

The Walking Dead — 5. Sezon Bölüm 11
Kelimeler ve anlamları
443 kelime
Seviye
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
zarf
Sahnedemektup koymak için kullanılan kağıt kap
Put the letter in the envelope
Mektubu zarfa koy
yumruk
Sahnedeyumrukla sertçe vurma
He punched the wall
Duvara yumruk attı
delgeç
kağıtları delmek için kullanılan alet
I need a hole punch
Bir delgece ihtiyacım var
meyve kokteyli
meyve suyu ve bazen alkol eklenerek hazırlanan tatlı içecek
We served fruit punch at the party
Partide meyve kokteyli servis ettik
devam etmek
Sahnedebir eylemi yapmayı sürdürmek
Keep trying until you succeed
Başarana kadar denemeye devam et
tutmak
Sahnedebir şeye sahip olmaya devam etmek
You can keep the book
Kitabı tutabilirsin
korumak
bir şeyi güvenli bir şekilde muhafaza etmek
The soldier will keep the gate safe
Asker kapıyı koruyacak
önlemek
bir şeyin gelmesini veya olmasını engellemek
This fence keeps the dog out
Bu çit köpeğin içeri girmesini önler
-e rağmen
Sahnedesöylenen bir şeye rağmen şaşırtıcı bir durumu belirtmek için kullanılır
Even though it was raining, we went for a walk
Yağmur yağmasına rağmen yürüyüşe çıktık
olmasına rağmen
bir durumun olmasına karşın
I went out even though it was raining
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktım
olmadan
Sahnedebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
Sahnedeiki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
yemek
Sahnedeyemek yenen şeyler
I like Italian food
İtalyan yemeklerini severim
dışarı
Sahnedebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
tamamlamak
bir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı çıkarmak
bir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
atmak
Sahnedebir şeyi hafifçe fırlatmak
He tossed the keys to me
Anahtarları bana attı
harmanlamak
malzemeleri hafifçe karıştırmak
Toss the salad with the dressing
Salatayı sosla harmanlayın
altüst etmek
bir yeri dağıtarak iyice aramak
The police tossed the room for evidence
Polis kanıt için odayı altüst etti
dönüp durmak
uykuda huzursuzca bir taraftan diğer tarafa dönmek
I tossed and turned all night
Bütün gece yatakta dönüp durdum
çerçeve
Sahnedebir resim için kenarlık veya kasa
This photo needs a frame
Bu fotoğrafın bir çerçeveye ihtiyacı var
suç atmak
birini işlemediği bir suçla suçlu göstermek
They tried to frame him
Ona suç atmaya çalıştılar
çerçevelemek
bir şeyin çevresine kenarlık oluşturmak
They framed the painting nicely
Tabloyu güzelce çerçevelediler
plan
Sahnedebir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
planlamak
bir şeyi yapmak için düzenleme yapmak
I plan to visit my friend
Arkadaşımı ziyaret etmeyi planlıyorum
nehir
Sahnededoğal olarak akan büyük su yolu
The river is very long
Nehir çok uzun
akmak
nehir gibi akmak
Tears rivered down her face
Gözyaşları yüzünden aşağı aktı
herhangi bir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
ahır
Sahnedeekinlerin saklandığı veya hayvanların barındığı çiftlik binası
The horses are in the barn
Atlar ahırda
mağaza
ev eşyaları satan perakende şirketi
I bought this chair from that barn
Bu sandalyeyi o mağazadan satın aldım
kuzey
Sahnedegüneş doğarken sol tarafta kalan yön
He lives in the north
O, kuzeyde yaşıyor
bir yerde
Sahnedebelirlenmemiş veya bilinmeyen bir yer
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yere bıraktım
yenilmek
Sahnedebir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
kaybetmek
bir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
anlayamamak
bir konuyu takip edememek
I lost you when you talked about science
Bilim hakkında konuştuğunda seni anlayamadım
eskiden yapmak
Sahnedegeçmişte düzenli olarak yapılan ama artık yapılmayan eylemler için kullanılır
I used to swim every day
Eskiden her gün yüzerdim
alışkın
bir durumu önceden deneyimlediği için ona aşina olma
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım
bahis oynamak
Sahnedebir oyun veya yarış için para riske atmak
He bet on the red car
Kırmızı arabaya bahis oynadı
bahse girmek
bir şeyden çok emin olmak
I bet he is late
Bahse girerim geç kalmıştır
seçenek
en uygun veya yararlı olan tercih
Taking the train is your best bet
Trene binmek en iyi seçeneğin
korkutmak
Sahnedebirini korkutmak
Don't scare me
Beni korkutma
korku
ani korku hissi
It was a big scare
Büyük bir korkuydu
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
su
Sahnedeyağmur olarak yağan ve nehirlerde bulunan berrak sıvı
I drink a glass of water
Bir bardak su içerim
sulamak
bitkilere su vermek
I water the plants every day
Bitkileri her gün sularım
sular
denizin ya da gölün bir bölümü
These waters are calm
Bu sular sakin
muktedir
Sahnedebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
ciddi
Sahnedeşaka yapmayan, söylediklerinde samimi olan
Are you serious?
Ciddi misin?
ciddi
dikkatli düşünme veya eylem gerektiren
This is a serious problem
Bu ciddi bir problem
ciddi
zarar veya tehlikeye neden olan
He had a serious accident
O ciddi bir kaza geçirdi
ciddi
miktarı veya derecesi yüksek olan
It is a serious problem
Bu ciddi bir problem
inşa etmek
Sahnedebir şeyi yapmak veya inşa etmek
They construct a new bridge
Yeni bir köprü inşa ediyorlar
kurgu
farklı parçaların bir araya getirilmesiyle oluşan fikir
This social construct influences our behavior
Bu toplumsal kurgu davranışımızı etkiliyor
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
hayatta kalan
Sahnedetehlikeli bir olaydan sonra hayatta kalan kişi
He is a survivor of the crash
O, kazadan hayatta kalan kişidir
Survivor
popüler bir gerçeklik şovu yarışma programı
I love watching Survivor
Survivor izlemeyi seviyorum
şampiyon
Sahnedebir yarışmayı kazanan kişi veya samimi bir hitap şekli
You are a champ
Sen bir şampiyonsun
sabırsızlanmak
bir şeyi yapmak için çok hevesli veya sabırsız olmak
The horses were champing at the bit
Atlar gitmek için sabırsızlanıyordu
dünya
Sahnedeüzerinde yaşadığımız gezegen
The world is round
Dünya yuvarlaktır
dünya
belirli bir alan veya varoluş
He lives in his own world
Kendi dünyasında yaşıyor
dünya
canlı olma ve deneyimlere sahip olma durumu
She brought a new baby into the world
O dünyaya yeni bir bebek getirdi
kılıç
Sahnedesavaşmak için kullanılan uzun metal bir bıçak
The knight has a sword
Şövalyenin bir kılıcı var
çıkış
Sahnedebir yerden veya yoldan ayrılmaya yarayan yol
Where is the emergency exit?
Acil çıkış nerede?
çıkmak
bir yerden dışarı çıkmak
Please exit the building
Lütfen binadan çıkın
net
Sahnedeanlaşılması kolay
The answer is clear
Cevap net
açık
Sahnedeönünde engel veya sorun bulunmayan
The road ahead is clear
İlerideki yol açık
şeffaf
ışığın geçmesine izin vererek arkasındakilerin görünmesini sağlayan
The water in the lake is clear
Göldeki su çok şeffaf
boğazını temizlemek
dikkat çekmek için boğazından ses çıkarmak
He cleared his throat before speaking
Konuşmadan önce boğazını temizledi
zor
Sahnedekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
alkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
sert
yumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sert
birine kaba veya katı davranan
The coach was hard on the team
Koç takıma karşı sert davrandı
kontrol etmek
SahnedeDoğru veya kabul edilebilir olup olmadığını görmek için bakmak
Please check out the report
Lütfen raporu kontrol et
süzmek
Birine romantik veya hayranlık dolu bir ilgiyle bakmak
He was checking her out
Onu süzüyordu
çıkış yapmak
otelden ayrılma veya mağazada ödeme yapma işlemi
We need to check out by noon
Öğlene kadar çıkış yapmamız gerekiyor
çıkış
bir otelden ayrılma veya kasada ödeme yapma işlemi
Please complete your hotel check-out before noon
Lütfen otelden çıkış işlemlerinizi öğleden önce tamamlayın
kontrol etmek
bir şeyin doğru olup olmadığını incelemek
I will check out the facts
Gerçekleri kontrol edeceğim
kiriş
Sahnedeinşaatta kullanılan uzun ve ağır ahşap veya metal parça
The steel beam supports the roof
Çelik kiriş çatıyı destekliyor
ışın
bir ışık çizgisi
A beam of sunlight hit the floor
Bir güneş ışını yere vurdu
ışıldamak
çok mutlu veya gururlu bir şekilde gülümsemek
She beamed with joy
Sevinçle ışıldadı
ışınlamak
bir enerji ışınıyla bir yerden başka bir yere taşımak
They can beam the crew to the planet
Mürettebatı gezegene ışınlayabilirler
işe almak
Sahnedebir gruba veya işe katılacak kişiler bulmak
The company wants to recruit new staff
Şirket yeni personel işe almak istiyor
yeni üye
bir gruba veya organizasyona yeni katılan kimse
We welcomed the new recruit
Yeni üyeyi aramıza kabul ettik
rahip
Sahnedetörenleri gerçekleştiren dini lider
The priest led the service
Rahip ayini yönetti
engellemek
Sahnedebir şeyin hareket etmesini önlemek
The fallen tree blocks the road
Devrilmiş ağaç yolu engelliyor
kütle
bir şeyin büyük katı parçası
He used a block of ice
Bir buz kütlesi kullandı
blok
iki kavşak arasındaki sokak bölümü
Walk one block and turn left
Bir blok yürüyün ve sola dönün
kütük
infaz için kullanılan ahşap platform
The prisoner knelt on the block
Mahkum kütüğün önünde diz çöktü
yetişmek
Sahnedebir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yaptırmak
Sahnedebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
bir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
doğu
Sahnedebatının zıttı olan yön
The sun rises in the east
Güneş doğudan doğar
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I search for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
arama
birini ya da bir şeyi bulmak için yapılan araştırma
They began a search for the lost dog
Kayıp köpeği aramaya başladılar
pusu kurmak
Sahnedebirine sürpriz bir saldırı yapmak
The soldiers planned to ambush the enemy
Askerler düşmana pusu kurmayı planladı
zaman
Sahnedeolayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
düzeltmek
Sahnedebir şeyi doğru hale getirmek
Please correct my mistakes
Lütfen hatalarımı düzeltin
doğru
haklı veya gerçek olan
Your answer is correct
Cevabın doğru
değerli
Sahnedebüyük değere veya öneme sahip olan
This ring is very valuable
Bu yüzük çok değerli
gülümsemek
Sahnedeağzını kıvırarak mutluluk belirtmek
She smiled at me
Bana gülümsedi
gülümseme
yüzdeki mutlu ifade
He has a beautiful smile
Onun güzel bir gülümsemesi var
gülümsemek
birine nezaket veya onay göstermek
Fortune smiled on the family
Şans aileye güldü
en az
Sahnedebelirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
en azından
bir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en azından
hiç değilse biraz olsun
It is at least warm here
Burası en azından sıcak
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
kazanmak
Sahnedebir yarışmada veya müsabakada birinci olmak
She wants to win the race
O yarışı kazanmak istiyor
yakışmak
birinin üzerinde iyi durmak
That jacket wins on you
O ceket sana çok yakışıyor
elde etmek
çaba göstererek bir şeyi hak etmek
She worked hard to win his respect
Saygısını elde etmek için çok çalıştı
büyük olay
Sahnedeçok önemli olan durum
This is a big deal
Bu büyük bir olay
abartılacak bir şey
pek önem taşımayan durum
It is no big deal
Abartılacak bir şey değil
hazır
Sahnedehazırlanmış durumda olan
I am ready to go
Gitmeye hazırım
yedi kartlı stud
Sahnedeyedi kartla oynanan bir poker türü
I love playing seven card stud
Yedi kartlı stud oynamayı seviyorum
zehirlemek
Sahnedebirine zehirli bir madde vermek
He tried to poison the king
Kralı zehirlemeye çalıştı
zehir
hastalığa veya ölüme neden olabilen madde
The snake's poison is strong
Yılanın zehri güçlüdür
içki
birinin tercih ettiği alkollü içecek için kullanılan gayriresmi terim
What is your poison tonight
Bu gece ne içersin
ne
Sahnedeöfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılan vurgu
What the hell is happening
Ne halt oluyor burada
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
katı
Sahnedeyumuşak veya sıvı olmayan
Ice is solid
Buz katıdır
iyilik
birine yapılan yardımsever davranış
Can you do me a solid?
Bana bir iyilik yapabilir misin?
güçlü
olma ihtimali yüksek olan
He has a solid chance to win
Kazanma şansı oldukça yüksek
kesintisiz
hiç durmadan devam eden
We worked for three solid hours
Üç saat boyunca aralıksız çalıştık
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
mağaza
Sahnedeürünlerin satıldığı yer
I am going to the store
Mağazaya gidiyorum
depolamak
bir şeyi sonra kullanmak için bir yere koymak
Store the grain in the barn
Tahılları ahıra depola
bekleyen
gelecekte olması beklenen
There is a surprise in store for you
Seni bir sürpriz bekliyor
itimat etmek
Sahnedebirine güven duymak
You can trust his advice
Onun tavsiyesine itimat edebilirsin
güven
birinin dürüstlüğüne veya güvenilirliğine duyulan inanç
I have trust in you
Sana güvenim var
güven
anlam taşıyan tek bir dil birimi
Trust is a word
Güven bir kelimedir
borç
Sahnedeödenecek olan para miktarı
I have a large debt
Büyük bir borcum var
minnet borcu
birine karşı duyulan yoğun minnettarlık hissi
I owe you a debt of gratitude for your help
Yardımınız için size minnet borçluyum
kendini koruma
Sahnedekişinin kendisini zarar görmekten koruma eylemi
Self preservation is a basic instinct
Kendini koruma temel bir içgüdüdür
canım
Sahnedesevilen birine hitap etmek için kullanılan kelime
Good night, sweetheart
İyi geceler canım
bir yer
Sahnedebelirli olmayan bir yer
I want to go someplace quiet
Sessiz bir yere gitmek istiyorum
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
sürme
Sahnedebir taşıtı kontrol etmek ve hareket ettirmek
I am driving a car
Araba sürüyorum
zorlamak
birini bir şeyi yapmaya veya belli bir şekilde hissetmeye itmek
He is driving me crazy
Beni deli ediyor
kazandırmak
bir işletmenin para kazanmasını sağlamak
This strategy is driving profit
Bu strateji kâr sağlıyor
sırt
Sahnedebir yüzeyin uzun ve dar yükseltisi
The mountain has a sharp ridge
Dağın keskin bir sırtı var
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
haline gelmek
değişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
ödemek
Sahnedebir şey için para vermek
I have to pay the bill
Faturayı ödemem gerekiyor
işe yaramak
iyi bir sonuç veya avantaj getirmek
Honesty will pay in the end
Dürüstlük sonunda işe yarayacak
göstermek
bir şeye dikkat veya saygı yöneltmek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
kazançlı olmak
zaman veya çaba harcamaya değmek
It pays to arrive on time
Zamanında gelmek kazançlıdır
içinde
Sahnedebir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeride
bir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
iç
bir yerin iç kısmı veya oraya girme imkanı
The key lets you inside the room
Anahtar odaya girmenizi sağlar
yönelmek
Sahnedebirine veya bir şeye doğru hareket etmek
The dog is coming for the ball
Köpek topa doğru yöneliyor
hesap sormak
birine karşı koymak veya yüzleşmek amacıyla yaklaşmak
She came for him after his rude comment
Kaba yorumundan sonra ondan hesap sordu
park etmek
Sahnedebir aracı bir yere bırakmak
Park the car here
Arabayı buraya park et
park
ağaçların ve çimlerin olduğu kamusal alan
I go to the park
Parka giderim
kurulmak
bir yere rahatça yerleşip oturmak
You can park yourself on the couch
Koltuğa kurulabilirsin
riske atmak
Sahnedebir şeyi tehlikeye atmak
Don't risk your life
Hayatını riske atma
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
Smoking is a health risk
Sigara içmek bir sağlık riskidir
Risk
oyuncuların bölgeleri fethetmeye çalıştığı bir strateji oyunu
We played Risk last night
Dün gece Risk oynadık
çok
Sahnedebüyük miktarda veya sayıda
I have a lot of work to do
Yapacak çok işim var
arsa
küçük bir toprak parçası
He bought a parking lot
Bir otopark alanı satın aldı
kader
kişinin hayatındaki yazgısı
This is my lot in life
Bu benim hayattaki kaderim
kader
bir kişinin içinde bulunduğu durum veya hayat koşulları
He accepted his lot in life
Hayatındaki kaderini kabullendi
sıklıkla
birçok kez veya sıkça
I see him a lot
Onu sıklıkla görürüm
grup
bir insan topluluğu
That is a loud lot
O gürültülü bir grup
çok miktarda
büyük bir sayı veya miktar
We have a lot of time
Çok miktarda vaktimiz var
az miktarda
küçük bir sayı veya miktar
That is a lot less
O az miktarda
fazlasıyla
büyük ölçüde
I like it a lot
Onu fazlasıyla seviyorum
ev
Sahnedeinsanların yaşadığı bina
I live in a big house
Büyük bir evde yaşıyorum
at
Sahnedebinmek için kullanılan büyük bir hayvan
I ride a horse
Ata biniyorum
beygir gücü
motor gücü birimi
The car engine has 300 horse
Araba motoru 300 beygir gücünde
hâlâ
Sahnedeşimdiye kadar veya şu an devam eden
I am still waiting
Hâlâ bekliyorum
hareketsiz
hareket etmeyen
Stand still
Hareketsiz dur
yine de
söylenenlere rağmen
It was raining, but he still went out
Yağmur yağıyordu ama yine de dışarı çıktı