

Modern Family — 5. Sezon Bölüm 6
Kelimeler ve anlamları
588 kelime
Seviye
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
olmak
gerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
hayır
Sahnedehayır kelimesinin gayriresmi bir söyleyiş biçimi
Nope, I don't know
Hayır, bilmiyorum
kesinlikle
bir şeyi onaylamak veya kuvvetle katılmak için kullanılır
Nope you are totally right
Kesinlikle sen tamamen haklısın
hayır
hayır demenin gayriresmi yolu
I asked for help but he said nope
Yardım istedim ama hayır dedi
merhaba
Sahnedebirini selamlarken kullanılan dostça söz
Hello nice to meet you
Merhaba tanıştığımıza memnun oldum
yıl
Sahnede12 aylık zaman birimi
Happy New Year
Mutlu yıllar
yıl
12 ay veya 365 gün süren takvim dönemi
This year is 2024
Bu yıl 2024
yıl
365 günlük zaman dilimi
It lasted five years
Beş yıl sürdü
birisi
Sahnedebelirsiz veya bilinmeyen bir kişi
Someone is at the door
Kapıda biri var
eğlenmek
Sahnedesevilen bir şeyi yapmak
We always have fun at the park
Parkta her zaman eğleniriz
iyi vakit geçirmek
yapılan şeyden mutlu olmak ve keyif almak
Have fun at the party
Partide iyi vakit geçir
eğlenmek
keyifli vakit geçirmek
We had fun at the party
Partide eğlendik
dün
Sahnedebugünden önceki gün
It rained yesterday
Dün yağmur yağdı
uygun
Sahnedebelirli bir durum için doğru olan
He is not fit for the job
Bu iş için uygun değil
nöbet
Sahnedeaniden gelen güçlü bir duygu veya davranış
He had a fit of anger
Bir öfke nöbeti geçirdi
formda
güçlü ve fiziksel olarak sağlıklı
She exercises to stay fit
Formda kalmak için egzersiz yapıyor
uymak
bir şeyin bir yere girecek doğru boyutta veya şekilde olması
The key fits the lock perfectly
Anahtar kilide tam uyuyor
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
aile
Sahnedekan veya evlilikle birbirine bağlı kişiler
I love my family
Ailemi seviyorum
yemek tarifi
yemek hazırlamak için gerekli talimatlar
Please follow the family for this dish
Lütfen bu yemek için tarifi izle
bölüm
bir televizyon dizisinin parçası
I watched the first family of the show
Dizinin ilk bölümünü izledim
hmm
Sahnededüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Hmm, let me think
Hmm, bir düşüneyim
biraz
Sahnedeküçük bir miktar veya derece
I am a little bit tired
Biraz yorgunum
biraz
küçük bir derecede
I am a little bit tired
Biraz yorgunum
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
değer
Sahnedebir şeyin sahip olduğu önem veya fayda
This project has great worth
Bu projenin büyük bir değeri var
değer
bir şeyi denemeye değer olmak
It is worth a try
Denemeye değer
değer
yeterli değere veya hakka sahip olmak
The book is worth reading
Kitap okunmaya değer
değer
maddi veya manevi kıymet
This ring has great worth
Bu yüzüğün büyük bir değeri var
içeri girmek
Sahnedebir odaya veya binaya girmek
Please come in
Lütfen içeri girin
mevcut olmak
belirli bir formda satılmak veya bulunmak
This dress comes in red
Bu elbisenin kırmızısı var
gelmek
bir ürünün belirli seçenekleri veya çeşitleri ile sunulması
These shirts come in three sizes
Bu gömlekler üç bedende gelir
dereceye girmek
bir yarışmada belirli bir sırada bitirmek
She came in second in the race
Yarışta ikinci geldi
dahil olmak
bir durumda rol veya görev üstlenmek
Where does the expert come in
Uzman nerede devreye giriyor
gelmek
bir yere ulaşmak veya bir sırada yer almak
She came in first in the race
Yarışta birinci geldi
işe yaramak
bir durumda kullanışlı hale gelmek
This tool will come in handy later
Bu alet sonra işe yarayacak
dahil olmak
bir duruma katılmak veya rol almak
They asked me to come in on the project
Benden projeye dahil olmamı istediler
telsizden cevap vermek
telsiz çağrısına yanıt vermek
I called him on the radio, but he did not come in
Ona telsizden seslendim ama cevap vermedi
evlenmek
Sahnedebirisiyle hayatını birleştirmek
They decided to marry last year
Geçen yıl evlenmeye karar verdiler
evlenmek
Sahnedebiriyle eş olmak
They want to marry soon
Yakında evlenmek istiyorlar
adamak
bir şeye kendini tamamen bağlamak
He married his life to music
Hayatını müziğe adadı
harekete geçmek
Sahnedeharekete başlamak
Let's get going before the traffic starts
Trafik başlamadan harekete geçelim
yola çıkmak
hareket etmeye veya ayrılmaya başlamak
We should get going now
Şimdi yola çıkmalıyız
ayrılmak
bir yerden gitmeye başlamak
It is late, I must get going
Geç oldu, artık ayrılmalıyım
yola koyulmak
gitmek üzere hazırlık yapıp ayrılmak
We need to get going
Yola koyulmamız gerekiyor
başlamak
bir işe veya eyleme başlamak
We need to get going on the assignment
Ödeve başlamamız gerekiyor
harekete geçmek
Sahnedehareket etmeye başlamak veya hızlıca ayrılmak
We need to get moving
Harekete geçmemiz gerekiyor
öğle
Sahnedegünün ortası, saat on iki
I will see you at noon
Seninle öğlen görüşürüz
öğle
günün ortası saat on iki
We will meet at noon
Öğlen buluşacağız
gelin
Sahnedeoğlunun karısı
She is my daughter in law
O benim gelinim
vurmak
Sahnedesert bir şekilde vurmak
He struck the ball
Topa vurdu
grev
işçilerin protesto amacıyla çalışmayı durdurması
The workers are on strike
İşçiler grevde
silmek
bir şeyi listeden veya yazıdan çıkarmak
Strike his name from the list
Onun adını listeden silin
inmek
Sahnedeaşağıya doğru hareket etmek
The elevator is going down
Asansör aşağı iniyor
azalmak
miktar veya boyut olarak daha az hale gelmek
The prices went down
Fiyatlar düştü
hapse girmek
hapse gönderilmek veya tutuklanmak
The thief will go down for five years
Hırsız beş yıl hapse girecek
meydana gelmek
bir olayın gerçekleşmesi veya vuku bulması
Tell me what went down last night
Dün gece ne meydana geldiğini anlat bana
durum
Sahnedebelirli bir zamandaki koşullar bütünü
This is a difficult situation
Bu zor bir durum
durum
bir kişinin veya yerin içinde bulunduğu şartlar
I am in a difficult situation
Zor bir durumdayım
durum
koşullar veya olaylar bütünü
It is a difficult situation
Bu zor bir durum
vaziyet
bir yerde veya zamanda gerçekleşen olaylar bütünü
The situation here is strange
Buradaki vaziyet tuhaf
keten
Sahnedeketen bitkisinden elde edilen bir kumaş türü
This shirt is made of linen
Bu gömlek ketenden yapılmış
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
beklemek
bir şeyin olacağını ummak ya da tahmin etmek
You are looking for trouble
Bela arıyorsun
içgörü
Sahnedebir durumun net bir şekilde anlaşılması
She has a deep insight into the problem
Probleme dair derin bir içgörüye sahip
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
kalori
Sahnedegıdalardaki enerjiyi ölçen birim
This apple has 95 calories
Bu elma 95 kalori
durumda olmak
Sahnedebelirli bir konumda veya durumda bulunmak
How do things stand now
Şu an durumlar nasıl
tahammül etmek
hoş olmayan bir durumu kabul edebilmek
I can stand the noise
Gürültüye tahammül edebiliyorum
destek
bir şeyi tutmak için kullanılan yapı
The camera is on a stand
Kamera bir desteğin üzerinde
konferans
Sahnedeinsanların bir konuyu tartıştığı resmi etkinlik
I am attending a conference tomorrow
Yarın bir konferansa katılıyorum
konferans
resmi bir konuda fikir alışverişi yapılan toplantı
The experts held a conference to discuss the findings
Uzmanlar bulguları tartışmak için bir konferans düzenledi
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
tekboynuzlu at
Sahnedetek boynuzu olan ata benzeyen efsanevi hayvan
I saw a unicorn in my dream
Rüyamda tekboynuzlu bir at gördüm
fırsat
Sahnedebir şeyi yapmak için uygun olan zaman veya durum
I had a chance to travel
Seyahat etme fırsatım oldu
ihtimal
bir şeyin gerçekleşme olasılığı
There is a chance of rain
Yağmur yağma ihtimali var
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
There is a chance of failure
Başarısızlık riski var
şişman
Sahnedevücut yapısı geniş veya ağırlığı fazla olan
The fat cat is sleeping
Şişman kedi uyuyor
yüklü
bir şeyi vurgulamak için kullanılan
He received a fat salary
Yüklü bir maaş aldı
yağ
yiyeceklerde bulunan doğal yağlı madde
This food has too much fat
Bu yiyecek çok fazla yağ içeriyor
endişeli
Sahnedehuzursuz veya kaygılı hissetmek
I am worried about the exam
Sınav hakkında endişeliyim
telefon
Sahnedearama yapmak için kullanılan aygıt
The phone is on the table
Telefon masanın üzerinde
telefon etmek
telefonla aramak
I will phone you tomorrow
Seni yarın arayacağım
telefon
arama yapmak ve internete girmek için kullanılan cihaz
My phone is charging
Telefonum şarj oluyor
telefon
arama yapmak ve mesaj göndermek için kullanılan cihaz
I use my phone every day
Telefonumu her gün kullanırım
aptal
Sahnedesağduyudan yoksun kişi
Don't be such a fool
Bu kadar aptal olma
kandırmak
birini aldatmak
Don't try to fool me
Beni kandırmaya çalışma
beklemek
Sahnedebir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
korkarım ki
Sahnedekötü bir durumdan dolayı üzüntü veya endişe duyma
I am afraid I cannot help you
Korkarım ki size yardım edemem
korkmuş
korku hissetme
She is afraid of spiders
O örümceklerden korkar
yığın
Sahnedebir şeyin büyük miktarı
I have a load of work
Çok fazla işim var
meni
boşalma sırasında salgılanan sperm içeren sıvı
The doctor examined the load
Doktor meni örneğini inceledi
yüklemek
bir şeyi bir kaba veya cihaza koymak
Please load the dishwasher
Lütfen bulaşık makinesini doldurun
yük
birinin üstlenmesi gereken görev veya sorumluluk
This project is a heavy load for the team
Bu proje ekip için ağır bir yük
değiştirmek
Sahnedebir şeyin yerine başka bir şeyi koymak
I need to replace the batteries
Pilleri değiştirmem gerekiyor
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
Vay
şaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
Lanet olsun
Sahnedeöfke veya şaşkınlık belirten hafif bir ifade
Dang, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
cep
Sahnedeeşya taşımak için kıyafete dikilmiş küçük torba
I have a coin in my pocket
Cebimde bir bozuk para var
cebe koymak
bir şeyi kendi cebine yerleştirmek
He pocketed the keys
Anahtarları cebine koydu
cep parası
elinde bulunan ve harcayabileceğin para
I paid for lunch out of my own pocket
Öğle yemeğini kendi cebimden ödedim
zor
Sahnedeyapılması veya baş edilmesi kolay olmayan
This is a tough question
Bu zor bir soru
dayanıklı
çok güçlü veya cesur olan
He is a tough man
O dayanıklı bir adamdır
kötü şans
kötü bir durumu önemsemediklerini belirtmek için kullanılır
Tough luck for you
Senin için kötü şans
sert
insanlara karşı zorlayıcı veya katı olan
The teacher is very tough
Öğretmen çok sert
gücenme
Sahnedebirini kızdıran veya üzen durum
No offense intended
Seni gücendirmek istemedim
suç
yasa dışı bir eylem
It was a serious offense
Bu ciddi bir suçtu
saldırı
birine veya bir şeye saldırma eylemi
The army prepared a strong offense
Ordu güçlü bir saldırı hazırladı
yeterli olmak
bir ihtiyacı karşılayacak kadar uygun veya etkili olmak
This small amount will offense for the ticket
Bu küçük miktar bilet için yeterli olacaktır
giymek veya takmak
Sahnedevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
yormak
birini aşırı derecede yormak
The hard work began to wear him
Zor iş onu yormaya başladı
kurutma makinesi
Sahnedekıyafetleri kurutan makine
Put the clothes in the dryer
Kıyafetleri kurutma makinesine koy
kurutucu
bir şeyi kurutmaya yarayan cihaz
Use a hair dryer for your hair
Saçın için saç kurutucusu kullan
parça
Sahnedebütünün bir kısmı
The engine has many parts
Motorun birçok parçası var
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bölge
bir yer ya da yöre
This part is quiet
Bu bölge sessiz
saç
Sahnedekafa derisinde yetişen teller
I cut my hair
Saçımı kestirdim
kıl payı
çok küçük bir miktar veya mesafe
He won by a hair
Kıl payı kazandı
kıl
insan vücudunda yetişen ince teller
He has hair on his arms
Kollarında kıl var
saç
insanın başında büyüyen ince teller
She has long brown hair
Onun uzun kahverengi saçları var
parasını ödemek
Sahnedebir şeyin karşılığında para vermek
I will pay for the coffee
Kahvenin parasını ben ödeyeceğim
bedel ödemek
geçmişteki bir eylemin kötü sonuçlarına katlanmak
You will pay for what you did
Yaptıklarının bedelini ödeyeceksin
parasını ödemek
bir şey karşılığında para vermek
I paid for the ticket
Biletin parasını ödedim
yormak
Sahnedebirini çok yorgun hissettirmek
Walking all day will tire you
Tüm gün yürümek seni yorar
lastik
tekerleğin yola temas eden kauçuk kısmı
The car needs a new tire
Arabanın yeni bir lastiğe ihtiyacı var
yorgun
dinlenmeye ihtiyaç duyacak kadar bitkin hissetme
I feel tired after work
İşten sonra kendimi yorgun hissediyorum
çok
Sahnedeçok sayıda olan
I have many books
Çok kitabım var
şeyler
Sahnedegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
eşyalar
kişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
yerinde duramayan
Sahnedeyerinde duramayan veya gergin davranışlar sergileyen
He has been acting squirrelly all day
Bütün gün yerinde duramıyordu
keten tohumu
Sahnedeketen bitkisinin küçük tohumları
Flaxseed is healthy
Keten tohumu sağlıklıdır
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
We will come to the city soon
Şehre yakında varacağız
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
başlamak
bir şeyi yapmaya girişmek
I come to like this song
Bu şarkıyı sevmeye başlıyorum
ilgili olmak
bir konu hakkında olmak
When it comes to cooking he is an expert
Yemek pişirmek söz konusu olduğunda o bir uzmandır
ayılmak
tekrar bilinci yerine gelmek
The patient started to come to after the surgery
Hasta ameliyattan sonra ayılmaya başladı
hiç kimse
Sahnedehiçbir kişi
No one is home
Evde kimse yok
hiç kimse
hiçbir kişi
No one knows the answer
Cevabı hiç kimse bilmiyor
hiç kimse
tek bir kişi bile değil
No one is at home
Evde hiç kimse yok
üstesinden gelmek
Sahnedebir zorluğun veya sorunun üstesinden gelmeyi başarmak
She overcame her fear
Korkusunun üstesinden geldi
etkisi altına almak
birini çok güçlü bir şekilde etkilemek
She was overcome with emotion
Duygularının etkisi altına girdi
karar
Sahnededüşünerek yapılan seçim
It was a difficult decision
Zor bir karardı
karar
iki veya daha fazla olasılık arasından seçim yapma eylemi
He made a difficult decision
Zor bir karar verdi
şarkı
Sahnedesözleri olan müzik parçası
I love this song
Bu şarkıyı seviyorum
şarkı
sözleri olan kısa müzik parçası
She sang a short song
Kısa bir şarkı söyledi
tırmık
Sahnedeuzun bir sapı ve metal dişleri olan bir bahçe aleti
He uses a rake to collect leaves
Yaprakları toplamak için tırmık kullanır
haşlamak
birini yaptığı hatalar için sertçe azarlamak
He raked him over the coals for the mistake
Hatası için onu haşladı
sona erdirmek
Sahnedebir ilişkiyi veya etkinliği sonlandırmak
They broke up the session
Oturumu sona erdirdiler
parçalamak
bir şeyi çatlatmak veya bölmek
The ice began to break up
Buz parçalanmaya başladı
kesilmek
telefon veya görüntülü görüşmede bağlantının bozulması
Your voice is breaking up
Sesin kesiliyor
sarsılmak
çok üzgün veya duygusal hissetmek
He broke up when he heard the news
Haberi duyduğunda sarsıldı
ayrılık
romantik bir ilişkinin sona ermesi
The break-up happened last week
Ayrılık geçen hafta gerçekleşti
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Can anyone help me?
Bana yardım edebilecek biri var mı?
açıklamak
Sahnedebir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this
Bunu açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır kılmak için bilgi vermek
Please explain the rules to me
Lütfen kuralları bana açıkla
palet
Sahnedebir sanatçının kullandığı renkler kümesi
The artist used a bright color palette
Sanatçı parlak bir renk paleti kullandı
yüzlerce
Sahnedeyüz sayısının katları olan çok sayıda
Hundreds of people came
Yüzlerce kişi geldi
yüzlerce
çok sayıda
I have read hundreds of books
Yüzlerce kitap okudum
yüzlerce
çok miktarda
There were hundreds of people at the concert
Konserde yüzlerce insan vardı
sonsuza kadar
Sahnedetüm zamanlar boyunca
I will love you forever
Seni sonsuza kadar seveceğim
sonsuza dek
çok uzun bir süre
I will remember this day forever
Bu günü sonsuza dek hatırlayacağım
muktedir
Sahnedebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
hayal
Sahnedearzu edilen bir şeye dair kurulan hoş düşünce veya rüya
He has a fantasy of traveling the world
Dünyayı gezme hayali var
fantastik
sihir ve hayali dünyalarla ilgili hikayeler türü
I love reading fantasy novels
Fantastik romanlar okumayı severim
hayal
gerçek olmayan hoş bir durum
Living on the moon is a fantasy
Ayda yaşamak bir hayal
fantezi
gerçek olmayan hikaye veya fikir
I love reading fantasy books
Fantezi kitapları okumayı seviyorum
davetiye
Sahnedebirini bir etkinliğe çağırmak için gönderilen kart veya mesaj
I received an invitation to the wedding
Düğün için bir davetiye aldım
dedi
Sahnedesözle ifade etmek
He said no
Hayır dedi
söyledi
bir düşünceyi veya bilgiyi kelimelerle ifade etmek
He said that he was busy
Meşgul olduğunu söyledi
bahsi geçen
daha önce değinilmiş olan
The said document is missing
Bahsi geçen belge kayıp
market
Sahnedeyiyecek ve günlük ihtiyaç maddelerinin satıldığı yer
I am going to the grocery store to buy milk
Süt almak için markete gidiyorum
market
gıda ve temel ihtiyaçların satıldığı yer
I bought some fruit at the grocery store
Marketten biraz meyve aldım
bahçe
Sahnedebir binanın yanındaki çevrili arazi alanı
The children are playing in the yard
Çocuklar bahçede oynuyor
yarda
3 feet'e eşit olan uzunluk birimi
The fabric is one yard long
Kumaş bir yarda uzunluğunda
bahçe
evin çevresindeki açık alan
The children are playing in the yard
Çocuklar bahçede oynuyor
hızlı
Sahnedeyüksek hızda
He runs very fast
O çok hızlı koşar
oruç tutmak
belirli bir süre boyunca yemek yememek
He decided to fast for a day
Bir gün boyunca oruç tutmaya karar verdi
ileri
saatin gerçek zamandan daha ileride olması
My watch is five minutes fast
Saatim beş dakika ileri
derince
genellikle uyku için kullanılan derin bir şekilde
The baby is fast asleep
Bebek derin uykuda
mor
Sahnedekırmızı ile mavi arasındaki renk
I have a purple shirt
Mor bir gömleğim var
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı