to mention the new plan
O yeni plandan bahsetmeyi düşündü
düşünmek
bir konu hakkında görüşe sahip olmak
I thought you were busy
Meşgul olduğunu düşünmüştüm
çekici
Sahnedefiziksel olarak etkileyici
She looks sexy in that dress
O elbisenin içinde çekici görünüyor
seksi
cinsel arzu uyandıran
He has a sexy voice
Seksi bir sesi var
seksi
cinsel açıdan çekici olan
He looks very sexy in that suit
O takım elbise içinde çok seksi görünüyor
durum
Sahnedebelirli bir zamandaki koşullar bütünü
This is a difficult situation
Bu zor bir durum
durum
bir kişinin veya yerin içinde bulunduğu şartlar
I am in a difficult situation
Zor bir durumdayım
durum
koşullar veya olaylar bütünü
It is a difficult situation
Bu zor bir durum
vaziyet
bir yerde veya zamanda gerçekleşen olaylar bütünü
The situation here is strange
Buradaki vaziyet tuhaf
hatırlamak
Sahnedebir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
dolap
Sahnedeeşyaları saklamak veya sergilemek için rafları olan dolap
The plates are in the cabinet
Tabaklar dolapta
bakanlar kurulu
hükümet başkanına danışmanlık yapan üst düzey yetkililer grubu
The cabinet met to discuss the new law
Bakanlar kurulu yeni yasayı görüşmek için toplandı
belki
Sahnedebir şeyin doğru olabileceğini belirtmek için kullanılır
This is possibly the best way
Bu muhtemelen en iyi yol
bir süre daha kalmak
Sahnedebir yerde ayrılmadan kalmaya devam etmek
Please stick around for a few minutes
Lütfen birkaç dakika daha burada kalın
ayrılmamak
bir yerde bir süre daha kalmak
Please stick around after the meeting
Lütfen toplantıdan sonra ayrılmayın
kaybetmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
yenilmek
bir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
bir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
anlayamamak
bir konuyu takip edememek
I lost you when you talked about science
Bilim hakkında konuştuğunda seni anlayamadım
saklamak
Sahnedebir şeyi görünmeyecek bir yere koymak
Hide the gift under the bed
Hediyeyi yatağın altına sakla
deri
bir insan veya hayvanın vücut örtüsü
The cow has a thick hide
İneğin kalın bir derisi vardır