

The Walking Dead — 7. Sezon Bölüm 3
Kelimeler ve anlamları
267 kelime
Seviye
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
tamam
kabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
tamam
birinin kabul edip etmediğini ya da anlayıp anlamadığını kontrol etmek için kullanılan ifade
Okay?
Tamam mı?
bitirmek
Sahnedebir şeyi sona erdirmek
We will wind up the meeting soon
Toplantıyı yakında bitireceğiz
kendini bulmak
sonunda belirli bir durumda olmak
We wound up getting lost
Sonunda kaybolduk
kurmalı
sıkılaştırılan bir yay ile çalışan
He has a wind up toy
Kurmalı bir oyuncağı var
şaka
birini kandırmak için yapılan eğlenceli oyun
That was just a wind up
Bu sadece bir şakaydı
sinirlendirmek
birini gergin veya heyecanlı hissettirmek
Don't wind him up before the test
Sınavdan önce onu sinirlendirme
dahil olmak
bir işin veya durumun içine girmek
He did not expect to wind up in this debate
Bu tartışmaya dahil olmayı beklemiyordu
bacak
Sahnedeyürümek için kullanılan vücut bölümü
My leg hurts
Bacağım ağrıyor
etap
uzun bir yolculuğun veya etkinliğin bir bölümü
This is the final leg of the trip
Bu yolculuğun son etabı
afiyet olsun
Sahnedeyemek yiyen birine söylenen iyi dilek sözü
Bon appetit
Afiyet olsun
eskiden yapmak
Sahnedegeçmişte düzenli olarak yapılan ama artık yapılmayan eylemler için kullanılır
I used to swim every day
Eskiden her gün yüzerdim
alışkın
bir durumu önceden deneyimlediği için ona aşina olma
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım
sorun
Sahnedebaşa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
olumsuz
Sahnedekötü veya pozitif olmayan
He has a negative attitude
Olumsuz bir tavrı var
negatif
sıfırdan küçük değer veya yük
This number is negative
Bu sayı negatif
olumsuz
olumlu olmayan veya hayır anlamına gelen
He gave a negative answer
Olumsuz bir cevap verdi
kolay
Sahnedeyapılması veya anlaşılması zor olmayan
This math test was easy
Bu matematik sınavı kolaydı
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
rahat
endişeli olmayan ve sakin
She has an easy personality
O rahat bir kişiliğe sahip
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
vurmak
Sahnedebir sopayla topa vurmak
He can bat the ball
Topa vurabilir
yarasa
gece çıkan küçük uçan bir memeli
The bat flies at night
Yarasa gece uçar
kırpıştırmak
hızla sallamak veya çırpmak
She batted her eyelashes
Kirpiklerini kırpıştırdı
Bat Mitzvah
Yahudilikte kız çocukları için ergenliğe giriş töreni
She had a Bat Mitzvah
Bat Mitzvah töreni yaptı
yakın
Sahnedekısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
kapatmak
bir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
kuşatmak
etrafını sarıp yakalamak
The police close on the suspect
Polis şüphelinin etrafını sarar
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
tam
doğrudan ya da kesin bir biçimde
The hotel is right beside the station
Otel istasyonun tam yanında
dikkat etmek
Sahnedebir şeye dikkatini vermek veya fark etmek
Please take notice of the signs
Lütfen işaretlere dikkat edin
dikkat etmek
bir şeye dikkatini vermek
You should take notice of the rules
Kurallara dikkat etmelisin
dikkat etmek
bir şeye odaklanma veya özen gösterme eylemi
The teacher asked the class to take notice
Öğretmen sınıftan dikkat etmelerini istedi
farkına varmak
bir şeyin varlığını görme veya anlama durumu
She did not take notice of the mess
Dağınıklığın farkına varmadı
ihtarname
yasal işlem başlatılacağını bildiren resmi yazılı uyarı
He received a formal take-notice for the unpaid debt
Ödenmemiş borç için resmi bir ihtarname aldı
geçmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin yanından gitmek
He passed the car
Arabayı geçti
geçiş belgesi
bir yere girmenizi sağlayan resmi belge
I have a security pass
Güvenlik kartım var
geçmek
bir sınavda veya testte başarılı olmak
I passed the exam
Sınavı geçtim
demode
artık modası geçmiş olan
This hat is passé
Bu şapka demode
deneme
bir şeyi yapmaya yönelik tek bir girişim
He made one pass at the task
Görevi bir kez denedi
hastalık
Sahnedehasta olma durumu
He missed school because of sickness
Hastalık nedeniyle okula gitmedi
güve
Sahnedegece ortaya çıkan uçan bir böcek
The moth is attracted to the light
Güve ışığa çekilir
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
aksi takdirde
eğer böyle olmazsa
Hurry up, else we'll be late
Acele et, yoksa geç kalacağız
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
birisi
Sahnedebelirsiz veya bilinmeyen bir kişi
Someone is at the door
Kapıda biri var
harika vakit
Sahnedeçok keyifli bir deneyim
I had a blast at the party
Partide harika vakit geçirdim
patlama
hava veya enerjinin ani ve gürültülü patlaması
The blast broke the windows
Patlama pencereleri kırdı
son ses çalmak
müziği çok yüksek bir sesle çalmak
They are blasting music in the car
Arabada son ses müzik çalıyorlar
patlamak
aniden yüksek ses çıkarmak
The car horn blasted suddenly
Arabanın kornası aniden yüksek ses çıkardı
kedi
Sahnedeküçük tüylü bir evcil hayvan
The cat is sleeping
Kedi uyuyor
ağız
Sahnedeyemek yemek ve konuşmak için kullanılan yüzdeki açıklık
Open your mouth
Ağzını aç
sessizce söylemek
ses çıkarmadan dudaklarını hareket ettirmek
She mouthed the words
Kelimeleri sessizce söyledi
doyurulacak ağız
beslenmesi gereken kişi
We have another mouth to feed.
Doyurmamız gereken bir ağız daha var.
ağız
bir şeyin içine girilen ya da içinden çıkılan açıklık
The bottle has a wide mouth
Şişenin ağzı geniş
-dığı sürece
Sahnedebir durumun gerçekleştiği müddetçe
You can stay as long as you are quiet
Sessiz olduğun sürece burada kalabilirsin
sürece
bir şeyin devam ettiği zaman dilimi boyunca
I can wait as long as you need
İhtiyacın olduğu sürece bekleyebilirim
haydut
Sahnedegenellikle bir çetenin parçası olan şiddet yanlısı kişi
The thug stole the man's wallet
Haydut adamın cüzdanını çaldı
zeki
Sahnedehızlı zekaya sahip olan
He is a smart student
O zeki bir öğrenci
sızlamak
keskin bir acı vermek
My eyes began to smart
Gözlerim sızlamaya başladı
akıllı
mantıklı ve doğru karar veren
It was a smart choice
Bu akıllıca bir seçimdi
şık
iyi giyimli veya temiz görünüşlü
He looks very smart in his suit
O takım elbisesiyle çok şık görünüyor
düşünmek
Sahnedefikir oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think about it
Bunu düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir şeyi dikkatlice değerlendirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
takılmak
Sahnedebirileriyle boş vakit geçirmek
I like to hang with my friends
Arkadaşlarımla takılmayı seviyorum
kavrayış
bir işin nasıl yapılacağını anlama becerisi
I finally got the hang of this game
Sonunda bu oyunun inceliğini kavradım
asarak öldürmek
birinin boynuna ip geçirerek yaşamına son vermek
The killer hanged his victim
Katil kurbanını asarak öldürdü
asmak
bir şeyi düşmemesi için yüksek bir yere tutturmak
I will hang the painting on the wall
Tabloyu duvara asacağım
ortada bırakmak
birini zor bir durumda yardımsız bırakmak
They hung me out to dry
Beni ortada bıraktılar
asmak
bir şeyi yüksek bir yere sabitlemek
Hang the coat on the hook
Montu kancaya as
asılı durmak
görülebilmesi için bir yüzeye tutturulmuş olmak
The painting hangs on the wall
Tablo duvarda asılı duruyor
takılmak
boş zamanı rahat bir şekilde geçirmek
Let us hang out tonight
Bu gece takılalım
asmak
boynuna ip geçirip kendini aşağı bırakarak yaşamına son vermek
He tried to hang himself
Kendini asmaya çalıştı
askıda kalmak
bir durumun kesinlik kazanmayıp belirsiz olması
The decision hangs in the balance
Karar hala askıda kalıyor
asmak
bir şeyin altından destek almadan havada asılı kalması
The painting hangs on the wall
Tablo duvarda asılı duruyor
seçenek
Sahnedeseçilebilecek şey
You have two options
İki seçeneğiniz var
seçenek
birkaç olasılık arasından tercih yapma imkanı
You have the option to leave early
Erken ayrılma seçeneğin var
kol
Sahnedeomuzdan ele kadar olan vücut bölümü
My arm hurts
Kolum ağrıyor
silahlandırmak
silah veya araç gereç sağlamak
The soldiers were armed
Askerler silahlandırıldı
silah
savaşta kullanılan ateşli veya kesici araç
He had to drop his arm
Silahını bırakmak zorunda kaldı
kol
büyük bir organizasyonun belirli bir iş alanıyla ilgilenen bölümü
This is the research arm of the company
Bu şirketin araştırma koludur
temel
Sahnedeesas olan veya gerekli bir taban oluşturan
This is a fundamental rule
Bu temel bir kuraldır
biraz
Sahnedeaz miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
kısa
Sahnedeboyu veya uzunluğu az olan
She has short hair
Onun saçları kısa
eksik
bir şeyin yeterli miktarda olmaması
We are short of time
Vaktimiz az
kısa
az süren
We had a short meeting
Kısa bir toplantı yaptık
şort
belden dize kadar uzanan giysi
He bought a new short
Yeni bir şort aldı
aniden
bir uyarı olmadan birdenbire
He stopped short when he saw the car
Arabayı gördüğünde aniden durdu
kısa
az sözle ifade edilen
The speech was very short
Konuşma çok kısaydı
sırt
Sahnedeinsan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
bekle
Sahnedekısa bir süre beklemek
Hang on a minute
Bir dakika bekle
bağlı olmak
bir durumun veya sonucun başka bir şeye dayalı olması
Success hangs on your hard work
Başarı senin sıkı çalışmana bağlı
asmak
bir şeyi bir yere sabitlemek
Hang on the poster here
Posteri buraya as
elinde tutmak
bir şeyi kaybetmeden saklamak
Please hang on to this receipt
Lütfen bu fişi elinde tut
peşinden koşmak
Sahnedebir şeyi elde etmek veya başarmak için çabalamak
You should go after your dreams
Hayallerinin peşinden gitmelisin
saldırmak
birini sert bir şekilde eleştirmek veya suçlamak
The critics went after his new book
Eleştirmenler onun yeni kitabına saldırdı
peşinden gitmek
bir şeyi yakalamaya veya elde etmeye çalışmak
You should go after your dreams
Hayallerinin peşinden gitmelisin
gülümsemek
Sahnedeağzını kıvırarak mutluluk belirtmek
She smiled at me
Bana gülümsedi
gülümseme
yüzdeki mutlu ifade
He has a beautiful smile
Onun güzel bir gülümsemesi var
gülümsemek
birine nezaket veya onay göstermek
Fortune smiled on the family
Şans aileye güldü
neyse
Sahnedeönemsemediğini belirtmek için kullanılır
Whatever, I don't care
Neyse, umurumda değil
ne olursa olsun
Sahnedesonucun fark etmediğini ifade eder
I will stay whatever happens
Ne olursa olsun kalacağım
herhangi bir şey
belirli olmayan bir şey
You can eat whatever you want
İstediğin herhangi bir şeyi yiyebilirsin
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
zor
Sahnedekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
alkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
sert
yumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sert
birine kaba veya katı davranan
The coach was hard on the team
Koç takıma karşı sert davrandı
kazanmak
Sahnedeçalışarak para veya ödül elde etmek
He earns a good salary
İyi bir maaş kazanıyor
aniden müdahale etmek
Sahnedebir durumu kontrol altına almak için aniden gelmek
The police swooped in to make the arrest
Polis tutuklamayı yapmak için aniden müdahale etti
kaka
Sahnedevücudun attığı katı atık
The dog left some crap on the carpet
Köpek halıya kaka yaptı
umursama
bir şeye gösterilen ilgi veya kaygı
I do not give a crap
Umurumda değil
çöp
düşük değerli veya kalitesiz şeyler
This movie is total crap
Bu film tamamen çöp
kötülemek
birisi veya bir şey hakkında çok olumsuz konuşmak
Do not crap on my work
Çalışmamı kötüleme
al ve git
Sahnedebeklemeden hızlıca alınıp çıkılabilen
Grab and go snacks are very convenient
Al ve git atıştırmalıklar çok pratiktir
borçlu olmak
Sahnedebirine para veya bir şey verme zorunluluğu
I owe you ten dollars
Sana on dolar borçluyum
dayandırmak
bir şeyi bir nedene bağlamak
He owes his success to hard work
Başarısını çok çalışmaya dayandırıyor
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
konuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
bilmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
Do you know the answer
Cevabı biliyor musun
bitirmek
Sahnedebir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
bitiş
bir olayın veya etkinliğin sonu
She is near the finish of her project
Projesinin bitişine yaklaştı
yüzey görünümü
bir yüzeyin son hali
The wood has a glossy finish
Ahşabın parlak bir yüzey görünümü var
Soru sormak
Sahnedebirinden bilgi almak amacıyla bir şey sormak
She wanted to question him about the project
Proje hakkında ona soru sormak istedi
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
yepyeni
Sahnedetamamen yeni ve hiç kullanılmamış
I bought a brand new car
Yepyeni bir araba aldım
çift
Sahnedebirlikte kullanılan iki eşyadan oluşan set
I have a pair of socks
Bir çift çorabım var
eşlemek
iki şeyi bir araya getirerek takım oluşturmak
I need to pair these socks
Bu çorapları eşlemem gerekiyor
çift
birbiriyle ilgili iki şeyden oluşan set
I bought a new pair of shoes
Yeni bir çift ayakkabı aldım
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
bak
dikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
yemek
SahnedeYiyecekleri ağza alıp yutmak
I eat an apple
Bir elma yerim
tutmak
Sahnedebelirli bir miktar para gerektirmek
It costs ten dollars
On dolar tutuyor
mal olmak
bir şeye mal olmak
This mistake cost him his job
Bu hata ona işine mal oldu
egzersiz
Sahnedesağlıklı veya güçlü kalmak için yapılan fiziksel aktivite
I do exercise every morning
Her sabah egzersiz yaparım
kullanmak
bir hakka sahip olduğunu belirtmek veya o hakkı kullanmak
You can exercise your right to vote
Oy verme hakkınızı kullanabilirsiniz
alıştırma
bir beceriyi geliştirmek için yapılan görev
I have to do this math exercise
Bu matematik alıştırmasını yapmam gerekiyor
kuralcı
Sahnedekuralların veya doğruluğun kesinlikle uygulanmasında ısrar eden kişi
He is a stickler for punctuation
Noktalama işaretleri konusunda çok kuralcıdır
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz olan
Everything will be fine
Her şey iyi olacak
güzel
göze hoş gelen veya çekici
She looks very fine today
Bugün çok güzel görünüyor
kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is a fine piece of work
Bu kaliteli bir iş
yeterli
kabul edilebilir veya yeterli olan
It is fine to stay here
Burada kalmak yeterli
geri gelmek
Sahnedebir yere veya bir kişiye geri dönmek
When will you come back?
Ne zaman geri geleceksin?
geri dönmek
bir dönem sonra yeniden popüler veya başarılı hale gelmek
Vintage clothes are coming back
Vintage kıyafetler yeniden popüler oluyor
yenilme
Sahnedebir yarışmayı veya oyunu kaybetme durumu
They are losing the match
Takımımız maçı kaybediyor
yitirme
bir şeyin yerini bulamamak
She is always losing her keys
O her zaman anahtarlarını yitiriyor
kaybetme
bir şeye artık sahip olamamak
He is losing his keys
O anahtarlarını kaybediyor
şişmek
Sahnedehava ile dolarak büyümek
The fish puffs up
Balık şişer
kural
Sahnedebir kılavuz veya yasa
Follow the rules
Kurallara uyun
yönetmek
bir şey üzerinde güce sahip olmak
The king rules the land
Kral ülkeyi yönetiyor
harika olmak
en iyi veya baskın olmak
This song rules
Bu şarkı harika
hüküm vermek
bir yasal davada resmi karar vermek
The judge will rule on the case
Yargıç dava hakkında hüküm verecek
yönetmek
bir ülke veya bölge üzerinde resmi yetkiye sahip olmak
The king used to rule the country
Kral eskiden ülkeyi yönetirdi
kural
ne yapmanız veya yapmamanız gerektiğini söyleyen ifade
You must follow the school rules
Okul kurallarına uymalısın
adet
olayların olağan veya normal durumu
Working late is the rule here
Burada geç çalışmak bir adettir
ilke
bir şeyin nasıl yapıldığını anlatan genel ifade
It is a fundamental rule of science
Bu bilimin temel bir ilkesidir
düzenleme
ne yapabileceğiniz hakkında resmi talimat
New safety rules were introduced
Yeni güvenlik düzenlemeleri getirildi
kural
bir yargıç veya yetkili tarafından alınan resmi karar
The judge made a strict rule
Yargıç katı bir kural koydu
berbat
Sahnedeçok kötü veya hoş olmayan
The movie was awful
Film berbattı
çok
çok fazla veya aşırı derecede
He has an awful lot of money
Çok fazla parası var
geri kalan
Sahnedegeride kalan kısım
I will do the rest tomorrow
Geri kalanını yarın yapacağım
dinlenmek
enerji toplamak için hareket etmeyi veya çalışmayı bırakmak
I need some rest
Biraz dinlenmeye ihtiyacım var
destek
bir şeyi tutan veya destekleyen nesne
He used a foot rest
Bir ayak desteği kullandı
söyledi
Sahnedebirine bilgi vermek
He told me the secret
Bana sırrı söyledi
söyledi
birine bir şeyi anlatmak veya bildirmek
She told me a secret
Bana bir sır söyledi
yakında olacak
Sahnedeçok geçmeden bir konuma gelecek olan
He is a soon to be father
O yakında baba olacak
müstakbel
yakında bir role sahip olacak kimse
She is my soon-to-be wife
O benim müstakbel eşim
evlenmek
Sahnedebirisiyle hayatını birleştirmek
They decided to marry last year
Geçen yıl evlenmeye karar verdiler
evlenmek
Sahnedebiriyle eş olmak
They want to marry soon
Yakında evlenmek istiyorlar
adamak
bir şeye kendini tamamen bağlamak
He married his life to music
Hayatını müziğe adadı
sevmek
Sahnedebirine karşı güçlü sevgi ve şefkat duymak
I love my family
Ailemi seviyorum
çok istemek
bir şeyi çok fazla istemek
I would love a cup of coffee
Bir fincan kahve çok isterdim
sevgili
sevdiğin kişi
My love is waiting for me
Sevgilim beni bekliyor
görmek
Sahnedebir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
görüşmek
biriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
anlamak
bir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
sonuna kadar götürmek
bir işi bitene kadar sürdürmek
I will see the project through
Projeyi sonuna kadar götüreceğim
gelmek
Sahnedebir yere ulaşma
The train is coming
Tren geliyor
gelecek
yakın zamanda olacak olan
The coming weeks will be busy
Gelecek haftalar yoğun geçecek
gelen
bir yerden bir yere doğru hareket eden
My friend is coming to my house
Arkadaşım evime geliyor
her yerde
Sahnedeher yerde veya her yere
I looked everywhere for my keys
Anahtarlarımı her yerde aradım
bunaltmak
Sahnedeçok fazla şey olduğu için başa çıkamaz hale gelmek
I am overwhelmed by work
İşten dolayı bunaldım
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
bozuk
Sahnededoğru çalışmayan
My phone is screwed up
Telefonum bozuk
berbat etmek
bir şeyi yanlış yaparak bozmak
I screwed up the test
Sınavı berbat ettim
sorunlu
birçok problem yaşayan
He is emotionally screwed up
Duygusal olarak sorunlu biri
çuvallamak
Sahnedebir işi yanlış yaparak hata yapmak
I screwed up the test
Testte çuvalladım
bozmak
bir şeylerin yanlış gitmesine neden olmak
Don't screw up this chance
Bu şansı bozma
beceriksiz
sürekli hata yapan kimse
He is a total screw-up
O tam bir beceriksiz
göz atmak
Sahnedebir şeye bakmak
Can you take a look at this
Şuna bir göz atabilir misin
incelemek
bir şeyi dikkatlice incelemek
Can you take a look at this
Buna bir bakabilir misin
açık renkli
Sahnedekoyu olmayan renk
I like light blue
Açık maviyi severim
yakmak
bir şeyi tutuşturmak veya yanmasını sağlamak
Light the candle
Mumu yak
hafif
ağırlığı az olan
This box is light
Bu kutu hafif
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
başarısız olmak
Sahnedebaşarısız olmak
He failed the test
Sınavda başarısız oldu
bozulmak
bir şeyin düzgün çalışmayı bırakması
The engine failed during the trip
Motor yolculuk sırasında bozuldu
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
sonlandırmak
bir şeyi durdurmak veya bitirmek
We had to kill the project
Projeyi sonlandırmak zorunda kaldık
harika
Sahnedeçok etkileyici veya çok iyi
This view is awesome
Bu manzara harika