

Modern Family — 9. Sezon Bölüm 12
Kelimeler ve anlamları
601 kelime
Seviye
tam burada
Sahnedetam olarak bu noktada veya yerde
I will wait for you right here
Seni tam burada bekleyeceğim
tam burada
tam olarak bu noktada
Stay right here
Tam burada kal
burada
kişinin bulunduğu tam yer
My book is right here
Kitabım burada
mantıklı olmak
Sahnedemakul veya anlaşılır olmak
This does not make sense
Bu mantıklı değil
mantıklı olmak
mantıklı veya anlaşılır olmak
What you are saying makes sense
Söylediklerin mantıklı
mantıklı olmak
anlaşılır veya mantıklı bir yapıya sahip olmak
Your explanation makes sense
Açıklaman mantıklı
mantıklı olmak
açık ve anlaşılır olmak
Your answer makes sense
Cevabın mantıklı
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
Sahnedebirini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
sonunda kalmak
Sahnedesonunda belirli bir durumda olmak
We ended up with no money
Sonunda hiç paramız kalmadı
elde etmek
bir şeye nihayetinde sahip olmak
She ended up with the job
Sonunda işi o elde etti
denge
Sahnedeşeylerin eşit olduğu durum
The ecosystem is in balance
Ekosistem dengede
dengelemek
şeyleri eşit veya sabit hale getirmek
You should balance the weight
Ağırlığı dengelemelisin
dengede tutmak
farklı şeyleri doğru miktarlarda tutmak
I try to balance work and life
İş ve hayatı dengede tutmaya çalışıyorum
dengede durmak
bir şeyin düşmesini engellemek
He can balance on one leg
Tek ayağı üzerinde dengede durabiliyor
değerlendirmek
Sahnedebir şeyin değerini veya kalitesini belirlemek
We need to evaluate the results
Sonuçları değerlendirmemiz gerekiyor
her seferinde
Sahnedebir şey her gerçekleştiğinde
Every time I see him I smile
Onu her gördüğümde gülümsüyorum
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
sonlandırmak
bir şeyi durdurmak veya bitirmek
We had to kill the project
Projeyi sonlandırmak zorunda kaldık
ücret
Sahnedebir hizmet için ödenen para
You have to pay an entry fee
Giriş ücretini ödemeniz gerekiyor
veya benzeri
Sahnedeveya buna benzer bir şey
Do you want some tea or something?
Çay veya benzeri bir şey ister misin?
anladım
Sahnedebir şeyi anlamak
I got it
Anladım
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
binmek
Sahnedebir yere veya araca girmek
Get in the car
Arabaya bin
Engel olmak
Birinin yolunu kapatmak
Don't get in my way
Yoluma çıkma
aklına girmek
birinin zihnine veya düşüncelerine yerleşmek
That tune got in my head
O melodi aklıma girdi
iletişim kurmak
biriyle haberleşmek veya irtibat sağlamak
I need to get in touch with my boss
Patronumla iletişim kurmam gerekiyor
katılmak
bir grubun veya etkinliğin parçası haline gelmek
I hope to get in the team
Takıma katılmayı umuyorum
davet etmek
Sahnedebirini gelmeye veya katılmaya çağırmak
I will invite him to join us
Onu bize katılmaya davet edeceğim
davet etmek
Sahnedebirini bir yere veya etkinliğe çağırmak
I will invite my friends to the party
Arkadaşlarımı partiye davet edeceğim
davet
bir yere gitmek veya bir şey yapmak için yapılan sözlü veya yazılı istek
I received an invite to the wedding
Düğüne bir davet aldım
davet etmek
birinden bir yere gitmesini veya bir şey yapmasını istemek
I will invite Sara to dinner
Sara'yı akşam yemeğine davet edeceğim
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
bir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
dolap
Sahnedeeşyaları saklamak veya sergilemek için rafları olan dolap
The plates are in the cabinet
Tabaklar dolapta
bakanlar kurulu
hükümet başkanına danışmanlık yapan üst düzey yetkililer grubu
The cabinet met to discuss the new law
Bakanlar kurulu yeni yasayı görüşmek için toplandı
zihin
Sahnedekişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
rahatsız olmak
Sahnedebir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
gülmek
Sahnedebir şeyin komik olduğunu belirtmek için ses çıkarmak
He laughs at the joke
Şakaya gülüyor
gülüş
mutlu veya eğlenmişken çıkarılan ses
I heard her laugh
Onun gülüşünü duydum
kahkaha
insanları gülümseten veya eğlendiren şey
That joke was a good laugh
O şaka çok iyi bir kahkahaydı
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya gerçek dışı
Your answer is wrong
Cevabın yanlış
yatak
Sahnedeuyumak için kullanılan mobilya
I go to bed
Yatağa gidiyorum
kasa
kamyonun arkasındaki yük taşıma alanı
The truck bed is full of wood
Kamyonun kasası odunla dolu
taban
nehir veya vadi zemini
Fish live at the river bed
Balıklar nehir tabanında yaşar
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Is anybody here
Burada kimse var mı
yakında
Sahnedekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
yakında
kısa bir süre içinde
I will see you soon
Seni yakında göreceğim
çalmak
Sahnedebaşkasının eşyasını izinsiz olarak almak
He stole my pen
Kalemimi çaldı
çalmak
başkasının hak ettiği ilgiyi veya övgüyü almak
She stole the show
Tüm ilgiyi o topladı
kelepir
çok uygun fiyata alınan şey
This jacket was a steal
Bu ceket tam bir kelepir
çalmak
birine ait olan bir şeyi izinsiz almak
Someone tried to steal my bike
Birisi bisikletimi çalmaya çalıştı
çalmak
bir şeyi izinsiz almak
Someone tried to steal my bag
Biri çantamı çalmaya çalıştı
nüksetme
Sahnedetıbbi bir durumun aniden şiddetlenmesi
Her eczema flared up last night
Egzaması dün gece nüksetti
alevlenmek
bir durumun veya hastalığın aniden şiddetlenmesi
The conflict flared up again
Çatışma yeniden alevlendi
alevlenme
kötü bir durumun aniden şiddetlenmesi
The doctor checked the flare-up on his skin
Doktor cildindeki alevlenmeyi kontrol etti
keskin
Sahnedetadı veya etkisi yoğun olan
The coffee has a strong taste
Kahvenin keskin bir tadı var
güçlü
büyük bir güce veya kuvvete sahip olan
He is a strong man
O güçlü bir adamdır
ikna edici
insanları inandırmada çok etkili olan
She made a strong argument
Güçlü bir argüman sundu
güçlü
yüksek beceri veya yeteneğe sahip olma
She is a strong candidate for the job
O iş için güçlü bir aday
masumiyet
Sahnedesuçsuz olma durumu
The lawyer proved his innocence
Avukat onun masumiyetini kanıtladı
masumiyet
bir suç veya yanlış davranıştan sorumlu olmama durumu
He proved his innocence in court
Mahkemede masumiyetini kanıtladı
teşekkür etmek
Sahnedebirine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
burnunu sokmak
Sahnedebaşkasının özel işlerini merak edip sormak
I don't mean to pry
Burnumu sokmak istemedim
kanırtmak
bir şeyi bir araç yardımıyla zorlayarak açmak
He pried the lid off the jar
Kavanozun kapağını kanırtarak açtı
geri geldi
Sahnedebir yere veya kişiye dönmek
He came back home early
Eve erken geri geldi
çok yumuşak
Sahnededokunulduğunda son derece nazik veya pürüzsüz olan
This blanket is ultra soft
Bu battaniye çok yumuşak
bekle
Sahnedekısa bir süre beklemek
Hang on a minute
Bir dakika bekle
bağlı olmak
bir durumun veya sonucun başka bir şeye dayalı olması
Success hangs on your hard work
Başarı senin sıkı çalışmana bağlı
asmak
bir şeyi bir yere sabitlemek
Hang on the poster here
Posteri buraya as
elinde tutmak
bir şeyi kaybetmeden saklamak
Please hang on to this receipt
Lütfen bu fişi elinde tut
komşu
Sahnedeyakınınızda yaşayan kimse
He is my new neighbor
O benim yeni komşum
sol
Sahnedesağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
ayrılmak
Sahnedebir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
kalmak
diğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
bırakmak
bir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
toga
SahnedeAntik Roma'da giyilen bir kıyafet
He wore a white toga
Beyaz bir toga giydi
özel
Sahnedesıradan olmayan durum
Today is a special day
Bugün özel bir gün
özel
sınırlı süreliğine sunulan ürün veya hizmet
The lunch special is very cheap
Öğle yemeği menüsü çok ucuz
özel ikram
zevk veren bir şey
Getting ice cream was a special treat
Dondurma yemek özel bir ikramdı
özel
alışılmış olandan farklı
Today is a very special day
Bugün çok özel bir gün
sadece
Sahnedesadece veya kolay bir şekilde
I simply wanted to help
Sadece yardım etmek istedim
basitçe
basit veya anlaşılır bir biçimde
She explained it simply
Bunu basitçe anlattı
kesinlikle
bir ifadeyi vurgulamak için kullanılır
It is simply amazing
Bu kesinlikle harika
ameliyat
Sahnedevücudun içindeki bir şeyi düzeltmek veya çıkarmak için yapılan tıbbi işlem
He needs heart surgery
Kalp ameliyatına ihtiyacı var
cerrahi müdahale
bir doktor tarafından gerçekleştirilen operasyon
The surgery was successful
Ameliyat başarılıydı
muayenehane
doktor veya diş hekiminin hastaları kabul ettiği yer
The doctor is at his surgery
Doktor muayenehanesinde
ızdırap
Sahnedefiziksel veya duygusal hoş olmayan his
Love can cause pain
Aşk acı verebilir
baş belası
sinir bozucu kimse veya bir şey
Stop being a pain
Baş belası olmayı bırak
ekmek
un ve sudan yapılan pişmiş yiyecek
This pain is fresh
Bu ekmek taze
kadar
Sahnedebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
amatörce
Sahnededüşük kaliteli veya beceriksizce olan
That was a bush league move
Bu amatörce bir hareketti
dayan
Sahnedezorluklara rağmen pes etmemek
I know it is hard, but hang in there
Zor olduğunu biliyorum ama dayan
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
nefret etmek
birinden veya bir şeyden yoğun bir şekilde hoşlanmamak
I hate spiders
Örümceklerden nefret ederim
saymak
Sahnedebir şeyi belli bir şekilde görmek veya kabul etmek
I consider him a friend
Onu bir arkadaşım olarak görüyorum
düşünmek
bir konu üzerinde dikkatlice düşünmek
I will consider your offer
Teklifinizi düşüneceğim
dikkate almak
bir karar verirken belirli bir durumu düşünmek
You should consider the cost before buying it
Satın almadan önce maliyeti dikkate almalısın
depolamak
Sahnedebir şeyi sonra kullanmak için bir yere koymak
Store the grain in the barn
Tahılları ahıra depola
mağaza
ürünlerin satıldığı yer
I am going to the store
Mağazaya gidiyorum
bekleyen
gelecekte olması beklenen
There is a surprise in store for you
Seni bir sürpriz bekliyor
sohbet
Sahnedekişiler arasındaki karşılıklı konuşma
We had a long conversation
Uzun bir sohbet ettik
yoldan geçen
Sahnedebir yerin önünden yürüyerek geçen kimse
A passerby helped the lost child
Yoldan geçen biri kayıp çocuğa yardım etti
yoldan geçen
bir yerin önünden yürüyerek geçen kişi
A passerby saw the accident
Yoldan geçen biri kazayı gördü
hakkında konuşmak
Sahnedebir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
işte buna denir
bir durumun aşırı veya sıra dışı olduğunu vurgulamak için kullanılır
Talk about a lucky break
İşte buna büyük bir şans denir
bahsetmek
bir konu hakkında bir şeyler söylemek
They talked about the project
Projeden bahsettiler
oy
Sahnedebir seçimde veya kararda belirtilen resmi tercih
He cast his vote for the candidate
Aday için oyunu kullandı
oy vermek
bir seçimde veya toplantıda tercihini belirtmek
I will vote tomorrow
Yarın oy vereceğim
neyse
Sahnedekonuyu değiştirmek veya önceki bir konuya dönmek için kullanılır
Anyhoo, let's get back to the main point
Neyse, asıl konuya dönelim
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
ilgilenmek
Sahnedebir sorunu çözmek için harekete geçmek
I have to deal with this problem
Bu sorunla ilgilenmem gerekiyor
muhatap olmak
bir kişiyle iş yapmak veya iletişim kurmak
I do not like dealing with rude people
Kaba insanlarla muhatap olmayı sevmiyorum
gülümseme
Sahnedeyüzdeki mutlu ifade
He has a beautiful smile
Onun güzel bir gülümsemesi var
gülümsemek
ağzını kıvırarak mutluluk belirtmek
She smiled at me
Bana gülümsedi
gülümsemek
birine nezaket veya onay göstermek
Fortune smiled on the family
Şans aileye güldü
gülümsemek
ağzı yukarı kıvırarak mutlu bir ifade oluşturmak
She gave a small smile
O hafifçe gülümsedi
üzerinde
Sahnedebir şeyin daha yüksek konumunda
The book is on top of the desk
Kitap masanın üzerinde
ek olarak
başka bir şeye ilave olarak
On top of that she was late
Buna ek olarak o geç kalmıştı
hakim
bir durumun kontrolünü elinde tutan
She is on top of the situation
Duruma hakim
hakim
bir şeyi kontrol etmek veya yönetmek
She is on top of her work
O işine hakim
beklemek
Sahnedebir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
iyileştirmek
Sahnedebir hastalığı veya sorunu ortadan kaldırmak
The medicine cured her
İlaç onu iyileştirdi
tuzlayarak saklamak
gıdayı tuz veya dumanla korumak
They cure the meat with salt
Eti tuzlayarak saklarlar
çare
sağlığı geri kazandıran şey
They found a cure for the flu
Gribe bir çare buldular
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
dönüşmek
bir şeyden başka bir şeye geçmek
Water will become ice
Su buza dönüşecek
keşfetmek
Sahnedebir şeyi ilk kez bulmak
They discovered a new planet
Yeni bir gezegen keşfettiler
keşfetmek
bilinmeyen bir şeyi ortaya çıkarmak
Scientists discovered a new planet
Bilim insanları yeni bir gezegen keşfetti
ters
Sahnedeiç kısmı dışarıda olan
Your shirt is inside out
Gömleğin ters
ters
bir şeyin iç tarafının dışarıya dönük olması
You are wearing your shirt inside out
Gömleğini ters giymişsin
skor
Sahnedebir oyundaki puanların toplamı
The score is two to one
Skor ikiye bir
elde etmek
bir şeyi kazanmak veya almak
He managed to score two tickets to the game
Maça iki bilet almayı başardı
film müziği
bir film veya oyun için yazılmış müzik
The movie has an amazing score
Filmin müzikleri harika
yirmi
yirmi adetlik bir grup
A score of birds flew past
Yirmi kuş yanımızdan uçup geçti
şarap
Sahnedeüzümden yapılan alkollü içecek
I drink red wine
Kırmızı şarap içerim
ağırlamak
birinin beğenisini kazanmak için ona yemek veya içki ısmarlamak
They wined and dined the potential client
Potansiyel müşteriyi güzelce ağırladılar
şampiyon
Sahnedebir yarışmayı kazanan kişi
He is the world champion
O, dünya şampiyonu
savunmak
bir davanın veya fikrin destekçisi olmak
She will champion the cause of education
O eğitim davasını savunacak
sağlık
Sahnedesağlıklı veya hasta olma durumu
Exercise is good for your health
Egzersiz sağlığınız için iyidir
sağlık durumu
bir kişinin vücudunun veya zihninin hali
Her health is improving
Sağlık durumu iyileşiyor
sağlık
hastalık veya yaralanma olmayan durum
Eating vegetables is good for your health
Sebze yemek sağlığınız için iyidir
emin olmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
sağlamak
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
emin olmak
hiçbir şüphe duymamak
Make sure of the facts
Gerçeklerden emin ol
garantiye almak
bir şeyin doğru olduğundan emin olmak için kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
uyuşmuş
Sahnedehiçbir şeyi hissedemeyecek durumda olma
My fingers are numb from the cold
Soğuktan parmaklarım uyuştu
derin
Sahnedeyüzeyden çok aşağıya inen
The ocean is very deep
Okyanus çok derindir
kalın
düşük tona sahip olan
He has a deep voice
Onun kalın bir sesi var
zengin
çok parası olan
He has deep pockets
Onun çok parası var
derin
çok güçlü veya yoğun
He has a deep love for music
Müziğe karşı derin bir sevgisi var
olumsuz
Sahnedeolumlu olmayan veya hayır anlamına gelen
He gave a negative answer
Olumsuz bir cevap verdi
olumsuz
kötü veya pozitif olmayan
He has a negative attitude
Olumsuz bir tavrı var
negatif
sıfırdan küçük değer veya yük
This number is negative
Bu sayı negatif
olumsuz
iyi olmayan veya zararlı olan
He has a negative attitude
Olumsuz bir tavrı var
bir defalık
SahnedeTek seferlik olan
This is a one time offer
Bu bir defalık bir tekliftir
bir seferlik
bir kez gerçekleşmiş veya yapılmış olan
This is a one time payment
Bu bir seferlik bir ödemedir
tek kullanımlık
sadece bir kez kullanılan veya gerçekleşen
This is a one-time offer
Bu tek kullanımlık bir teklif
göz gezdirmek
Sahnedehızlıca okumak veya aramak
I looked through the reports
Raporlara göz gezdirdim
geçmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin yanından gitmek
He passed the car
Arabayı geçti
geçiş belgesi
bir yere girmenizi sağlayan resmi belge
I have a security pass
Güvenlik kartım var
geçmek
bir sınavda veya testte başarılı olmak
I passed the exam
Sınavı geçtim
demode
artık modası geçmiş olan
This hat is passé
Bu şapka demode
deneme
bir şeyi yapmaya yönelik tek bir girişim
He made one pass at the task
Görevi bir kez denedi
emir
Sahnedebir şeyi yapılması için verilen talimat
The captain gave a strict order
Kaptan kesin bir emir verdi
düzen
şeylerin yerleştirilme veya birbirini takip etme şekli
Put the books in alphabetical order
Kitapları alfabetik sıraya koy
tarikat
aynı dini kurallara bağlı topluluk
He joined a religious order
Dini bir tarikata katıldı
sipariş etmek
bir restoranda yemek ya da içecek istemek
I want to order a pizza
Bir pizza sipariş etmek istiyorum
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
aramak
birini ya da bir şeyi bulmaya çalışmak
I looked for my keys
Anahtarlarımı aradım
tamam
Sahnededinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
geç anlayan
Sahnedeanlaması veya öğrenmesi yavaş olan
He is a bit dense
O biraz geç anlıyor
yoğun
parçaları birbirine çok yakın olan
The forest was very dense
Orman çok yoğundu
konu
Sahnedetartışılan veya üzerinde konuşulan tema
This is a difficult subject
Bu zor bir konu
maruz bırakmak
birini hoş olmayan bir duruma sokmak
He subjected the prisoner to torture
Mahkumu işkenceye maruz bıraktı
tebaa
bir hükümdarın yönetimi altındaki kimse
The king protected his subjects
Kral tebaasını korudu
tebaa
hükümdarın veya devletin yönetimi altındaki kişi
He is a loyal subject of the queen
O kraliçenin sadık bir tebaasıdır
beraber
Sahnedeaynı yerde veya aynı zamanda
We study together
Birlikte çalışıyoruz
barışmış
bir ayrılığın ardından tekrar sevgili olmak
They got back together recently
Yakın zamanda tekrar barıştılar
toplamda
sayıların toplamını hesaplamak
How much is it all together
Hepsi toplamda ne kadar
düzenli
mantıklı ve planlı bir şekilde
She is a very together person
O çok düzenli bir insandır
çok
Sahnedeçok sayıda olan
I have many books
Çok kitabım var
kaba
Sahnedenazik olmayan
He was very rude to the waiter
Garsona karşı çok kabaydı
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
oyun
Sahnedebir oyun veya spor türü
I love this game
Bu oyunu seviyorum
yetenek
Sahnedebir konuda doğal beceri
Her game is improving
Yeteneği gelişiyor
strateji
uzun vadeli hedeflere ulaşmak için planlanan hareketler bütünü
He plays a long game to win the election
Seçimi kazanmak için uzun vadeli bir strateji izliyor
istekli
bir şeyi denemeye veya yapmaya hazır olma
Are you game for a long hike
Uzun bir doğa yürüyüşüne var mısın