

The Walking Dead — 7. Sezon Bölüm 5
Kelimeler ve anlamları
410 kelime
Seviye
yarı
Sahnedeoyunların veya maçların eşit iki bölümünden biri
The team played both halves well
Takım her iki yarıyı da iyi oynadı
yarı
tam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki yaşadığınız kişi
I am going out with my better half
Hayat arkadaşımla dışarı çıkıyorum
hissetti
Sahnededokunma veya duygu yoluyla fark etmek
I felt the cold wind
Soğuk rüzgarı hissettim
utandı
utangaç veya tuhaf hissetmek
He felt awkward at the party
Partide kendini tuhaf hissetti
keçe
preslenmiş yünden yapılan yumuşak kumaş
This hat is made of felt
Bu şapka keçeden yapılmıştır
kocaman
Sahnedeboyut veya miktar olarak çok büyük
He lives in a huge house
Kocaman bir evde yaşıyor
büyük
son derece önemli veya etkili olan
This is a huge decision for us
Bu bizim için büyük bir karar
hizmet
Sahnedebaşkaları için yapılan yardım veya iş
The service at this hotel is great
Bu oteldeki hizmet harika
ayin
resmi bir tören veya toplantı
We attended a church service
Bir kilise ayinine katıldık
bunu düşün
Sahnedebir konu üzerine derinlemesine düşünmek
I need time to think about it
Bunu düşünmek için zamana ihtiyacım var
kelime
Sahnedeanlamı olan tek bir dil birimi
I don't know this word
Bu kelimeyi bilmiyorum
tavsiye
kısa bir tavsiye veya bilgi
Let me give you a word of advice
Sana bir tavsiye vereyim
sömürge
Sahnedebaşka bir devlet tarafından yönetilen yerleşim alanı
India was once a British colony
Hindistan bir zamanlar bir İngiliz sömürgesiydi
koloni
aynı hayvan veya böcek türlerinin bir arada yaşadığı grup
Bees live in a large colony
Arılar büyük bir kolonide yaşar
puro
Sahnedekurutulmuş tütün yapraklarından yapılan tütün ürünü
He is smoking a cigar
O bir puro içiyor
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
ezmek
Sahnedebir taşıtla birine veya bir hayvana çarpmak
The car ran over the cat
Araba kediyi ezdi
hızlıca gitmek
bir yere çabucak gitmek
I will run over to your house
Evine hızlıca uğrayacağım
kısa süreliğine uğramak
bir yeri kısa süre ziyaret etmek
I will run over to see you later
Seni görmek için daha sonra kısa süreliğine uğrayacağım
ezmek
hareket halindeki bir aracın birine veya bir şeye çarpması
The car ran over a plastic bottle
Araba plastik bir şişeyi ezdi
ezmek
bir aracın birine veya bir şeye çarpıp üzerinden geçmesi
The car ran over my bike
Araba bisikletimi ezdi
çarpmak
bir aracın hareket halindeyken birine vurması
The truck ran over a pedestrian
Kamyon bir yayaya çarptı
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will run over to the shop
Dükkâna uğrayacağım
masa
Sahnedeüzerine eşya koymaya yarayan ayaklı mobilya
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ertelemek
bir konunun görüşülmesini sonraya bırakmak
We will table the proposal
Öneriyi erteleyeceğiz
duvar
Sahnedetaş veya tuğladan yapılmış güçlü yapı
The wall is made of brick
Duvar tuğladan yapılmıştır
bölme
bir alanı bölen veya kapatan dikey yapı
They put a wall in the room
Odaya bir bölme yaptılar
duvarla çevirmek
bir alanı duvarla çevrelemek
They walled off the area
Alanı duvarla çevirdiler
artık
Sahnedeartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
daha fazla
bir şeyden daha fazla miktarda
Would you like any more?
Biraz daha ister misin?
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
oran
Sahnedebir şeyin meydana gelme sıklığı
The birth rate is falling
Doğum oranı düşüyor
değerlendirmek
bir şeyin kalitesini veya değerini belirlemek
How do you rate this movie?
Bu filmi nasıl değerlendirirsin?
ücret
bir hizmet için alınan para miktarı
What is the hourly rate?
Saatlik ücret nedir?
hak etmek
bir şeye layık veya yeterli değerde olmak
He does not rate a promotion yet
Henüz terfi etmeyi hak etmiyor
cehennem
Sahnedeöfke veya vurgu belirtmek için kullanılır
Go to hell
Cehenneme git
cehennem
ölümden sonraki azap yeri
I don't believe in hell
Cehenneme inanmam
cehennem
büyük acı veya sefalet hali
Life was hell for him
Hayatı onun için cehennem gibiydi
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
mesaj
Sahnedebirine gönderilen bilgi veya ileti
I sent you a message
Sana bir mesaj gönderdim
mesaj atmak
birine bilgi iletmek
I will message him later
Ona daha sonra mesaj atacağım
kısa mesaj
telefona yazılı olarak gönderilen metin
He sent a message by phone
Telefondan bir mesaj gönderdi
mesaj
birine iletilen yazılı içerik
I received a short message
Kısa bir mesaj aldım
not
birine gönderilen yazılı bilgilendirme
Please leave a message
Lütfen bir not bırakın
konumlandırmak
Sahnedebir şeyi belirli bir yere koymak
Please position the camera carefully
Lütfen kamerayı dikkatlice konumlandırın
iş
ücretli çalışma görevi
She is looking for a new position
Yeni bir iş arıyor
görüş
bir konu hakkındaki düşünce biçimi veya yaklaşım
What is your position on this issue
Bu konu hakkındaki görüşün nedir
durum
bir kişinin içinde bulunduğu koşullar
They are in a difficult position
Onlar zor bir durumda
koridor
Sahnedebir binada odalara açılan uzun geçit
The bedroom is at the end of the hallway
Yatak odası koridorun sonunda
risk
Sahnedekötü bir şeyin olma ihtimali
Smoking is a health risk
Sigara içmek bir sağlık riskidir
riske atmak
bir şeyi tehlikeye atmak
Don't risk your life
Hayatını riske atma
Risk
oyuncuların bölgeleri fethetmeye çalıştığı bir strateji oyunu
We played Risk last night
Dün gece Risk oynadık
öğrenmek
Sahnedeçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
öğrenmek
bir durum hakkında haber almak
I learned that the meeting is postponed
Toplantının ertelendiğini öğrendim
parça
Sahnedebir bütünün küçük bir kısmı
I have a piece of cake
Bir parça kekim var
birleştirmek
ayrı parçaları bütün oluşturacak şekilde bir araya getirmek
I will piece these parts together
Bu parçaları birleştireceğim
sapasağlam
zarar görmemiş
The box arrived in one piece
Kutu sapasağlam ulaştı
adet
belirli bir türden tek bir nesne
I have two pieces of furniture
İki adet mobilyam var
yöntem
Sahnedebir şeyi yapma biçimi veya yolu
This is the best way
Bu en iyi yöntem
yol
Sahnedehareket edilen hat veya güzergah
I am on my way
Yoldayım
imkansız
bir şeyin gerçekleşemeyeceğini belirtmek için kullanılır
No way
İmkansız
çok
büyük bir miktarda veya derecede
It is way too expensive
Bu çok fazla pahalı
bugün
Sahnedeiçinde bulunulan gün
I am busy today
Bugün meşgulüm
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
erken
Sahnedebeklenenden daha önce gerçekleşen
I arrived early today
Bugün erken geldim
erken
bir zaman diliminin başlangıcına yakın
I woke up early today
Bugün erkenden uyandım
erken
şimdiki zamandan önceki bir vakitte
We arrived early
Erken geldik
sıyrılmak
Sahnedebir sorumluluktan veya işten kurtulmak
I want to get out of this meeting
Bu toplantıdan sıyrılmak istiyorum
kaçmak
bir yerden uzaklaşmak
You should get out of the house
Evden kaçmalısın
gizlice anlaşmak
Sahnedekötü bir amaçla gizlice iş birliği yapmak
The two companies colluded to fix prices
İki şirket fiyatları sabitlemek için gizlice anlaştı
odaklanmak
Sahnedebir şeye dikkatini vermek
Please focus on your work
Lütfen işine odaklan
sağlamak
Sahnedebirinin ihtiyacı olan bir şeyi vermek
The company provides free food
Şirket ücretsiz yemek sağlıyor
şartıyla
bir durumun gerçekleşmesi için gereken koşulu belirtir
You can go out provided you finish your homework
Ödevini bitirmen şartıyla dışarı çıkabilirsin
sağlamak
ihtiyaç duyulan bir şeyi vermek veya sunmak
The hotel provides free breakfast
Otel ücretsiz kahvaltı sağlıyor
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
bakmak
Sahnedegözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
aramak
birini ya da bir şeyi bulmaya çalışmak
I looked for my keys
Anahtarlarımı aradım
berbat
Sahnedeçok kötü veya düşük kaliteli
This movie is shit
Bu film berbat
kandırmak
birini kandırmak veya ona yalan söylemek
Are you shitting me
Benimle dalga mı geçiyorsun
siktir
öfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılan kaba bir söz
Shit, I forgot my keys!
Siktir, anahtarlarımı unuttum!
geçmek
Sahnedebir taraftan diğer tarafa hareket etmek
We will go through the tunnel
Tünelden geçeceğiz
yaşamak
zor bir durumla başa çıkmak veya deneyimlemek
She went through a hard time
Zor bir zaman geçirdi
incelemek
bir şeyi başından sonuna kadar dikkatlice okumak veya kontrol etmek
Please go through these documents
Lütfen bu belgeleri inceleyin
onaylanmak
resmi olarak kabul edilmek veya tamamlanmak
The contract finally went through
Sözleşme sonunda onaylandı
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
getirmek
bir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
büyütmek
bir çocuğa yetişkin olana kadar bakmak
They brought up three children
Üç çocuk büyüttüler
başını çevirmek
Sahnedebakmamak için yüzünü başka yöne çevirmek
He turned away from the light
Işıktan başını çevirdi
içeri almamak
birinin içeri girmesine izin vermemek
They turned the fans away at the door
Kapıdaki hayranları içeri almadılar
geri çevirmek
birini kabul etmeyi veya ona yardım etmeyi reddetmek
We cannot turn away those in need
Yardıma ihtiyacı olanları geri çeviremeyiz
gelmek
Sahnedebir yere ait olmak veya orada doğmuş olmak
I come from Turkey
Ben Türkiye'den geliyorum
zaman
Sahnedeolayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
çıkarlar
Sahnedetiyatro oyunlarında sahneden ayrılma
Exeunt the actors
Oyuncular çıkar
yürümek
Sahnedebir ayağını diğerinin önüne koyarak ilerlemek
She likes to walk in the park
O parkta yürümeyi sever
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
adım adım anlatmak
bir süreci aşama aşama tarif etmek
Let me walk you through the process
Süreci sana adım adım anlatayım
dağınıklık
Sahnededüzensiz veya kirli durum
This room is a mess
Bu oda çok dağınık
kurcalamak
düzeni bozmak veya sorun çıkarmak
Don't mess with the settings
Ayarları kurcalama
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
cep
Sahnedeeşya taşımak için kıyafete dikilmiş küçük torba
I have a coin in my pocket
Cebimde bir bozuk para var
cebe koymak
bir şeyi kendi cebine yerleştirmek
He pocketed the keys
Anahtarları cebine koydu
cep parası
elinde bulunan ve harcayabileceğin para
I paid for lunch out of my own pocket
Öğle yemeğini kendi cebimden ödedim
gömmek
Sahnedebir şeyle tamamen örtmek
The house was buried in snow
Ev kara gömüldü
ezmek
bir takımı büyük bir farkla yenmek
They buried the other team 5-0
Diğer takımı 5-0 ile ezdiler
gömmek
bir şeyi bulunamayacak bir yere koymak
The dog likes to bury its bone
Köpek kemiğini gömmeyi sever
gömmek
bir ölüyü toprağa koymak
They buried the body
Cesedi gömdüler
tepe
Sahnedeüstü düz olan yüksek arazi
The house is on a hilltop
Ev bir tepede
tepe noktası
bir tepenin en yüksek yeri
We reached the hilltop
Tepe noktasına ulaştık
mezar
Sahnedeölülerin gömüldüğü yer
He visited his grandfather's grave
Büyükbabasının mezarını ziyaret etti
ciddi
çok önemli veya tehlikeli
His condition is very grave
Durumu çok ciddi
yapacak
Sahnedegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
ancak
Sahnedebir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
uzağa
Sahnedebir şeyi başka bir yere taşımak
Put your toys away
Oyuncaklarını kaldır
durmaksızın
durmadan veya ara vermeden
He was working away
Durmadan çalışıyordu
uzakta
buranın uzağında
The city is far away
Şehir çok uzakta
uzakta
bir yerde bulunmama durumu
He is away for the weekend
O hafta sonu için uzakta
canlı
Sahnedehayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
bir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz olan
Everything will be fine
Her şey iyi olacak
güzel
göze hoş gelen veya çekici
She looks very fine today
Bugün çok güzel görünüyor
kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is a fine piece of work
Bu kaliteli bir iş
yeterli
kabul edilebilir veya yeterli olan
It is fine to stay here
Burada kalmak yeterli
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
tamam
birinin kabul edip etmediğini ya da anlayıp anlamadığını kontrol etmek için kullanılan ifade
Okay?
Tamam mı?
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
ilerleme
Sahnedeileriye doğru hareket veya gelişim
She is making progress in her studies
Çalışmalarında ilerleme kaydediyor
ilerlemek
bir hedef doğrultusunda ileri gitmek veya gelişmek
Science continues to progress
Bilim ilerlemeye devam ediyor
iyileşmek
Sahnedebir hastalık veya yorgunluk sonrası sağlığına kavuşmak
He needs time to recuperate after the surgery
Ameliyattan sonra iyileşmek için zamana ihtiyacı var
sağlamak
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
emin olmak
bir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
emin olmak
hiçbir şüphe duymamak
Make sure of the facts
Gerçeklerden emin ol
bahsetmek
Sahnedebir şeyden kısaca söz etmek
He didn't mention the price
Fiyattan bahsetmedi
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
başlamak
Sahnedebir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsatı olmak
bir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
geçen
şimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
belki
Sahnedebir şeyin doğru olabileceğini belirtmek için kullanılır
This is possibly the best way
Bu muhtemelen en iyi yol
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
kolay
Sahnedeyapılması veya anlaşılması zor olmayan
This math test was easy
Bu matematik sınavı kolaydı
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
rahat
endişeli olmayan ve sakin
She has an easy personality
O rahat bir kişiliğe sahip
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Can anyone help me?
Bana yardım edebilecek biri var mı?
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
karın
Sahnedegöğsün altındaki vücut bölümü
He has a pain in his abdomen
Karnında ağrı var
-sa bile
Sahnedebir şey ne olursa olsun gerçekleşeceğini belirtmek için kullanılır
I will go even if it rains
Yağmur yağsa bile gideceğim
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
istemek
Sahnedebir şeyi yapmayı dilemek
I wanna go home
Eve gitmek istiyorum
herhangi bir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
hemfikir olmak
Sahnedebiriyle aynı görüşü paylaşmak
We agree on this point
Bu noktada hemfikiriz
hemfikir olmak
birisiyle aynı düşünceye sahip olmak
I agree with you
Seninle hemfikirim
şeyler
Sahnedegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
eşyalar
kişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
tamamlamak
Sahnedebir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı
Sahnedebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
dışarı çıkarmak
bir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
düzenlemek
Sahnedeeşyaları planlı bir sırayla yerleştirmek
Lay out the tools on the table
Aletleri masanın üzerine diz
bayıltmak
birine vurarak bilincini kaybetmesini sağlamak
The boxer laid out his opponent with one punch
Boksör rakibini tek yumrukla bayılttı
uzanmak
bir yerde dinlenmek için yatmak
We spent the day laying out on the beach
Günü kumsalda uzanarak geçirdik
açıklamak
bilgiyi açık ve net şekilde sunmak
He laid out the details of the project
Projenin detaylarını açıkladı
küllük
Sahnedesigara külü ve izmaritleri için kullanılan küçük kap
Put the cigarette in the ashtray
Sigarayı küllüğe koy
gördü
Sahnedegözlerle algılamak
I saw a bird
Bir kuş gördüm
testereyle kesmek
dişli bir alet kullanarak kesmek
He sawed the wood
Odunu testereyle kesti
bahsi karşılamak
bir oyunda rakibin bahsine eşlik etmek
He saw the bet
Bahsi karşıladı
testere
kesmek için kullanılan dişli bıçaklı alet
Use the saw
Testereyi kullan
dışarıda bırakmak
Sahnedebir şeyi dahil etmemek
You left out an important detail
Önemli bir detayı atladın
açık renkli
Sahnedekoyu olmayan renk
I like light blue
Açık maviyi severim
yakmak
bir şeyi tutuşturmak veya yanmasını sağlamak
Light the candle
Mumu yak
hafif
ağırlığı az olan
This box is light
Bu kutu hafif
karar
Sahnededüşünerek yapılan seçim
It was a difficult decision
Zor bir karardı
karar
iki veya daha fazla olasılık arasından seçim yapma eylemi
He made a difficult decision
Zor bir karar verdi
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım