

The Sopranos — 4. Sezon Bölüm 6
Kelimeler ve anlamları
641 kelime
uzun
Sahnedeortalamadan daha uzun boylu olan
He is very tall
O çok uzun
uzun
boyu ortalamadan fazla olan
He is a very tall man
O çok uzun bir adam
zorlu
yapılması veya başarılması güç
Finishing this project is a tall order
Bu projeyi bitirmek zorlu bir iş
toplamak
Sahnedeşeyleri bir araya getirmek
I collect stamps
Pul topluyorum
tahsil etmek
Sahnededüzenli olarak ödeme veya fayda olarak bir şey almak
The company collects rent every month
Şirket her ay kira tahsil ediyor
toparlanmak
zihnini sakinleştirip odaklamak
He paused to collect his thoughts
Düşüncelerini toparlamak için duraksadı
gidip almak
bir yerden birini alıp getirmek
I will collect you from the airport
Seni havaalanından gidip alacağım
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
eşlik etmek
biriyle birlikte gitmek
I came with my sister
Kız kardeşimle birlikte gittim
yaklaşmak
birine ya da bir şeye doğru hareket etmek veya giderek daha yakın olmak
The train is coming closer
Tren yaklaşıyor
geliş
bir yere doğru hareket etme eylemi
Her coming surprised us
Gelişi bizi şaşırttı
gelmek
bir yere doğru hareket etmek veya oraya ulaşmak
They came to our house
Evimize geldiler
serbest bırakmak
Sahnedebirini veya bir şeyi salıvermek
The police released the prisoner
Polis mahkumu serbest bıraktı
serbest bırakıldı
bir şeyi serbest bırakmak veya özgür bırakmak
The bird was released from the cage
Kuş kafesten serbest bırakıldı
serbest bırakılan
birini veya bir şeyi salıvermek ya da yayımlamak
The bird was released into the sky
Kuş gökyüzüne serbest bırakıldı
yayınlamak
yeni bir ürünü halkın kullanımına sunmak
The company released a new game
Şirket yeni bir oyun yayınladı
yemek yemek
Sahnedeyiyecekleri ağza alıp yutmak
I am eating an apple
Bir elma yiyorum
yemek yeme
yiyecekleri ağza alıp yutma eylemi
Eating is important
Yemek yemek önemlidir
yemek yeme
gıdaları ağza alıp yutma eylemi
I am eating an apple
Bir elma yiyorum
yemek
ağza yiyecek alıp yutma eylemi
I am eating a healthy lunch
Sağlıklı bir öğle yemeği yiyorum
kanamak
Sahnedebir yaradan kan kaybetmek
Your finger is bleeding
Parmağın kanıyor
birbirine karışmak
renklerin veya sıvıların yavaşça birbirine geçmesi
The colors began to bleed together
Renkler birbirine karışmaya başladı
gönülden desteklemek
bir takımı veya grubu çok güçlü bir bağlılıkla savunmak
He bleeds for his team
O takımını gönülden destekliyor
para kaybetmek
çok miktarda para kaybetmek
The company is bleeding money
Şirket sürekli para kaybediyor
fabrika
Sahnedeeşyaların üretildiği yer
This is a big factory
Bu büyük bir fabrika
dışarı
Sahnedebir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
dışında tutmak
Sahnedebirini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
nedeniyle
bir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
-den
bir yerden veya kaynaktan gelmek
I got the water out of the tap
Suyu musluktan aldım
arasından
bir grubun içinden seçilmek
Choose one out of these three
Bu üçünün arasından bir tane seç
içinden
bir şeyin iç kısmından gelmek
He came out of the room
Odanın içinden geldi
yoksun
bir şeye sahip olmamak
We are out of bread
Ekmeksiz kaldık
uzaklaşarak
bir yerden ayrılmak
Please get out of my house
Lütfen evimden çık
dışında
artık bir grubun parçası olmamak
He is out of the team
O artık takımın dışında
tükenmiş
bir şeyin bitmiş olması
We are out of gas
Benzinimiz bitti
dışarıda
bir yerin içinde olmamak
She is out of the office
Ofisin dışında
dışarı
bir yerin içerisi olmaması
Stay out of the rain
Yağmurun dışında kal
çıkararak
bir şeyi bir yerden almak
Take the keys out of your pocket
Anahtarları cebinden çıkar
alınarak
birini veya bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
They took the boy out of school
Çocuğu okuldan aldılar
kalmamış
bir şeyin tamamen bitmiş olması
We are out of sugar for the tea
Çay için şekerimiz kalmadı
dedikodu
Sahnedebaşkalarının özel hayatı hakkında konuşma
I don't like gossip
Dedikodudan hoşlanmam
dedikodu yapmak
Sahnedebaşkaları hakkında özel bilgiler paylaşmak
They love to gossip
Dedikodu yapmayı severler
dedikodu
başkalarının özel hayatları hakkında yapılan gayriresmi konuşma
They love sharing gossip
Dedikodu yapmayı severler
dedikoducu
başkaları hakkında özel bilgileri paylaşmayı seven kişi
He is such a gossip
O çok dedikoducu biri
içeride
Sahnedebir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içinde
bir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
iç
bir yerin iç kısmı veya oraya girme imkanı
The key lets you inside the room
Anahtar odaya girmenizi sağlar
Kalan 631 kelimenin kilidini aç
Premium ile bu içeriğin tüm kelimelerini, anlamlarını ve quizini aç. Tüm diziler ve filmler dahil.
10 / 641 kelime açık
Zaten Premium musun? Giriş yap