

Modern Family — 11. Sezon Bölüm 5
Kelimeler ve anlamları
578 kelime
Seviye
beklemek
Sahnedebir şeyin olacağını düşünmek
I expect a call today
Bugün bir telefon bekliyorum
hamile
bir bebeğe gebe olmak
She is expecting a baby
Bebek bekliyor
beklenmek
bir eylemi yapması istenmek
You are expected to come
Gelmeniz bekleniyor
zorlamak
Sahnedebirini bir şey yapmaya teşvik etmek
My parents push me to study
Ailem beni ders çalışmaya zorluyor
bastırmak
bir şeyi hareket ettirmek için baskı uygulamak
Push the button
Düğmeye bas
uyuşturucu satmak
yasadışı uyuşturucu maddeleri insanlara satmaya çalışmak
He was caught pushing drugs on the street
Sokakta uyuşturucu satarken yakalandı
tüm zamanların
Sahnedetarih boyunca gelmiş geçmiş en iyi olan
He is the greatest player of all time
O tüm zamanların en iyi oyuncusu
tüm zamanların
tarihteki en iyisi olan
He is the all time greatest player
O tüm zamanların en iyi oyuncusudur
her zaman
herhangi bir zamanda gerçekleşen veya var olan
This is an all time high
Bu tüm zamanların en yüksek seviyesidir
ömür boyu
tüm bir yaşam veya kariyer boyunca süren
He is an all time supporter
O ömür boyu bir destekçidir
sonsuza dek
gelecekteki tüm zaman boyunca
I will love you for all time
Seni sonsuza dek seveceğim
sonbahar
Sahnedeyaz ile kış arasındaki mevsim
The leaves change color in the fall
Sonbaharda yapraklar renk değiştirir
düşmek
hızla yere doğru hareket etmek
Be careful not to fall
Düşmemeye dikkat et
haline gelmek
yeni bir duruma girmek
The room fell silent
Oda sessizliğe büründü
başarısız olmak
bir şeyi yapmayı başaramamak
The mission did not fall
Görev başarısız olmadı
düz
Sahnedeeğrisi veya bükümü olmayan
Draw a straight line
Düz bir çizgi çiz
dürüst
doğrudan ve doğru sözlü
Give me a straight answer
Bana dürüst bir cevap ver
heteroseksüel
karşı cinse cinsel ilgi duyan
He is straight
O heteroseksüel
uydurmak
Sahnedebir şeyi hayal ederek oluşturmak
He made up a story
Bir hikaye uydurdu
makyaj
yüzü renklendirmek için kullanılan ürünler
She puts on her make up
Makyajını yapıyor
karar vermek
bir konuda kesin bir karara varmak
He made up his mind
O kararını verdi
oluşum
bir şeyin parçalarının bir araya gelme şekli
The chemical make-up of the water is simple
Suyun kimyasal oluşumu basittir
sevişmek
insanlar arasında cinsel yakınlık
They were making up on the sofa
Kanepede sevişiyorlardı
görünüş
bir kişinin veya şeyin nasıl göründüğü
The make-up of the room is simple
Odanın görünüşü sade
izini sürüp bulmak
Sahnedebirini veya bir şeyi arayarak bulmak
I finally tracked down the book
Sonunda kitabın izini sürüp buldum
izini bulmak
birini veya bir şeyi arayarak bulmak
The police tracked down the thief
Polis hırsızın izini buldu
beğeni
Sahnedebir şeye veya birine duyulan sevgi veya ilgi
She has a liking for sweets
Tatlılara karşı bir beğenisi var
ödül
Sahnedehaz veren şey
This chocolate is a special treat
Bu çikolata özel bir ödül
davranmak
birine karşı belirli bir şekilde hareket etmek
She treats everyone with kindness
Herkese nezaketle davranır
ısmarlamak
birinin yiyecek veya içecek masrafını karşılamak
I will treat you to lunch today
Bugün öğle yemeğini ben ısmarlayacağım
tedavi etmek
bir hastaya tıbbi bakım uygulamak
The doctor will treat the patient
Doktor hastayı tedavi edecek
oyun bitti
Sahnedebir şeyin sona erdiği an
It is game over for him
Onun için oyun bitti
sıcak
Sahnedeyüksek sıcaklıkta olan
The coffee is hot
Kahve sıcak
popüler
şu an çok ilgi gören
This game is hot
Bu oyun çok popüler
hevesli
bir şeyi yapmaya çok istekli olan
He is hot to start his new job
Yeni işine başlamak için çok hevesli
popüler
çok beğenilen veya talep gören
That game is very hot right now
O oyun şu an çok popüler
giyinmek
Sahnedekıyafet giymek
I need to dress for work
İş için giyinmem gerekiyor
elbise
kadınlar veya kızlar için üst ve alt kısmı örten giysi
She is wearing a blue dress
Mavi bir elbise giyiyor
pansuman yapmak
bir yarayı temizleyip kapatmak
The nurse will dress the wound
Hemşire yaraya pansuman yapacak
süslemek
bir şeyi daha çekici hale getirmek için güzelleştirmek
We should dress the cake with fresh fruit
Pastayı taze meyveyle süslemeliyiz
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
cüce
Sahnedehalk hikayelerinde geçen küçük efsanevi yaratık
The garden gnome sits in the grass
Bahçe cücesi çimlerin üzerinde duruyor
ikinci porsiyon
Sahnedeyemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
saniye
Sahnededakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
ikinci
birinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
doğrulmak
Sahnedeyatarken oturur duruma geçmek
She sat up suddenly
O aniden doğruldu
mekik
sırt üstü yatarken gövdeyi kaldırma hareketi
I do fifty sit ups every morning
Her sabah elli mekik çekerim
dik oturmak
dik bir konumda oturur halde olmak
He likes to sit up while reading
O okurken dik oturmayı sever
doğrulmak
yatarken dik oturur hale gelmek
The patient tried to sit up
Hasta doğrulmaya çalıştı
araba
Sahnededört tekerlekli ve motorlu kara taşıtı
He drives his car to work
İşe arabasıyla gidiyor
vagon
trenin yolcu veya yük taşımak için kullanılan bölümü
We sat in the last car of the train
Trenin son vagonunda oturduk
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
aksi takdirde
eğer böyle olmazsa
Hurry up, else we'll be late
Acele et, yoksa geç kalacağız
bağlı
Sahnedeiple veya başka bir şeyle sıkıca tutturulmuş
The prisoner was bound in chains
Mahkum zincirlerle bağlanmıştı
yönelmiş
bir yere doğru hareket eden
The ship is bound for home
Gemi eve doğru gidiyor
sıçrayış
uzun veya yüksek bir atlama hareketi
The deer cleared the fence in a single bound
Geyik tek bir sıçrayışla çitin üzerinden atladı
kesin
gerçekleşmesi neredeyse kaçınılmaz olan
It is bound to rain today
Bugün yağmur yağması kesin
ürkütücü
Sahnedekorku veya huzursuzluk hissi veren
This old house is creepy
Bu eski ev ürkütücü
ürpertici
hafif bir korku veya rahatsızlık hissi veren
That old house looks really creepy
O eski ev gerçekten ürpertici görünüyor
korkmuş
Sahnedekorkuya kapılmış
He was scared of the dark
Karanlıktan korkuyordu
korkmuş
korku veya endişe hissetme durumu
She is scared of dogs
O köpeklerden korkuyor
kadar
Sahnedebelirli bir vakte dek
I will work till five
Beşe kadar çalışacağım
yazar kasa
dükkanlarda paranın saklandığı cihaz
The cashier opened the till
Kasiyer yazar kasayı açtı
utangaç
Sahnedebaşkalarının yanında kendini rahatsız hisseden
She is a shy girl
O utangaç bir kız
biraz altında
bir sayı veya miktarın hemen altında
It is just shy of ten dollars
On doların biraz altında
utangaç
başkalarıyla konuşmaktan çekinen ve rahatsız olan
The shy student did not answer
Utangaç öğrenci cevap vermedi
farklı
Sahnedeaynı olmayan
We are different
Biz farklıyız
başa çıkmak
Sahnedebir durumla veya sorunla ilgilenmek
I can handle this problem
Bu sorunla başa çıkabilirim
takma ad
kimlik belirlemek için kullanılan isim veya lakap
What is your Twitter handle
Twitter kullanıcı adın nedir
uzatmak
bir şeyi elden ele teslim etmek
Handle the book to your friend
Kitabı arkadaşına uzat
kulp
bir nesneyi tutmaya veya taşımaya yarayan kısım
Please hold the handle of the door
Lütfen kapının kulpunu tut
dakika
Sahnedealtmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
tam o an
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
ılık
Sahnedeorta derecede sıcak
The weather is warm today
Bugün hava ılık
sıcakkanlı
nazik ve ilgili
She is a warm person
O sıcakkanlı bir insandır
ısıtmak
bir şeyi sıcak hale getirmek
I need to warm the milk
Sütü ısıtmam gerekiyor
ısınmak
sıcaklığı artmak
The room warmed quickly
Oda hızla ısındı
seçmek
Sahnedebir şeyi almaya veya yapmaya karar vermek
I will go for the cake
Keki seçeceğim
geçerli olmak
bir durumun birisi veya bir şey için geçerli olması
The same rule goes for everyone
Aynı kural herkes için geçerlidir
hedeflemek
bir amaca ulaşmaya çalışmak
I will go for the win
Galibiyeti hedefliyorum
girişmek
bir şeyi elde etmeye veya yapmaya çalışmak
I will go for the top prize
Büyük ödül için girişiyorum
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı amaçlamak
We go for an early start tomorrow
Yarın erken başlamaya niyetleniyoruz
dayanıklı
Sahnedeçok güçlü veya cesur olan
He is a tough man
O dayanıklı bir adamdır
zor
yapılması veya baş edilmesi kolay olmayan
This is a tough question
Bu zor bir soru
kötü şans
kötü bir durumu önemsemediklerini belirtmek için kullanılır
Tough luck for you
Senin için kötü şans
sert
insanlara karşı zorlayıcı veya katı olan
The teacher is very tough
Öğretmen çok sert
olay
Sahnedegerçekleşen herhangi bir şey özellikle önemli bir durum
This event changed my life
Bu olay hayatımı değiştirdi
etkinlik
planlanmış toplumsal veya sosyal bir organizasyon
The music event was great
Müzik etkinliği harikaydı
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
son
Sahnedesonunda olan veya gerçekleşen
This is the final chapter
Bu son bölümdür
final
bir dersin sonunda yapılan sınav
I have a final tomorrow
Yarın bir final sınavım var
kesin
değiştirilemez olan
This is my final decision
Bu benim kesin kararım
final
bir yarışmada kazananı belirleyen son oyun
Our team reached the final
Takımımız finale ulaştı
flört etmek
SahnedeRomantik amaçla biriyle vakit geçirmek
He is dating a new girl
Yeni bir kızla flört ediyor
tarihleme
Eski nesnelerin yaşını belirleme yöntemi
Carbon dating is used for fossils
Karbon tarihleme fosiller için kullanılır
beyzbol
Sahnedesopa ve topla oynanan bir oyun
I like playing baseball
Beyzbol oynamayı severim
beyzbol topu
beyzbol sporunda kullanılan küçük sert top
He threw the baseball to the pitcher
Beyzbol topunu atıcıya fırlattı
plan
Sahnedebir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
plan
Sahnedebir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
planlamak
bir şeyi yapmak için düzenleme yapmak
I plan to visit my friend
Arkadaşımı ziyaret etmeyi planlıyorum
öğün
Sahnedegünün belirli bir saatte yenen yemek
Breakfast is the first meal of the day
Kahvaltı günün ilk öğünüdür
yemek
belirli bir vakitte yenen yiyecek
We had a nice meal
Güzel bir yemek yedik
hafta
Sahnedeyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
sıra
Sahnedeinsan veya nesnelerin oluşturduğu yan yana dizi
Please sit in the front row
Lütfen ön sırada oturun
kavga
gürültülü tartışma
They had a big row
Büyük bir kavga ettiler
kürek çekmek
bir tekneyi küreklerle sürmek
He likes to row the boat
Kayığı kürekle sürmeyi sever
sıra
birbiri ardına gelen olaylar dizisi
They won three games in a row
Üst üste üç oyun kazandılar
kapı
Sahnedebina veya oda girişindeki hareketli panel
Close the door please
Lütfen kapıyı kapat
kuşak
Sahnedebenzer zamanlarda doğmuş insan grubu
Every generation is different
Her kuşak farklıdır
üretim
bir şeyi ortaya çıkarma veya yapma eylemi
This machine is used for the generation of electricity
Bu makine elektrik üretimi için kullanılır
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
para
Sahnedebir şeyler satın almak için kullanılan madeni veya kağıt ödeme araçları
I have some money
Biraz param var
servet
bir kişinin kazandığı ya da sahip olduğu mal varlığı
She has a lot of money
Çok parası var
meme
Sahnedekadın göğsü için kullanılan gayri resmi terim
She has small boobs
Küçük memeleri var
aptalca hata
aptalca yapılan bir hata
I made a real boob
Gerçekten aptalca bir hata yaptım
aptal
aptal veya şapşal bir kişi
Stop acting like a boob
Aptal gibi davranmayı bırak
kaçmak
Sahnedebir yerden uzaklaşmak
You should get out of the house
Evden kaçmalısın
sıyrılmak
bir sorumluluktan veya işten kurtulmak
I want to get out of this meeting
Bu toplantıdan sıyrılmak istiyorum
sert
Sahnedeyumuşak olmayan veya esnemeyen
The mattress is very firm
Yatak çok sert
şirket
mal veya hizmet satan kuruluş
He works for a law firm
Bir hukuk firmasında çalışıyor
kararlı
fikrini veya kararını değiştirmeyen
She remained firm in her decision
Kararında kararlı kaldı
korkutmak
Sahnedebirini korkutmak
Don't scare me
Beni korkutma
korku
Sahnedeani korku hissi
It was a big scare
Büyük bir korkuydu
neyse ki
Sahnedeiyi bir şans eseri
Luckily, I found my keys
Neyse ki anahtarlarımı buldum
neyse ki
iyi bir şansın sonucu olarak
Luckily I found my keys
Neyse ki anahtarlarımı buldum
gerçek
Sahnedegerçek olan veya doğru olan
The actual cost was higher
Gerçek maliyet daha yüksekti
şeker
Sahnedeyiyecek ve içeceklerde kullanılan tatlı madde
I buy sugar
Şeker satın alıyorum
şeker katmak
bir şeyi şekerle tatlandırmak
I sugar my coffee
Kahveme şeker katıyorum
şeker
yiyecekleri tatlandırmak için kullanılan tatlı madde
I put some sugar in my tea
Çayıma biraz şeker koydum
kişi
Sahnedeinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
birey
tek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
dinlemek
Sahnedesese dikkat etmek
I listen to music
Müzik dinlerim
dinlemek
bir sesi veya konuşan kişiyi duymaya çalışmak
I like to listen to music
Müzik dinlemeyi severim
kulak vermek
birini veya bir şeyi dikkatle dinleyip önemsemek
Please listen to my advice
Lütfen tavsiyeme kulak ver
dinlemek
bir sesi duymak için dikkatini vermek
Listen to the teacher
Öğretmeni dinle
ulaşmak
Sahnedebir yere varmak veya erişmek
We reached the hotel at midnight
Otele gece yarısı ulaştık
uzanmak
kolunu bir şeye erişmek için uzatmak
Can you reach that book
Şu kitaba uzanabilir misin
etkilemek
birinin duygularına ulaşmak
His words reach me
Sözleri beni etkiliyor
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
tamam
birinin kabul edip etmediğini ya da anlayıp anlamadığını kontrol etmek için kullanılan ifade
Okay?
Tamam mı?
gözetimsiz
Sahnedeyetişkin biri tarafından izlenmeyen veya kontrol edilmeyen
The children were left unsupervised
Çocuklar gözetimsiz bırakıldı
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
itici
Sahnedegösterişli bir şekilde kaba veya antipatik olan
He is acting really douchey today
Bugün gerçekten çok itici davranıyor
fikir
Sahnedebir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
eskiden yapmak
Sahnedegeçmişte düzenli olarak yapılan ama artık yapılmayan eylemler için kullanılır
I used to swim every day
Eskiden her gün yüzerdim
alışkın
bir durumu önceden deneyimlediği için ona aşina olma
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım
alışkın olmak
bir duruma tecrübe yoluyla aşina olmak
I am used to living here
Burada yaşamaya alışkınım
düşürmek
Sahnedegenellikle sporda birini yakalayıp durdurmak
The player tackled his opponent
Oyuncu rakibini düşürdü
takım
bir uğraş için kullanılan araçlar
He bought new fishing tackle
Yeni balıkçılık takımları aldı
tackle
Amerikan futbolunda bir oyuncu pozisyonu
He plays as a tackle on the team
O takımda tackle olarak oynuyor
ele almak
bir sorunu veya görevi çözmeye çalışmak
We need to tackle this problem immediately
Bu sorunu hemen ele almamız gerekiyor
film
Sahnedesinemada veya televizyonda gösterilen hikaye
I love watching movies
Film izlemeyi severim
emzirmek
Sahnedebebeği anne sütüyle beslemek
She wants to breastfeed her baby
Bebeğini emzirmek istiyor
desteklemek
Sahnedebirine yardım veya teşvik vermek
I support your decision
Kararını destekliyorum
taşımak
bir şeyin ağırlığını taşımak
The pillars support the roof
Sütunlar çatıyı taşır
yaşam desteği
çok hasta birini hayatta tutmak için tıbbi cihaz kullanılması
The patient was kept on life support
Hasta yaşam desteğinde tutuldu
bira
Sahnedetahıldan yapılan alkollü bir içecek
I would like a beer
Bir bira istiyorum
sağlamak
birine bir şey vermek
Can you beer me the pen
Bana kalemi sağlayabilir misin
ikram etmek
birine özellikle alkollü bir içecek vermek
Let me beer you a drink
Sana bir içecek ikram edeyim
koca
Sahnedeevli olunan erkek
My husband is a doctor
Kocam bir doktordur
rekabet
Sahnedekazanmaya veya daha iyi olmaya çalışma eylemi
There is a lot of competition between the two companies
İki şirket arasında büyük bir rekabet var
yarışma
insanların bir şeyi kazanmaya çalıştığı etkinlik
He won the photography competition
Fotoğrafçılık yarışmasını kazandı
dedi
Sahnedesözle ifade etmek
He said no
Hayır dedi
söyledi
bir düşünceyi veya bilgiyi kelimelerle ifade etmek
He said that he was busy
Meşgul olduğunu söyledi
bahsi geçen
daha önce değinilmiş olan
The said document is missing
Bahsi geçen belge kayıp
cesaret etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya cesareti olmak
He didn't dare to jump
Atlamaya cesaret edemedi
meydan okuma
cesaret göstermek için yapılan riskli eylem
I accepted the dare
Meydan okumayı kabul ettim
cesaret etmek
risk almaya veya yeni şeyler denemeye istekli olmak
She dared to sing on the stage
O sahnede şarkı söylemeye cesaret etti
yetişkin
Sahnedetamamen büyümüş kişi
He is an adult now
O artık bir yetişkin
düşürmek
Sahnedebir şeyi elinden kaçırıp yere inmesini sağlamak
Be careful not to drop the plate
Tabağı düşürmemeye dikkat et
bırakmak
Sahnedebir şeyi belirli bir yere bırakmak
I will drop you off at school
Seni okula bırakacağım
damla
çok küçük miktarda sıvı
Put one drop of oil in the pan
Tavaya bir damla yağ koy
damla
çok az miktarda sıvı
A drop of water fell on the floor
Yere bir damla su düştü
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
inek
Sahnedebir konuyla aşırı ilgilenen kimse
He is a computer nerd
O bir bilgisayar ineği
inek
derslere veya teknik konulara aşırı odaklanan kişi
He is a math nerd
O bir matematik ineği
ineklik yapmak
sosyal açıdan garip görülecek kadar çok ders çalışmak
He is nerding out on his science project
Bilim projesi üzerinde ineklik yapıyor
dans etmek
Sahnedemüziğe uyumlu şekilde hareket etmek
They dance together at the party
Partide birlikte dans ediyorlar
dans
müzik eşliğinde yapılan ritmik hareket sanatı
They performed a traditional dance
Geleneksel bir dans sergilediler
dans eşi
birlikte bir şeyler yaptığınız kişi
He was her dance for the night
O gece onun dans eşiydi
silmek
Sahnedebir şeyi kaldırmak veya yok etmek
Delete the file
Dosyayı sil
ne kadar
Sahnedemiktar veya fiyat sormak için kullanılan ifade
How much is this
Bu ne kadar
olmadan
Sahnedebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
olmadan
bir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
meraklı
Sahnedeyeni şeyler öğrenmeye istekli
He is a curious student
O, meraklı bir öğrencidir
hamile
Sahnedevücudunda bir bebeğin gelişmekte olması
She is pregnant
O hamile
hamile
Sahnedekarnında bebek taşıyan
She is pregnant with her first child
İlk çocuğuna hamile
manidar
gizli anlamlar taşıyan
The silence was pregnant with meaning
Sessizlik anlam yüklüydü
sürekli
Sahnedeher zaman olan veya durmayan
The noise was constant
Gürültü süreklidir
sabit
bilimsel bir denklemde değişmeyen sayı
The value of pi is a constant
Pi sayısı bir sabittir
tek kişilik
Sahnedetek bir kişi tarafından gerçekleştirilen
It was a one man project
Bu tek kişilik bir projeydi
adam
yetişkin erkek insan
The man is walking in the park
Adam parkta yürüyor
yatıştırmak
Sahnedebirini sakinleştirmek veya rahatlatmak
The music helped soothe the baby
Müzik bebeği yatıştırmaya yardımcı oldu
yatıştırmak
birini veya bir şeyi sakin ve huzurlu hale getirmek
The mother soothed the crying baby
Anne ağlayan bebeği yatıştırdı