

The Walking Dead — 5. Sezon Bölüm 3
Kelimeler ve anlamları
346 kelime
Seviye
kabul etmek
Sahnedesunulan bir şeyi almak
I will take it
Onu kabul edeceğim
başa çıkmak
bir sorunla veya durumla mücadele etmek
Can you take it
Bununla başa çıkabilir misin
almak
bir şeyi tutup yanına götürmek
Take it with you
Onu yanına al
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
sırt
insan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
hamle
Sahnedeyapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
hızla satılmak
genellikle düşük fiyata hızlıca elden çıkarılmak
These cheap goods move very fast
Bu ucuz ürünler hızla satılıyor
yapacak
Sahnedegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
çok
Sahnedeçok sayıda olan
I have many books
Çok kitabım var
seçim
Sahnedebir şeyi seçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçkin
çok iyi kalitede olan
We were served choice wine
Bize seçkin bir şarap ikram edildi
seçim
birinin en çok tercih ettiği şey
This blue dress is my choice
Bu mavi elbise benim seçimim
tam olarak
Sahnedetam olarak belirli bir yöne doğru
The wind is blowing due north
Rüzgar tam kuzeyden esiyor
bekleniyor
olması veya varması beklenen
The train is due at 5 PM
Trenin saat 17.00'de gelmesi bekleniyor
aidat
üyelik ücreti olarak borçlu olunan para
I need to pay my monthly dues
Aylık aidatlarımı ödemem gerekiyor
ölmek
Sahnedecanlılığın sona ermesi
All living things will eventually die
Tüm canlılar sonunda ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
Sahnedebir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
ofis
Sahnedeinsanların çalıştığı oda veya bina
I work in an office
Bir ofiste çalışıyorum
cam / bardak
Sahnedesert şeffaf bir madde veya içecek kabı
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
cam
pencerelerde ve şişelerde kullanılan sert ve saydam madde
The window is made of glass
Pencere camdan yapılmıştır
bardağa koymak
bir şeyi cam bir kabın içine yerleştirmek
She will glass the juice
Meyve suyunu bardağa koyacak
yüksek sesle
Sahnedebaşkalarının duyabileceği şekilde
Read it out loud
Onu yüksek sesle oku
yüksek sesle
kolayca işitilebilecek bir sesle
She laughed out loud at the joke
Şakaya yüksek sesle güldü
sesli
herkesin duyabileceği şekilde
She read the story out loud
Hikayeyi sesli okudu
ılık
Sahnedeorta derecede sıcak
The weather is warm today
Bugün hava ılık
sıcakkanlı
nazik ve ilgili
She is a warm person
O sıcakkanlı bir insandır
ısıtmak
bir şeyi sıcak hale getirmek
I need to warm the milk
Sütü ısıtmam gerekiyor
ısınmak
sıcaklığı artmak
The room warmed quickly
Oda hızla ısındı
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
şu anda
Sahnedeşu an veya şimdi
I am currently at home
Şu anda evdeyim
ayak
Sahnedebacağın uç kısmındaki vücut bölümü
My left foot hurts
Sol ayağım ağrıyor
alt kısım
bir şeyin en alt veya son kısmı
He sat at the foot of the bed
Yatağın ayakucunda oturdu
fut
12 inç'e eşit olan ölçü birimi
The ceiling is ten feet high
Tavan on fut yüksekliğinde
iyi başlangıç
bir işe olumlu bir şekilde başlamak
They got off on the right foot
İşe iyi bir başlangıç yaptılar
başarılar
Sahnedebirine başarı veya mutluluk dileme
I wish you good luck with your exam
Sınavında sana başarılar dilerim
şans
başarı veya olumlu sonuç
Winning that game required some good luck
O oyunu kazanmak biraz şans gerektirdi
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
okul
Sahnedeçocukların eğitim aldığı yer
I go to school
Okula gidiyorum
sürü
bir arada bulunan canlılar topluluğu
I saw a school of fish
Bir balık sürüsü gördüm
eğitmek
birine ders vermek veya yetiştirmek
He schooled them in physics
Onlara fizik dersi verdi
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere bırakmak
Lay the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
öpmek
birine sevgi göstergesi olarak dudaklarıyla dokunmak
He leaned in to lay her
Onu öpmek için öne eğildi
cinsel ilişki
cinsel birleşme için kullanılan gayriresmi terim
He bragged about his last lay
Son cinsel ilişkisiyle övündü
örtüsünü kaldırmak
bir şeyin üzerindeki örtüyü alıp açığa çıkarmak
He helped to lay the truth bare
Gerçeğin örtüsünü kaldırmaya yardım etti
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
sürmek
Sahnedebir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
geçen
şimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
her gün
Sahnedeher bir gün
I exercise every day
Her gün egzersiz yaparım
artık
Sahnedeartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
daha fazla
bir şeyden daha fazla miktarda
Would you like any more?
Biraz daha ister misin?
kapatmak
Sahnedebir şeyin çalışmasını durdurmak
Please shut the computer
Bilgisayarı kapat
susturmak
birinin konuşmasını engellemek
He tried to shut her
Onu susturmaya çalıştı
dışarıda bırakmak
birini bir grubun veya etkinliğin dışında tutmak
They shut him out of the conversation
Onu konuşmanın dışında bıraktılar
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
çocuklar
Sahnedebirden fazla genç kişi
Many children go to school
Birçok çocuk okula gider
çocuklar
bir kişinin erkek veya kız evlatları
She has three children
Üç çocuğu var
ızdırap
Sahnedefiziksel veya duygusal hoş olmayan his
Love can cause pain
Aşk acı verebilir
baş belası
sinir bozucu kimse veya bir şey
Stop being a pain
Baş belası olmayı bırak
ekmek
un ve sudan yapılan pişmiş yiyecek
This pain is fresh
Bu ekmek taze
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
görmek
bir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
görüşmek
biriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
sonuna kadar götürmek
bir işi bitene kadar sürdürmek
I will see the project through
Projeyi sonuna kadar götüreceğim
gururlu
Sahnedekendi başarılarından tatmin olmak
He is proud of his work
İşiyle gurur duyuyor
gururlu
bir başkasının başarısıyla mutlu olmak
I am proud of you
Seninle gurur duyuyorum
gururlu
memnuniyet ve kıvanç gösteren
She has a proud expression
Gururlu bir ifadesi var
itimat etmek
Sahnedebirine güven duymak
You can trust his advice
Onun tavsiyesine itimat edebilirsin
güven
birinin dürüstlüğüne veya güvenilirliğine duyulan inanç
I have trust in you
Sana güvenim var
güven
anlam taşıyan tek bir dil birimi
Trust is a word
Güven bir kelimedir
ayrılmak
Sahnedebir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
kalmak
Sahnedediğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
sol
sağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
bırakmak
bir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
çok
Sahnedebüyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
çok
büyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
hayatta
Sahnedehala yaşayan
He is still above ground
O hala hayatta
yer üstünde
yerin üstünde bulunan
The tank is above ground
Tank yer üstünde
her şey
Sahnedetüm şeyler
He lost everything
Her şeyi kaybetti
uyumak
Sahnedegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
gülümsemek
Sahnedeağzını kıvırarak mutluluk belirtmek
She smiled at me
Bana gülümsedi
gülümseme
yüzdeki mutlu ifade
He has a beautiful smile
Onun güzel bir gülümsemesi var
gülümsemek
birine nezaket veya onay göstermek
Fortune smiled on the family
Şans aileye güldü
çimen
Sahnedeyeri kaplayan yeşil bir bitki
The grass is green
Çimenler yeşildir
ispiyonlamak
birinin yasa dışı işlerini yetkililere bildirmek
He decided to grass on his partner
Ortağını ispiyonlamaya karar verdi
zor durumda
kötü veya tehlikeli bir durum
He is in the grass because of his mistake
Hatası yüzünden zor durumda
zayıf
Sahnedeözellikle sağlıksız görünecek kadar çok zayıf
He is too skinny
O çok zayıf
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
bir yerde
Sahnedebelirlenmemiş veya bilinmeyen bir yer
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yere bıraktım
rahip
Sahnedetörenleri gerçekleştiren dini lider
The priest led the service
Rahip ayini yönetti
silahlandırmak
Sahnedesilah veya araç gereç sağlamak
The soldiers were armed
Askerler silahlandırıldı
kol
omuzdan ele kadar olan vücut bölümü
My arm hurts
Kolum ağrıyor
silah
savaşta kullanılan ateşli veya kesici araç
He had to drop his arm
Silahını bırakmak zorunda kaldı
kol
büyük bir organizasyonun belirli bir iş alanıyla ilgilenen bölümü
This is the research arm of the company
Bu şirketin araştırma koludur
lanetlemek
Sahnedebirinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
önemsemek
bir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
çok
büyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
sürmek
Sahnedebir şeyi bir yüzeyin üzerine yaymak
Please apply this cream to your skin
Lütfen bu kremi cildine sür
başvurmak
resmi olarak bir şey istemek
I want to apply for a job
Bir işe başvurmak istiyorum
uygulamak
bir şeyi belirli bir amaç için kullanmak
You should apply these methods
Bu yöntemleri uygulamalısın
yoğunlaşmak
bir şeye tüm dikkati ve çabayı vermek
You must apply yourself to your studies
Derslerine yoğunlaşmalısın
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
haline gelmek
değişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
ekipman
Sahnedebelirli bir etkinlik için kullanılan araç gereçler
I have all the gear for skiing
Kayak yapmak için tüm ekipmanlara sahibim
vites
taşıtlarda tekerleklere giden gücü ayarlayan mekanizma
Shift into a lower gear for the hill
Yokuş için daha düşük bir vitese geç
kıyafet
belirli bir etkinlik için giyilen giysiler
I need cycling gear for the race
Yarış için bisiklet kıyafetlerine ihtiyacım var
uyarlamak
bir şeyi belirli bir amaca veya gruba uygun hale getirmek
The lesson was geared towards beginners
Ders yeni başlayanlara göre ayarlanmıştı
eskiden yapmak
Sahnedegeçmişte düzenli olarak yapılan ama artık yapılmayan eylemler için kullanılır
I used to swim every day
Eskiden her gün yüzerdim
alışkın
bir durumu önceden deneyimlediği için ona aşina olma
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım
hmm
Sahnededüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Hmm, let me think
Hmm, bir düşüneyim
belki
Sahnedebelirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
ihtimal
gerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal
kaçmak
Sahnedebir yerden kaçmak veya ayrılmak
The thief managed to get away
Hırsız kaçmayı başardı
uzaklaşmak
bir yerden veya kişiden ayrılmak
I need to get away from the noise
Gürültüden uzaklaşmam gerekiyor
uzaklaşmak
tatil veya ortam değişikliği için başka bir yere gitmek
I need to get away for a few days
Birkaç günlüğüne uzaklaşmaya ihtiyacım var
sakinleştirmek
Sahnedesakin veya rahat hale getirmek
The music calmed her
Müzik onu sakinleştirdi
sakin
güçlü duygulardan uzak veya rahatlamış
Please stay calm
Lütfen sakin kal
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
ne
Sahnedeöfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılan vurgu
What the hell is happening
Ne halt oluyor burada
orada yukarda
Sahnededaha yüksek bir yerde
The bird is up there
Kuş orada yukarda
yukarıda
daha önce belirtilen yer
The bird is up there in the tree
Kuş yukarıda ağaçta
yukarıda
yukarıdaki o yerde
Look at the bird up there
Yukarıdaki kuşa bak
yukarıda
sözü edilen veya görülen daha yüksek bir konum
Look at the bird up there
Şu yukarıdaki kuşa bak
yukarıda
o daha yüksek yer
He lives up there in the mountains
O yukarıda dağlarda yaşıyor
hissetti
Sahnededokunma veya duygu yoluyla fark etmek
I felt the cold wind
Soğuk rüzgarı hissettim
utandı
utangaç veya tuhaf hissetmek
He felt awkward at the party
Partide kendini tuhaf hissetti
keçe
preslenmiş yünden yapılan yumuşak kumaş
This hat is made of felt
Bu şapka keçeden yapılmıştır
güncel
Sahnedeşu an gerçekleşen veya var olan
What is your current address
Güncel adresiniz nedir
akıntı
belirli bir yöne doğru hareket eden su
The current is very strong here
Buradaki akıntı çok güçlü
akım
elektrik yükünün hareketi
The current flows through the wire
Akım telin içinden geçer
kapmak
Sahnedebir şeyi elinle hızla almak
She reached out to grab the bag
Çantayı kapmak için uzandı
çevrelemek
bir şeyi her taraftan sarmak
The walls grab the garden
Duvarlar bahçeyi çevreliyor
sonra
Sahnedebir olaydan sonra gerçekleşen
We will eat later
Yemekten sonra yiyeceğiz
geç
beklenenden daha geç
She arrived later than me
O benden geç geldi
merhum
vefat etmiş kişi
The late king died long ago
Merhum kral uzun zaman önce öldü
yeni
son zamanlarda gerçekleşen
That is a later development
O yeni bir gelişme
daha sonra
gelecekte veya belirli bir olaydan sonra
I will do it later
Bunu daha sonra yapacağım
sonra
şu andan daha ileri bir vakit
See you later
Seni sonra görürüm
gelecekte
ileriki bir zamanda
I will be back later
Gelecekte geri döneceğim
gecikmeli
beklenen zamandan daha geç gerçekleşen
The later train arrived at midnight
Gecikmeli tren gece yarısı vardı
geç dönem
bir zaman diliminin sonuna yakın olan
This is a later work of the artist
Bu sanatçının geç dönem bir eseri
vakitli değil
kararlaştırılan zamanda olmayan
He is later than usual
Her zamankinden daha vakitsiz
daha sonra
şu andan sonraki bir zamanda
I will call you later
Seni daha sonra arayacağım
kontrol etmek
Sahnedebir şeye dikkatlice bakmak
Please check your answers
Lütfen cevaplarınızı kontrol edin
hesap
ödenmesi gereken miktarı gösteren belge
Can I have the check please
Hesabı alabilir miyim lütfen
kareli
kumaş üzerindeki küçük kareli desen
He wore a check shirt
Kareli bir gömlek giydi
olmadan
Sahnedebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
oyun
Sahnedebir oyun veya spor türü
I love this game
Bu oyunu seviyorum
yetenek
bir konuda doğal beceri
Her game is improving
Yeteneği gelişiyor
strateji
uzun vadeli hedeflere ulaşmak için planlanan hareketler bütünü
He plays a long game to win the election
Seçimi kazanmak için uzun vadeli bir strateji izliyor
istekli
bir şeyi denemeye veya yapmaya hazır olma
Are you game for a long hike
Uzun bir doğa yürüyüşüne var mısın
tahmin etmek
Sahnedeemin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
tam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
tehlikeli
Sahnedezarar verme olasılığı olan
This road is dangerous
Bu yol tehlikeli
kilise
Sahnedeinsanların ibadet etmek için gittiği yer
The church is very old
Kilise çok eski
kilise
Hristiyan dini topluluğu veya üyeleri
The church provides support to many people
Kilise birçok insana destek veriyor
sıra dışı
Sahnedetuhaf veya alışılmadık
His ideas are a bit out there
Fikirleri biraz sıra dışı
oralarda bir yerlerde
Sahnededünyada veya bir yerde mevcut olan
There are many opportunities out there
Oralarda bir yerlerde birçok fırsat var
orada
bulunulan yerin uzağında
I left my umbrella out there
Şemsiyemi orada bıraktım
devam etmek
Sahnedebir eylemi yapmayı sürdürmek
Keep trying until you succeed
Başarana kadar denemeye devam et
tutmak
Sahnedebir şeye sahip olmaya devam etmek
You can keep the book
Kitabı tutabilirsin
korumak
bir şeyi güvenli bir şekilde muhafaza etmek
The soldier will keep the gate safe
Asker kapıyı koruyacak
önlemek
bir şeyin gelmesini veya olmasını engellemek
This fence keeps the dog out
Bu çit köpeğin içeri girmesini önler
paketlemek
Sahnedebir şeyin etrafını kaplamak
I need to wrap the gift
Hediyeyi paketlemem gerekiyor
bitiş
bir film veya etkinliğin sona ermesi
That is a wrap for today
Bugünlük bu kadar, bitti
kavramak
bir konuyu veya durumu anlamak
I cannot wrap my mind around this
Bunu bir türlü kavrayamıyorum
dürüm
içine malzeme sarılmış yassı ekmek
I ate a chicken wrap for lunch
Öğle yemeği için tavuklu dürüm yedim
çıkarmak
Sahnedebir şeyi yerinden çıkarmak
He extracted the key from the lock
Anahtarı kilitten çıkardı
özüt
bir bitkiden elde edilen sıvı
I used vanilla extract for the cake
Kek için vanilya özütü kullandım
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
beklemek
bir şeyin olacağını ummak ya da tahmin etmek
You are looking for trouble
Bela arıyorsun
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
ateş gücü
Sahnedesilahların gücü veya askeri kuvvet
The army has massive firepower
Ordunun muazzam bir ateş gücü var
bakış açısı
Sahnedebir şeye bakış veya düşünüş tarzı
We have different perspectives on this issue
Bu konuda farklı bakış açılarımız var
herhangi bir yer
Sahnedeherhangi bir yer veya herhangi bir yere
You can sit anywhere
Herhangi bir yere oturabilirsin
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
başlamak
Sahnedebir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsatı olmak
bir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
son
Sahnedebir şeyin son kısmı
This is the end of the road
Bu yolun sonu
bitmek
Sahnedesona ermek veya durmak
The movie ends now
Film şimdi bitiyor
uç
bir şeyin en uzak noktası
He stood at the end of the road
Yolun ucunda duruyordu
taraf
bir durumun belirli bir kişiye ait olan kısmı
Everything is fine on my end
Benim tarafımda her şey yolunda