

Modern Family — 6. Sezon Bölüm 13
Kelimeler ve anlamları
647 kelime
Seviye
saç
Sahnedekafa derisinde yetişen teller
I cut my hair
Saçımı kestirdim
kıl payı
çok küçük bir miktar veya mesafe
He won by a hair
Kıl payı kazandı
kıl
insan vücudunda yetişen ince teller
He has hair on his arms
Kollarında kıl var
saç
insanın başında büyüyen ince teller
She has long brown hair
Onun uzun kahverengi saçları var
vakit geçirmek
Sahnederahat bir şekilde zaman harcamak
I just want to hang out at home
Sadece evde vakit geçirmek istiyorum
sarkıtmak
vücudun bir kısmını pencere veya kapıdan dışarı çıkarmak
Do not hang out the window
Pencereden dışarı sarkma
takılma
arkadaşlarla yapılan gündelik sosyal buluşma
We planned a fun hang out for Friday
Cuma günü için eğlenceli bir takılma planladık
tamamen
Sahnedeher bakımdan veya tam derecede
I completely forgot about the meeting
Toplantıyı tamamen unuttum
erken
Sahnedebeklenenden daha önce gerçekleşen
I arrived early today
Bugün erken geldim
erken
bir zaman diliminin başlangıcına yakın
I woke up early today
Bugün erkenden uyandım
erken
şimdiki zamandan önceki bir vakitte
We arrived early
Erken geldik
inanılmaz
Sahnedeçok şaşırtıcı veya inanması güç olan
The result of the game was unbelievable
Maçın sonucu inanılmazdı
inanılmaz
doğru veya gerçek olması zor olan
That is an unbelievable price
Bu inanılmaz bir fiyat
inanılmaz
inanılması çok zor veya imkansız olan
It is an unbelievable story
Bu inanılmaz bir hikaye
karışım
Sahnedefarklı şeylerin veya şarkıların bir arada olduğu grup
I like this mix of songs
Bu şarkı karışımını seviyorum
karıştırmak
Sahnedefarklı şeyleri bir araya getirmek
Mix the flour and eggs
Unu ve yumurtaları karıştır
karışım
farklı maddelerin birleşimi
This cake mix is easy to use
Bu kek karışımının kullanımı kolay
sevgiyle
Sahnedesevgi veya şefkat dolu bir şekilde
She looked at him lovingly
Ona sevgiyle baktı
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
yönetim
Sahnedebir şeyi idare etme veya kontrol etme eylemi
Good management is important for success
Başarı için iyi yönetim önemlidir.
yönetim
bir işletmeyi veya organizasyonu yöneten kişiler
The management decided to hire more staff
Yönetim daha fazla personel almaya karar verdi
yöneticilik
bir görev için birini uygun kılan nitelikler
His management is perfect for this role
Onun yöneticiliği bu rol için mükemmel
ruj
Sahnededudaklar için kullanılan renkli kozmetik ürün
She is wearing red lipstick
Kırmızı ruj sürüyor
ruj
dudaklara sürülen renkli madde
Put some lipstick on
Biraz ruj sür
yol
Sahnedearaçlar için yapılmış uzun ve sert zemin
The road is long
Yol uzun
yol
araçların ve insanların seyahat ettiği döşeli geçit
The road is very long
Yol çok uzun
yol
ilerideki bir zaman veya durum
We have a long road ahead of us
Önümüzde uzun bir yol var
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
güncellemek
Sahnedebir şeyi daha yeni hale getirmek
I need to update my phone
Telefonumu güncellemem gerekiyor
güncelleme
bir konu hakkındaki en son bilgiler veya detaylar
I have an update on the project
Proje hakkında bir güncellemem var
güncellemek
bir şeye değişiklikler yapmak
Please update your profile information
Lütfen profil bilgilerinizi güncelleyin
sevimli
Sahnedeşirin veya sempatik görünen
The puppy is very cute
Yavru köpek çok sevimli
ukala
ukalalık yaparak saygısız veya sinir bozucu davranan
Don't get cute with me
Bana ukalalık yapma
şirinleştirmek
bir şeyi daha sevimli veya çekici hale getirmek
You can cute up the room with some colorful cushions
Odayı renkli minderlerle şirinleştirebilirsin
yüksek sesli
Sahnedeçok ses çıkaran
The music is too loud
Müzik çok yüksek sesli
yüksek sesle
güçlü ve kolay duyulabilir bir şekilde
Please speak loud
Lütfen yüksek sesle konuş
gürültülü
çok ses çıkaran
The party was very loud
Parti çok gürültülüydü
yüksek sesli
kolayca duyulan bir ses çıkaran
The music is too loud
Müzik çok yüksek sesli
giydirmek
Sahnedebirine kıyafet giydirmek
She helped clothe the baby
Bebeği giydirmesine yardım etti
giysi
vücudu örtmeye yarayan parça
He bought a new piece of clothing
O yeni bir kıyafet aldı
biraz
Sahnedeküçük bir miktar veya derece
I am a little bit tired
Biraz yorgunum
biraz
küçük bir derecede
I am a little bit tired
Biraz yorgunum
eğitmek
Sahnedebirine bir beceri kazandırmak için hazırlamak
They train dogs to help people
Köpekleri insanlara yardım etmesi için eğitiyorlar
kuyruk
resmi bir kıyafetin arkasından yere sarkan uzun kısım
The bride wore a dress with a long train
Gelin uzun kuyruklu bir elbise giydi
tren
raylar üzerinde giden birbirine bağlı araçlar dizisi
The train is very crowded today
Tren bugün çok kalabalık
antrenman yapmak
kondisyonu veya yeteneği geliştirmek için fiziksel çalışma yapmak
Athletes train every day
Sporcular her gün antrenman yapar
balık
Sahnedesuda yaşayan bir canlı
The fish is swimming
Balık yüzüyor
balık tutmak
balık yakalamaya çalışmak
He likes to fish
Balık tutmayı sever
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
konuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
bilmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
Do you know the answer
Cevabı biliyor musun
balon
Sahnedehava veya gazla doldurulmuş esnek torba
She blew up a balloon
Bir balon şişirdi
şişmek
hacmi artmak veya genişlemek
The costs began to balloon
Maliyetler hızla artmaya başladı
fagot
Sahnedeçift kamışlı bas sesli bir nefesli çalgı
He plays the bassoon in the orchestra
O orkestrada fagot çalıyor
akşam yemeği
Sahnedegünün genellikle akşam saatlerinde yenen ana öğünü
We are having chicken for dinner
Akşam yemeğinde tavuk yiyoruz
çok
Sahnedebüyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
bir sürü
bir şeyin büyük miktarı veya sayısı
I have a lot of books
Bir sürü kitabım var
Soru sormak
Sahnedebirinden bilgi almak amacıyla bir şey sormak
She wanted to question him about the project
Proje hakkında ona soru sormak istedi
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
tamirci
Sahnedemakineleri özellikle de arabaları tamir eden kişi
The mechanic fixed my car
Tamirci arabamı tamir etti
tamirci
makineleri veya motorları onaran kişi
The mechanic fixed my car
Tamirci arabamı tamir etti
tamirci
makineleri veya araçları onaran kişi
The mechanic fixed my car
Tamirci arabamı tamir etti
yormak
Sahnedebirini çok yorgun hissettirmek
Walking all day will tire you
Tüm gün yürümek seni yorar
lastik
tekerleğin yola temas eden kauçuk kısmı
The car needs a new tire
Arabanın yeni bir lastiğe ihtiyacı var
yorgun
dinlenmeye ihtiyaç duyacak kadar bitkin hissetme
I feel tired after work
İşten sonra kendimi yorgun hissediyorum
insanlar
Sahnedeözellikle aile veya arkadaşlar olan bir grup insan
Some folks like to travel
Bazı insanlar seyahat etmeyi sever
aile üyeleri
bir ailedeki kişiler
My folks live in New York
Ailem New York'ta yaşıyor
anne baba
anne ve baba için kullanılan gayriresmi kelime
I need to call my folks
Anne babamı aramam lazım
kale
Sahnedekalın duvarları ve kuleleri olan büyük ve güçlü bina
The king lives in a castle
Kral bir kalede yaşar
kale
satrançta yatay veya dikey hareket eden taş
I moved my castle to protect the king
Şahı korumak için kalemi hareket ettirdim
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
iyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün öğleden önceki erken kısmı
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
sabah
günün erken saatleri
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
yırtık pırtık
Sahnedeeski ve parçalanmış durumda olan
He wore a tattered coat
Yırtık pırtık bir ceket giyiyordu
yırtık pırtık
eski ve çok yıpranmış
He wore a tattered coat
O yırtık pırtık bir palto giyiyordu
yırtık pırtık
eski ve yırtık durumda olan
He wore a tattered coat
Yırtık pırtık bir ceket giymişti
yetiştirmek
Sahnedebir çocuğu yetişkin olana kadar bakıp büyütmek
She raised three children alone
Üç çocuğunu tek başına yetiştirdi
kaldırmak
bir şeyi yukarı doğru hareket ettirmek
Please raise your hand
Lütfen elinizi kaldırın
gündeme getirmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
She raised a new point
Yeni bir konu gündeme getirdi
toplamak
belirli bir miktar para biriktirmek
They raised money for charity
Yardım için para topladılar
smokin
Sahnederesmi etkinliklerde giyilen siyah veya beyaz ceketli takım elbise
He wore a tuxedo to the wedding
Düğünde smokin giydi
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
tat
Sahnedebir şeyi yerken veya içerken hissedilen duygu
This cake has a sweet taste
Bu kekin tatlı bir tadı var
zevk
bir şeye karşı kişisel beğeni
We have the same taste in music
Müzik konusunda aynı zevke sahibiz
tatmak
kalitesini anlamak için az miktarda denemek
Please taste the soup
Lütfen çorbayı tat
tat
bir şeyin kısa süreliğine yaşanması
She wanted a taste of success
Başarının tadına bakmak istedi
şaka
Sahnedeciddiye alınmaması gereken şey
His excuse was a joke
Bahanesi bir şakaydı
şaka
insanları güldürmek için yapılan komik veya zekice davranış
He played a joke on his friend
Arkadaşına bir şaka yaptı
şaka yapmak
gülmek için bir şeyler söylemek veya ciddi olmadığını belirtmek
I was only joking
Sadece şaka yapıyordum
sıkıcı
Sahnedeilgi çekici veya heyecan verici olmayan
This movie is boring
Bu film sıkıcı
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şey değil
I found nothing
Hiçbir şey bulamadım
rahatsız olmak
Sahnedebir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
zihin
kişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
dil
Sahnedefikirleri ifade etmek için kullanılan kelime sistemi
I am learning a new language
Yeni bir dil öğreniyorum
dil
konuşurken kullanılan kelimeler
He speaks a foreign language
O yabancı bir dil konuşuyor
uzaklık
Sahnedeiki kişi veya nesne arasındaki boşluk
The distance is too big
Uzaklık çok fazla
uzaklaşmak
birinden veya bir şeyden uzak durmak
He tried to distance himself from the problem
Sorundan uzaklaşmaya çalıştı
mesafe
kat edilen toplam yol
We traveled a long distance
Uzun bir mesafe katettik
çıkıntı yapmak
Sahnedebir şeyin dışına doğru uzanmak
A nail sticks out from the wall
Duvardan bir çivi çıkıntı yapmış
pes etmemek
zor bir işi bitirene kadar bırakmamak
This task is difficult but I will stick it out
Bu görev zor ama pes etmeyeceğim
göze çarpmak
diğerlerinin arasında kolayca fark edilmek
His bright shirt sticks out
Onun parlak tişörtü göze çarpıyor
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
ortalama
Sahnedenormal veya alışılmış olan
He is an average student
O, ortalama bir öğrencidir
ortalama
bir sayı grubunun tipik değeri
The average score is eighty
Ortalama puan seksen
öğretmek
Sahnedebir şeyi nasıl yapacağını göstermek veya açıklamak
I can teach you English
Sana İngilizce öğretebilirim
yani
Sahnedesöylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
temiz
Sahnedekir veya leke barındırmayan
Please put on a clean shirt
Lütfen temiz bir gömlek giy
tamamen
bütünüyle veya tamamen
I clean forgot the date
Tarihi tamamen unuttum
temiz
yasadışı veya dürüst olmayan işlere karışmamış
He has a clean record
Onun sicili temiz
adil
hile yapmadan kurallara uygun
They played a clean game
Adil bir oyun oynadılar
anlaşılır
kolayca kavranabilen veya yorumlanabilen
This is a clean answer
Bu anlaşılır bir cevap
yumruklamak
özellikle yüzüne sertçe vurmak
He cleaned him in the face
Onun yüzünü yumrukladı
masum
bir suçtan dolayı suçlu olmayan
The jury found him clean
Jüri onu masum buldu
temiz
yasa dışı hiçbir şey yapmamış olan
His record is clean
Onun sicili temiz
pak
kir veya leke içermeyen
Please keep your room clean
Lütfen odanı pak tut
lekesiz
kirden tamamen arındırılmış
The glass is completely clean
Bardak tamamen lekesiz
tüm gün
Sahnedegünün tamamı boyunca
I worked all day
Tüm gün çalıştım
tehlikeli
Sahnedezarar verme olasılığı olan
This road is dangerous
Bu yol tehlikeli
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
müdür
Sahnedebir işletmeyi veya ekibi yöneten kişi
He is a great manager
O harika bir müdür
yönetici
bir ekibin veya işin sorumlusu olan kişi
The manager is in a meeting
Yönetici bir toplantıda
menajer
sanatçı veya sporcuların işlerini yürüten kişi
The singer has a good manager
Şarkıcının iyi bir menajeri var
yaşamak
Sahnedebir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
canlı
hayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
doğru
Sahnedegerçek olan veya yanlış olmayan
It is true that she is here
Burada olduğu doğru
dürüst
yalan söylemeyen ve doğru sözlü
He is a true person
O dürüst bir insan
sadık
birine bağlı ve vefalı olan
She is a true friend to me
O benim için sadık bir dost
güvenilir
her zaman beklenen şekilde çalışan
This system is true and effective
Bu sistem güvenilir ve etkili
başlamak
Sahnedebir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
fırsatı olmak
Sahnedebir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
oynamak
Sahnedeeğlenmek için bir şeyler yapmak
The children play in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
rol yapmak
bir filmde veya oyunda rol üstlenmek
He plays a doctor in the movie
Filmde bir doktoru canlandırıyor
ses çıkarmak
bir ses oluşturmak
The toy plays music
Oyuncak müzik çalar
plan
Sahnedebir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
plan
bir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
planlamak
bir şeyi yapmak için düzenleme yapmak
I plan to visit my friend
Arkadaşımı ziyaret etmeyi planlıyorum
seviye
Sahnedebir şeyin miktarı veya derecesi
The water level is rising
Su seviyesi yükseliyor
yerle bir etmek
bir yapıyı tamamen yıkmak
The storm leveled the building
Fırtına binayı yerle bir etti
düz
yüksek veya alçak kısmı olmayan bir yüzeye sahip
The ground is level here
Buradaki zemin düz
kat
bir binada belirli bir yükseklikte bulunan düz alan
We live on the third level
Üçüncü katta yaşıyoruz
kazımak
Sahnedebir şeyi bir yüzey üzerinde zorlayarak hareket ettirmek
She scraped the paint off the wall
Duvardaki boyayı kazıdı
sıyrık
pürüzlü bir yüzeye sürtünme sonucu oluşan küçük yara
He has a scrape on his knee
Dizinde bir sıyrık var
zorlukla biriktirmek
bir şeyi büyük çabayla toplamak
He scraped together enough money
Yeterli parayı zorlukla bir araya getirdi
kazımak
bir yüzeyden bir şeyi ayırmak
Scrape the mud off your boots
Çizmelerindeki çamuru kazı
sık sık
Sahnedebirçok kez veya düzenli olarak
I often visit my grandmother
Büyükannemi sık sık ziyaret ederim
çeşitli
Sahnedebirçok farklı türden veya çeşitten oluşan
The city has a diverse population
Şehirde çok çeşitli bir nüfus var
saçma
Sahnedemantıksız veya aptalca
That is a crazy idea
Bu saçma bir fikir
çok düşkün
bir şeye veya birine çok ilgi duyan
I am crazy about this song
Bu şarkıya bayılıyorum
benziyor
Sahnedebir şeyin görünüşünün başka bir şeye benzemesi
That cloud looks like a rabbit
O bulut bir tavşana benziyor
benziyor
görünüş olarak benzer olmak
He looks like his father
Babasına benziyor
benzemek
bir şeyin dış görünüşüne sahip olmak
She looks like her mother
O annesine benziyor
gibi görünmek
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
benziyor
bir şeyin dış görünüşünün başka bir şeye benzemesi
It looks like rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
tartmak
Sahnedebir şeyin ağırlığını ölçmek
He weighed the luggage at the airport
Havaalanında bagajı tarttı
değerlendirmek
bir durumu dikkatlice düşünmek
She weighed all the options before deciding
Karar vermeden önce tüm seçenekleri değerlendirdi
kendinden memnun
Sahnedekendisiyle aşırı derecede gurur duyan
He had a smug look on his face
Yüzünde kendinden memnun bir ifade vardı
kendini beğenmiş
kendi başarıları hakkında aşırı gururlu
He had a smug look on his face
Yüzünde kendini beğenmiş bir ifade vardı
garaj yolu
Sahnedekamu yolundan eve çıkan özel yol
Park your car in the driveway
Arabanı garaj yoluna park et
erken
Sahnedeolağan zamandan önce gerçekleşen
It was a premature decision
Bu erken bir karardı
cerrah
Sahnedeameliyat yapan doktor
The surgeon performed the operation
Cerrah ameliyatı gerçekleştirdi
civarında
Sahnedebir yerin yakınındaki alan
Many trees are around the school
Okulun civarında çok ağaç var
aşina
bir şeyi nasıl kullanacağını veya idare edeceğini bilmek
She knows her way around the office
Ofis konusunda bilgisi var
tersine
bir şeyin yönünü veya sonucunu değiştirmek
We must turn the situation around
Durumu tersine çevirmeliyiz
kaptırmış
Sahnedebir şeye kendini tamamen vermiş olma
He got caught up in the movie
Kendini filme kaptırdı
telafi etmek
ertelenmiş işleri tamamlamak veya arayı kapatmak
I need to catch up on my work
İşlerimi telafi etmem gerekiyor
yetişmek
önde giden birine ulaşmak
She ran to catch up with him
Ona yetişmek için koştu
destekleyici
Sahnedeyardım veya teşvik veren
My family is very supportive
Ailem çok destekleyicidir
nefes almak
Sahnedeakciğerlere hava çekip verme süreci
It is hard to breathe in this room
Bu odada nefes almak zor
canlandırmak
bir şeye yeni bir canlılık veya enerji kazandırmak
We need to breathe life into the project
Projeye hayat vermemiz gerekiyor
ile yatıp kalkmak
bir şeye kendini tamamen adamış veya onunla dolu olmak
He breathes fashion
O modayla yatıp kalkıyor
sonuçlanmak
Sahnedebir durumun belirli bir şekilde bitmesi
The meeting turned out well
Toplantı iyi sonuçlandı
ortaya çıkmak
gerçek durumun sonradan anlaşılması
It turned out that he was lying
Yalan söylediği ortaya çıktı
boşaltmak
bir kabın veya cebin içindekileri dışarı çıkarmak
He turned out his pockets to find the coin
Bozuk parayı bulmak için ceplerini boşalttı
katılmak
bir topluluğa veya etkinliğe hazır bulunmak
Many people turned out for the concert
Konsere pek çok insan katıldı
üretmek
büyük miktarlarda mal ortaya koymak
The factory turns out many toys
Fabrika çok sayıda oyuncak üretiyor
mülakatlar
Sahnedesoru sormak için yapılan resmi görüşme
I have two job interviews today
Bugün iki iş mülakatım var
parça
Sahnedebütünün bir kısmı
The engine has many parts
Motorun birçok parçası var
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bölge
bir yer ya da yöre
This part is quiet
Bu bölge sessiz
kahraman
Sahnedecesareti nedeniyle hayranlık duyulan kişi
He is a real hero
O gerçek bir kahraman
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
olur
kabul veya onay bildiren bir ifade
Good, let's do that
Olur, bunu yapalım
yapacak
Sahnedegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
servis yapmak
Sahnedebirine yiyecek veya içecek sunmak
They serve breakfast at 8 AM
Kahvaltıyı sabah 8'de servis ediyorlar
görev yapmak
bir kurum veya organizasyon için çalışmak
He served in the army for two years
İki yıl boyunca orduda görev yaptı
cezasını çekmek
bir suçun cezasını hapiste veya başka bir şekilde geçirmek
He must serve five years in prison
O beş yıl hapis cezasını çekmeli
servis atmak
raketli bir sporda sayıya başlamak için topa vurmak
It is your turn to serve
Servis atma sırası sende