

The Walking Dead — 9. Sezon Bölüm 10
Kelimeler ve anlamları
399 kelime
Seviye
uyanık
Sahnedeuykuda olmayan
She is awake
O uyanık
uyanmak
uykudan uyanma eylemi
I awake early every day
Her gün erken uyanırım
koca
Sahnedeevli olunan erkek
My husband is a doctor
Kocam bir doktordur
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
çok
büyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
açık
Sahnedekapalı veya engellenmiş olmayan
The window is open
Pencere açık
açık fikirli
yeni bir şeyi değerlendirmeye hazır
I am open to suggestions
Önerilere açığım
açık
kapalı olmayan
The store is open now
Mağaza şimdi açık
açmak
kapalı veya engelli olan bir şeyi erişilebilir hale getirmek
Please open the door
Lütfen kapıyı aç
yenmek
Sahnedebirini veya bir şeyi mağlup etmek
They beat the champion
Şampiyonu yendiler
ritim
Sahnededüzenli tekrarlanan ses veya hareket
I like the beat of this song
Bu şarkının ritmini seviyorum
devriye bölgesi
bir polisin veya görevlinin düzenli olarak dolaştığı bölge
The officer walked his beat every evening
Memur her akşam devriye bölgesinde yürürdü
bitkin
çok yorgun
I am completely beat after work
İşten sonra tamamen bitkinim
topluluk
Sahnedeaynı yerde yaşayan insan grubu
Our community is very friendly
Topluluğumuz çok arkadaş canlısı
topluluk
belirli bir bölgede yaşayan veya ortak özellikleri olan insanlar grubu
He is an active member of our community
O topluluğumuzun aktif bir üyesidir
kaybetmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
yenilmek
bir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
bir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
anlayamamak
bir konuyu takip edememek
I lost you when you talked about science
Bilim hakkında konuştuğunda seni anlayamadım
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
beklemek
bir şeyin olacağını ummak ya da tahmin etmek
You are looking for trouble
Bela arıyorsun
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
bir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
bıçak
Sahnedebir şeyleri kesmek için kullanılan keskin araç
He sharpened his knife before cutting the rope
İpi kesmeden önce bıçağını biledi
bıçaklamak
birine kesici aletle saldırmak
He was afraid that someone would knife him
Birinin onu bıçaklamasından korkuyordu
oldukça
Sahnedeorta derecede
This task is pretty hard
Bu görev oldukça zor
güzel
bakıldığında hoş görünen
She is a pretty girl
O güzel bir kız
ağaç
Sahnedegövdesi ve dalları olan uzun bir bitki
The tree is tall
Ağaç uzun
ağaca tırmandırmak
bir hayvanı ağaca çıkmaya zorlamak
The dog treed the cat
Köpek kediyi ağaca tırmandırdı
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
bir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
yaşamak
Sahnedebir yerde ikamet etmek
I live in London
Londra'da yaşıyorum
yatılı
biriyle aynı evde yaşayan
They have a live-in nanny
Yatılı bir bakıcıları var
lojman kalmak
çalışılan binanın içinde ikamet etmek
The nanny lives in with the family
Bakıcı aileyle birlikte evde kalıyor
uzanmak
Sahnededinlenmek için vücudunu düz bir pozisyona getirmek
I want to lie down
Uzanmak istiyorum
uzanıp dinlenmek
yatay pozisyonda kısa süreli dinlenme
He needs a lie down
Onun biraz uzanıp dinlenmeye ihtiyacı var
tuğla
Sahnedeyapı yapmak için kullanılan sert blok
The wall is made of brick
Duvar tuğladan yapılmıştır
hazır beklemek
Sahnedebir şeyin olmasını veya talimat gelmesini beklemek
Please stand by for further information
Daha fazla bilgi için lütfen hazır bekleyin
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemeye devam etmek
I will stand by you
Senin yanında olacağım
seyirci kalmak
yardım edebilecek durumdayken hiçbir şey yapmamak
Do not just stand by while they fight
Onlar kavga ederken sadece seyirci kalma
binmek
Sahnedebir yere veya araca girmek
Get in the car
Arabaya bin
Engel olmak
Birinin yolunu kapatmak
Don't get in my way
Yoluma çıkma
aklına girmek
birinin zihnine veya düşüncelerine yerleşmek
That tune got in my head
O melodi aklıma girdi
iletişim kurmak
biriyle haberleşmek veya irtibat sağlamak
I need to get in touch with my boss
Patronumla iletişim kurmam gerekiyor
katılmak
bir grubun veya etkinliğin parçası haline gelmek
I hope to get in the team
Takıma katılmayı umuyorum
inşa etmek
Sahnedeparçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They build a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
vücut yapısı
bir kişinin vücudunun şekli ve boyutu
He has a strong build
Güçlü bir vücut yapısı var
artmak
bir şeyin zamanla daha büyük veya güçlü hale gelmesi
The excitement began to build
Heyecan artmaya başladı
oluşturmak
zamanla bir şeyi meydana getirmek veya kurmak
We want to build a strong team
Güçlü bir ekip oluşturmak istiyoruz
bina
duvarları ve çatısı olan büyük yapı
They built a large structure
Büyük bir yapı inşa ettiler
eğitim
Sahnedebirine bir şeyin nasıl yapılacağının öğretilmesi eylemi
He received instruction in piano
Piyano eğitimi aldı
öğretim
becerilerin öğrenilmesi veya öğretilmesi süreci
The school provides quality instruction
Okul kaliteli öğretim sağlıyor
talimat
birine ne yapacağını söyleyen yönergeler
Follow the instructions carefully
Talimatları dikkatlice izleyin
gibi gelmek
Sahnedebir şeyin öyle olduğu izlenimini vermek
That sounds like a good idea
Bu kulağa iyi bir fikir gibi geliyor
sesini andırmak
bir şeyle benzer ses çıkarmak
The wind sounds like a whistle
Rüzgar bir ıslık sesini andırıyor
sesi benzemek
başka birinin sesine benzer sese sahip olmak
You sound like your mother
Sesin annene benziyor
eylem
Sahnedebir kişinin yaptığı herhangi bir şey
This was a brave act
Bu cesurca bir eylemdi
yasa
devlet tarafından konulan resmi kural
The government passed a new act
Hükümet yeni bir yasa çıkardı
gösteri
izleyiciler için yapılan kısa süreli performans
The circus act was funny
Sirk gösterisi komikti
uğraşmak
Sahnedebirine şaka yapmak veya onu rahatsız etmek
Do not mess with my little brother
Küçük kardeşimle uğraşma
kafasını karıştırmak
birinin kafasını belirsizliğe veya karmaşaya sürüklemek
Do not mess with his head
Onun kafasını karıştırma
karıştırmak
bir şeye müdahale ederek sorunlara yol açmak
Do not mess with his computer
Onun bilgisayarını karıştırma
hizmet etmek
Sahnedebir masadaki kişilere yiyecek ve içecek getirmek
He waits on customers in the cafe
Kafede müşterilere hizmet ediyor
beklemek
bir olayın veya kişinin gelmesini beklemek
I will wait on the final report
Nihai raporu bekleyeceğim
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
anne
Sahnedekadın ebeveyn
I love my mother
Annemi seviyorum
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
sıra dışı
Sahnedeilginç bir şekilde şık ve modern
I love your funky glasses
Sıra dışı gözlüklerini çok sevdim
kötü kokulu
kötü veya tuhaf kokan
This cheese smells funky
Bu peynir kötü kokuyor
sıra dışı
ilginç bir şekilde garip veya farklı olan
She wears funky clothes
O sıra dışı kıyafetler giyiyor
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
başlamak
Sahnedebir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsatı olmak
bir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
sorun
Sahnedebaşa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
hap
Sahnedeküçük ve katı ilaç parçası
I take a pill every morning
Her sabah bir hap alırım
çekilmez kişi
can sıkıcı veya zor biri
He is such a pill
O çok çekilmez biridir
tüylenmek
kumaş yüzeyinde küçük topçuklar oluşması
This sweater tends to pill
Bu kazak tüylenmeye meyilli
dünya
Sahnedeüzerinde yaşadığımız gezegen
The world is round
Dünya yuvarlaktır
dünya
Sahnedebelirli bir alan veya varoluş
He lives in his own world
Kendi dünyasında yaşıyor
dünya
canlı olma ve deneyimlere sahip olma durumu
She brought a new baby into the world
O dünyaya yeni bir bebek getirdi
at
Sahnedebinmek için kullanılan büyük bir hayvan
I ride a horse
Ata biniyorum
beygir gücü
motor gücü birimi
The car engine has 300 horse
Araba motoru 300 beygir gücünde
incinmiş
Sahnedefiziksel veya duygusal acı hissetmek
He felt deeply hurt
Derinden incinmiş hissetti
incitmek
birine veya bir şeye fiziksel ya da duygusal zarar vermek
Don't hurt your brother
Kardeşini incitme
kırgın
üzgün veya alınmış hissetmek
She felt hurt by his words
Onun sözleri yüzünden kırgın hissetti
acıtmak
birine fiziksel acı vermek
Don't hurt your knee
Dizini acıtma
şehir merkezi
Sahnedebir şehrin ana iş merkezi
I work downtown
Şehir merkezinde çalışıyorum
önemli olmak
Sahnedebir şeyin değer veya önem taşıması
It does not matter to me
Bu benim için önemli değil
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
madde
eşyaların yapıldığı fiziksel temel
Everything is made of matter
Her şey maddeden yapılmıştır
mesele
ele alınması gereken önemli bir konu
This is a private matter
Bu özel bir mesele
yol
Sahnedebir şeyin hareket ettiği hat
The train is on the track
Tren rayın üzerinde
parça
bir albümde yer alan kayıtlı müzik eseri
This is my favorite track on the album
Bu albümdeki en sevdiğim parça
kayıt
bir şeyi hatırlamak için tutulan yazılı bilgi
I keep a track of my expenses
Harcamalarımın kaydını tutuyorum
atletizm
insanların koşu pistinde yarıştığı bir spor dalı
She runs track at school
O okulda atletizm yapıyor
yakında
Sahnedekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
tıbbi
Sahnedehastalık veya yaralanmanın tedavisi ile ilgili olan
She needs medical help
Tıbbi yardıma ihtiyacı var
bitmek
Sahnedesona ermek veya durmak
The movie ends now
Film şimdi bitiyor
son
bir şeyin son kısmı
This is the end of the road
Bu yolun sonu
uç
bir şeyin en uzak noktası
He stood at the end of the road
Yolun ucunda duruyordu
taraf
bir durumun belirli bir kişiye ait olan kısmı
Everything is fine on my end
Benim tarafımda her şey yolunda
yetişmek
Sahnedebir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yaptırmak
Sahnedebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yapmak
Sahnedebir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
açıklamak
Sahnedebir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this
Bunu açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır kılmak için bilgi vermek
Please explain the rules to me
Lütfen kuralları bana açıkla
ilerlemek
Sahnedeileriye doğru hareket etmek
Please proceed to the next room
Lütfen bir sonraki odaya ilerleyin
kaynaklanmak
bir yerden veya kaynaktan ortaya çıkmak
His success proceeds from hard work
Başarısı çok çalışmaktan kaynaklanıyor
gelir
bir etkinlik veya satıştan elde edilen para
All proceeds from the sale go to charity
Satıştan elde edilen tüm gelir hayır kurumuna gidiyor
devam etmek
bir şeye yapmaya sürmek
Please proceed with your work
Lütfen işinize devam edin
havalı
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
That car is so cool
O araba çok havalı
sakin
heyecanlı veya kızgın olmayan
Keep cool during the test
Sınav sırasında sakin kal
serin
sıcak veya ılık olmayan
The weather is cool today
Bugün hava serin
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
malzemeler
Sahnedebelirli bir amaç için gereken şeyler
We need more office supplies
Daha fazla ofis malzemesine ihtiyacımız var
sağlamak
ihtiyaç duyulan bir şeyi vermek veya temin etmek
The store supplies fresh fruit every day
Mağaza her gün taze meyve sağlar
köprü
Sahnedenehir veya yol üzerine kurulan yapı
The bridge is very long
Köprü çok uzun
brij
dört kişiyle oynanan bir kart oyunu
They play bridge every Friday
Her Cuma brij oynarlar
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
tam
doğrudan ya da kesin bir biçimde
The hotel is right beside the station
Otel istasyonun tam yanında
yakın
Sahnedekısa bir mesafede bulunan
My house is near the park
Evim parka yakın
neredeyse
gerçekleşmesine çok az kalması
It is near lunchtime
Neredeyse öğle yemeği vakti
yaklaşmak
bir şeye doğru gelmek
The runner nears the finish line
Koşucu bitiş çizgisine yaklaşıyor
dışarıdan
Sahnedebir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
dışarıda
Sahnedebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
ağız
Sahnedeyemek yemek ve konuşmak için kullanılan yüzdeki açıklık
Open your mouth
Ağzını aç
sessizce söylemek
ses çıkarmadan dudaklarını hareket ettirmek
She mouthed the words
Kelimeleri sessizce söyledi
doyurulacak ağız
beslenmesi gereken kişi
We have another mouth to feed.
Doyurmamız gereken bir ağız daha var.
ağız
bir şeyin içine girilen ya da içinden çıkılan açıklık
The bottle has a wide mouth
Şişenin ağzı geniş
yemin etmek
Sahnedeciddi bir söz vermek veya beyanda bulunmak
I swear to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğime yemin ederim
mal olmak
Sahnedebir şeye mal olmak
This mistake cost him his job
Bu hata ona işine mal oldu
tutmak
belirli bir miktar para gerektirmek
It costs ten dollars
On dolar tutuyor
seçmek
Sahnedebir şeyi almaya veya yapmaya karar vermek
I will go for the cake
Keki seçeceğim
geçerli olmak
bir durumun birisi veya bir şey için geçerli olması
The same rule goes for everyone
Aynı kural herkes için geçerlidir
hedeflemek
bir amaca ulaşmaya çalışmak
I will go for the win
Galibiyeti hedefliyorum
girişmek
bir şeyi elde etmeye veya yapmaya çalışmak
I will go for the top prize
Büyük ödül için girişiyorum
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı amaçlamak
We go for an early start tomorrow
Yarın erken başlamaya niyetleniyoruz
soğuk
Sahnedenezaket veya sevgi göstermeyen
He is a cold person
O soğuk bir insandır
soğuk
Sahnededüşük sıcaklık
The winter cold is harsh
Kış soğuğu serttir
soğuk algınlığı
burun akıntısı ve öksürükle seyreden hastalık
I have a cold
Soğuk algınlığına yakalandım
bilinçsiz
olan bitenin farkında olmayacak şekilde uyanık olmama durumu
He was knocked cold in the fight
Dövüşte darbe alıp bilinçsiz hale geldi
bebeğim
Sahnedesevilen birine hitap şekli
I love you baby
Seni seviyorum bebeğim
bebek
çok küçük çocuk
The baby is sleeping
Bebek uyuyor
mızmız
olgunlaşmamış gibi davranan kişi
Don't be such a baby
Bu kadar mızmız olma
yavru
çok genç hayvan
Look at that baby goat
Şu yavru keçiye bak
biliyordu
Sahnedebir durumu kavramış olmak
He knew the truth
Gerçeği biliyordu
paniklemek
Sahnedeaniden güçlü bir korku hissetmek
Don't panic
Panikleme
panikletmek
birine aniden şiddetli korku hissettirmek
The loud noise began to panic the animals
Yüksek ses hayvanları panikletmeye başladı
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
kokmak
Sahnedebir koku yaymak
The fish smells bad
Balık kötü kokuyor
koku
Sahnedeburunla algılanan özellik
I love the smell of rain
Yağmurun kokusunu seviyorum
kokusunu almak
bir kokuyu fark etmek veya tanımak
I can smell smoke
Duman kokusunu alabiliyorum
geri dönmek
eski bir konuma veya popülariteye yeniden kavuşmak
The trend began to smell again
Moda tekrar geri dönmeye başladı
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
konuşmak
birine sözlü olarak bir şeyleri anlatmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
çuvallamak
Sahnedebir işi yanlış yaparak hata yapmak
I screwed up the test
Testte çuvalladım
bozmak
bir şeylerin yanlış gitmesine neden olmak
Don't screw up this chance
Bu şansı bozma
beceriksiz
sürekli hata yapan kimse
He is a total screw-up
O tam bir beceriksiz
ancak
Sahnedebir durumu belirtirken karşıtlık bildirmek için kullanılır
I would go except I am tired
Giderdim ancak yorgunum
hariç
bir şeyi dahil etmeden
Everyone came except him
O hariç herkes geldi
göndermek
Sahnedebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
bir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
göndermek
bir şeyi veya birini bir yere ulaştırmak amacıyla yola çıkarmak
Please send the letter to my house
Lütfen mektubu evime gönder
alan
Sahnedebir yüzeyin veya boşluğun bir parçası
This is a quiet area
Burası sessiz bir alan
alan
belirli bir yer veya bölge
This is a play area for children
Burası çocuklar için bir oyun alanı
alan
bir konu veya durumun parçası
He is an expert in this area
O bu alanda bir uzmandır
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
şah mat
Sahnedesatrançta rakip şahın hareket edemez hale gelmesi
It is checkmate
Şah mat oldu
sürtük
Sahnedebir kadın veya kişi için kullanılan kaba bir kelime
He called her a bitch
Ona sürtük dedi
sızlanmak
memnuniyetsizliğini veya rahatsızlığını dile getirmek
Stop bitching about the weather
Hava hakkında sızlanmayı bırak
dişi köpek
dişi köpek
The bitch is guarding her puppies
Dişi köpek yavrularını koruyor
zorlu iş
zor ve can sıkıcı durum veya görev
Solving this problem is a real bitch
Bu problemi çözmek çok zorlu bir iş
hak etmek
Sahnedebir şeyi elde etmeye değer olmak
You deserve to be happy
Mutlu olmayı hak ediyorsun
burada
Sahnedebir yerin dışında veya uzağında
It is very cold out here
Burada hava çok soğuk
dışarıda
bir binanın veya kapalı alanın dışında
It is cold out here
Dışarısı çok soğuk
yine de
Sahnedebuna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
rağmen
bir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
yarı
Sahnedetam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
yarı
Sahnedeoyunların veya maçların eşit iki bölümünden biri
The team played both halves well
Takım her iki yarıyı da iyi oynadı
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki yaşadığınız kişi
I am going out with my better half
Hayat arkadaşımla dışarı çıkıyorum
kırmak
Sahnedebir şeyi parçalamak veya bozmak
Don't break the glass
Bardağı kırma
ara
aktiviteye verilen kısa mola
Let's take a break
Bir ara verelim
çiğnemek
bir kurala veya yasaya uymamak
Do not break the rules
Kuralları çiğneme
haber vermek
birine önemli bir bilgiyi açıklamak
She had to break the news to him
Haberi ona vermek zorundaydı
güvenli
Sahnedetehlikeden veya zarardan korunmuş
This is a secure location
Burası güvenli bir yer
elde etmek
bir şeyi çaba göstererek kazanmak
They managed to secure a loan
Bankadan kredi almayı başardılar
sabitlemek
bir şeyi hareket etmeyecek şekilde sağlamca tutturmak
Please secure the rope to the post
Lütfen halatı direğe sabitleyin
yani
Sahnedesöylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
giydirmek
Sahnedebirine kıyafet giydirmek
She helped clothe the baby
Bebeği giydirmesine yardım etti
giysi
vücudu örtmeye yarayan parça
He bought a new piece of clothing
O yeni bir kıyafet aldı
geri gitmek
Sahnedearkaya doğru hareket etmek
You need to back up the car
Arabayı geri gitmen gerekiyor
desteklemek
birine veya bir şeye destek olmak
I will back you up
Seni destekleyeceğim
tıkanmak
birikip hareket edemez hale gelmek
Traffic started to back up behind the truck
Kamyonun arkasında trafik tıkanmaya başladı
yedek
ihtiyaç duyulduğunda kullanılmak üzere saklanan kopya
I need a back up of this file
Bu dosyanın bir yedeğine ihtiyacım var
ayağa kalkmak
düştükten sonra tekrar ayağa kalkmak
He fell but backed up quickly
O düştü ama hemen ayağa kalktı
geri geri çıkmak
yukarı doğru geri gitmek
The truck backed up the hill
Kamyon yokuşu geri geri çıktı
yedeklemek
bilgisayar dosyalarının kaybolmaması için ek bir kopyasını oluşturmak
You should back up your files
Dosyalarını yedeklemelisin
yeniden çalıştırmak
bir sorundan sonra bir şeyi tekrar işler hale getirmek
Please back up the system after the error
Lütfen hatadan sonra sistemi yeniden çalıştırın
doğu
Sahnedebatının zıttı olan yön
The sun rises in the east
Güneş doğudan doğar